haber

haber kategorisindeki tüm yazılar

TRT den tarihi yanlışlık

Temmuz 20, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

 

 

Mirac Kandili Özel Programında TRT Mescid-i Aksa’da canlı yayın yapma izni aldı.Uzun zamandır canlı yayın izni vermeyen İsrail en sonunda TRT ye yayın izni verdi.İsrail izin verdi vermesine ama bu canlı  yayında dikkatlerden kaçan çok büyük bir fark ortaya çıktı.İşte TRT’nin siyonizmin oyununa düştüğünün göstergesi

TRT İsrail’den Şartlı İzin mi Aldı?

 Bilindiği üzere İsrail’in Kudüs’te Mescid-i Aksa’yı yıkma planları her geçen gün ortaya çıkıyor.Kazılarla yıkmayı planladığı Mescid-i Aksa’yı Müslümanlardan koparmak için uğraşıyor.Ancak müslümanların tepkisinin büyük olacağını bildiği için bu yıkıma doğrudan girişemeyen İsrail yaptığı oyunlarla müslümanları uyutmaya çalışıyor.

Bu oyunlardan birisi ve en önemlisi Mescid-i Aksa’nın Kubbetussahra ile karıştırılmasıdır. Bugün siyonizmin başarmaya yakın olduğu bu planı şöyle gözler önüne serebiliriz.

– Arama motorlarına Mescid-i Aksa yazdığımızda En başta Kubbetüssahra’nın çıkması.

– Evlerimize astığımız büyük resim panolarında Mescid-i Aksa diye bilinen ancak Kubbetüssahra’ya ait olan fotoğraflar.  

– Ve en önemlisi TRT’nin Mescid-i Aksa yayınını Kubbetüssahra’dan yapması.

TRT Bu Oyunun Parçası Olmamalı

Siyonizmbu planı gerçekleştirmek için elindeki bütün fırsatları kullanıyor.TRT’nin yayın izini alması müslümanlar için sevinici bir haber olmuştu.Fakat yayının başlaması ardından gördük ki TRT siyonizmin ekmeğine yağ sürüyor.Şimdi yapılması gereken TRT tarafından Mescid-i Aksa gerçeğinin açıklanmasıdır. Yoksa aksi halde Mescid-i Aksa ile Kubbetüssahra birbirine karıştırılacak ve Mescid-i Aksa yıkılsa bile hiç kimse inanmayacak siyonizm ise istediği amaca ulaşmış olacaktır.Bunun yapılmasına İslam alemi izin vermemelidir.Özellikle alet olmamalıdır.

İŞTE İSRAİL’İN KORKUNÇ MESCİD-İ AKSA PLANI

VİDEO İÇİN TIKLAYIN

 

Mescid-i Aksa Hakkında…. (Tıklayın)

Kubbetüssahra Hakkında….(Tıklayın)

 

haber alemi

 

Muhsin Yazıcıoğlu’nu Kaybettik…Üşüyoruz…

Mart 28, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Allah Teala rahmet eylesin…
Mekanı cennet olsun..
Allah cc. yakınlarına, milletimize ve sevenlerine sabır ihsan eylesin.
Amiiiin.
ÜŞÜYORUZ..
 

Çelik kanatları kırılınca
 
Demir kuşların
 
Anka kuşu gibi kanatlanır
 
Gelir sandık
 
Kardelen misali
 
Buzlar altından başını
 
İnatla uzatır
 
Kartal gözleri ile bakar diye
 
Çok umutlandık
 
Şimdi güller kan kırmızı
 
Dağlar kar beyaz
 
Matem sarmış Maraşı
 
Şimdi yasta Sivas
 
Yem etmemek için seni
 
Kurda kuşa
 
Dağıldık tüm memleket
 
Düze yokuşa
 
Eğildi başımız
 
Islandı seccadeler
 
Perişan halimizle
 
Rahmanın kapısına Dayandık
 
Bizden çok severmiş seni
 
Sonsuz sevgili
 
Açıldı göklerin penceresi
 
Uzandı rahmanın eli
 
Sen giderken rahmana
 
Karlar üşüdü
 
Biz yandık
 
Şimdi sen gül sunarken
 
Efendisine güllerin
 
Arkandan üşür
 
Şimdi sessiz
 
Şimdi sensiz güllerin..
 
 
 
Rahmetle..
 
HASAN MAHİR


İnna lillahi ve inna ileyhi râciûn…
   

 

 

 

 

Geçtiğimiz hafta ölümü anlatmıştı

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu, geçtiğimiz hafta Karaman ziyaretinde ölüm üzerine bir konuşma yaparak, “Hiç birimizin garantisi yok Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok” şeklinde konuşmuştu

Önceki gün 5 kişiyle birlikte bindiği helikopter düşen ve hala kendisinden haber alınamayan BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, 19 Mart günü partisinin Karaman Seçim Bürosu’nda şunları söylemişti:
“Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz Hiç birimizin garantisi yok Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok Yani, ruh bir saniyeliktir Küf dedi mi gitti Bunun da nerede geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil Bir saniyenize bile hakim değilsiniz Bir saniyesine bile hakim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz Dik duracağız, doğru gideceğiz Allah(cc)’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim Allah(cc)’ın izniyle, olsak da milletle olacağız Olmasak da, milletle olmayacağız Yarın ahirette Allah(cc), bize ‘Niye iktidar olmadın’ diye sormayacak Sorsa da ‘Vermediniz’ diyeceğiz”

Almanya’da İslam’a ilgi dörde katlandı

Mart 1, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

d3ac1d8902260292731e5ceny1Almanya’da genel kamuoyunda İslam hakkında olumsuz ön yargılara rağmen son bir yıl içinde Müslüman olan Alman sayısı dört misli arttı.

Alman Spiegel, küresel sorunların taarruzu karşısında bunalan Almanların çıkış yolu aradıklarını ve çözümü de Kur’an’a teslim olmakta bulduklarını yazdı.

Derginin haberine göre, pratisyen bir doktor olan Kai Lühr 2.5 yıl önce eşi ile birlikte İslam dinine geçti. Müslüman olduktan sonra adlarını Kai Ali Raşid ve Katrin Ayşa Lühr olarak değiştirdiler. 43 yaşındaki Kai Ali Raşid, cuma namazlarına Köln yakınındaki Frechen’deki camiye düzenli olarak gidiyor. Camide Faslılar, Filistinliler ve sonradan Müslüman olan Almanlarla birlikte namaz kılıyor. Caminin diğer Alman müdavimlerinden biri eski bir boksör, diğeri ise bir mühendis.

Lühn, “Bugünlerde herhangi bir camide, sonradan Müslüman olan en az birkaç Alman görebilirsiniz” diyor.

Almanya’daki İslami hayat ile ilgili yapılan bir çalışma, Kölnlü doktorun açıklamalarını doğruluyor. Çalışma sonuçları Spiegel’e göre oldukça şaşırtıcı. Çünkü İslam dini Almanya’da daha çok terörizmle, zorunlu evlilikler ve töre cinayetleri ile birlikte anılıyor. Dergiye göre, Temmuz 2004 ve Haziran 2005 arasında dört bin Alman İslam dinine geçti.

Almanya içişleri bakanlığının sponsorluğunda Almanya Müslüman Arşivi Müslüman Enstitüsü tarafından yapılan çalışmaya göre, bir önceki yıla kıyasla bir yıl içinde İslam dinine geçen Almanların sayısı dört misli arttı.

Üç yıl öncesine kadar Almanya’da ortalama 300 kişi İslam dinine geçiyordu. İslam dinine geçenlerin çoğu da, bir Müslüman ile evlenen Alman kadınlardı. Şimdi ise Almanlar sırf kendi özgür iradeleri ile İslam dinine geçiyorlar. Din değiştirenler arasında kadınların oranı yine de yüksek  fakat bunların arasında bir çok üniversite mezunu ve Kai Lühr gibi orta sınıf vatandaşlar da var.

Vaftiz edilen ve bir Hıristiyan olarak yetiştirilen Lühr, üniversite mezunu ve eczacılık konusunda uzmanlık kazandı. Geliri iyi. Profesyonel bir dansçı olan Katrin ile evlendi. Bir apartman dairesine yerleştiler fakat bir süre sonra bir şeyin eksik olduğunu hissetmeye başladılar. Lühr, çok ağır bir hasta geldiğinde bazen kendisini çok ümitsiz hissediyordu. Hıristiyanlık, Budizm ve Dalai Lama’ya ilgi duydu. Fakat aradığı cevapları bulamadı.

Almanya’da sonradan İslam dinine geçenleri inceleyen din sosyologu Monika Wohlrab-Sahr, “Doğuştan itibaren Müslümanlığı yaşayanlar daha liberal!” diyor.

Hamburglu bir avukat olan ve sonradan İslam dinine geçen Alman Nils Bergner, beş vakit namazını düzenli olarak kılıyor. Nils Bergner, Türk arkadaşı Ali Özkan ile birlikte çalışıyor. Ali Özkan da Müslüman. Birlikte camiye namaz kılmaya gidiyorlar. Ancak sadece Nils Bergner’in çalışma ofisinde düzenli olarak katlanmış bir seccade bulunuyor. Özkan ise, “Yapamıyorum. Sabah namazı sabah 6’da. Çok erken” şeklinde konuşuyor.

İki arkadaş yakınlarda bir gece yemeğine davet edildiler. Yemekte likör katkılı bir İtalyan tatlısı olan tiramisu da vardı. Bergner, alkol olduğu şüphesi ile tatlıyı yemekten çekinince, Özkan, “Ciddi olamazsın. Devam et, haydi ye. Bu sadece bir tadlandırıcı” şeklinde konuşmuş fakat Bergner tatlıya yine de hiç dokunmamış.

1979’da İslam dinine geçene kadar Protestan bir papaz olan Berlinli imam Muhammed Herzog, “İslam dinine geçenlerin pek çoğu Hıristiyan. Ancak bir yerde dinleri hakkında şüphe duymaya başlıyorlar. İmamlık ettiğim camide İslam dinine geçen Almanca konuşanların sayısı farkedilir şekilde artıyor. Herzog, 10 yıl önce yılda ortalama 50 kişi İslam dinine geçerken, şimdi bunun iki misli arttığını kaydederek “Önceden ateist olup da sonradan İslam dinine geçenlerin sayısı çok nadir” dedi.

Lühr, Alfa Romeo GT otomobilinin bagajında devamlı olarak seccade bulunduruyor. Batı toplumunda değerlerden bir düşüş olduğunu söyleyen Lühr, “İslam’da değerlerin hep bir karşılığı vardır” ifadesini kullanıyor.

 

dunyabulteni.net

Cep telefonunuzun gizli özellikleri

Nisan 10, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Cep telefonunuzun gizli hunerlerini biliyor musunuz?

Eger telefonunuz kapsama alani disindaysa, ve acil bir durum var ise, 112 cevirin. Varolan herhangi bir network bulunup, yardim isteyebilirsiniz.Daha enteresani,tus takımınız kilitli olsa dahi,112 cevrilebilir

EGER UZAKTAN KUMANDALI ARAC ANAHTARINIZI ARACINIZDA KILITLI UNUTURSANIZ

Aracinizin yedek anahtari baska birinde varsa, ( aradaki mesafe ne olursa olsun) o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25-30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf da yedek anahtarin acma dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede tutarak) basin. Kapiniz acilacaktir. Bagaj icin de gecerlidir.

GIZLI PIL GUCU

Eger cep telefonunuzun pili cok dusukse ve acil bir telefon bekliyor iseniz; Nokialar, rezerve pile sahiptir. *3370# tuslarina
basarak,telefonunuz u, rezerv pille calisir hala getirebilirsiniz.Cihaziniz pil seviyesinde % 50 artis gösterecek ve telefonunuzu sarj ettiginizde, rezerv piliniz de tekrar dolacaktir..

www.dervisler.net

Kopyala/yapıştır- evlilikler

Nisan 7, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Aile terapilerinde dikkatimi çekmeye başladı. Çiftler, birbirine karşı daha az ilgi duymaya, daha az sevgi beslemeye, daha az tahammül göstermeye, daha az saygılı olmaya; bunların yanında birbirine karşı daha fazla öfke duymaya, daha fazla incitici tavır sergilemeye, daha fazla sert eleştiriler yapmaya, daha fazla rencide edici sözler söylemeye başladı.

Geçen gün yanımda bir çift varken aklıma geldi. Onlara söylediğim şeyleri sizler için de kaleme dökeyim dedim. Umarım işinize yarar sevgili okurlar.

Herkes bilgisayarının başında bu yazıyı okuduğuna göre, bilgisayar dilinde bir giriş yapmak kalıcı olur sanırım: Bence “Kopyala/Yapıştır” algılaması gelişti insanların zihninde. Herkes birbirinin evliliğine bakarak, kendi ailesi için aynı şeyleri istemeye başladı! Orda yaşananları kopyala, bizim eve yapıştır.

Bu yanlış! Şöyle ki; komşusunun kocası akşamları eve erken geliyor, çocuklarına ders çalıştırıyorsa; Nermin Hanım eşiyle tartışmaya başlıyor. “Milletin kocası erkenden eve gelip çocuklarına ders çalıştırıyor! Sen niye yapmıyorsun?” diye. Eşinin içinde bulunduğu ve belki de gerçekten imkansızlıkların sorgulamasını yaptığının farkında olmaksızın. Çalışma saatleri ve mesai durumlarını bildiği halde.

Ya da etraftaki bayanlara bakarak, kendi eşinden soğumaya başlıyor. Evlenmemiş, hiç doğum yapmamış bir bayanın bedeniyle; kendisine dört tane evlat armağan eden eşinin yıpranmış vücudunu kolaylıkla kıyaslayabiliyor. Ve tehdit bile edebiliyor hiç rahatsızlık hissetmeden: “Bu kiloları vermezsen seni boşarım. Karnındaki yağları gözüm görmesin sakın” şeklinde.

Veya en çok moda olan durum… aynı zamanda benim en fazla itiraz etmeye başladığım nokta: “Biz geçmişte görücü usulü evlenmiştik. O zamanın şartlarında kabul etmiştim eşimi. Şimdi istemiyorum onu. Hata etmişim. Gönlüm geçti. (bayanlar için genel şikayet şekli) o zamanlar evden kurtulmak için evlenmiştim/ (erkekler için genel söylem) o dönemlerde harama el uzatmamak için üstün körü yapılmış bir seçimdi” gibi.

Görücü usulü veya anlaşarak fark etmez. Evlilik evliliktir. Evliliğin hangi yolla daha sağlıklı gelişeceğine dair fikir yürütmek de yanlıştır bence. Çünkü nice evlilik var yıkılıyor… evlenme yolları görücü usulü ve anlaşarak evlilik şeklinde… nice evlilik var gayet güzel ilerliyor… evlenme yolları yine görücü usulü ve anlaşarak evlilik şeklinde.

Önemli olan bir evliliğin nasıl başladığı değil; hangi ihtiyaçtan yola çıktığı ve ilişki kurulduktan sonraki dönemde “süreç”in nasıl işlediğidir. Görücü usulüyse, eşimize kötü mü davranacağız ya da anlaşarak evlendik diye kişinin yaptığı kasıtlı ve incitici hatalara göz mü yumacağız? Doğru olan, insanların kendi dönemlerinde, kendi yaşam şartlarında, kendi iç ihtiyaçlarına karşılık gelecek düzgün ilişkiyi kurabilmesidir. Bu kurgunun yolu ister “vesile” ile olur, ister “ani karşılaşmalar” ve belki “beklenmedik gelişmeler” biçiminde.

“O zaman bilememişim, şimdi bakıyorum insanlara ne güzel kendi keyiflerine göre eş seçiyorlar” demek, “Ben kendi seçimlerimin, kendi iç ihtiyaçlarımın, kendi çözümlerimin farkında değilim. Kim ne yaparsa aynısını yaparım. Bugün bunu yaparım, yarın da bundan rahatsız olur başka bir şey yaparım” demektir. Bu da teknik olarak hatalı bir anlayıştır.

Çünkü… çünkü sevgili okurlar… bugünün şartlarıyla, bugünün bize yaşattığı yeni algılama biçimleriyle, bugünün getirdikleriyle geçmişi sorgulamak hatalıdır. Geçmişin kendi içinde, kendi şartları vardı. Evet… bir çoğumuz geçmişte, o günün şartlarını değerlendirerek pek çok kararlar vermek zorunda kaldık. Aldığımız kararların bazıları bizi mutlu etti bazıları bizi üzdü. Ama dönüp de karar aldığımız güne lanet okumak, aldığımız kararı kıyasıya eleştirmek iyi değil. O dönemde yapılabilecekler arasında en iyisini yaptığınızı düşünmeniz gerekir. Bu düşünce şekli aynı zamanda bizi depresyona girmekten korur. Geçmişte insanlar bir masa bir sandalyeye gelin gidiyordu, günümüzde maşallah bir iğneleri bile eksik olmadan evleniyorlar. Annelerimizin başlarını duvara mı vurması gerek bu durumda ucuza gittikleri için? Elbette hayır. Geçmişin yaşam şartları öyleydi, bugün farklı.

Komşunun kızı geçen hafta dayalı döşeli bir eve gelin gitti diye, insan kendi yirmi yıllık kocasından soğur mu? Soğumamalı elbet. Ama kişi soğuyorsa, aslında orada eşyadan daha önemli eksikler var demektir. Eşiyle arasında yeterince doyumlu bir ilişki oluşamamış demektir. Eşyanın arkasına gizlenmiş, duygusal açlıklar hat safhada demektir.

Şunu vurgulamadan geçemeyeceğim: Gerçek evliliklerin, gerçek ilişkilerin bu ve benzeri sorunları olmaz. Pişmanlıklar, kahretmeler yaşanmaz. Günlük tatlı ve çözülebilir zorluklar olur o kadar.

Bunun yanında iyi başlayan, güzel hayallerle kurulan evlilikler de vardır ki çeşitli gerekçelerle devam edemeyebilir. Burada söylemek istediğim, evliliği bitirme gerekçelerinizin sudan sebepler olmaması. Zamanın trendlerine uyarak, moda haline gelen sorunlarla ilişkilerinizi yıkmayın lütfen.

Onun kocası öyle yapıyor diye sizinkinin de aynısını yapması gerekmez. Birinin hanımı şöyle yapıyor diye, kendi eşinizden aynı şeyleri birebir bekleyemezsiniz. Herkes birbirinin aynısı davranacak olduktan sonra, Ahmet’le ya da Mehmet’le evlenmenin ne farkı olacaktı ki? Hepsi aynı fabrikadan çıkmış davranışlar sergileyecekse eşiniz Ayşe veya Fatma olmuş ne çıkar?

Oysa ki…! oysa ki her evlilik kendi sürecini doğurur sevgili okurlar. Her ilişki kendi “iç yaşam kuralları”“kendisi” belirler. Her evliliğin, her ilişkinin kendi iç ihtiyaçları zaman içinde belirir ve bu ihtiyaçları giderme yöntemleriyle birlikte yeni bir yapılanma oluşur. Böylece bizim ailenin yaşadıklarıyla, sizin ailenin yaşadıkları birbirinden farklı olur. Basmakalıp davranış örüntüleri hayatımıza giremez bile.

Bir önceki yazıda da söylemiştim ya iyi ki müslümanız diye. Kur’an’a tabi olup ayetleri bol bol okuyanlar bilirler. Şeytan’ın ilk işi Hz.Adem İle Hz.Havva’nın arasına girip, birbirleriyle olan diyalog kopukluklarından istifade ederek ve sanki onlar için dostluk ediyormuş gibi davranarak, yasak ağaca yaklaşmalarını sağlamak olmuştur. Yani enteresandır, şeytanın ilk vukuatı, eşlerin arasına girmek olmuştur.

İkinci vukuat yine aileye yönelik. Cennetten kovulduktan ve kendisine süre verilenlerden olduktan sonra; kardeşlerin arasına nifak sokmak ve birisini diğerine karşı kışkırtarak “ilk kan”ın dökülmesine vesile olmak.

Bizler inanıyorsak bilmeliyiz ki şeytan boş durmuyor. Trenler değiştiyse şeytanın hileleri de değişti! Artık öbür kadınları erkeklere daha güzel gösteriyor, daha bakımlı, daha düzgün fizikli…! Öteki erkekleri daha iyi koca gösteriyor, daha ilgili, daha sevgili, daha romantik…! Ya da evlilikten soğutuyor ki işini kolay yapsın. Şeytan bile biliyor ki yalnız bir insanın depresyona girmesi, ailesiyle mutlu ve huzurlu yaşayan bir insana göre çok daha kolay. İnsanı yok etmek, toplumları mahvetmek için, öncelikle kişileri “yalnız bireyler” haline getirmek zorunda. Aile çökünce, toplumun çöküşü de daha kolay. O zaman bence herkes aklını başına alsın ve bu gidişata bir dur desin. Her erkek, öteki bayana gösterdiği şirinliği ve saygıyı evdeki kendi eşine gösterse, her bayan eşinden beklediği ilgi ve şefkati, kendisi öncelikle kocasına gösterse niye birbirlerinden kopsunlar ki?

Özetle diyorum ki “Kopyala/Yapıştır” evlilik olmaz! İki insan bir araya gelecek ve kendi ailesini ikisi birlikte oluşturacak. Kendi ailesinde, kendi ürettikleri güzellikleri yaşayacaklar.

Başkalarının yaşadıklarını kopyalamaya harcayacakları enerjiyi, birbirlerini keşfetmeye ve birbirlerini mutlu etmeye harcasalar ne sorun kalır ne pişmanlık zaten… (bir sonraki yazıda devam edeceğiz)

Sevgiyle -ve kendi ailenizle- kalın…

Mehtap Kayaoğlu(Dn.Psikolog&Psikoterapist)

Bazı gıda ve kozmetik ürünlerinde bulunabilen katkı maddeleri

Kasım 14, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

 1 BEBEK MAMASI E332, E333, E508, whey*(peynir altı suyu),sukroz,laktoz,kalsiyum pantotenat,taurin, inositol*, vitaminler*
 2 BİSKÜVİ E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
 3 CİPSLER E471*, E475*, E481*, E482*
 4 ÇİKLET E101*, E102*, E120**, E141*, E296, E320*, E322*, E330, E420, E421, E422*, E464, E950, E951*, E965, fenilalinin, glukonatlar
 5 ÇİKOLATA ŞEKERLEME E322*, E432*, E433*, E471*, E472*, E476*, E491*, E492*, E493*, E494*, E495*, E434*, E435*, E436*
 6 DİŞ MACUNU Sodyum bikarbonat, gliserin*, Hidratlanmış slikat, sorbitol, tetrasodyum pirofosfat, PEG-6, PEG-32, Sodyum laurilsülfat, Aroma*, selüloz gum, Sodyum florid, Sodyum sakkarin, cl77891, Cl58000, Titanyum dioksit, kalsiyom glukonat, formaldehit, tri sodyum fosfat, dikalsiyum fosfat dihidrat, mono floro fosfat
 7 DONDURMA E441**, E471*, E481*
 8 EKMEK  E170*, E282, E300, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E471*, E472*e, enzim karışımı*,
 9 GAZOZ  E202, E211*, E290, E300, E330
10 HAMUR KABARTMA TOZU  E450a, E500
11 HAZIR ÇORBA E100*, E150, E330, E412, E621*, malto dekstrin, peynir altı suyu*
12 HAZIR KEK E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
13 JÖLE E100*, E162*, E297, E331, E441**
14 KAHVE KREMASI E341*,E469, E471*, E472*
15 KETÇAP E202, E211*, E300, E412
16 KOLA E150, E338, kafein
17 KREM ŞANTİ E160*, E339*, E340, E407*, E433*, E435*, E471*, E472*, E475*, E932
18 LOKUM E102*, E110*, E124*, E132*
19 MARGARİN E160a*, E202, E270*, E322*, E330, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472b*, E472c*, E475, E476, E477, vitaminler*
20 MAYONEZ E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472c*, E472*e
21 MISIR GEVREĞİ E101*, E170*, E321*, E339, E341*, E375, folakin (folik asit), pantotenik asit, tiamin
22 NEKTAR (MEYVE SUYU) E300, E330
23 PASTA E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E441*,E450*, E471*, E472*, E475*, E477*, margarin*, E500
24 PUDİNG E102*, E110*, E160a*, E407*
25 TON BALIĞI E410, E412, E415
26 TOZ MEYVE İÇECEKLERİ E101*, E102*, E110*, E129*, E171, E330, E331, E341*, E375, E414, E415, E440, E466, E500, E551, E950, E951*, E954, maltodekstrin, folakin (folik asit)
27 TUZ E514, E554, potasyum iyodid
28 YOĞURT E441**
İşaretsiz ” siyah ” E numaraları helal kabul edilen katkıları gösterir.
” kırmızı ” E numaraları sağlık için tehlikeli katkıları gösterir.
” ** ” işaretleri kesin hayvan (çoğunlukla domuz) kökenli katkıları gösterir.(haram)
” * ” Bitkisel veya hayvansal kökenli olabilir. Alkolle muamele edilmiş veya edilmemiş olabilir.Bu sebeple (şüpheli) kabul edilen katkıları gösterir.