Begendiklerim

Begendiklerim kategorisindeki tüm yazılar

Menzil bizim köyümüz

Haziran 18, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Menzil Bizim Köyümüz
Oy Oy Seydam Oy
Durmaz Akar Suyumuz
Sultanim Aman

Sultan Oglu Sultandir
Oy Oy Seydam Oy
Her tarafi Nurdandir
Sultanim Aman

Biz Yanina Varinca
Oy Oy Seydam Oy
Degisiyor halimiz
Sultanim Aman

Reklamlar

Sakin “Banane” deme!! Hayatlarimiz birbirine dokunuyor…

Mart 13, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Hayatlarımız Birbirine Dokunuyor

Duvardaki çatlaktan bakan fare çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü
“İçinde yiyecek mı var?” derken – Bir baktı ki fare kapanı !!.

Hemen bahçeye koşupalarmı verdi :
Evde kapan var! Evde kapan var!’

Tavuk gıdaklayıpkafayı kaldırdı ve
‘Bay fare” bu sizin için ciddi bir sorun olsa da şahsen beni ilgilendiren
bir tarafı yok ne yazik ki! .

Fare dönüp bu sefer koyuna
“Evde kapan var evde kapan var”! dedi.

Koyun konuyla ilgilendi ama kendi hesabina
“Üzgünüm bay fare vah vah emin ol senin icin dua edeceğim” dedi.

Fare bu kez öküze yoneldi:
“Evde kapan var!” “Evde kapan var!” diye bagırdı nefes nefese.

Öküz: ‘*** Bay Fare Senin için üzüldüm
ama burnumu sokacağım bir sey değil.’ dedi.

E farenin de basını eğip gitmekten başka çaresi kalmamışti…
yalnızlık ve terkedilmişlik hisleri içinde fare kapani ile artık….
tek basına başa çıkmaya çalışacaktı!.

***

O akşam evde alışılmamış bir ses duyuldu.
Sanki bir kapan  avının üzerine kapanmıştı.
Sese koşan çifçinin karısı karanlıkta kapana
zehirli bir yılanın kuyruğu kaptırdığını görmemis.
Yılan da kadını ısırmıştı..

Çiftçi karısını hemen hastaneye götürdü
Karısı eve ateşli ve hasta olarak döndü.

Eeeeeeee ateşli insana ne verilir??

sıcacık bir tavuk çorbası!!!.

Tavuk hemen kesilmiş ve acilen pişirilmiş!
Ama kadın hala iyileşmiyormuş
Eee eş dost ahbap gelince hasta ziyaretine
çiftçi de sofraya koyunu çıkarmak zorunda kalmış!!!.

Ama çiftçinin karısı iyileşmemiş; ölmüş!!!!!.
Aman ne kalabalık gelmiş cenazeyene kalabalık!!!
Bu sefer de konuklarıdoyurmak için kesilen öküz olmuş….
Fareye de olan biteni deliğinin ardından izlemek kalmış!….
***
Onun için bir daha seni ilgilendirmeyen bir sorun karşına çıkarsa…
BİR DÜŞÜN !!!
Birimiz tehdit altındaysak hepimiz risk altındayız.Bu hayat denen yolculukta
Birlikte yol almaktayız..Birbirimizi kollayıp  gücü ve güveni paylaşmalıyız.

UNUTMA. . . . . .

HEPİMİZ BİRBİRİMİZİN HALI TEZGAHINDA
HAYATİ ÖNEMİ OLAN İPLİKLERİZ!!!!
VE ŞÖYLE YA DA BÖYLE
HAYATLARIMIZ BİRBİRİNE DOKUNUYOR.

Herkesi memnun etmek isteyip de kimseyi memnun edemediğini düşünenlere, yorulanlara birkaç öneri…

Şubat 7, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Herkesi memnun etmek isteyip de kimseyi memnun edemediğini düşünenlere, yorulanlara birkaç öneri…

İnsanlar dış referanslı ve iç referanslı insanlar olarak iki gruba ayrılırlar. Dış referanslı insanlar başkalarının sözlerini aşırı önemserler. Hareketlerini çevrelerinin beklentisine göre bina ederler. Harekete geçmek için dışarıdan motive edilmeyi beklerler. Övgülerle aşırı memnun olurken eleştirilerle çabuk yıkılırlar. Hayattan lezzet almaları çevrelerinin onları beğenmesine, övmesine ve takdir etmesine bağlıdır. Serap da dış referanslı danışanlarımdan bir tanesiydi. Çevresindeki insanların kendisi hakkındaki görüşlerini aşırı önemsiyordu. Yaşantısını başkalarının beklentisini karşılamaya adamıştı. Eşinin, kendi ailesinin, kayınvalidesinin, kardeşlerinin beklentileri arasında sıkışıp kalmıştı. Herkesi memnun etmek için çırpınıyor fakat hiç kimseyi memnun edemiyordu. Kendisinden beklenen davranışları sergiliyor ama bir türlü kendisi olamıyordu.

 – Artık bu hayat bana çok ağır geliyor. Hiç kimseyi memnun edemiyorum. Şu şekilde davranıyorum eşim bozuluyor, bu şekilde davranıyorum kendi ailem alınıyor. Kendi ailemi memnun edeyim diyorum bu sefer kayınvalidem mutsuz oluyor. Herkesi memnun etmenin bir yolu var mı?

 – Neden kendini herkesi memnun etmek zorunda hissediyorsun ki?

 – Çünkü onlar memnun olmadığında ben mutlu olamıyorum.

 – Yani mutlu olabilmen için, yaptığın bir davranışın herkes tarafından onaylanması gerekiyor öyle mi?

 – Sanırım öyle. – Kusura bakma ama o zaman sen ömür boyu mutlu olamazsın.

– Neden ki? – Bir öykü ile açıklayayım. Bu öykü meşhur bir öyküdür.

 Nasrettin Hoca’ya da atfedilir, Ezop’un masallarında da geçer. Sıcak bir yaz gününde bir baba ve küçük oğlu yanlarına eşeklerini de alarak yolculuğa çıkarlar. Eşeklerini satılığa çıkaracakları için üstüne binmezler. Bir tarlanın yanından geçerken köylüler baba-oğul ile dalga geçerler. Bu sıcakta eşeğe binmedikleri için onları küçümserler. Aptallıkla itham ederler. Bunun üzerine adam çocuğunu eşeğe bindirir ve kendi eşeğin yanda yürümeye başlar. Başka bir tarlanın yanından geçerken tarladaki köylüler

“Şu adama bak! Kendi yaşlı haliyle yayan yürüyor, küçücük çocuk eşekte gidiyor. Çok ayıp.” diye söylenirler. Adam, köylülere hak verir ve oğlunu indirip kendi eşeğe biner. Ne var ki bir başka köylü grubuna rastladığında onlar da adamı acımasızca eleştirirler:

 “Sen de hiç insaf yok mu be adam? Küçücük çocuğu yürütürsün de kendin sefa sürersin”. Adam onlara da hak verir. Bu sefer eşeğe oğlu ile birlikte binerler. Ancak bu sefer de bazı yoldan geçenler

 “Şu arsıza bak sıskacık hayvana ikisi birden binip hayvanın canını çıkarmışlar” diye adama laf atarlar. Kısacası adam kimseyi memnun edemez. En sonunda kendi doğru bildiğini yapmaya ve sağdan soldan gelen seslere kulak tıkamaya karar verir. Herkes kendi penceresinden haklıdır çünkü.

 – Peki, kimin dediğini yapacağım o zaman?

 – Kalbinden geleni, kendi doğru bildiğini yapabilirsin. Vicdanının sesini dinleyebilirsin. Ya da fikrine gerçekten değer verdiğin dostlarının.

 – Ama memnun olmayanlar benim hakkımda ileri geri konuşurlar o zaman. – Konuşsunlar. İnsanların ağzı torba değil ki büzesin.

 – Ben böyle diyemiyorum işte.

 – Bunu değiştirmek için buradasın zaten. Öyle değil mi?

 – Evet. Hayatın keşfettiğim temel bir kuralı var:

 Bir seçim yaptığımızda seçmediğimiz şeyleri kaybetmiş ya da terk etmiş oluyoruz. Herhangi bir markanın bir model arabasını aldığımızda diğer tüm marka ve model arabalardan vazgeçmiş oluyoruz. Beğendiğimiz bir evi aldığımızda o bölgede satılık olan tüm evleri dışlamış oluyoruz. Bir mesleğe yöneldiğimizde diğer meslekleri devre dışı bırakmış oluyoruz. Aynı şekilde birilerini mutlu etmeye çalıştığımızda da bazılarını mutlu etmeme ihtimalini de üstlenmiş oluyoruz. Serap’la ilerleyen seanslarda bu konu üzerine de konuştuk. O, zaman içindeki düşünce yanlışının farkına vardı. Ve kendi deyimiyle başkalarını mutlu etmeye çalışırken başta kendisi olmak üzere kimseyi mutlu edemediğini fark etti. İkinci aşamada onunla olumsuz eleştirilerle baş etme stratejileri üzerine çalıştık. İnsanları kırmadan, incitmeden nasıl “Hayır” denileceği üzerine konuştuk. Uzun bir çalışmanın sonunda Serap hayatında artık herkesi memnun edemeyeceğini, böyle bir işe girişmenin aptalca olduğunu çok iyi anlamıştı. Hayır diyebiliyor ve olumsuz eleştirilerle baş edebiliyordu. Kısacası daha mutluydu.

 Mehmet Teber

www.dervisler.net

Offff… sevda

Ocak 30, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Offfff…

Çöllerin yağmuru, baharın yazı, gecenin gündüzü, gülün bülbülünü beklediği gibi bekler sevenler kavuşacakları o anı…

Ağyar girmez araya her şey toz pembe gelir insana. Güneşin doğduğu andan batışına kadar, yorgun düşen bedenin…

uykuya dalmasına ve uykuda bile rüyalarında yaşatır seven sevdiğini günlük bir liste şeklinde her dakika…

Sevdadır acıdır kahreder insanı. Gün gelir ağlatır gün gelir güldürür, ama ağırdır taşımak yükünü…

Türkülerde yaşanır, ahh lar çektirir yakarda kavurur taşıyamaz olur bazen insana verdiği acının bedelini. Kara sevda dedikleridir bu tabiki. Şimdi eşine pek rastlanmayan sevdanın acısıyla hastalanıp bi çare toprağa düşenlerin ve ölümüne yemin edenlerin hikayesidir…

Mehtabın parlaklığı, denizdeki o eşsiz dalga sesleri ve dağların zirvelerinde yaşanır sevda dedikleri. Öyle bir yaşanır ki…

dünyanın güzellikleri saçılsada önüne değişmez sevdiğini kim gelirse gelsin önüne.
Bir offf çektirirki insana sesi çağlayan gibi göklere yükselir. Yudum yudum düğümlenir içtiği su boğazına. Yemek yerken dalarsa gözleri sevdiğinin simasına, yutkunamaz doymuş kadar olur yüreğinden geçirdiği hayallerin girdabına…

İşte gerçek sevda budur arkadaş. Gözyaşıda olur, hasrette olur, sıkıntıda olur ama yaşatılır bir ömür gerçek Aşklar. Maddi yöne bakılmaz manevi yönden değer biçilir, İyi günde kötü günde yürünür bu yolda…
Kimi zaman dikenli çamurlu yollar çıkar insanın önüne, kimi zaman güller açar güneş doğar aydınlanır karanlık dünyamızdaki ışıklar…

Sev arkadaş. Ama yürekten candan sev. Ağlatma yalvartma diz çöktürme hiç bir zaman. Öyle bir sevki öyle bir yaşatki sevdanı…

Leyla ol Mecnun ol Kerem ol Aslı ol…Ol ki onlar gibi yaşayasın asırlar boyu…

Yüreğinizdeki sevda eksik olmasın…
Yüreğinde sevda olanlara selam olsun…

Agyara-kapa-aynilesme kardesimizin bir yazisidir..
Kendisi gecenlerde kafile dönüsü Malatya yolundaki kazada hakkin rahmetine kavusmustur.
Ona Allah cc. tan rahmet yakinlarina da sabirlar diliyoruz.
www.bilvanis.net

Iyiligin pesinden gelen imtihan

Ocak 19, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Salih bir zat vardı …
Çok cömertti …
Elinde avucundakileri muhtaçlara dağıttığı gibi, yardım isteyen fakirler olursa, onlara belli etmeden, başkalarından kendi adına borç alır fakirlere hediye ederdi .

Bu zat bir gün hastalanır, yatağa düşer Hastalığı gittikçe artar Bunu duyan alacaklılar, onun ölüm döşeğinde olduğunu düşünerek başucuna dikildiler..

Salih zat bundan son derece utanmış, rahatsız olmuştu Asık yüzlü, sıkıntılı tiplerle çevrili olması onu üzmüştü Bir şeyler söylemek istedi ancak, bize para gerek, nasihat değil, diye susturuldu…

Bu sırada dışarıdan helva satan bir çocuğun sesi duyuldu Salih zat, bir adamına seslenerek helvaları satın alıp ziyaretçilere ikram etmesini istedi Görevli, çocuğun tepsisindeki bütün helvaları aldı Ziyaretçilere ikram etti..

Herkes abus çehrelerle helvaları yediler Çocuk gelip helvaların parasını istedi Salih zat, “Evlat bunları bana borç olarak yazar mısın?” deyince çocuk tek kelime söylemeden dışarı çıktı, 50-100 metre ileride bir ağacın altına oturup sessizce ağlamaya başladı…

Tesadüfen oradan geçmekte olan şehrin valisi onu gördü, yanına gelip başını okşadı, niye ağladığını sordu Çocuk olup biteni anlattı, o zata edebimden bir şey diyemedim ama, “Ben bunları zaten borç olarak almıştım, nasıl ödeyeceğim, evime nasıl para götüreceğim?” diye ağlıyorum dedi Vali, hasta yatan salih zatı yakından tanıyordu Çocuğun parasını ödedi ..

Çocuğa içi altın dolu yedi sekiz kese altın vererek gidip o salih zata vermesini söyledi. Altınlar eve gelince alacaklıların neşesi yerine geldi. Herkes alacağını tahsil etti Ancak böyle aniden paranın gelmesine de bir anlam veremediler. Salih zat şu cevabı verdi: “Ben sıkıntı içindeydim Siz de sıkıntı içindeydiniz Buna bir de çocuğun üzüntüsü eklendi.
Çocuğun edebi, tek kelime etmeden gitmesi, işi çözdü Allahü teâlâ o masumun ihlası, edebi hürmetine sıkıntıları giderdi İmtihanı kazanan o masum oldu ….

Alacaklılar utanıp paraları tekrar vermek istediler Ancak kabul etmedi. “İnsan bir iyilik yaptığında samimiyetinin belli olması için peş peşe imtihanlardan geçirilir. Hatta iyilik yaptıklarından küfranı nimet görür Eğer sabrederse iyiliğinin karşılığını kat kat alır. Sizler bir iyilik yaptınız Ama sabredemediniz. Eşyanın hakikati görüldükten sonra pişman oldunuz…

sevgisiz kalamıyorum diyorsanız

Ağustos 15, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

1z2draq

Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız…

Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru..

 Kapatın gözlerinizi..

Aydınlığınız gönlünüzdeki O’na olan sevginiz olsun..

Göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza..

Yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

 Işte dost nedir bilmek mi istersiniz..

Menfaatsiz..

 Korkunuz olmayacak..

Acaba demiyeceksiniz..

 Acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmayacak Yüreğinizde..

Çünkü O vaat ediyor..

Severseniz severim..

 Severseniz severim..

 Severseniz severim..

Ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak..

 Sevginizin karşılıksız kalmayacağını bilmek..

 Şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta..

Onca sevgiliye bir çare bir derman..

Yürek yakmayan..

Yüreğe serinlik veren bir dost..

Vedud olan bir dost..

Rahman olan bir dost..

 Rahim olan bir dost..

Gafur olan bir dost..

Sözünde sadık olan bir dost..

Surete değil sirete bakan bir dost..

Dost.. dost.. dost..

diye inleyene

Gel.. gel.. gel..

diye nida eden bir dost..

 Ben seni sevdim diyene

Gel kulumsun diyen bir dost..

 Suretimle..

 maddemle değil..

yüreğimle acziyetimle geldim diyene

Rahmetinle..

şefkatimle..

 inayetimle karşılandın diyen bir dost..

 Haydi Yandıysa yüreğiniz..

Yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi..

Sevginiz hep sevgisiz kaldıysa..

Yüreğinize değer verilmediyse..

Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız

Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.

 Kapatın gözlerinizi..

 Aydınlığınız gönlünüzdeki O’’göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.

Yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

O dost ise yürekte serinlik var

 O dost ise yürekte huzur var

O dost ise yürekte coşku var

O dost ise yürekte yürek var…

Ve O..

 eğer O sevgili ise aşık olunan ise..

İşte o zaman yürekte olana tarif yok..

İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok..

İşte o zaman yürekte olanı söyleyecek dil yok..

 İşte o zaman O var..

Ve O var ise..

Haydi artık sözler sükut etsin..

 Bırakın yürekleriniz konuşsun..

Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..

Göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..

Yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..

Sevgilinin size nasıl tecelli ettiğiniz işte o zaman..

İşte o zaman anlayacaksınız..

Ve işte o zaman anlayacaksınız

 O dost ise her şey dost

O sevgili ise her şey sevgili…

www.bilvanis.net

Sıkıntılı da Olsa Yaşamak Hayırlıdır

Temmuz 16, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

48885465ix7ma9Tabiinin ileri gelenlerinden Süfyan–ı Servi, (95-161 Basra) Vüheyb ve Yusuf bin Esbat üçlüsü Basra’da bir araya gelmişler, ekonomik, sosyal ve siyasal sıkıntıların had safhaya geldiği günlerinin zorluklarını konuşuyorlardı. Bir ara Sevri der ki: – Ortalık iyice bozuldu, Emevi–Abbasi çekişmesi bizi de içine alacak neredeyse. Taraflar bizi de alet edecekler kendi zulümlerine. Hayat çekilmez oldu, ölümü dahi ister hale geleceğiz bu gidişle! Yusuf bin Esbat, ‘ölümü dahi ister hale geleceğiz bu gidişle’ sözüne itiraz ederek der ki: – Ben böyle bir temennide bulunmuyorum. Ortalık ne kadar bozulursa bozulsun ben bozulmadıktan sonra kimse beni bozamaz. Zorluklara karşı sabreder, İslamî hayatımı ve hizmetlerimi sürdürür, ölümü hiç temenni etmem! Bundan sonra söz sırası Vüheyb’e gelir. Sevri ona da sorar: – Sen nasıl düşünüyorsun ey Vüheyb, gitmeyi mi, kalmayı mı? Şöyle cevap verir Vüheyb: – Doğrusu ben ne gitmeyi düşünüyorum ne de kalmayı. Ölmem hayırlı ise Rabb’im ölümü takdir eylesin, kalmam hayırlı ise kalmamı takdir buyursun. Ben bunu bilir, bunu söylerim. O’nun takdirine sadece teslim olurum! Bu cevabı çok beğenen Sevri, ayağa kalkar, gelip Vüheyb’e: – Uzat elini de öpeyim, sen ruhanilerin cevabını vermiş oldun. Gerçekten de hangisi hayırlı ise Rabb’imiz onu takdir eylesin, dedikten sonra, günümüze de mesaj dolu şu ibretli olayı anlatır. Servi der ki: – İki kardeş vardı. Biri savaş meydanında şehit olmuş, öteki de bir sene daha yaşadıktan sonra evinde vefat etmişti. Komşularından biri çok sevdiği bu iki kardeşi rüyasında cennetin kapısında beklerken gördü. Bu bekleme sırasında cennetten bir melek çıktı, kapıda bekleyen iki kardeşten evinde öleni cennete aldı. Daha sonra da şehit olanı çağırdı cennete. Şehidin cennete sonra çağrılışına şaşıran adam, ‘olamaz’ dedi, önce şehit olanı çağırmak gerekirdi, sonra evinde ölene sıra gelmeliydi. Bu rüya Rahmanî değil şeytanî olsa gerektir, diyerek doğruca Efendimiz (sas)’e gelip rüyasını aynen anlattı. Efendimiz ise, ‘Bunda şaşılacak bir şey yok’ diyerek rüyaya şu yorumu yaptı: – Cennete önce alınan adam, bir sene fazla yaşamadı mı? Yaşadığı bu bir sene içinde önce ölenden fazla namaz kılmadı mı, tüm ibadetlerini yapmadı mı, hayır hasenadını sürdürmedi mi? İslamî hizmetlerini devam ettirmedi mi?.. İşte bir sene daha fazla yaşayan adamı önce cennete aldıran şey, yapmış olduğu bu fazla ibadetleri, iyilik ve hizmetleridir. Şehit yine şehittir. Makamından düşmez. Ama çok yaşayan, çok ibadet ve hizmet eder, çok ibadet ve hizmet de cennete önce çağrılma sebebi olabilir. Çok ibadetle azı arasındaki farkı küçük görmeyin. Yerle gök arasındaki kadar fark var fazla ibadet arasında.” Demek oluyor ki; devir değişti, ortalık fitne fücur doldu, hayat çekilmez hale geldi, sıkıntılarımız fazlalaştı, ölmek yaşamaktan hayırlı hale geldi, şeklinde bir temenniye yönelmek doğru değildir. Ortalık nasıl olursa olsun, hayat ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın yaşayıp da fazla ibadet ve hizmet eden kazanır, ölümle ibadetlerine son veren değil! Soru sahiplerine son cümlem şudur: – Özetini arz ettiğim bu misallerden anlaşılan odur ki; maruz kalınan zorluklardan dolayı hayata küsmek yanlıştır; sıkıntılara sabretme sevabı alarak kazançlı! yaşamak hayırlıdır. AHMED ŞAHİN Zaman