Arşivler

Mart 2010 ayı için tüm yazılar

Kreuztal Esmar Vakfinin düzenlemis oldugu Semerkand Genclik Muhabbet gecesi ne davetlisiniz

Mart 31, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Reklamlar

Su icmek icin 46 sebep

Mart 30, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

İranlı bir hekim olan Dr. Feridun Batmanghelidj, 1979’da İran devrimi sırasında siyasi tutuklu olarak hapisteydi. Bir gün, mahkûmlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördü. Dr. Batmanghelidj ülseri dolayısıyla 10 saatten beri bu şekilde sancı çeken hasta mahkûma müdahale etti ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirdi. Adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtuldu.”

O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde sadece su kullanarak yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlünün iyileşmesine vesile oldu. Dr. Batmanghelidj su üzerine yaptığı çalışmalarının sonuçlarını Iranian Medical Association ve The Journal of Clinical Gastroenterology dergilerinde yayınladı.

Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz” kitabında bir insanın 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.

Dr. Batmanghelidj’le göre bu sebepler şunlardır:

1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.

2- Su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.

3- Su temel enerji kaynağıdır.

4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir.

5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.

6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

7- Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğini, kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.

8- Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.

9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.

10- Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.

11- Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.

12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.

13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.

14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.

15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.

16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları”na dönüştürür.

17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.

18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.

19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.

20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.

21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.

22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.

23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.

24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.

25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.

26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.

27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.

28- Uykuyu düzenler.

29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.

30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.

31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.

32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.

33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.

34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.

35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.

36- Kadınlarda, âdet öncesi ağrıyı ve ateş basmasını hafifletir.

37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.

38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.

39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.

40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.

41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yap¬madan zayıflayın.

42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.

43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.

44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.

45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur.

46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur

Dargınlık, küs durmanın caiz olduğu yerler var mıdır?

Mart 30, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Müslümanlar arasında dargınlığın süresi en fazla üç gündür. Bundan fazlası caiz değildir. Bu nedenle kişi haklı da olsa üç günden fazla dargın kalmamalıdır. Dargın olanlardan biri diğeri ile konuşmak istediği halde diğeri buna yanaşmazsa konuşmak isteyenin üzerinden mesuliyet kalkar. Konuşmak istemeyen mesul olur.

 Aynı Allah’a aynı Peygambere ve aynı mukaddeslere inanan ve iman dâvâsına gönül veren insanlar arasında kopmaz ve sarsılmaz bir bağ vardır. Bu birlik ve beraberliğin temelinde Allah rızası ve din sevgisi olduğundan bambaşka bir yücelik taşımaktadır. Aynı ana-babadan meydana gelen kimseler nasıl ki bu irsî bağın neticesinde kardeş sayılıyorlarsa aynı ulvî değerlere inanan kişiler de kardeş olmaktadırlar. Çok kere nesebî kardeşlikten daha büyük bir ehemmiyet arzeden bu kardeşlik Yaratıcımızın bizlere bir lütfu nimeti ve ihsanıdır. Çünkü imanın nuru kalplerde yer etmediği zamanlar insanlar birbirlerine düşmandır. Onları bir araya getiren ancak İlâhî bir güçtür. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bu hakikat şöyle ifade buyurulur: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâma Kur’an’a) sımsıkı yapışın parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz.” 1

 Bu kardeşliğin mü’minin üzerine yüklediği mükellefiyetlerin başında birbirlerini sırf Allah için sevmeleri gerektiğinde yardımına koşmaları ellerinden gelen desteği esirgememeleridir. Kardeşlik rabıtasını zedeleyen kin haset gıybet inat nifak ve düşmanlık gibi çirkin ve zararlı huylara yer vermemelidir. Fakat insan nefis sahibi olduğu “gadabiyye kuvvesi”nin icabı olan bazı duygular taşıdığı ve her zaman peşinde insî ve cinnî şeytanlar bulunduğu için kalbdeki muhabbet hissi gölgelenmekte yerine nefret ve düşmanlık duyguları geçmeye çalışmaktadır.

Böylesi durumlara mâruz kalındığında aradaki mânevî değerlerin ehemmiyeti hatırlanıp en kısa zamanda telâfisine gidilmelidir. Yoksa kalbde yer eden nokta kadar bir leke zamanla büyüyüp bütün kalbi kaplayabilmektedir. Böyle bir davranışta da Rabbimizin biz mü’minlere tavsiyesi şöyledir: “Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”

2 Ayrıca bir kimsenin mü’min kardeşine düşmanlık beslemesi kin tutması haset etmesi ve ona karşı nefret duyması bir zulüm ve haksızlıktır. Bu nevi acı hallere düşmemek için de şu ifadelere kulak vermek gerekir: “Mü’min kardeşine kin ve adavet (düşmanlık) ne kadar zulümdür. Çünkü nasıl ki sen âdi küçük taşları Kâbe’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan (Uhud Dağından) daha büyük desen çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsaf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde mü’mine karşı adavete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı iman ve İslâmiyete tercih etmek o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu aklın varsa anlarsın.” 3

Muhabbeti yaralayan huylara her ne kadar meydan verilmemeye çalışılsa da insanlık hali birtakım sebepler yüzünden kardeşler arasında dargınlık ve kırgınlıklar olabilmektedir. Bu hususta da ümmetine ikazda bulunan Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

“Bir Müslümana kardeşini üç geceden fazla terk etmesi helâl değildir. Birbirlerine karşı gelirler. O yüz çevirir bu da yüz çevirir. Bunların hayırlısı başta selâm verendir.”4

 Bu hadisi İmam Müslim “Dinî bir özür yokken üç geceden fazla dargınlığın haram kılınması” bâbında zikretmektedir. Hadisin şerhinde ise “insan nefis taşıdığı için bir kardeşine dargın olması mümkündür fakat bu müddetin üç günü geçmemesi gerekir. Bu üç gün içinde aradaki pürüzler yumuşayacağı ve dargınlığa meydan veren meseleler hafifleyeceği için üç gün beklemek mubah kılınmıştır” denilmektedir.

 “Günahkâr olan kimseyle dargın durmanın caiz oluşu” adında bir bâb açan İmam Buharî ise İslâm tarihinden bazı misaller vererek haklı bir sebep olunca bir müddet dargın kalmanın cevazı kanaatine varmıştır. Nitekim Tebük Gazvesine katılmayan Kâ’b bin Mâlik ve iki arkadaşıyla Peygamberimiz elli gün kadar konuşmamış ve tevbe edinceye kadar da Sahabîlerin onlarla konuşmamasını istemiştir.

 Kâ’b hadisinin izahında Buharî Şârihi Aynî şu hükümlere yer vermektedir: “Günah işleyen kimseye selâmı kesmek ve üç gün kendisini terk etmek ve böyle bir kimsenin de selâmını almamak caizdir.” Aynı zat “Günahkâr kimseyle küs durmanın caizliği” bâbının şerhinde ise şöyle der: “Dinî suç işleyenin durumuna ve işlediği günahın derecesine göre onunla bir müddet dargın durmak caizdir. Eğer o kimse dinen günah sayılan büyük bir cürüm işlemişse onunla küs durmak ona yaklaşmamak ve konuşmayı kesmek gerekir.” 5

 Bu durumda açıktan açığa kimseden utanmadan masiyette bulunan İslâmın yasakladığı kötülükleri işlemekte ısrar eden kimseyle arayı soğutmak ona bir ceza olacağından caiz görülmüştür.

Ayrıca insanın dinine namus ve malına zararı dokunabilecek dinî hizmetine zarar verecek İslâmî yaşayışına mâni olacak kimselerden uzak durması onlarla samimiyeti azaltması gerektiğinde irtibatı kesip konuşmayı terk etmesi caiz görülmüştür. Çünkü bu tür kimseler “üç günden fazla konuşmanın yasak edildiği” hadisinin içinde dahil olmamaktadır.

 1. Âl-i İmran Sûresi 103. 2. Hucurat Sûresi 10. 3. Mektubat s. 243. 4. Müslim Birr ve’s-Sılâ: 25. 5. Umtedü’l-Kari 22: 144. Mehmed Paksu Helal – Haram

Sakin “Banane” deme!! Hayatlarimiz birbirine dokunuyor…

Mart 13, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Hayatlarımız Birbirine Dokunuyor

Duvardaki çatlaktan bakan fare çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü
“İçinde yiyecek mı var?” derken – Bir baktı ki fare kapanı !!.

Hemen bahçeye koşupalarmı verdi :
Evde kapan var! Evde kapan var!’

Tavuk gıdaklayıpkafayı kaldırdı ve
‘Bay fare” bu sizin için ciddi bir sorun olsa da şahsen beni ilgilendiren
bir tarafı yok ne yazik ki! .

Fare dönüp bu sefer koyuna
“Evde kapan var evde kapan var”! dedi.

Koyun konuyla ilgilendi ama kendi hesabina
“Üzgünüm bay fare vah vah emin ol senin icin dua edeceğim” dedi.

Fare bu kez öküze yoneldi:
“Evde kapan var!” “Evde kapan var!” diye bagırdı nefes nefese.

Öküz: ‘*** Bay Fare Senin için üzüldüm
ama burnumu sokacağım bir sey değil.’ dedi.

E farenin de basını eğip gitmekten başka çaresi kalmamışti…
yalnızlık ve terkedilmişlik hisleri içinde fare kapani ile artık….
tek basına başa çıkmaya çalışacaktı!.

***

O akşam evde alışılmamış bir ses duyuldu.
Sanki bir kapan  avının üzerine kapanmıştı.
Sese koşan çifçinin karısı karanlıkta kapana
zehirli bir yılanın kuyruğu kaptırdığını görmemis.
Yılan da kadını ısırmıştı..

Çiftçi karısını hemen hastaneye götürdü
Karısı eve ateşli ve hasta olarak döndü.

Eeeeeeee ateşli insana ne verilir??

sıcacık bir tavuk çorbası!!!.

Tavuk hemen kesilmiş ve acilen pişirilmiş!
Ama kadın hala iyileşmiyormuş
Eee eş dost ahbap gelince hasta ziyaretine
çiftçi de sofraya koyunu çıkarmak zorunda kalmış!!!.

Ama çiftçinin karısı iyileşmemiş; ölmüş!!!!!.
Aman ne kalabalık gelmiş cenazeyene kalabalık!!!
Bu sefer de konuklarıdoyurmak için kesilen öküz olmuş….
Fareye de olan biteni deliğinin ardından izlemek kalmış!….
***
Onun için bir daha seni ilgilendirmeyen bir sorun karşına çıkarsa…
BİR DÜŞÜN !!!
Birimiz tehdit altındaysak hepimiz risk altındayız.Bu hayat denen yolculukta
Birlikte yol almaktayız..Birbirimizi kollayıp  gücü ve güveni paylaşmalıyız.

UNUTMA. . . . . .

HEPİMİZ BİRBİRİMİZİN HALI TEZGAHINDA
HAYATİ ÖNEMİ OLAN İPLİKLERİZ!!!!
VE ŞÖYLE YA DA BÖYLE
HAYATLARIMIZ BİRBİRİNE DOKUNUYOR.

Cocuga isim vermek

Mart 9, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Peygamber Efendimizin Değiştirdiği İsimler…

İsim çocuğun kişiliği üzerinde etki yapar. Peygamber Efendimiz ‘‘ çocuğa güzel isim vermek, dinini öğretmek ve vakti gelince evlendirmeyi evladın babası üzerindeki haklarından saymıştır. Kıyamet gününde babanızın ismi ile beraber (mesela; Ali oğlu Veli veya Ahmed kızı Emine diye ) çağrılacaksınız. O halde isminiz güzel olsun ” buyurmuştur.

Bir ismin güzel olması için Mutlaka Kur’an-ı Kerim’de olması gerekmez. Güzel isimler çoktur. Değişik isim olsun diye, yahut en güzel isim olsun diye Kur’an-ı Kerim’de geçen her ismi, Kur’an-ı Kerim’de gectiği için çocuğa isim olarak koymak yanlış olur. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de güzel isimlerin yanında çirkin isimler de vardır. En başta şeytan var, iblis vardır. Kafirlerden Karun, Haman vardır. Peygamberimizin düşmanı Ebu Leheb’in ismi vardır.

Bunları koymak doğru değildir.
Allah indinde en güzel isimler Abdullah ve Abdurrahman’dır. (müslim)

Üç oğlu olupta birine adımı vermeyen cahillik etmiş olur (Taberani)
Ecdadımız saygı da kusur olmasın diye Muhammed  ismini Mehmed şeklinde kullanmıştır.

Hz. Talha, on çocuğunun her birine bir Peygamber ismi koymuştu. Hz. Zübeyrin’de on çocuğu vardı. O da hepsine şehid ismi vermişti. Hz. Talha, Hz. Zübeyre neden çocuklarına peygamber ismi değil de şehid ismi verdin, dedi.

O da çocuklarım peygamber olamayacağına göre, şehid olmalarını arzu ettiğim için dedi.
Çocuğa doğunca veya doğumu mütakip yedinci günü adı konur. Doğduktan sonra hemen ölen çocuğa da ad konur. Yıkanır cenaze namazı kılınır. Ölü doğan çocukları isim vererek defnetmek iyi olur. Çocuğun ismini ilim ehli salih bir zata koydurmak iyidir. Ashabı Kiram çocuklarına isimlerini peygamber efendimize verdirmeyi tercih etmişlerdir.

Çocuğa ad koyarken, çocuğun dedesi veya en yaşlı, ilmi en çok olan çocuğu kucağına alır, abdestli olarak kıbleye döner ve ayakta sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okur. İsmi üç kere tekrar etmek, sonra da çocuğun ağzına tatlı sürmek iyi olur.

Çocuğa isim koyduktan sora hayır dua da bulunulmalıdır. Peygamber Efendimiz: Ya Rabbi bu çocuğu hayırlı ve salihlerden eyle ve onu güzel bir şekilde yetişmesini sağla diye dua etmiştir.
Allah’ın, ana-babaya bahşettiği en büyük lutuf ve nimetler arasında yer alan çocuklar için şükrane olarak kesilen AKİKA KURBANI, çocuğa verilen önemin güzel bir işaretidir.

Çocukların doğumunu yedinci günü kesilmesi efdal olan bu kurban müstehap olan bir sünnettir. Erkek çocuklar için iki, kız çocuklar için bir koyun kesilmesi efdal olan AKİKA, ailenin maddi durumuna göre tek olarakta kesilebilir. Bununla ilgili hadis şöyledir: ” Çocukla beraber Akika vardır. Onun namına Akika kurbanı kesiniz ve çocuktan ezayı gideriniz.”

Çocuklara yedinci günü isim koymak, başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar erkek için altın, kız için gümüş sadaka vermekte dinimizce müstehaptır. Ailenin ekonomik durumuna göre kız ve erkek için sadece gümüş ağırlığı da geçerlidir. Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur.

İslami hükümlere göre; ana ile baba çocuğa isim verme konusunda fikir birliğine varamazlarsa, isim koyma hakkı babanındır. Çocuklara ve insanlara kötü lakapların takılması caiz değildir. Peygamber efendimiz anlamını beğenmediği isimleri anında değiştirmiştir.
İsimlerin anlamları bozulacak şekilde değişik telaffuzlarda kullanmak ta doğru değildir. Mesela; Ali’ye iloş, Veli’ye Veloş, Zeynebe Zeyno, Hasan’a Hasso, Mehmet’e Memo, İbrahim’e İbo, Fatıma’ ya Fatoş gibi…

Dinimizin emirleri gereğince ana-babayı isimleri ile çağırmak mekruhtur. Kadının kocasını ismi ile çağırması da hoş görülmemiş olup, erkeğin hanımına hitabeti de nazik ve kibar olmalıdır. Hanım, Hatun, Hanımefendi, cicim, şekerim, gülüm, tatlım, balım…gibi…
Günümüz Türkiye’sinde bir öğrencinin arkadaşını ”oğlum”, babasını ” moruk ”anasını” kocakarı” olarak çağırırken, bizimkiler dizisinde olduğu gibi nikahlı karısını ” kardeşim ” diye çağırması durumumuzu en güzel bir şekilde göstermektedir.

Evli bir kişinin hanımına ” Anam-bacım ” diye hitap etmesi, o kişinin tövbe etmesi ve nikah tazelemesi gerektiği dinimizin emirleri arasındadır. Özellikle ve titizlikle dikkat edilmelidir…

PEYGAMBERİMİZ’İN YASAKLADIĞI BEŞ İSİM:

1- EFLAH : Kurtuluş

2- NAFI : Yararlı olan, fayda

3- REBAH : Kazanç, kar

4- YESAR : Kolaylık ifade eden

5- NECİH : Dileğine kavuşan

ÇOCUĞA ”KUL” OLMA ANLAMINA GELEN İSİMLER VERİLMEZ:

1- ABDULUZZA : Uzza adlı putun kulu anlamına gelir.

2- ABDULKABE : Kabenin kulu.

3- ABDÜNNEBİ : Peygamberin kulu.

PEYGAMBERİMİZ TARAFINDAN DEGİŞTİRİLEN İSİMLER:

1- ASİYE : İsyankar.

2- ASİ : İsyan eden.

3- HARB : Savaş.

4- MUNDAC : Yatıp uzanan.

5- HAZN : Kabalık, katılık gösteren.

6- İLLE : Kaba ve katı.

7- HÜKÜM : Yargı, karar.

8- GURAB : Karga.

9- HUBAB : yılan, şeytan.

10- CEMRE : Kor, ateş.

11- SİHAB : Işık verip kayan yıldız.

12- MÜRRE : Acı.

13- MİRRE : Siddet ve katı.

14- MERRE : Otsuz yer, kaşların dökük olması.

15- MÜNBAİS :Kalkıp hareket gösteren.

16- SEHL : Kolaylık, yumuşaklık.

17- AZİZ : Çok üstün, galip.