Begendiklerim

Begendiklerim kategorisindeki tüm yazılar

Menzil bizim köyümüz

Haziran 18, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Menzil Bizim Köyümüz
Oy Oy Seydam Oy
Durmaz Akar Suyumuz
Sultanim Aman

Sultan Oglu Sultandir
Oy Oy Seydam Oy
Her tarafi Nurdandir
Sultanim Aman

Biz Yanina Varinca
Oy Oy Seydam Oy
Degisiyor halimiz
Sultanim Aman

Sakin “Banane” deme!! Hayatlarimiz birbirine dokunuyor…

Mart 13, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Hayatlarımız Birbirine Dokunuyor

Duvardaki çatlaktan bakan fare çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü
“İçinde yiyecek mı var?” derken – Bir baktı ki fare kapanı !!.

Hemen bahçeye koşupalarmı verdi :
Evde kapan var! Evde kapan var!’

Tavuk gıdaklayıpkafayı kaldırdı ve
‘Bay fare” bu sizin için ciddi bir sorun olsa da şahsen beni ilgilendiren
bir tarafı yok ne yazik ki! .

Fare dönüp bu sefer koyuna
“Evde kapan var evde kapan var”! dedi.

Koyun konuyla ilgilendi ama kendi hesabina
“Üzgünüm bay fare vah vah emin ol senin icin dua edeceğim” dedi.

Fare bu kez öküze yoneldi:
“Evde kapan var!” “Evde kapan var!” diye bagırdı nefes nefese.

Öküz: ‘*** Bay Fare Senin için üzüldüm
ama burnumu sokacağım bir sey değil.’ dedi.

E farenin de basını eğip gitmekten başka çaresi kalmamışti…
yalnızlık ve terkedilmişlik hisleri içinde fare kapani ile artık….
tek basına başa çıkmaya çalışacaktı!.

***

O akşam evde alışılmamış bir ses duyuldu.
Sanki bir kapan  avının üzerine kapanmıştı.
Sese koşan çifçinin karısı karanlıkta kapana
zehirli bir yılanın kuyruğu kaptırdığını görmemis.
Yılan da kadını ısırmıştı..

Çiftçi karısını hemen hastaneye götürdü
Karısı eve ateşli ve hasta olarak döndü.

Eeeeeeee ateşli insana ne verilir??

sıcacık bir tavuk çorbası!!!.

Tavuk hemen kesilmiş ve acilen pişirilmiş!
Ama kadın hala iyileşmiyormuş
Eee eş dost ahbap gelince hasta ziyaretine
çiftçi de sofraya koyunu çıkarmak zorunda kalmış!!!.

Ama çiftçinin karısı iyileşmemiş; ölmüş!!!!!.
Aman ne kalabalık gelmiş cenazeyene kalabalık!!!
Bu sefer de konuklarıdoyurmak için kesilen öküz olmuş….
Fareye de olan biteni deliğinin ardından izlemek kalmış!….
***
Onun için bir daha seni ilgilendirmeyen bir sorun karşına çıkarsa…
BİR DÜŞÜN !!!
Birimiz tehdit altındaysak hepimiz risk altındayız.Bu hayat denen yolculukta
Birlikte yol almaktayız..Birbirimizi kollayıp  gücü ve güveni paylaşmalıyız.

UNUTMA. . . . . .

HEPİMİZ BİRBİRİMİZİN HALI TEZGAHINDA
HAYATİ ÖNEMİ OLAN İPLİKLERİZ!!!!
VE ŞÖYLE YA DA BÖYLE
HAYATLARIMIZ BİRBİRİNE DOKUNUYOR.

Herkesi memnun etmek isteyip de kimseyi memnun edemediğini düşünenlere, yorulanlara birkaç öneri…

Şubat 7, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Herkesi memnun etmek isteyip de kimseyi memnun edemediğini düşünenlere, yorulanlara birkaç öneri…

İnsanlar dış referanslı ve iç referanslı insanlar olarak iki gruba ayrılırlar. Dış referanslı insanlar başkalarının sözlerini aşırı önemserler. Hareketlerini çevrelerinin beklentisine göre bina ederler. Harekete geçmek için dışarıdan motive edilmeyi beklerler. Övgülerle aşırı memnun olurken eleştirilerle çabuk yıkılırlar. Hayattan lezzet almaları çevrelerinin onları beğenmesine, övmesine ve takdir etmesine bağlıdır. Serap da dış referanslı danışanlarımdan bir tanesiydi. Çevresindeki insanların kendisi hakkındaki görüşlerini aşırı önemsiyordu. Yaşantısını başkalarının beklentisini karşılamaya adamıştı. Eşinin, kendi ailesinin, kayınvalidesinin, kardeşlerinin beklentileri arasında sıkışıp kalmıştı. Herkesi memnun etmek için çırpınıyor fakat hiç kimseyi memnun edemiyordu. Kendisinden beklenen davranışları sergiliyor ama bir türlü kendisi olamıyordu.

 – Artık bu hayat bana çok ağır geliyor. Hiç kimseyi memnun edemiyorum. Şu şekilde davranıyorum eşim bozuluyor, bu şekilde davranıyorum kendi ailem alınıyor. Kendi ailemi memnun edeyim diyorum bu sefer kayınvalidem mutsuz oluyor. Herkesi memnun etmenin bir yolu var mı?

 – Neden kendini herkesi memnun etmek zorunda hissediyorsun ki?

 – Çünkü onlar memnun olmadığında ben mutlu olamıyorum.

 – Yani mutlu olabilmen için, yaptığın bir davranışın herkes tarafından onaylanması gerekiyor öyle mi?

 – Sanırım öyle. – Kusura bakma ama o zaman sen ömür boyu mutlu olamazsın.

– Neden ki? – Bir öykü ile açıklayayım. Bu öykü meşhur bir öyküdür.

 Nasrettin Hoca’ya da atfedilir, Ezop’un masallarında da geçer. Sıcak bir yaz gününde bir baba ve küçük oğlu yanlarına eşeklerini de alarak yolculuğa çıkarlar. Eşeklerini satılığa çıkaracakları için üstüne binmezler. Bir tarlanın yanından geçerken köylüler baba-oğul ile dalga geçerler. Bu sıcakta eşeğe binmedikleri için onları küçümserler. Aptallıkla itham ederler. Bunun üzerine adam çocuğunu eşeğe bindirir ve kendi eşeğin yanda yürümeye başlar. Başka bir tarlanın yanından geçerken tarladaki köylüler

“Şu adama bak! Kendi yaşlı haliyle yayan yürüyor, küçücük çocuk eşekte gidiyor. Çok ayıp.” diye söylenirler. Adam, köylülere hak verir ve oğlunu indirip kendi eşeğe biner. Ne var ki bir başka köylü grubuna rastladığında onlar da adamı acımasızca eleştirirler:

 “Sen de hiç insaf yok mu be adam? Küçücük çocuğu yürütürsün de kendin sefa sürersin”. Adam onlara da hak verir. Bu sefer eşeğe oğlu ile birlikte binerler. Ancak bu sefer de bazı yoldan geçenler

 “Şu arsıza bak sıskacık hayvana ikisi birden binip hayvanın canını çıkarmışlar” diye adama laf atarlar. Kısacası adam kimseyi memnun edemez. En sonunda kendi doğru bildiğini yapmaya ve sağdan soldan gelen seslere kulak tıkamaya karar verir. Herkes kendi penceresinden haklıdır çünkü.

 – Peki, kimin dediğini yapacağım o zaman?

 – Kalbinden geleni, kendi doğru bildiğini yapabilirsin. Vicdanının sesini dinleyebilirsin. Ya da fikrine gerçekten değer verdiğin dostlarının.

 – Ama memnun olmayanlar benim hakkımda ileri geri konuşurlar o zaman. – Konuşsunlar. İnsanların ağzı torba değil ki büzesin.

 – Ben böyle diyemiyorum işte.

 – Bunu değiştirmek için buradasın zaten. Öyle değil mi?

 – Evet. Hayatın keşfettiğim temel bir kuralı var:

 Bir seçim yaptığımızda seçmediğimiz şeyleri kaybetmiş ya da terk etmiş oluyoruz. Herhangi bir markanın bir model arabasını aldığımızda diğer tüm marka ve model arabalardan vazgeçmiş oluyoruz. Beğendiğimiz bir evi aldığımızda o bölgede satılık olan tüm evleri dışlamış oluyoruz. Bir mesleğe yöneldiğimizde diğer meslekleri devre dışı bırakmış oluyoruz. Aynı şekilde birilerini mutlu etmeye çalıştığımızda da bazılarını mutlu etmeme ihtimalini de üstlenmiş oluyoruz. Serap’la ilerleyen seanslarda bu konu üzerine de konuştuk. O, zaman içindeki düşünce yanlışının farkına vardı. Ve kendi deyimiyle başkalarını mutlu etmeye çalışırken başta kendisi olmak üzere kimseyi mutlu edemediğini fark etti. İkinci aşamada onunla olumsuz eleştirilerle baş etme stratejileri üzerine çalıştık. İnsanları kırmadan, incitmeden nasıl “Hayır” denileceği üzerine konuştuk. Uzun bir çalışmanın sonunda Serap hayatında artık herkesi memnun edemeyeceğini, böyle bir işe girişmenin aptalca olduğunu çok iyi anlamıştı. Hayır diyebiliyor ve olumsuz eleştirilerle baş edebiliyordu. Kısacası daha mutluydu.

 Mehmet Teber

www.dervisler.net

Offff… sevda

Ocak 30, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Offfff…

Çöllerin yağmuru, baharın yazı, gecenin gündüzü, gülün bülbülünü beklediği gibi bekler sevenler kavuşacakları o anı…

Ağyar girmez araya her şey toz pembe gelir insana. Güneşin doğduğu andan batışına kadar, yorgun düşen bedenin…

uykuya dalmasına ve uykuda bile rüyalarında yaşatır seven sevdiğini günlük bir liste şeklinde her dakika…

Sevdadır acıdır kahreder insanı. Gün gelir ağlatır gün gelir güldürür, ama ağırdır taşımak yükünü…

Türkülerde yaşanır, ahh lar çektirir yakarda kavurur taşıyamaz olur bazen insana verdiği acının bedelini. Kara sevda dedikleridir bu tabiki. Şimdi eşine pek rastlanmayan sevdanın acısıyla hastalanıp bi çare toprağa düşenlerin ve ölümüne yemin edenlerin hikayesidir…

Mehtabın parlaklığı, denizdeki o eşsiz dalga sesleri ve dağların zirvelerinde yaşanır sevda dedikleri. Öyle bir yaşanır ki…

dünyanın güzellikleri saçılsada önüne değişmez sevdiğini kim gelirse gelsin önüne.
Bir offf çektirirki insana sesi çağlayan gibi göklere yükselir. Yudum yudum düğümlenir içtiği su boğazına. Yemek yerken dalarsa gözleri sevdiğinin simasına, yutkunamaz doymuş kadar olur yüreğinden geçirdiği hayallerin girdabına…

İşte gerçek sevda budur arkadaş. Gözyaşıda olur, hasrette olur, sıkıntıda olur ama yaşatılır bir ömür gerçek Aşklar. Maddi yöne bakılmaz manevi yönden değer biçilir, İyi günde kötü günde yürünür bu yolda…
Kimi zaman dikenli çamurlu yollar çıkar insanın önüne, kimi zaman güller açar güneş doğar aydınlanır karanlık dünyamızdaki ışıklar…

Sev arkadaş. Ama yürekten candan sev. Ağlatma yalvartma diz çöktürme hiç bir zaman. Öyle bir sevki öyle bir yaşatki sevdanı…

Leyla ol Mecnun ol Kerem ol Aslı ol…Ol ki onlar gibi yaşayasın asırlar boyu…

Yüreğinizdeki sevda eksik olmasın…
Yüreğinde sevda olanlara selam olsun…

Agyara-kapa-aynilesme kardesimizin bir yazisidir..
Kendisi gecenlerde kafile dönüsü Malatya yolundaki kazada hakkin rahmetine kavusmustur.
Ona Allah cc. tan rahmet yakinlarina da sabirlar diliyoruz.
www.bilvanis.net

Iyiligin pesinden gelen imtihan

Ocak 19, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Salih bir zat vardı …
Çok cömertti …
Elinde avucundakileri muhtaçlara dağıttığı gibi, yardım isteyen fakirler olursa, onlara belli etmeden, başkalarından kendi adına borç alır fakirlere hediye ederdi .

Bu zat bir gün hastalanır, yatağa düşer Hastalığı gittikçe artar Bunu duyan alacaklılar, onun ölüm döşeğinde olduğunu düşünerek başucuna dikildiler..

Salih zat bundan son derece utanmış, rahatsız olmuştu Asık yüzlü, sıkıntılı tiplerle çevrili olması onu üzmüştü Bir şeyler söylemek istedi ancak, bize para gerek, nasihat değil, diye susturuldu…

Bu sırada dışarıdan helva satan bir çocuğun sesi duyuldu Salih zat, bir adamına seslenerek helvaları satın alıp ziyaretçilere ikram etmesini istedi Görevli, çocuğun tepsisindeki bütün helvaları aldı Ziyaretçilere ikram etti..

Herkes abus çehrelerle helvaları yediler Çocuk gelip helvaların parasını istedi Salih zat, “Evlat bunları bana borç olarak yazar mısın?” deyince çocuk tek kelime söylemeden dışarı çıktı, 50-100 metre ileride bir ağacın altına oturup sessizce ağlamaya başladı…

Tesadüfen oradan geçmekte olan şehrin valisi onu gördü, yanına gelip başını okşadı, niye ağladığını sordu Çocuk olup biteni anlattı, o zata edebimden bir şey diyemedim ama, “Ben bunları zaten borç olarak almıştım, nasıl ödeyeceğim, evime nasıl para götüreceğim?” diye ağlıyorum dedi Vali, hasta yatan salih zatı yakından tanıyordu Çocuğun parasını ödedi ..

Çocuğa içi altın dolu yedi sekiz kese altın vererek gidip o salih zata vermesini söyledi. Altınlar eve gelince alacaklıların neşesi yerine geldi. Herkes alacağını tahsil etti Ancak böyle aniden paranın gelmesine de bir anlam veremediler. Salih zat şu cevabı verdi: “Ben sıkıntı içindeydim Siz de sıkıntı içindeydiniz Buna bir de çocuğun üzüntüsü eklendi.
Çocuğun edebi, tek kelime etmeden gitmesi, işi çözdü Allahü teâlâ o masumun ihlası, edebi hürmetine sıkıntıları giderdi İmtihanı kazanan o masum oldu ….

Alacaklılar utanıp paraları tekrar vermek istediler Ancak kabul etmedi. “İnsan bir iyilik yaptığında samimiyetinin belli olması için peş peşe imtihanlardan geçirilir. Hatta iyilik yaptıklarından küfranı nimet görür Eğer sabrederse iyiliğinin karşılığını kat kat alır. Sizler bir iyilik yaptınız Ama sabredemediniz. Eşyanın hakikati görüldükten sonra pişman oldunuz…

sevgisiz kalamıyorum diyorsanız

Ağustos 15, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

1z2draq

Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız…

Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru..

 Kapatın gözlerinizi..

Aydınlığınız gönlünüzdeki O’na olan sevginiz olsun..

Göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza..

Yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

 Işte dost nedir bilmek mi istersiniz..

Menfaatsiz..

 Korkunuz olmayacak..

Acaba demiyeceksiniz..

 Acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmayacak Yüreğinizde..

Çünkü O vaat ediyor..

Severseniz severim..

 Severseniz severim..

 Severseniz severim..

Ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak..

 Sevginizin karşılıksız kalmayacağını bilmek..

 Şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta..

Onca sevgiliye bir çare bir derman..

Yürek yakmayan..

Yüreğe serinlik veren bir dost..

Vedud olan bir dost..

Rahman olan bir dost..

 Rahim olan bir dost..

Gafur olan bir dost..

Sözünde sadık olan bir dost..

Surete değil sirete bakan bir dost..

Dost.. dost.. dost..

diye inleyene

Gel.. gel.. gel..

diye nida eden bir dost..

 Ben seni sevdim diyene

Gel kulumsun diyen bir dost..

 Suretimle..

 maddemle değil..

yüreğimle acziyetimle geldim diyene

Rahmetinle..

şefkatimle..

 inayetimle karşılandın diyen bir dost..

 Haydi Yandıysa yüreğiniz..

Yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi..

Sevginiz hep sevgisiz kaldıysa..

Yüreğinize değer verilmediyse..

Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız

Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.

 Kapatın gözlerinizi..

 Aydınlığınız gönlünüzdeki O’’göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.

Yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

O dost ise yürekte serinlik var

 O dost ise yürekte huzur var

O dost ise yürekte coşku var

O dost ise yürekte yürek var…

Ve O..

 eğer O sevgili ise aşık olunan ise..

İşte o zaman yürekte olana tarif yok..

İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok..

İşte o zaman yürekte olanı söyleyecek dil yok..

 İşte o zaman O var..

Ve O var ise..

Haydi artık sözler sükut etsin..

 Bırakın yürekleriniz konuşsun..

Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..

Göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..

Yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..

Sevgilinin size nasıl tecelli ettiğiniz işte o zaman..

İşte o zaman anlayacaksınız..

Ve işte o zaman anlayacaksınız

 O dost ise her şey dost

O sevgili ise her şey sevgili…

www.bilvanis.net

Sıkıntılı da Olsa Yaşamak Hayırlıdır

Temmuz 16, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

48885465ix7ma9Tabiinin ileri gelenlerinden Süfyan–ı Servi, (95-161 Basra) Vüheyb ve Yusuf bin Esbat üçlüsü Basra’da bir araya gelmişler, ekonomik, sosyal ve siyasal sıkıntıların had safhaya geldiği günlerinin zorluklarını konuşuyorlardı. Bir ara Sevri der ki: – Ortalık iyice bozuldu, Emevi–Abbasi çekişmesi bizi de içine alacak neredeyse. Taraflar bizi de alet edecekler kendi zulümlerine. Hayat çekilmez oldu, ölümü dahi ister hale geleceğiz bu gidişle! Yusuf bin Esbat, ‘ölümü dahi ister hale geleceğiz bu gidişle’ sözüne itiraz ederek der ki: – Ben böyle bir temennide bulunmuyorum. Ortalık ne kadar bozulursa bozulsun ben bozulmadıktan sonra kimse beni bozamaz. Zorluklara karşı sabreder, İslamî hayatımı ve hizmetlerimi sürdürür, ölümü hiç temenni etmem! Bundan sonra söz sırası Vüheyb’e gelir. Sevri ona da sorar: – Sen nasıl düşünüyorsun ey Vüheyb, gitmeyi mi, kalmayı mı? Şöyle cevap verir Vüheyb: – Doğrusu ben ne gitmeyi düşünüyorum ne de kalmayı. Ölmem hayırlı ise Rabb’im ölümü takdir eylesin, kalmam hayırlı ise kalmamı takdir buyursun. Ben bunu bilir, bunu söylerim. O’nun takdirine sadece teslim olurum! Bu cevabı çok beğenen Sevri, ayağa kalkar, gelip Vüheyb’e: – Uzat elini de öpeyim, sen ruhanilerin cevabını vermiş oldun. Gerçekten de hangisi hayırlı ise Rabb’imiz onu takdir eylesin, dedikten sonra, günümüze de mesaj dolu şu ibretli olayı anlatır. Servi der ki: – İki kardeş vardı. Biri savaş meydanında şehit olmuş, öteki de bir sene daha yaşadıktan sonra evinde vefat etmişti. Komşularından biri çok sevdiği bu iki kardeşi rüyasında cennetin kapısında beklerken gördü. Bu bekleme sırasında cennetten bir melek çıktı, kapıda bekleyen iki kardeşten evinde öleni cennete aldı. Daha sonra da şehit olanı çağırdı cennete. Şehidin cennete sonra çağrılışına şaşıran adam, ‘olamaz’ dedi, önce şehit olanı çağırmak gerekirdi, sonra evinde ölene sıra gelmeliydi. Bu rüya Rahmanî değil şeytanî olsa gerektir, diyerek doğruca Efendimiz (sas)’e gelip rüyasını aynen anlattı. Efendimiz ise, ‘Bunda şaşılacak bir şey yok’ diyerek rüyaya şu yorumu yaptı: – Cennete önce alınan adam, bir sene fazla yaşamadı mı? Yaşadığı bu bir sene içinde önce ölenden fazla namaz kılmadı mı, tüm ibadetlerini yapmadı mı, hayır hasenadını sürdürmedi mi? İslamî hizmetlerini devam ettirmedi mi?.. İşte bir sene daha fazla yaşayan adamı önce cennete aldıran şey, yapmış olduğu bu fazla ibadetleri, iyilik ve hizmetleridir. Şehit yine şehittir. Makamından düşmez. Ama çok yaşayan, çok ibadet ve hizmet eder, çok ibadet ve hizmet de cennete önce çağrılma sebebi olabilir. Çok ibadetle azı arasındaki farkı küçük görmeyin. Yerle gök arasındaki kadar fark var fazla ibadet arasında.” Demek oluyor ki; devir değişti, ortalık fitne fücur doldu, hayat çekilmez hale geldi, sıkıntılarımız fazlalaştı, ölmek yaşamaktan hayırlı hale geldi, şeklinde bir temenniye yönelmek doğru değildir. Ortalık nasıl olursa olsun, hayat ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın yaşayıp da fazla ibadet ve hizmet eden kazanır, ölümle ibadetlerine son veren değil! Soru sahiplerine son cümlem şudur: – Özetini arz ettiğim bu misallerden anlaşılan odur ki; maruz kalınan zorluklardan dolayı hayata küsmek yanlıştır; sıkıntılara sabretme sevabı alarak kazançlı! yaşamak hayırlıdır. AHMED ŞAHİN Zaman

Nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz..

Mart 1, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Soru: Ben nasıl öleceğimi merak ediyor, hayalimde hep öleceğim anı düşünüyorum.

Son anımda iyi şeyler düşünerek, güzel sözler söyleyerek gitmeyi çok arzu ediyorum. Böyle güzel bir gidiş için ne yapmam gerekir acaba, diye soruyorum.

Efendim, bu mesele, hemen hepimizin bir numaralı meselesidir. Ölmeye aday olan her insan iyi bir ölümle gitmeyi, güzel şeyler düşünüp söyleyerek buradan imanla ayrılmayı hayatının gayesi bilir. Ancak bu gayeyi gerçekleştirmek için Peygamberimiz (sas)’in ikazını hatırdan çıkarmamak gerekir. Bakın ne buyuruyor aleyhis’salat-ü ves’selam Efendimiz:

“– Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!”

Demek ki hayatımızı nasıl yaşadığımız mühim. Güzel bir gidiş için güzel bir İslami hayat yaşamak gerekir. İmani konuları benliğimizdeki iman merkezleri olan (sır, hafi, ahfa) gibi latifelerimize hayat boyu yerleştirmeye çalışmalı, söylentilerle sökülmez hale getirmeyi, hayatımızın bir numaralı meselesi haline getirmeliyiz. Başka bir ifadeyle, insan hayatı boyunca inançlarına kalbinde, gönlünde, hafıza ve hayalinde ne kadar yer verir, ne kadar üzerinde titrer, yaşayışında uygularsa, ölürken de o nispette onunla meşgul olur, şuuraltında yerleşmiş olan o meşguliyetinin tekrarıyla son nefesini verir. Yani hayatı boyunca neyi fikretmişse, son nefesinde de onu zikreder. Böylece Efendimiz (sas)’in, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” haberi tecelli eder. Nitekim irşat eserlerinde bu konuya şöyle bir örnek de verilir:

Hayatı boyunca İslam’ı aşk ve şevkle yaşayarak yaşlanan bir hastayı muayene eden doktorlar, ‘Bize düşeni yaptık, gerisi Allah’a kalmış!’ diyerek giderler. Son anlarını yaşayan hasta ise baygın halde yattığı yatağından doğrularak yumuk gözlerle oğluna seslenir:

– Oğlum, çabuk beni musluğa götür, abdest alacağım, baksana vakit girmiş, namazımı geciktirmemeliyim, diyerek nefes nefese oturduğu yerde uzattığı ellerine döküldüğünü hayal ettiği sudan abdest almaya başlar. Acele ile her zaman yaptığı gibi camiye koşar, girdiği safta yine hayalen yerini alır, ellerini kulaklarına kaldırarak son gücüyle ‘Allahü Ekber’ diye tekbir alır. Ancak aldığı bu tekbiri son sözü olur, tekbirle birlikte yatağına yığılıp kalır. İşte bu hâl, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!” gerçeğinin bir örneğini teşkil eder. “Dervişin fikri ne ise, zikri de odur.” sözü de bunu ifade eder.

Demek ki, ömür boyu kalbimizde, gönlümüzde neleri beslemiş, neleri hafızamıza nakşetmiş, nelerle meşgul olmuşsak ölüm anında da şuuraltına yerleştirdiğimiz bu konuların gereğini hayal edip yapacak onu yaşayacağız. Hayat boyunca ihmal etmediğimiz namazımızla, tekbirimizle hayatımızı noktalamamız bile söz konusu olacaktır.

İşte hadis-i şerif de bize bu vazgeçilmezimizi hatırlatıyor: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” Öyle ise bütün mesele nasıl yaşadığımız, hayatımızı nelerle meşgul edip tükettiğimiz meselesidir. Her insan kendine bu soruyu sormalıdır:

-Ben nasıl bir hayat yaşıyorum? Neleri hayatımın gayesi, hedefi haline getiriyorum? Şuuraltıma neleri yerleştiriyor, son nefesimi verirken neleri tekrarlayacak duruma geliyorum? Bence her birimizin kendi nefsimize sormamız gereken ihmal edilemez sorular olmalıdır bunlar. Efendimiz’in bu ikazını hatırımızdan hiç çıkarmamalıyız:

Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!

Ne dersiniz bir düşünelim mi? Nasıl yaşıyoruz?

dsc00029
AHMED ŞAHİN
Zaman

Öğretmek- öğrenmek

Kasım 24, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

032631yyBir dostun bloğnda okudum, çok hoşuma gitti.

Sizlerle paylaşmak istedim.

🙂

 

Kim ki yaptığı işe tamamen öğretmek adını vurmadan öğretebiliyorsa, işte o Mürşid’dir.

Kim ki öğrenmek ile aklını bozmadan öğrenebiliyorsa, işte o müriddir.”

İdris Şah / Yol’un Yolu

Ehl-i Beyt’i sevmek..

Haziran 15, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

EHL-i BEYTi SEVMEK

Allahu Teâlâ yi seven kimse, elbette Onun sevdiklerini de sever. Önce Allahnin Habibi Hz. Rasûlullahi (s.a.v) sever. Sonra ona ait olan, ondan sayilan, onunla anilan her seyi sever. Sevmesi de gerekir. Bunlarin basinda Ehl-i Beyt gelir.

EHL-i BEYT KiMDiR?

Ehl-i Beyt, Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ailesi ve evlâtlaridir. Müminlerin anneleri, Hz. Fatima, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm), Ehl-i Beytin serefli ferdleridir.( Râzî, Tefsir-i Kebir, XXV, 181)

Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin serefli nesebi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin vasitasiyla devam ettiGi için, onlarin kiyamete kadar gelecek olan evlâtlari da Ehl-i Beytin birer parçasidir Onlari sevmek her müminin vazifesidir. Bu sevgi çok serefli ve gereklidir. Kalbinde azicik Ehl-i Beyt sevgisi bulunmayan kimse, Hz. Rasûlullahin sevgisinde yalancidir.

AsaGida vereceGimiz ayet ve hadislerde görüleceGi üzere, Hz. Rasûlullahin kendisine tâbi olan amcalari ve onlarin çocuklari da Ehl-i Beytten sayilmistir.( Bkz:ibn Atiyye, el-Muharrarul-Veciz, iV, 384. (Beyrut, 1993))

Allah Teâlâ, Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin ehl-i beytini bizzat Kuran da zikretmis ve onlara su sekilde iltifatta bulunmustur:

;Ey Peygamber hanimlari! Namazi kilin, zekâti verin; Allaha ve Rasûlü;ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sadece günahi gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor (Ahzab/33)

Ümmü Seleme validemiz (r. anha) demistir ki: Bu âyet-i kerime benim evimde indi. Hz Rasûlullah (s.a.v) Ali, Fâtima, Hasan ve Hüseyini çaGirdi. Onlari Hayber yapimi genis bir elbisenin altina topladi, kendisi de içine girdi ve:
iste bunlar benim ehl-i beytimdir buyurdu. Sonra inen ayet-i kerimeyi okudu ve:

Allahim! Onlardan kötülükleri gider. Onlari tertemiz et diye duâ etti. Ben: Yâ Rasûlellah, ben Ehl-i Beytten deGil miyim? dedim Hz. Rasûlullah (s.a.v),
sen benim ehlimsin. Sen zaten hayir içindesin buyurdu.( Taberî, Câmiül-Beyân, Cüz:XXii, Shf:7; ibnu Kesir, Tefsir, Vi, 412-413.)

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, Ashâb-i kirâmi ve ümmetim Ehl-i Beytin hukunu iyi koruma konusunda siddetle uyarmistir:

Zeyd b. Erkam (r.a) anlatiyor: Allah Rasûlü (s.a.v), Mekke ile Medine arasinda Hummen denilen suyun basinda bir hutbe verdi. Allaha hamd, sena ve zikirden sonra söyle buyurdu:

Ey insanlar! Dikkat ediniz; ben bir beserim. Rabbimin ölüm elçisinin gelmesi ve benim ona icabet edip aranizdan gitmem yakindir. Sizlere hukuku aGir iki kiymetli emanet birakiyorum. Birincisi Allahin Kitabidir. Onda nur ve hidayet vardir. Allahin Kitabina simsiki sarilin. Onunla mesgul olun, onu öGrenin, öGretin; hükümlerini anlayin. ikinci emanet Ehl-i beytimdir. Ehl-i Beytim hakkinda Allahtan korkmanizi hatirlatirim. Ehl-i Beytim hakkinda Allah;tan korkmanizi hatirlatirim. Ehl-i Beytim hakkinda Allahtan korkmanizi hatirlatirim. Zeyd b. Erkami dinleyenler arasinda bulunan Husayn b. Sebre,

Ey Zeyd, Rasûlullah’in (s.a.v) zevceleri de Ehl-i Beytten midir diye sordu, Zeyd (r.a),

Tabi ki Efendimizin hanimlari da Ehl-i Beyttendir. Fakat Rasûlullahin (s.a.v) haklarinin korunmasini istediGi Ehl-i Beyt, kendilerine sadakanin haram olduGu kimselerdir dedi. Husayn,

Onlar kimdir? diye sorunca Zeyd b. Erkam (r.a),

Alinin ailesi, Akîlin ailesi, Cafer ve Abbas;in âilesidir dedi. Husayn,

Bunlara sadaka haram midir? diye sorunca, Zeyd (r.a),

Evet dedi. (Müslim, Fedâilüs-Sahâbe, 36; Nesâî, Sünen-i Kübrâ, Menâkib, 9.)

Âlimlerin ekseriyetine göre Ehl-i Beyt, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin serefli aileleri, kizi Hz. Fâtima, damadi Hz. Ali, torunlari Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüm) ve kiyamete kadar olarin sulbünden gelen zürriyetleridir. Yani Hz. Hüseyin;in torunlari olan seyitler ve Hz. Hasanin torunlari olan serifler Ehl-i Beytin günümüzdeki serefli mensuplaridir. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin serefli nesli, kiyamete kadar hiç kesilmeyecektir.

Hz. Hüseyinin (r.a) oGlu Ali Zeynelâbidîn (rah), babasi Hz. Hüseyinin sehid edilmesinden sonra, samlilar tarafindan esir edilerek Dimeska getirildi. Onu böyle gören zalim bir samli: Sizin kökünüzü kaziyan ve fitnenin basini kesen Allaha hamdolsun diye, güya onlarin fitne basi olduGunu ima etmeye çalisti. Zeynelâbidîn (rah), adama,

Sen Kurani okudun mu? diye sordu, adam,

Evet, okudum dedi. Zeynelâbidîn (rah),

Sen, Allah Teâlânin, Resûlüm, onlara de ki: Ben bu davetime karsilik olarak sizden bir karsilik ve ücret beklemiyorum; sadece yakinlarima sevgi göstermenizi istiyorum (sûrâ/23)
âyetini okumadin mi? diye sordu. Adam,

Bu ayette sevilmesi emredilen yakinlar siz misiniz? diye sorunca, imam, Evet, onlar bizi dedi.( Taberî, Cüz:XXV, Shf:33 (Beyrut, 1995); Suyûtî, ed-Dürrü 1-Monsûr, Vii, 348)

Bir gün imam Azâm (rah) hocasi imam Cafer es-Sadik hazretlerinden ilim ve hadis dinlemeye gelmisti. Hocasi elinde bir asa ile çikageldi. imam Azam (rah), Ey Rasûlullahin evlâdi, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yasta deGilsiniz dedi. Cafer es-Sâdik (rah),

“Evet dediGin gibidir, fakat bu elimdeki asa Hz. Rasûlullahin asasidir; onu bereket için yanimda tasiyorum dedi. imam Azam (rah), hemen ileri atilip bastona sarildi ve, Ey Rasûlullahin evlâdi, müsaade buyurun, onu öpeyim dedi. Cafer es-Sâdik (rah) hemen kolunu açti ve imam Azama göstererek:

Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamberin hücrelerini tasiyan bir tendir ve su gördüGün killar da onun kilindandir. Onu öpmüyorsun da asayi öpmek istiyorsun! dedi. Bununla, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyinin zürriyetinin Hz. Peygamberin (s.a.v) bir parçasi olduklarini hatirlatti (Bkz: Muhammed Besyûnî, es-Seyyidc Fâtimatuz-Zehrâ, 37. (Beyrut, 1990))

EHL-i BEYTi SEVMEK iMANiN ALÂMETiDiR

Allah Teâlâ, müminlere Resûlünün sevilmesini farz kildiGi gibi onun parçasi olan ve kendisine inanan yakinlarinin da sevilmesini, bu sekilde Peygamberin (s.a.v) sevindirilmesini istiyor. Bir ayet-i kerimede söyle buyrulmustur:

Resûlüm onlara de ki: Ben bu davetime karsilik olarak sizden bir karsilik ve ücret beklemiyorum; sadece yakinlarima sevgi göstermenizi istiyorum. (sûrâ/23)

ibn Abbas (r.a) naklediyor: Bu ayet-i kerime indiGi zaman, bazilari, Yâ Resûlellah! Sevmemiz vacip olan bu yakinlariniz kimlerdir? diye sordular; Efendimiz (s.a.v),
Ali, Fâtima ve onlarin çocuklari Hasan ile Hüseyin buyurdu. (Tabarânî, el-Kebîr, No: 2641; Heysemî, Mecmauz-Zevâid, iX, 168)

Efendimiz (s.a.v), baska bir hadislerinde, onlari dost edenleri kendisinin de dost edeceGini, onlara düsmanlik edenlere kendisinin de düsman olacaGini beyan buyurmustur. (Hâkim, Müstedrek, iii, 149; Tabarâni, el-Kebîr, No:2619, 2620)

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, Ehl-i Beytin sevgisinin, kendisini sevmekten ileri geldiGini söyle belirtmistir:

Sizi nimetleriyle riziklandirip gidâlandirdiGi için Allahi seviniz. Beni Allahi sevdiGiniz için seviniz. Ehl-i Beytimi de beni sevdiGiniz için seviniz (Tirmizî, Menâkib, 32; Hâkim, Müstedrek, iii, 150.)

Efendimizin zevcesi Ümmü Seleme (r. anha) anlatiyor:

Resûlullah (s.a.v) Ali, Fâtima, Hasan ve Hüseyinle yemek yedi. Yemekten sonra, onlari üzerindeki elbise ile sardi ve,

Allahim! Bunlara düsman olana sen de düsman ol; bunlari seveni sen de sev
diye duâ etti. (Ebû Yalâ, Müsned, No:6951; Heysemî, Mecmau;z-Zevâid, iX, 166-167.)

Resûlullah (s.a.v) Efendimizin amcasi Abbas (r.a) bir gün üzüntülü bir sekilde, Efendimizin huzuruna geldi ve,

Yâ Resûlellah! Kureys bizden ne istiyor; birbirleriyle karsilasinca güler yüz gösteriyorlar, bizimle karsilasinca yüzleri deGisiyor! diye sikâyet etti. Allah Resûlü (s.a.v) bu hâle çok gazaplandi; yüzü kipkirmizi oldu. Sonra,
Allaha yemin ederim ki, bir kalp sizleri Allah ve Resûlü için sevmedikçe o kalbe iman girmis olmaz
buyurdu ve söyle devam etti:

Ey insanlar! Kim amcama eziyet ederse, bana eziyet etmis olur. Hiç süphesiz bir kimsenin amcasi babasi gibidir (Tirmizî, Menâkib, 28; Ahmed Müsned, i, 207.)

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, Hz. Aliye hitaben: Yâ Ali, seni ancak mümin olanlar sever; sana ancak münafiklar buGzeder
buyurmustur.( Müslim, iman, 131; Tirmizî, Menâkib, 20; Nesâî, iman, 19.)

Allah Resûlü (s.a.v), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a) için, Bunlar benim evlâdimdir; evlâdimin çocuklaridir. Allahim! Ben onlari seviyorum, sen de sev. Allahim, onlari sevenleri de sev!
diye duâ etmistir. (Tirmizî,Menâkib, 50; BeGavî, Mesâbihus-Sünne, iV, 194. (No: 4829))

Büyük arif Muhyiddin b. Arabî hazretleri (k.s) demistir ki: Allah Resûlü (s.a.v), Allah Teâlâ;nin emriyle bizden yakinlarina muhabbet etmemizi istemistir. (sûrâ/23) Bundan sonra bir mümin Hz. Peygamberin (s.a.v) bu talebim kabul etmezse, yarin kiyamet gününde ona hangi yüzle bakacak ve onun sefaatini nasil umacaktir?

Bir sadik âsik demistir ki: ;Sevgilinin yaptiGi her sey sevgilidir. EGer senin Allah ve Resûlü için muhabbetin sahih ise, Hz Peygamberin (s.a.v) Ehl-i Beytini de seversin. Herkesin imani onlarin muhabbeti ile ölçülür (ibnu Arabî, el-Futûhâtu1-Mekkiyye, i, 29. Bölüm. (Özetle alindi))

EHLi BEYT, KiYAMETE KADAR DEVAM EDER; HER MÜMlNE ONLARA HÜRMET ETMEK VE HAKLARiNi KORUMAK GEREKiR

Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmustur ki:

süphesiz, (âhirete) çaGrilip gitmem yakindir. Size iki büyük ve hukuku aGir emanet birakiyorum. Birisi, Aziz ve Celil olan Allahin kitabi Kuran. DiGeri de gözümün nuru ehl-i beytimdir. Allah;in kitabi Kuran; semadan yeryüzüne uzatilmis (ilâhî ve nuranî) bir iptir. Lâtif ve Habir olan (her seyi bilen Rabbim) bana bildirdi ki: Kuranla ehl-i beytim (âhirette) Havz-i Kevserin basinda bana gelene kadar birbirinden ayrilmayacak. Öyleyse, sizler (size emanet ettiGim) bu iki seyde bana nasil halef olduGunuza (benden sonra onlara nasil davrandiGiniza) iyi bakiniz; onlarin hakkini korumaya dikkat ediniz!
(Ahmed, Müsned, 111,17;V,182;Tabarânî, el-Mucemu1-Kebir, V, 154 (No:4922, 4923). Bkz: Tirmizî, Menâkib, 32 (No:3788. Ayni konuda biraz farkli bir rivayet))

Hz. Resûlullahin (s.a.v) gerçek âsiGi Ebû Bekir Siddîk (r.a) demistir ki:

Resûlullahm Ehl-i Beytini sevip memnun ederek Resûlullahin (s.a.v) hatirini gözetin. Vallahi, Resûlullahin yakinlarinin haklarini korumak, benim için kendi yakinlarimin haklarini korumaktan daha sevimlidir.
(Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebi, 12.)

Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmustur ki:

Sizin en hayirliniz, benden sonra Ehl-i beytime karsi en hayirli davranan kimselerdir (Hâkim. Müstedrek, iii, 311; Ebû Yalâ, Müsned, No:5924)

Allaha yemin ederim ki, bana ve ehl-i beytime buGzeden ve bizi kizdiran kimse, muhakkak cehenneme girer
(Hâkim, Müstedrek, iii, 150; ibnu Hibbân, el-ihsân, XV, 435. (No:6978).)

Ehl-i Beytim Nuhun gemisi gibidir; ona binen kurtulur; uzak duran boGulup helâk olur.
(Hâkim, Müstedrek, iii, 151; Ahmed, Müsned, iii, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No:2636-2638.)

Rabbim bana, Ehl-i Beytim içinde kim Allahin birliGini ve benim peygamberliGimi kabul ederse ona azap etmeyeceGini vaadetti
(Hâkim, Müstedrek, iii, 150.)

Þu hâdiseden ibret alalim:

Ashabin hafiz ve ileri gelen âlimlerinden Zeyd b. Sâbite (r.a) binmesi için bir hayvan getirildi. Abdullah b. Abbas (r.a) hemen üzengisini tutup binmesine yardimci olmaya çalisti. Zeyd (r.a),
Ey Resûlullah;in amcaoGlu, lütfen böyle yapma, üzengiyi birak! dedi. ibn Abbas (r.a):

;Biz âlimlerimize ve büyüklerimize karsi böyle davranmakla emrolunduk dedi. Bunun üzerine Zeyd b. Sabit (r.a), Elini bana verir misin? dedi ve ibn Abbas elini uzatinca onu öptü ve, biz de Hz. Peygamberin ehl-i beytine karsi böyle davranmakla emrolunduk dedi.
(lbnu Abdilberr, Beyâni1-tlm, i, 127; Kandehlevî, Hayâtus-Sahâbe, ii, 440. Son kismi hâriç bkz: ibnu Hacer, el-lsâbe, No:2888; (Beyrut, 1995); Hâkim, Müstedrek, iii, 423.)

Müfessir ibn Kesir (rah) demistir ki: Ehl-i Beyte karsi hayir tavsiyede bulunan, onlara karsi iyiliGi, hürmet ve ikrami emreden kimseyi yadirgamayiz. Çünkü onlar tertemiz bir zürriyetten gelmektedirler. Onlar, övünme, nesep ve itibar yönünden yeryüzündeki en serefli hanenin evlâtlaridir. Özellikle Hz. Rasûlullah;in serefli sünnetine tâbi olan ve ondan hiç ayrilmayan Ehl-i Beyt, bu hürmet ve hizmete en lâyik kimselerdir. Çünkü Efendimiz (s.a.v) sahih bir hadiste:

Size iki tane hukuku aGir emanet birakiyorum. Birisi Allahin Kitabi, diGeri de Ehl-i Beytimdir. Kuran ve Ehl-i Beytim, kiyamette havzin basinda bana kavusana kadar birbirinden ayrilmayacaktir
buyurmustur. (ibnu Kesir, Tefsir, Vii, 201. (Riyad, 1997))

Müfessirlerin imami Fahruddin er-Râzî (rah.) demistir ki:

Resûlüm onlara de ki: Ben bu davetime karsilik olarak sizden bir karsilik ve ücret beklemiyorum; sadece yakinlarima sevgi göstermenizi istiyorum
âyet-i kerimesi (sûrâ/23) Resûlullahin (s.a.v) Eh-i Beytini ve Ashabini sevmenin vacip olduGunu göstermektedir. Allah Resûlü (s.a.v) sahih hadislerinde:
Fatima benden bir parçadir; onu üzen beni de üzer
(ibnu Kesir, Tefsir, Vii, 201) buyurmus, Hz. Aliyi, Hasan ve Hüseyini sevdiGini belirtmistir. Efendimizin sevdiGi kimseleri sevmek, bütün ümmete vaciptir. Sonra, her namazin sonunda Hz. Peygamberin Ehl-i Beytine salât ve selâm okunmasi, bütün ümmete emredilmistir. Bu büyük bir makamdir; onlardan baska hiç kimseye nasip olmamistir. Bütün bunlar gösteriyor ki, Hz. Peygamberin Ehl-i Beytini sevmek vaciptir.

Yukaridaki âyetin içine Efendimize iman ve itaat eden bütün Sahâbe-i Kiram da girmektedir. Onlar da Efendimizin yakinlaridir. Kisaca, Ehl-i Beyti ve Ashâb-i Kirami sevmek vaciptir.

Bir hadiste: Eh-i Beytim Nûhun gemisine benzemektedir. Ona binen kurtulur; binmeyen suda boGulur
buyrulmustur. Bir diGer hadiste ise: Ashabim yildizlar gibidir; hangisine tâbi olursaniz doGru yolu bulursunuz buyrulmustur. su anda bizler, ilâhî teklif denizinde bulunuyoruz. Bu arada süphe ve sehvet dalgalan da devamli bize çarpip durmaktadir. Denizde giden bir kimsenin iki seye ihtiyaci vardir. Birisi, kusuru bulunmayan ve içine su geçilmeyecek sekilde saGlam bir gemi.

DiGeri de, yön tayin edecek açik parlak yildizlar. Bir kimse saGlam bir gemiye biner ve parlak yildizlarla yönünü belirlerse, hedefine selâmet içinde ulasir. Bunun gibi, biz ehl-i sünnet cemaati da, Hz
Peygamberin Ehl-i Beytinin muhabbet gemisine bindik ve gözlerimizi hidayet semasinin yildizlan olan Ashâb-i Kirama diktik; böylece yol aliyoruz. Bu durumda Allah Teâlâdan ümidimiz bizleri dünya ve âhirette selâmete ulastirmasidir. (Râzî, Tefsir-i Kebir, XXVii, 143.)

imam safiî (rah.) baska bir sözünde Ehl-i Beyt sevgisinin farz olduGunu söyle dile getirir:

Ey Resûlulllahin Ehl-i Beyti! Sizi sevmek bize farzdir. Allah indirdiGi Kuran;da böyle emretmistir. Size salât okumadan namaz kilanin namazinin kabul olmamasi, sizin için en büyük bir övünç kaynaGidir ve bu size kâfidir. (Muhammed Afif ez-Zabî, Divânus-sâfii, 72)

Allah ve melekleri devamli Peygambere salât ediyor; ey müminler siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.
(Ahzab/56.)Âyeti nazil olunca, Ashabtan bazilari, Rasûlullah (s.a.v) Efendimize gelerek:

Yâ Rasûlellah! Size nasil selâm vereceGimizi biliyoruz, fakat size, Ehl-i Beytinize nasil salât okuyalim? diye sordular. Efendimiz (s.a.v) söyle buyurdu:

söyle deyin:

Allahim! Efendimiz Muhammede ve onun âline (ailesine ve zürriyetine) salât et. Peygamberin ibrahime ve âline salât ettiGin gibi. Allahim! Efendimiz Muhammede ve onun âline (ailesine ve zürriyetine) bereket ihsan et, onlari mübarek kil. Peygamberin ibrâhime ve âline bereket verdiGin gibi.
(Buhârî, Ehâdisül-Enbiyâ, 10; Müslim, Salat, 65-69.)

Bu ayet ve hadislerden hareketle imam safiî (rah), namazin son oturusunda Efendimize salât okumayi namazin farzlarindan saymistir. Getirilecek salâtin en kisasinin, tercih edilen görüse göre Allahümme salli alâ Muhahemmedin ve âlihiolduGu belirtilmistir. (sirbînî, MuGnil-Muhtâc, i, 270 (Beyrut, 1997. Tahriçli Baski); Zuhaylî, el-Fikhul-islâmî ve Edilletühû, i, 670.)Yukarida geçen sözle bu kasdedilmistir.

Meshur sair Ferazdak, Ehl-i Beytten Zeynelâbidini tanitirken bir beytinde söyle söyler: O öyle bir ailedendir ki, onlari sevmek din, onlara buGzetmek küfürdür. Onlara yakinlik kurtulus ve emniyettir. (Ebû Nuaym, Hilyetül-Evliyâ, iii, 139; ibnu Hacer el-Heytemî, es-Savâikul-Muhrika, ii, 574)

AHiR ZAMANDA GELECEK VE iSLÂMiN iZZETiNi ÂLEME GÖSTERECEK OLAN Hz. MEHDÎ DE (a.s) EHL-i BEYTTEN BiR ZAT OLACAKTiR

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmustur ki:

Dünyada kiyametin kopmasina bir gün de kalsa, muhakkak Allah o bir günü Uzatacak ve benim Ehl-i Beytimden birisini ortaya çikaracaktir. Onun ismi benim ismime, babasinin ismi de babamin ismine uyar. Daha önce zulüm ve haksizlikla dolu olan yeryüzünü adaletle doldurur.
(Ebû Dâvud, Kitâbul- Mehdî, 4; Tirmizî, Fitcn, 52.)

Mehdî benim sulbümden Fâtimanin evlâtlarindan gelecek birisidir. (Ebû Dâvud, Kitâbu;l- Mehdî, 6; ibnu Mâce, Fiten, 34)

;Mehdî benim Ehl-i beytimdendir; o açik alinli ve kivrik burunludur. Daha önce zulüm ve haksizlikla dolu olan yeryüzünü adaletle ve doGrulukla dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.(Ebû Dâvud, Kitâbul- Mehdî, 6.)

Âhir zamanda Ehl-i Beytimden çikacak ve müminleri toplayacak olan kimseye yardim etmek, davetine uymak her mümine vaciptir.
(Ebû Dâvud, Kitâbu-Mehdî, 12; Ali Nasif, et-Tâc, V, 344)

Ehl-i Beytim yeryüzündekiler için bir emniyettir. Onlar gidince, yeryüzündekilerin sonu gelir; kiyamet kopar.
(Taberânî, el-Mucemu;s-SaGîr, no: 318, el-Evsat, iV, 204.)

MANEVÎ NESEB VE iMAN BAGi iLE RASÛLULLAH (s.a.v) EFENDiMiZE BAGLi OLAN MUTTAKiLER DE EHL-Î BEYTTEN SAYiLMisTiR. ONLARi SEVMEK TE VACiPTiR

Bu konuda Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmustur ki:

Bütün muttakiler, Muhammedin âlidir (ehl-i beytidir.) (Ali el-Muttakî, Kenzül-Ummâl, iii, 89; (No:5624); Heysemî, Mecmauz-Zevâid, X,
269.)Ehl-i Beytimden bazilari kendilerinin bana insanlarin en evlâsi (en sevgilisi) olduGunu düsünüyorlar. Hâlbuki durum öyle deGildir. süphesiz benim içinizdeki dostlarim, muttakilerdir. Onlar (nesep ve yer olarak) kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, deGismez. (Taberânî, el-mucemus-SaGîr, no: 318, Deylemî, Müsncd, i, 287 (No:904))

Rasûlullah (a.s), Muaz b. Cebeli Yemene gönderirken, onunla birlikte uGurlamaya çikti. Kendisine tavsiyelerde bulundu. Muaz (r.a) binekte, Rasûlullah (a.s) ise yerde yaya yürüyordu. UGurlama yerine geldiklerinde Efendimiz(a.s):

Yâ Muaz! Belki bu seneden sonra benimle burada karsilasip görüsemeyeceksin!
buyurdu. Rasûlullah (a.s)in ayriliGindan (ve bu isaret yollu vefat haberinden) dolayi Muaz (r.a) aGladi. Sonra Rasûlullah (a.s) geri dönüp, Medineye yönelerek:

Benim için insanlarin en evlâsi (en yakini) her kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, muttaki olanlardirbuyurdu.( Ahmed, Müsned, V, 235; Ali el-Muttakî, Kenz, iii, 91.)

Allah Resulüne olan sadakati ve sevgisi iran asilli Selman-i Fârisî Hz.lerini Ehl-i Beytin içine katmistir. Selman (r.a) islâma girisiyle ve Hendek harbindeki ince siyaseti ile bütün ashabin gönlüne girmisti. Muhacirler: Selman bizdendir.diye onu kendileri gibi görmüslerdi. Ensâr ise: Hayir, aslinda Selman bizdendir. diye ona sahip çikmak istemislerdi. Allah Resûlü (s.a.v) bizzat araya girdi ve: Selman bizdendir; Ehl-i Beytimizdendir
(ibnu Sad, Tabakât, iV, 83; Muhammed es-sâmî; Sübülü1-Hüdâ, iV, 365.) buyurarak, onu has dairenin içine aldi; kiyamete kadar hayirla anilacak grubun içine katti.

iman, sevgi ve takva yolunda hizmet ile herkes bu sereften bir derece pay sahibi olabilir. Bu kapi herkese açiktir. Allahin dostlari ancak muttakilerdir. (Enfal/34) âyeti nazil olunca, Hz. Resûlullah (s.a.v): Benim dostlarim ancak muttakilerdir.
(Hâkim, Müsterdek, ii, 328; ibnu Kesir, Tefsir, iV, 51) buyurarak, isin esâsinin iman ve takva olduGunu belirtti.

Bir kimse, hem Allah Resûlünün temiz nesebine, hem de edebine vâris ve sahip olursa, o nur üstünü nur olur. Böyle olduGu için, geçmiste ve günümüzde, takva imamliGini en liyakatli sekilde temsil eden onlar olmuslardir. Yani, irsad kutubluGu, Ehl-i Beytin serefli mensubu ariflere nasib olmustur. Bu, Allah Rasûlünün (s.a.v) kiyamete kadar devam eden nübüvvetinin bir tezahürüdür. Velâyet, nübüvvet mucizesinin bir devamidir ve bu nur en parlak sekilde o nübüvvetin sahibi Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin evlâtlarinda zuhur etmistir ve hâlen de etmektedir.

Allahim! Bizi Ehl-i Beyt sevgisiyle yasat ve o sevgi içinde hasret. Bizi takva ile sereflendir; rizâ ve cemâlinle sevindir. Âmîn, bi hürmeti Seyyidi 1-Mürselîn. Velhamdü lillahi Rabbilâlemin.

nice gözler perdeliyken, onların gözleri açıktı,
dünyayı ittiler, ellerinin tersiyle,
Resülallah uğruna feda ettiler herşeylerini,
güzel eylediler, baki hayatlarını.
www.nasihatler.net