Arşivler

Şubat 2008 ayı için tüm yazılar

Abdülkadir Geylani (ks) hz den-İmanı kuvvetli olanın imtihanı ağır olur.

Şubat 29, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

duvar_kagitlari-164.jpg

ALLAH teala mümin kuluna iman derecesine göre belalarla imtihan eder.
İmanı kuvvetli olanın , imtihanıda ağır olur.

Resullerin imtihanları nebilerden , nebilerin imtihanları , velilerden daha ağır olur.
Herbirisinin imtihanları iman ve yakin derecesine göregerçekleşir.

ALLAH rasulü :

” Biz peyganberler ,imtihanları en şiddetli olanlarız. Sonra diğerleri gelirler ” buyurmuştur.

ALLAH kullarına daima huzuru ilahisinde olup gaflete düşmemeleri için belalarla imtihan eder. Onları sevdiği için imtihan eder.Onlarda rablerini severler. Ve sevenler sevdiklerinden başkasına iltifat etmezler.

Belalar onların kalplerini uyanık tutup , nefislerini frenler. Hedeflerinden başka birşeylere kaymalarına engel olup , Rabblerinden başka birşeyde huzur ve sükun bulumazlar.

Belalarla müptela oldukları müddetçe arzuları kaybolur ,nefisleri kırılır ,hak batından ayrılır,
şehvet ve iradeleri dünya ve ahiret lezzetlerine olan meyilleri ezilip, büzülür.

Rablerinen va’dinde huzur ve sukun bulur , kazasına razı olur , verdiği ile kanat eder ,
belasına sabreder ve kalplere arız olan kötülüklerden güvende olurlar.

Belalar kalbi ve yakini güçlendirip iman ve sabri kuvvetlendirir.

Nevsi ve şehvetleri zayıflatırlar.

Her acı hissedildiğinde mümin Rabbinin fiilerine sabır rıza ve teslimiyet gösterir.

Allahda ondan ve şükretmesinden razı olur.

Ona daha fazla destek ve dayanma gücü verir ve onu muvaffak kılar.

ALLAH teala ; ”Şükrederseniz , sizi daha çok nimetlendiririz”. Buyurmuştur.

Nefis kıpırdanıp kalpden şevklerinden birşey arzu etse ve kalpde ALLAH ın emri
yada izni olmaksızın ona uysa , onda Allahdan gaflet, günah ve şirk oluşur.
Ve ALLAH her ikisinede eza ,cefa,hastalıklar ve sıkıntılar , dertler musallat eder.
Ve neticede her ikiside zarar görür. Kalp nefsin isteğine ALLAH ın izni yada emri
gelinceye kadar bekleyip ondan sonra uysa , ALLAH her ikisinede rehmet ve bereketini
rızasını ve afiyetini verip , afetlerden uzak kılar.

Düşmanlarına karşı başarı lütfeder.

ALLAH’ın söz konusu izni, velilere ilham ile ,peyganberlere izni ile, vahiy ile olur.
Bunu bu şekilde bilip unutma. Nefis ve şehvetlerin arzularına hemen icabet edip ,
belaya ulaşmaktan sakın. Böyle bir durumla karşılaştığında , Rabbinin izni gelinceye
kadar bekleyip , ondan sonra harekete geç. Bu şekilde davranırsan , dünyadada ,
ahirettede rahat edenlerden olursun.

ABDÜLKADİR GEYLANİ / FUTUH-UL ĞAYB / sayfa 78

Müridin Diğer Müritler Yanındayken ve Yalnızken Dikkat Etmesi Gereken Edepler

Şubat 27, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

askinvertn8.jpg



Müridin Diğer Müritler Yanındayken ve Yalnızken Dikkat Etmesi Gereken Edepler1- Mürit kardeşlerine kusur aramamalı, geçmişte yaptığı hataları araştırmamalı, yüzüne vurmamalı ve bunlardan dolayı onları aşağılamamalıdır. Büyükler buyurmuşlardır : “ İnsanların eksikliklerinden kendisine bildirilen bir hal şeytanın aracılığıyla gelen keşiftir. Allah’u Teala ( c.c) ona kıymet vermez.” İnsanların kusur ve günahlarını araştıran gönül dünyası ( sırrı) zarar görür. Şeyhinden yararlanması kesilir.
2- Bir acı şalgam bile olsa Allah’u Teala’nın ( c.c) kendisine verdiği nimetleri mürit kardeşleriyle paylaşmalıdır.
3- Mübarek geceleri ve toplatın gecelerini kardeşlerine bildirmeli; onlardan önce uyanırsa onları uyandırmayı kendine görev bilmelidir.
4- Yaptığı ibadetleri diğer müritlerinkinden fazla görürse, nefsini de onlardan üstün görmemeli, aksine onların uykusu benim ibadetimden hayırlıdır diye düşünmelidir. Zira uykuda olana günah yazılmaz.
5- Mürşidini terk etmiş ve kendini dünya hırsına kaptırmış müritlerle arkadaşlık yapmamalıdır. Aksi halde kendisi de onunla birlikte kaybolur gider.
6- Müritlerden yoksul olanları gözetmede diğerlerine örnek olmalı ve bunu nafile ibadetlerden üstün tutmalıdır.
7- Hasta ve kimsesiz müritleri arayıp sorarak ihtiyaçlarını yerine getirmelidir
8- Mürit kardeşleri için her zaman iyi düşünceli ve kalbine gelen kötü duygulara kulak asmamalıdır.
9- Son nefesini vermekte olan mürit kardeşin yanında gerekirse sabahlayarak gerekli görevlerini yerine getirmelidir.
10- Diğer müritlere duada bulunmalıdır.
Bilhassa gece namaza kalktığında ve secdede Allah’u Teala’dan( c.c) onlar için af dilemelidir. Mürit bu şekilde yaparsa melekler de onun için aynı şeyi yaparlar.
11- Müritler tuvaletlerin temizliğini kendi aralarında sırayla yaparlar. Fakat mürşit kendisine emrederse sırayla yapmalıdır.
12- Diğer müritlere gerebilecek iğne, iplik, makas, ilaç gibi maddeleri yanında bulundurmalı ve onların başkasından istememesini sağlamalıdır.
13- Özürsüz hiçbir zaman tek başına yememelidir.
14- Mürit kendisinden eski olan müritlere ibadeti kendisinden az bile olsa saygılı olmalıdır.
15- Hiç kimseye öfkelenmemeli, çabuk kızmamalıdır. Çünkü öfke kalbin nurunu söndürür. Tartışma ve ağız dalaşı yapmamalıdır; çünkü bu unutkanlık ve ruh bulanıklığına neden olur. Birisine öfkelendiğinde ondan özür dilemeli, Cenab-ı Hakk’a da ( c.c) istiğfar etmelidir. Haklı dahi olsa kimseye hakaret etmemeli; her gördüğü kişiyi Hızır ( a.s) veya veli sanarak dua istemelidir. Herhangi bir konuda iyice düşünmeden karar vermemelidir. Hiç kimseyi hor görmemeli, yaratıklara şefkatle bakmalıdır.
16- Her zaman sünnete uymalı, takvaya sarılmalı, büyük zatların kitaplarını izlemeli ve cemaatla namazda birinci safta, başlangıç tekbirinde bulunmaya devam etmelidir.
17- Fıkıh ( ilmihal bilgileri) konularını öğrenmelidir. Cahil sofilerle konuşurken onların dediklerini fıkıh ölçüsüne vurmalı, hemen kabullenmemelidir.
18- İmam ve müezzin olmaktan kaçınmalı, makam sevdası olmamalıdır. Şöhret afet olduğu için ondan sakınmalı, adı anılmamalıdır.
19- Tam olarak tanımadığı kişilere kefil olmamalı ve bu konuda duyarlı olmalıdır.
20- Müzikte çok uğraşanın kalbinde münafıklık tohumları yeşerdiğinde bundan sakınmalıdır. Fakat sevenleri ve uyanları çok olduğu için Mevlevilerin sema yapmasına dil uzatmamalıdır.
21- Çok yemenin, çok konuşmanın ve çok uyumanın edebe aykırı olduğunu bilmeli ve bunları azaltmaya çalışmalıdır.
22- Yalnızlığı seçmeli, halk içinde bulunduğunda da Abdülhalık Gücdevani ( k.s) Hazretleri buyurduğu Halvet der Encümen ( dışı halkla ve içi Hakk’la olma; halktan kaçma yoktur.) bizim usulümüzdür, yolumuzdur” sözüne uygun olarak kalbini Allah’tan başkasına bağlamamaya çaba sarf etmelidir.
23- Siyasetçilerin, zenginlerin ve ehli sünnet dışındakilerle ilgili sohbet yapmamalıdır.
devamı diğer sayfada 24- Elinden gelirse Allah’u Teala’ya ( c.c) kavuşuncaya kadar evlenmemelidir.
25- Kalbi öldürdüğü için çok gülmekten sakınmalıdır.
26- Gösteriş ve debdebeye düşkün olmamalıdır. Çünkü bu ruhun yükselmesine engeldir.
27- Kalbinde hüzün, gözünde yaş, davranışlarında ihlas ve duasında yalvarma bulunmalıdır
28- Evi mescit gibi Hakk Teala’ya ( c.c) yakın olmalıdır.
29- En ufak bir günah işleyince bile hemen tövbe edip bir daha yapmamaya çalışmalıdır.
30- Rızkını helalden kazanmalı, mekruh ve şüpheli şeylerden sakınmalıdır. Bunlardan sakınmak için gerektiğinde siyasi davranmalıdır.
31- Ömrünün sermayesi olduğunun bilincine vararak zikirsiz bir an geçirmemelidir.
32- İkindi namazından sonra Hatme akşam ile yatsı arası rabıtaya, sabah namazından önce iki tulu arası zikre, gece yarısı namazına ( teheccüd), her gün bir cüz Kur’an-ı Kerim okumaya devam etmelidir.
33- İnsanların kusurunu aramayıp kendi ayıplarıyla ilgilenmelidir. Kendisini eleştiren olunca hatasını kabul etmelidir. Bir işe başlarken niyeti halis olmalıdır. Yatmadan önce işini ve gidişatını düşünmeli, hesap günü gelmeden kendi nefsini hesaba çekmelidir. Yarım kanal işlerini tamamlamalı, üzerinde herhangi bir kimsenin hakkı varsa ödemelidir. Bu hesabı aleyhinde bulursa Allah’u Teala’dan ( c.c) af dilemeli, lehine bulursa şükretmelidir.
34- Alçak gönüllü, yumuşak huylu, merhametli ve açık elli olmalı ve insanlara karşı iyi niyet beslemelidir.
35- Allah’u Teala’ya ( c.c) isyan eden günahkarları görünce onların kalbini kırmalı ve aşağılamamalıdır. İki namaz arasında sanki namazdaymış gibi kulluk görevlerini yerine getirmeli ve ilahi haklara saygılı davranmalıdır.
36- Her zaman ve tüm işlerinde din istikametinden şaşmamalıdır. İki gününün eşit olmaması içi çalışmalı, ilerlemek ve olgunlaşmak için çaba göstermelidir.
37- İnsanlar kendini ziyaret ettiğinde büyüklenmemelidir. Zikir ve ibadet toplantıları uzayınca sıkılmamalıdır. Allah ( c.c) yolundaki ve ibadetlerdeki zorluklara ve insanlardan gelen eziyetlere katlanmalıdır. Nefsin arzu ve isteklerine karşı koymalıdır.
38- Kimseden bir şey istememeli ve zenginlerin kapısına gitmemelidir. Doğru inanç ve yakin sahibi olmalıdır.
39- Oyun ve boş konuşulan toplantılara gitmemeli; kötü, kaba ve uygunsuz sözler dinlememelidir. Hiç kimseyle tartışmamalı ve iddiaya girmemeli, asık suratlı olmayıp güler yüzle davranmalı ve hoşlanılmayan şeyleri görmemek için gözünün önüne bakmalıdır.
40- Terk edilmiş sünnetleri yaşamaya çalışmalı, yararlı işler yapmalı; zarar ve gereksiz sözleri bırakmalı; uzun emelli olmalıdır. Ömrünü bulunduğu an kabul edip onu Allah ( c.c) rızasına sarf etmelidir.
41- Verdiği sözlerinde durmalı; tutumlu olmalı; uyumadan önce ölümü düşünerek büyüklerinin çoğunun ölümü tattığı hatırlamalıdır. Tüm işlerinde Cenab-ı Hakk’a ( c.c) dayanmalıdır.
42- Soyuyla övünmemeli, insanların anlayışına göre konuşmalıdır. Gördü rüya ve kerametiyle gururlanmamalıdır. Allah’ın ( c.c) rahmetinden ümidini kesmemeli; onun gazabından ve sınamasından emin olmamalıdır. Cenab-ı Hakk ( c.c) bir Hadisi Kudsi’de : “ Kim günahını küçük görürse, biz onu büyük görürüz. Kim günahını büyük görürse biz onu küçük görürüz.” Buyurduğu için mürit küçük de olsa günah işlemekte ısrarlı olmamalıdır.
43- Allah-u Teala’yı ( c.c) Resul’ünü, Ehli Beyt’i, Ashab-ı Kiram’ı, velileri, ilmiyle amil alimleri, kamil mürşitleri ve Salihleri sevmelidir.
44- Kimseyi aldatmamalı; yasaklardan kaçınmalı; farzları içtenlikle ve önem vererek yapmalıdır. Nimetlere şükretmeli;; Allah-u Teala’nın kaza ve kaderine karşı gelmemelidir.
45- Allah’u Teala’nın üzerimizdeki nimetlerini devamlı düşünmelidir. Gıybet ve zulüm yapmamalı fitne çıkarmamalıdır. İşlerini danışarak yapmalıdır. İnsanlara sıkıntı veren şeyleri gidermeye çalışmalıdır. Günlerin uğursuzluğuna inanmamalı, yolcuğuna çıkmak için gün belirlememelidir. Gençlik, sağlık, zenginlik, boş zaman ve yaşadığı anları iyi değerlendirmelidir.
46- Allah-u Tealan’nın ( c.c) korkusundan emirlerini terk etmemeli ve yasakladıklarını yapmamalıdır. Günahlarını ve kusurlarını Cenab-ı Hakk’ın ( c.c) bildiğinden dolayı utancından adeta erimelidir.

Âdab-ı Fethullah..
 

Windows Vista’dan sonra windows 7

Şubat 27, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

duvar_kagitlari-199.jpg

Vista’dan sonra “Windows 7”
Windows Vista ile daha yeni tanıştık ama şimdiden bir sonraki Windows hakkında tartışmalar başladı.

Aslında Vista sonrası Windows hakkındaki tartışmalar yıllar önce başlamıştı. Ancak herkesin odak noktası Vista olduğu için fazla ilgi görmüyordu. Vista’nın çıkmasıyla birlikte dikkatler bir sonraki Windows’a kaymaya başladı.

Önceleri Blackcomb kod adını taşıyan yeni Windows daha sonra Vienna olarak adlandırılmıştı. Microsoft’un belirlediği son isim ise Windows 7… Microsoft’tan konu ile ilgili bir açıklama yapılmamasına karşın, Windows 7’nin 2010 ile 2012 arasında bir tarihte satışa sunulması bekleniyor.

Vista aslında ara ürün olacaktı

Aslında Vienna, eski adıyla Blackcomb, 2000 yılında Windows XP’nin halefi olarak duyurulmuştu. Windows Vista ise ikisinin arasında, radikal değişiklikler içermeyen bir ara ürün olarak düşünülmüştü. Ancak özellikle işletim sisteminin güvenliği üzerindeki uzun süren çalışmalar nedeniyle yaşanan önemli gecikmeler, Vienna’nın ileri bir tarihe ertelenmesine ve Vista’nın bir ara ürün olmaktan çıkıp, XP’den çok farklı yeni bir ürün olarak sunulmasına yol açtı. Bahsi geçen ara ürünün yerine ise XP Service Pack 2 yayınlandı. Diğer taraftan, Vista ile Windows 7 arasında ise Fiji kod adlı kapsamlı bir Service Pack (Servis Paketi) yayınlanması bekleniyor.

Tüm farklılığına rağmen Vista, yeni bir Windows sürümü ve alışılmış pek çok Windows özelliğini bünyesinde barındırıyor. Buna karşın Vienna, yeni adıyla Windows 7, PC ile kullanıcı arasındaki etkileşimi yeniden tanımlamayı vaat ediyor. Windows 95 ile birlikte tanıştığımız Başlat sistemini içermeyen tamamen yeni bir arayüzün, Windows hakkında bildiğimiz her şeyi değiştimesi bekleniyor. Pie Menu, Windows Power Shell (monad), WinFS, Windows Live entegrasyonu ve daha pek çok özelliği sıkça duyacağız artık. Gerçi bu özelliklerin bazıları geçmişte Vista için de telaffuz ediliyordu. Bu nedenle, Fiji ile birlikte bunların bir kısmının sunulması mümkün olabilir.

İlginin Vista’dan başka bir yöne kaymasını engellemek için, Microsoft şimdilik Windows 7 konusunda bir açıklama yapmıyor. Ancak bir süre sonra çeşitli ipuçlarının açığa çıkması bekleniyor.

CHIP..

Peygamber meslekleri

Şubat 27, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

hyusufersoz_filizsarihan_col1.jpg

HZ. ADEM (AS) : İlk ziraat mühendisi ve çiftçi idi.

HZ. ŞİD (AS) :
Hallac, kazzaz, nessac = dokumacıların, örücülerin ve mensucat sanayiinin ilk kurucusu idi.

HZ. İDRİS (AS) :
İğneyi ilk icad eden, ona delik açan, iplik geçiren olduğundan, terzicilerin- konfeksiyoncuların- örücülerin piri sayılır.

HZ. NUH (AS) :
Marangozcuların- gemicilerin- denizcilerin ve barbarosların piri idi.

HZ. HUD (AS) :
Tüccar idi. Bütün tüccarların piri sayılır.

HZ. SALİH ( AS) :
Sürülerle develer yetiştirirdi. Sütlerini hem içer, hem de satıp dünyalığını temin ederdi. Salih peygamberin devesi meşhurdur.

HZ. İBRAHİM ( AS) :
Kabeyi yeniden inşa edişiyle, Hz Süleyman (as)’a ve Mimar Sinan’a önderlik etmiştir.

HZ. LUD (AS) :
Tarihçi idi. Seyyahların, Evliya çelebilerin piridir.

HZ. İSMAİL (AS) :
Kara ve deniz avcılığı ile geçimini sağlardı. Avcıların piri sayılır. 70 dil bilirdi. Tercümanların da piridir.

HZ. İSHAK ( AS) :
Çoban idi.

HZ. YAKUB ( AS):
Çoban idi.

HZ. YUSUF (AS) :
Saati ilk icat eden, Toprak mahsulleri ofisini ilk defa kuran, bolluk zamanında depolamayı, kıtlık zamanında halka dağıtmayı düşünen bir peygamberdir.

HZ. EYYÜB ( AS) :
Ziraatcı idi.

HZ. ŞUAYB (AS) :
Ziraatcı idi.

HZ. MUSA (AS) :
Çobanlık yapmış ve Hz Şuayb (as)’a hizmetçilik etmiştir.
Bir büyüğe hizmet etmekte peygamber mesleklerinden biridir.

HZ. HARUN (AS) :
Vezir idi.

HZ. DAVUD (AS) :
Demiri işleyen, zırh yapan ve düzenli ordular kuran,
Calut’un ordularını mağlup eden bir kumandandır.

HZ. SÜLEYMAN (AS) :
Emir, hükümdar idi. Sazlardan zenbil yapardı. Bakır madenini ilk defa işleyen O’dur.

HZ. ZÜLKİFL (AS) :
Ekmek pişirirdi, fırıncıların piri idi.

HZ. İLYAS (AS) :
Dokumacı ve iplikçilerin piri idi.

HZ. YUNUS (AS):
Balık avlayıp geçinirdi, balıkçıların piri idi.

HZ. ÜZEYR ( AS ) :
Bahçıvan idi. Meyve ağaçlarını ilk defa aşılayan fidan yetiştiren, budama işlerini insanlara öğretendir. Bağ ve bahçe işleriyle uğraşanların piridir.

HZ. LOKMAN ( AS ) :
Doktorluk ve eczacılık mesleğinin piridir.

HZ. İSA ( AS) :
Avcı idi. Av aleti ile geçimini temin ederdi. Avcıların piri idi.

HZ. Muhammed (SAV) :
” Her peygamber kardeşimin bir mesleği vardır. Benim mesleğim cihaddır ” Peygamber efendimiz askerlikte başarılı bir ordu kumandanı idi. Aile içinde şefkatli bir baba, müslümanlar arasında ör nek bir insan, dürüst bir tacir idi. Çocukluğunda çobanlık yapmıştır. Dünya da bütün insanlara rehber, ahirette ise ona ümmet olanlara şefaatci

ŞEYTANIN ÇALIŞMA METODU

Şubat 27, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

sasnp7.gif

Herkese ilişkin hüküm verilip iş işten geçtikten sonra şeytan, cehennemliklere der ki;

«Hiç kuşkusuz Allah’ın size yönelik vaadi doğru idi, ben ise size verdiğim sözü yerine getirmedim.

Benim size yönelik, somut bir yaptırım gücüm yoktu, sadece sizi yoluma çağırdım, siz de çağrıma uyuverdiniz.

O halde beni suçlamayınız, kendinizi suçlayınız,

şimdi ne ben sizi kurtarabilirim,
ne de siz beni kurtarabilirsiniz.

Aslında vaktiyle beni Allah’a ortak koşmanızı da onaylamış değildim. Hiç kuşkusuz zalimler, acıklı bir azap çekeceklerdir”

O, ilk ve en eski düşman;
Cennetten kovduran, fani dünyaya taptıran:

Damarlarımızda dolaşıyor, uzakta değildir.

İlk insandan beri çalışıyor, deneyimlidir.

Korsan değildir, Allah’ın izni ile iş yapıyor.

Yapacağı iş için çok küçük bir ip ucu ona yeter;
sızdı mı girdi demektir.

Gitsin demekle hiç gitmez, onu besleyen mikropları defetmek gerekir.

Nasıl besleniyor?

Onun insana girerken en önemli menfezi şehvetlerdir. Bilhassa cinsi şehvetlerimiz, yeme içme düşkünlüğümüz, ona hareket verir.

Bunun için Rabbimiz “zinaya yaklaşmayın” diyor. Zinaya giden yollar ne kadar çoğalırsa o, o kadar iğvasında başarılı olmuş demektir. Bunun için, gözün de elin de zinası var deniyor. Bunun için oburca yemek tenkit ediliyor, oruç emrediliyor.

Sinirli insanlara hayrandır. Onları daha çabuk ve daha kolay batırır.

İnsanlardaki hırs ve haset onun yakıtıdır.

Acelecilik onun karakteridir.

Müslüman bir insan, kadere inandığı halde, cimrilik eder ve fakirlik korkusu ile gözü kararırsa ondan pek hoşlanır.

Körü körüne taassupçuluk ona davetiyedir.

Su-i zan onun kuluçkası olur.

Bid’at reklamcısıdır.

İbadet bile olsa yapılan dengesizlikler, aşırılıklar, onun hesabına çalışır.

“Sonra” sözü, en kutsal sözüdür.

İyi bir şüphecidir. Kuru tenkitten pek memnun olur.

Cehaletten, ayet, hadis bilmemekten ziyadesiyle duygulanır.

Cemaati olmadan yaşayanlar onun elde bir saydığı kimselerdir.

Bir umudu kırık görmesin, peşine düşer.

Din namına yapılan derin tartışmaların düşkünüdür.

Övülmekten hoşlananlar, bir yaptığını bin anlatanlar, sinsi tevazu ifadeleri, uyuşukluk, özür beyancılığı, “ben” eksenli bir anlayış onun telkinlerindendir…

Nasıl çalışıyor?

Ambalajcıdır: Aynı günahı, herkes için farklı ambalajlarda verir. Kimi zaman haramı bir ibadet havasına bile büründürebilir.

Reklamcıdır: Kötülüklerin kısa bir zamanda basit bir vakıa gibi konuşulduğunu, dün suç sayılan şeylerin bugün sayılmadığını görebilirsin.

İyilikler sonra, çirkinlikler hemen parolası ile iş yapar.

Aileye pek düşkündür: Ailenin işini bitirdi mi, gerisini asistanlarına havale edebilir.

Pek yenilikçidir: Hele ibadette, ne uydurulursa ona destekçi olur.

Sabırlıdır: Buğday hacmi kadar bir iş için bir asır bekler.

Dedikoducu ve laf taşıyıcısıdır.

İşini aracılara gördürmeyi daha yararlı bulur: Bu nedenle de, pek çok insan bilerek veya bilmeden onun ekmeğine yağ sürerler.

Nasıl korunacağız?

1- Onu tanıyarak: Onu ve bizi yaratan, ilk olaydan kıyamete kadar olan süreci bize anlatıyor. Ondan Rabbimize sığınmasını bileceğiz.

2- O, neyi yapmak istiyorsa aksini yapacağız. Eğer o, sabah namazını kılmamamız için bizi gece yarısına kadar oturtmaya çalışıyorsa, biz aksini yapacağız. Cimriliği teşvik ediyorsa sadaka vereceğiz. Bizi büyük bir bataklığa saplarken, küçücük bir aracı kullanacağını unutmayacağız. Günahlara götüren şeyler, o günahın ta kendisidir.

3- Onun dostlarını –onun hedeflerini tahakkuk ettiren kim ise onun adamıdır- onun gibi kabul edip muamele edeceğiz.

4- Tembellik yapmayacağız. Oturmaya yarar ne varsa onu kaldıracağız. Hem dünyamız ve de ahıretimiz için aralıksız, bıkmadan usanmadan çalışacağız. O, aslında Allah’ın dinini kaldırmaya çalışıyor. Biz de yaymaya çalışacağız.

5- Evlerimizi koruma altına alacağız: Onun mikrobunu taşıyanları dezenfekte etmeden evimize sokmayacağız. Onun ağzı ile yazılmış bir satır yazıdan bir aile toplantısına kadar ne varsa kapı dışı tutacağız.

Evlerimizde her ay bir defa BAKARA suresini okuyacağız.

Sevgili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdular ki: “Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan BAKARA suresi okunan evden kaçar.”(Müslim, Tirmizi)

6- Sabah namazı kılınmayan gün onun günüdür. Sabah namazına dikkat! Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Şeytan namaza kalkmayanın kulağına işer.” (Buhari, Müslim, Nesai)

7- Ezan sesi duyulmayan yerden ev ve iş yeri tutmayacağız. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki: “Şeytan ezan sesinden kaçar, sonra gelir. Kamet sesini duyunca yine kaçar.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai)

8- Esnememeye çalışalım. Şeytan esneyene güler. (Buhari)

9- Çarşı-pazarlara dikkat edeceğiz. İhtiyacımız dışında oralarda durmayacağız. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, şeytanın yumurtalarını çarşı-pazarlara bıraktığını bildiriyor. (Müslim)

10- Yalnız yolculuk çok tehlikelidir. Tek başına yola çıkanı şeytan rahat bırakmaz. (Ebu Davud, Tirmizi)

11- Ayete’l-Kürsi ve Muavvizeteyn’i (Falak ve Nas sureleri) çokça tekrar edeceğiz. Sürekli Allah’ı zikreden bir dilimiz olacak.

12- İnsanların, cemaatlerin bozulmuşluğuna bakıp, davamızdan soğumayacağız. Kimse yoksa ben varım demeliyiz.

Tabiinden Nuaym İbnu Hammad diyor ki:

“Cemaat Allah’a kulluk edenlerdir. Eğer cemaat bozulursa sen, cemaatin bozulmasından önceki halini yaşa. Tek kalırsan o zaman cemaat sensin zaten.”

13- Besmelesiz yemek yemeyeceğiz, yedirmeyeceğiz. Sol elle yemeyeceğiz. Çünkü şeytan sol eli ile yer. (Müslim.)

Şu hadis-i şerifi de hiç unutmayacağız:

Huzeyfe radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte yemek yiyeceğimiz zaman, o, yemeğe dokunmadan elimizi yemeğe sürmezdik. Yine bir gün onunla birlikte yemek yiyecektik.

Derken küçük bir kız çocuğu geldi. Sanki biri onu arkasından itiyormuş gibiydi. Hemen elini yemeğe uzattı; fakat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elini tuttu. Daha sonra bir bedevi geldi; o da arkasından itiliyormuş gibiydi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun da elini tuttu ve sonra şöyle buyurdu:

“Şeytan besmele çekilmeden başlanan bir yemeğe katılmayı pek arzu eder. O, şu yemeğe katılmak için bu kızcağızı getirdi. Fakat ben elini tuttum. Bu bedevi sayesinde yemeğe katılmak için onu alıp getirdi; onun da elini tuttum.

Nefsimi kudretiyle elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, şeytanın eli, onların eliyle birlikte avucumdaydı.”

Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem besmele çekip yemeğe başladı.(Müslim, Ebu Davud)

Müminlerin annesi Safiye Binti Huyey radıyallahu anha diyor ki:

Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem itikâfa girmişti. Bir gece onu ziyarete gidip konuştum. Sonra eve dönmek üzere kalktığım zaman o da beni evime götürmek üzere kalktı.

Bu sırada ensardan iki kişi –Allah onlardan razı olsun- bizimle karşılaştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i görünce oradan çabucak uzaklaşmak istediler. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

“Biraz yavaş olun. Yanımdaki Safiye Binti Huyey’dir” dedi. Onlar:

Elçisinin uygunsuz bir davranışta bulunmasından Allah’ı tenzih ederiz, Ya Resulellah!” Deyince de:

“Şeytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır, onun sizin kalbinize bir kötülük –veya bir şüphe- atmasından korktum” buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, İbni Mace)

Düşünün ki kurbanlar şeytanın bile bir çalışma metodu varken neden bizlerin kulluğumuzu yerine gatirmekte metodlarımız olmasın?

Firaset nedir? Nasıl elde edilir?

Şubat 27, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

fractalolp351vg4.jpg

Sözlükte “düşünerek anlamak ve bakmak” manâsına gelmektedir.
Istılahta ise firaset, “keşfetme, sezme ve ileri görüşlülük” anlamındadır.
Bir başka deyişle firaset; “hadiselere ve eşyaya iman nuruyla bakmak, perde arkasındaki gerçekleri görüp hissedebilmek demektir.”

Hani bir kez söylemiş idik:

“Görenedir görene….. Köre nedir köre ne !…..”

Peygamber Aleyhisselam, “Mü’minin firâseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah’ın nûruyla bakar.” buyurmuştur. Peygamber Aleyhisselam, bu sözleriyle; “kamil mü’min”in Allah katındaki değerini ve insanlar arasındaki hürmetini veciz bir surette anlatmış, olgun bir mü’minin de firasetli olması gerektiğine işarette bulunmuşlardır.

Mü’minin Allah’ın nuruyla bakması; onun Allah’ın emir ve yasaklarına ya da rızasına uygun işler yapması anlamına gelmektedir. Ve o nur ancak böyle kazanılır. Zira bir başka hadiste belirtildiği gibi, Allah bir kulu sevdi mi meleklerine de sevdirir (Müslim, “Birr,” 157) ve yeryüzünde o Allah’ın gözü ve eli olur (Buharî, “Rikak”, 38) yani gözüyle, eliyle, kısaca bütün azalarıyla Cenab-ı Hakk’ın iradesi ve rızası dahilinde işler yapar.

Yine bu çerçevede; firâsetin, iman nûruyla yakın ilişkisini göstermesi bakımından aşağıdaki âyet mealini de burada belirtmek gerekmektedir:

“Ey iman edenler, eğer Allah’a karşı hep takvâ dairesi içinde bulunursanız, O size furkan (açık-kapalı, hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden temyiz ve tefrik edecek bir kabîliyet, bir ışık) verir.” (Enfâl, 8/29)

Bir gün İmam Azam Ebu Hanife Hazretleri, bir mecliste vaaz ederken yanına bir kadın gelir. Kadın, yanında getirdiği bıçak ile bir tarafı kırmızı diğer tarafı sarı olan elmayı Ebû Hanife’nin önüne bırakıp geri çekilir. Bir firaset âbidesi olan koca İmam, elmayı bıçakla ortasından kestikten sonra elmanın içini kadına gösterip geri verir. Kadın gittikten sonra bu hâdisenin izahını isteyen cemaate Ebu Hanife, şu cevabı verir:

“Kadın bana bir tarafı kırmızı diğer tarafı sarı olan elmayı getirerek, kırmızı kanda mı yoksa sarı kanda mı hayızdan temiz olacağını sormak istedi. Ben de elmayı ikiye bölüp ona beyaz olan iç kısmını göstererek ancak akıntı beyazlaştığında temiz olabileceğini söylemek istedim.”

Firasetin bir başka anlamı da; “insanlardaki, diğer varlık ve olayların iç yüzünü keşfetme, gelecek hakkında doğru tahminlerde bulunma melekesi” şeklindedir. Bu anlamda, bir kimsenin dış görünüşüne bakarak onun ahlâk ve karakteri hakkında tahminde bulunma da bu terimin kapsamı içindedir. Dolayısıyla firaset; akıl ve duyu organlarıyla bilinemeyen, ancak sezgi gücüyle ulaşılan bilgilerdir.

Endülüslü Mâliki âlimlerinden Ebû Bekir İbnü’l-’Arabî, firaset ile alâkalı şöyle bir olay nakleder: Bir gün İmam eş-Şafiî ile Muhammed b. Hasen, Ka’be’nin avlusunda otururken içeriye giren bir adam dikkatlerini çeker. Bunun üzerine İmam Şafii, bu kişinin marangoz olabileceğini söyler. İmam Muhammed de bu kişinin demirci olabileceğini beyan eder. Her biri kendi görüşünde ısrar edince, adamın yanına varırlar ve nereli olduğunu sorduktan sonra mesleğini sorarlar. Adam: “Daha önceleri marangoz idim, şu anda demirciyim” cevabını verir. İbnü’l-’Arabî, bu olay vesilesiyle; bir müslümanın bir takım iz, işaret ya da bulgulara dayanarak hüküm çıkarmasını firaset olarak değerlendirmiş; bunun bazılarınca iddia edildiği gibi keramet olmadığını belirtmiştir.

Firaset sahibi kâmil bir mü’minin, İlâhî lütuf gereği kendisinde inkişaf eden duygu ve sezgilerle muhatabından gelecek söz ve filleri daha isabetle değerlendireceği açıktır. Böylece, yine bir hadis-i şerifte de ifade buyurulduğu üzere, “bir delikten iki defa ısırılmayacaktır.” (Buharî, “Edeb”, 83, Müslim, “Zühd”, 63).

İnsan sîmâsından kâinat çehresine kadar her nokta, her kelime, her satır; “Elbette bunda basîret ve firâseti olanlar için ibretler vardır.” (Hicr sûresi, 15/75 ) hükmünün kapsama alanında olan ulül azim Şahsiyetler için çok mânâlar ifade etmektedir; ve hatta bunlar böyle şahsiyetler için birer kitap hükmündedir.

İşte Hz. Ömer efendimiz (r.a.) müthiş firaset sahibi bir insandı. Belki de O, bir suikaste maruz kalacağını bile sezmişti. Çünkü bir gün mecusi bir köle, Medine çarşısında Hz. Ömer’e müracaat ederek, efendisinin kendisinden ağır yevmiye aldığını ve bunun azaltılmasını ister. O da yevmiyenin miktarını sorunca, köle “iki dirhem” cevabını verir. Bunun üzerine Hz. Ömer sanatını sorar, o da “dülger, demirci ve nakkâş” der. Bu defa Hz. Ömer, ücretinin fazla olmadığını ve kendisinden ücretle yel değirmeni yapmasını talep eder. Köle de, “Sana bir yel değirmeni yapayım ki doğuda ve batıda dillere destan olsun!” deyip gider. Hz. Ömer, onun bu cevabı üzerine yanındakilere “Köle beni tehdid etti!” der. Bu sözüyle Hz. Ömer, belki de şehid olacağını hissetmişti. Nitekim ertesi gün sabah namazını kıldırmak için mihraba geçtiği vakit bu köle tarafından hançerlenerek şehid edilmiştir.

“Mü’minin firâseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah’ın nûruyla bakar.” sırrıyla her tarafı görebilecek bir gözetleme noktasına oturmuş yüksek Şahsiyetler, eşyânın hakikatiyle temasa geçer, varlığın perde arkası itibarıyla gerçek çehresine vakıf olur, her şeyin hakikî yüzünü kavrayıp ortaya koyarak hâdiselerin yüzlerine nurlar saçar…. Ve ömrünü karadelikler etrafında geçirenlere rağ*men hep firdevsî yamaçlarda zevkten zevke koşar dururlar.

َHani dervişlerin şöyle bir selamlaşma usulünden söz etmiş idik:

AŞKINIZ CEMAL, CEMALİNİZ NUR, NURUNUZ AYN OLSUN !!!…

Zarif ve kıymetli bir kardeşimiz; “nurun ayn olması tam olarak ne demektir” şeklinde bir soru yöneltmişti.

İşte sorunun cevabı aynen yukarıda açıklandığı gibidir….. Tam da böyledir ….

Firâset; ister mü’minin Allah’ın nuruyla bakması; onun Allah’ın emir ve yasaklarına ya da rızasına uygun işler yapması anlamında; ister kalbin, Hazreti Allah’ın ilim ve füyûzâtına açılması ve bu nura sahip olanların, görüş, düşünce ve hükümlerinde isabet kaydetmeleri şeklinde; isterse, bilgi birikimi, tecrübe, bir işte uzmanlaşma, sezi enginliği yoluyla veya karakter bilgilerini değerlendirerek elde edilen neticeler olarak yorumlansın, o tamamen Allahın bir hediyesidir ve bu ilâhî hediyeden en çok nasiplenenler de, hiç şüphesiz –derecelerine göre– evliyâ, asfiyâ ve enbiyadır.

“FİRASET, FRUKO GAZOZ DEĞİL Kİ, MARKETTEN ALASIN !!!….”

Bir gün, İmam-ı Azam Hazretleri, talebeleriyle bir arada ve açıkça bir yerde otururken önlerinden büyük veli İbrahim Edhem Hazretleri geçmektedir. İmam-ı Azam Hazretleri hemen ayağa kalkar ve başı göğsünde, sessiz ve gösterişsiz bir şekilde İbrahim Edhem Hazretlerine hitap eder:

“BUYURSUNLAR; EFENDİMİZ, BÜYÜĞÜMÜZ !…”

İbrahim Edhem Hazretleri geçip gider.

İmam-ı Azam Hazretlerinin talebeleri, Hocalarına sorarlar:

“Nasıl olur efendim !… sizin gibi muhteşem bir din büyüğü, bir mezhep kurucusu, nasıl olur da böyle bir dervişe efendimiz diye hitap eder?…”

İmam-ı Azam Hazretleri, belki de verdiği derslerin bütün ruhu olarak şu cevabıyla tarihe geçer:

“GÖRDÜĞÜNÜZ DERVİŞE İHTİRAMIM ŞU YÜZDENDİR Kİ, O BİZZAT ALLAH İLE MEŞGUL, BİZ İSE NEFSİMİZ BAKIMINDAN İŞİN DEDİKODU TARAFI İLE…”

Demek ki firaset sahibi olmak böyle bir şey….
Seher vakti çok çalışmak gerek !….

AŞKINIZ CEMAL, CEMALİNİZ NUR, NURUNUZ AYN OLSUN !!!…

Ahmet Levent

KIYAMET ALAMETLERİ VE DECCAL

Şubat 27, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
cid05a001c6ec53e7d89790nf1.jpg
Abdullah ibn ömer (r.a)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur: ” Kıyamet alâmetleri bir ipe dizilmiş boncuklar gibidirler. İp bir yerinden koptumu, bu boncuklar peşpeşe dökülür.” 1

Şehid imamımız İmam Ebu Hanife (rh.a.),” Ehli sünnet Akidesi’nin temel ilkelerini beyan ettiği ” El-Fıkhu’l- Ekber” adlı eserinde kıyamet alametlerini şöyle açıklıyor: “Deccâl’ın, ye’cüc ve Mecüc’ün ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz.İsa (a.s.)’ın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alâmetlerinin hepside haktır.” 2

İmam Tahâvi (rh.a.), Meşhur “el-Akidetul-Tahâviye” adlı eserinde şunları beyan eder: “Deccâl’ın çıkmasına, İsa (a.s.)’ın gökten inmesine iman eder ve yine kıyamet alâmeti olarak güneşin batıdan doğmasına ve Dabbetul-Arz’ın yerinden çıkacağına inanırız.”3

“Ehli sünnet’in” iki imamının beyan ettiği gibi iman eden muvahid mü’minler, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in vasıflarını beyan buyurduğu kıyamet alâmetlerinden olan “Deccâl’ın” ortaya çıkmasına inanırlar…. Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in haber verdiği Deccâl’ın ortaya çıkması, beklenen kıyamet alâmetlerinden olup, zamanı geldiğinde gerçekleşecektir…

Hişam b.Âmir (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.): “Âdem’in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccâl’dan daha büyük bir fitne yoktur.” 4

Önderimiz Rasulullah (s.a.s) dualarında,Deccâl Mesih’den ve onun fitnesinden Allah’a sığınmıştır…
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle dua ederdi: “Allah’ım, ben kabir azabından, ateş azabından, hayat ve ölüm imtihan ve şiddetinden ve Deccâl Mesih fitnesinden sana sığınırım.” 5
Yeğane hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in bildirdiği Deccâl çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır… O,

Deccâl’ın beyan edilen vasıflarıyla çıkmasını ve yine bildirilen işleri yapmasını kıyametin alâmetlerinden saymış, ümmetine beyan etmiştir…

Huzeyfe b.Esid el Gıfari (r.a.) anlatıyor:
Biz, müzakere ederken, Rasulullah (s.a.s.) yanımıza çıkageldi ve: ” Neyi müzakere ediyorsunuz? ” diye sordu.
Ashab: Kıyameti anıyoruz! Dediler.
(Rasulullah): “Siz,ondan önce on alâmeti görmedikçe O, kopmayacaktır!” buyurdu.
Ve dumanı, Deccâl’ı, Dabbe’yi güneşin battı yerden doğuşunu, İsa b.Meryem (a.s.)’ın inişini Ye’cüc ve Me’cüc’ü ve biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasından olmak üzere üç yerin batacağı, bunların sonu Yemen (Aden)’den çıkıp insanlar haşrolunacakları yere sürecek bir ateş olacağını anlattı.6

Ebu Hüreyre (r.a.)’dan Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: ” Altı şeyden: Güneşin battığı yerden doğmasından. Dumandan. Deccâl’dan. Dabbe’den. Birinizin, hasseten başına gelecek vakıadan ve âmmeten gelecek fitneden önce amellere acele edin!” 7

Kıyametten önce ilâhlık iddiasıyla ortaya çıkacak Deccâl’dan önce peygamberlik iddiasıyla bir çok Deccâl’lar ortaya çıkıp insanları kandırarak inandıracak ve kendilerine bağlayacaklardır… Böylece kendileri saptıkları gibi, bir çok insanların da sapmalarını sağlayacaklardır…
Kıyametin büyük alâmetlerinden olan Deccâl ortaya çıkınca, kendisini insanlara ilâh olarak tanıtacak, insanları kendisine taptıracak ve kendisine ibadet ettirecektir…. Bu Deccâl, insanların Allah’dan başka yöneldikleri bir rab ve Allah’dan başka kendisine ibadet edilen, emirlerine itaat edilerek tabi olunan bir ilâh olacaktır… Ondan önce ortaya çıkan ve onun öncüleri olan Deccâl’lar ise insanlar için yegâne önder olan Rasulullah Hz.Muhammed (SAV) (s.a.s.)’den başka önder olacak birer peygamber olduklarını iddia edip gerek rasul, gerekse nebi olduğuna insanları inandıracaklardır… Böylece insanları, Allah’dan başka bir Rabbe ibadet ettirecek ve Rasulullah (s.a.s.)’den başka bir peygamber iddiasında bulunana tabi olmaya yönlendirecekler… Bu Deccâl’lara tabi olan insanların Allah ve Rasulullah (s.a.s.) ile ilişkileri kesilir, Allah’dan başka ilâh, Rasulullah (s.a.s.)’den başka önder edinmiş, islam’dan başka bir hayat düzenine kur’ânı kerim’den başka bir düstüra tabi olmuş olurlar…

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.) ümmetini, gelecek olan bu tehlikeye karşı uyarmış ve her zaman uyanık olmaya davet etmiştir… Bu konuda şu hadis-i şerifleri kaydedelim:

1) Ebu umâme el- Bahili (r.a.)’dan. Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Şimdi ben, onu (Deccâl’ı) size öyle vasıflandıracağım(tanıtacağım) ki, hiç bir peygamber onu, o biçimde vasıflandırmamış ( tanıtmamış) tır:
O (habis ) önce: Ben, bir peygamberim, diyecektir.
Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur.
Sonra ikinci bir iddiada bulunacak: Ben rabbinizim diyecektir.
Hâlbuki siz, ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz. Ve o (habis), a’ ver (yani gözü sakat )dır. Hâlbuki Rabbiniz a’ver değildir.”8

2) Enes b. Malik (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s): Ümmetini, sakat gözlü ve pek yalancı olan Deccâl’dan sakındırmadık hiçbir peygamber gönderilmedi.
Haberiniz olsunki o, sakat gözlüdür. Rabbiniz ise sakat gözlü değildir. Şüphesiz Deccâl’ın iki gözünün arasında Kâfir yazılmıştır.”9

3) Huzeyfe (r.a.)’dan Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Deccâl çıktığı zaman beraberinde bir su, birde ateş bulunacaktır. Amma insanların soğuk bir su olduğunu görecekleri şey ise, işte o, yakıcı bir ateştir.
Sizlerden her kim, Deccâl’ın çıkması zamanına erişirse, ateş suretinde göreceği şeyin tarafında bulunsun. çünkü o, tatlı soğuk bir sudur.” 10

4) Ebu Hüreyre (r.a)’dan. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Otuza yakın yalancı mel’un Deccâllar türemedikçe kıyamet kopmayacaktır. Bu Deccâlların hepsi: Ben, Allah’ın Resulüyüm, iddiasında bulunacaktır.” 11

Bu hadislerin şerhinde şunlar kaydedilmiştir: “Deccâl’in çıkması, akıllara hayret verecek derecede büyük bir fitne olacaktır. Rivayetlerden anlaşıldığına göre Deccâl, bir çok harikalar gösterecek, bu husus yanında sudan ve ateşten nehirler bulunacak, bunlarla kendisinsin Allah olduğuna halkı inandırmaya çalışacaktır. Vardığı yerlerde durmayıp sûratle geçeceği için imanı zayıf olanlar düşünmeye vakit bulamayacak, vücudundaki noksanlıkları teemmül etmeden o hali ile kendisini tasdikte bulunacaklardır.
Bundan dolayıdır ki, bütün peygamberler deccâl’e karşı ümmetlerini uyarmış, onun noksanlıklarına ve delillerini iptale dikkatlerini çekmişlerdir. Hakikatte deccal, Allah olduğunu iddia etmesine rağmen kendi hali ile kendisini tekzib etmektedir.

Bir defa kendisi hadistir. Yani anadan doğmuştur. Sonra sakattır. Bu sakatlığı kendinden gidermeye bile kudreti yoktur. İki gözünün arasında küfrüne şehâdet eden yazı vardır. O, bunu silmekten de acizdir. İşte bu gibi delilleri gören hidayet ehli insanlar, ona aldanmayacak, Deccâl hakkındaki bilgileri ona inzimâm ederek onu tasdikten kaçınacaklardır. Hatta Kadı Iyaz’ın beyanına göre deccâl, bir şahsı öldürecek, sonra tekrar diriltecektir. Dirilen şahıs ise onu tasdik şöyle dursun: Senin şerrin hakkında ancak basiretim arttı diyecektir.

Muhakkıkîn-i Ulemâya göre, Deccâl’in iki gözünün arasına ayrı ayrı harfler şeklinde değil, tam kelime olarak kâfir yazılacaktır. Teâlâ hazretleri bunu, onun küfrüne ve yalanına kat’î bir alâmet olmak üzere halk edecek, yazı yazmayı bilen veya bilmeyen bütün Müslümanlara göstermek suretiyle onları Deccâl’in şerrinden koruyacak, şekaveti mukadder olanlardan ise bunu gizleyecektir.

Deccâl’ın beraberinde ateşle cennet misali bulundurması Allah tarafından, kullara bir imtihandır. Cennet misalinden murat, sudur. Çünkü su, bütün nimetlerin zahiri sebeplerindendir. Ateş misalinden murad da, elem ve azaba sebep olacak şeylerdir. Fakat kullarını imtihan için bu harikalarını ona veren Allah, ateşini suya ve suyunu ateşe çevirmek suretiyle kendisini, halk huzurunda rezil rüsvay edecektir. Bu suretle Deccâl’in gösterdiği harikanın hakikatı olmadığı, bunun sihir kabilinden bir tahyil ve şâbezeden ibaret olduğu anlatılacaktır.”12

Deccâl ve onun öncüleri olan Deccâllerin fitnesinden nasıl korunup nasıl kurtulacağız?

Rasulullah (s.a.s.)’in beyanlarından apaçık anlaşıldığı gibi Deccâl, ilahlık ve rablik iddiasında, ona uyanlarda onu ilah ve rab kabul etmektedirler. Deccâllar, peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkacak ve ona tabi olup inananlar da onların ümmeti olacaklardır… Allah’tan başka rab ve ilahı olan, Resulullah Hz.Muhammed (SAV) (s.a.s.)’den başka peygamberleri bulunan, islamdan başka hayat düzenlerine, sapık ideolojilere yönelip bu sistemleri kabullenenler ve Kuran-ı Kerimden başka hayat düsturunu kabul edenler, Deccâl’a tabi olmuş ve itaat etmiş olanlardır!..

Her çağın Deccâlleri vardır!.. Bu Deccâller, insanları yaratılış gayeleri olan yalnızca Allah’a ibadet etmekten alıkor ve Allah’ın hükümlerine uymalarının engellerler… İnsanları, çeşitli hileler, tuzaklar ve şeytani planlarla kandırır, Allah’a kul olmaktan alıkoyup kendilerine kul olmalarını sağlarlar…
Çağımızda süper emperyalist güçler ve onların uşakları olan tağutların yaptıkları Deccallıktan başka bir şey değildir!.. Ellerindeki teknolojik imkanlarını kullanarak, insanlara harikalar gösterip onları kendilerine hayran bıraktırarak sömüren, kendilerine modern köle edinenler, Deccâl’in vazifesini üstlenmişlerdir… Bunlar, çağın birer Deccâllarıdırlar…
İşgal edilmiş ve tağutların egemenliğindeki İslâm topraklarında esaret altında yaşayan mü’min müslümanların, dünyaya egemen olmaya çalışan bu Deccâlların hakimiyetyine son vermesi için, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.) ‘in beyan buyurduğu gibi hareket etmeleri gerkir… Önce tevhid akidesini sağlamlaştıracak katıksız ve gölgesiz iman edecek, her biri Deccâl’in temsilcileri olan tağuti düzenlerden ve ideolojilerden tamamen ilişkilerini kesecek, küfrün tek millet olduğunu idrak ederek, onun karşısında İslâm Milleti olmaya gayret edeceklerdir… Sonra amel konusunda sağlamlaşacak, Salih amel işleyerek takvayı ön planda tutacak Rabbi Allah’a ibadet ederken hiç kimseyi ortak edinmeyecektir…
Çağın Deccâlları olan tağutlardan korkmayacak, zalimin zulmüne rıza göstermeyecek, zulmü ve zalimi bütün yönüyle ortadan kaldırmaya, şirki, küfrü, fıskı fücuru ve her türlü sömürüyü yok etmeye gayret edecektir… Yalnız Allah yolunda olarak yapacağı tüm bu çalışmalarda, yalnızca Allah’ı gaye edinecek, önderi Rasulullah (s.a.s.) olacak ve Kur’an-ı Kerim’i düstur edinecektir… Tıpkı Deccâl’ın karşısına dikilen ve onun sistemini sarsıp temellerini çökerten genç muvahhid mü’min gibi davranacaktır…

Ebu Said el-Hudri (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.) bir gün bizlere deccal’dan bir hadis tahdis etti. O’nun, bize tahdis ettiği hadis içinde şöyle buyurdu: “Deccâl, (Medineye’de) gelecektir. Fakat Medine kapılarından içeriye girmek, ona haram kılınmıştır. Yalnız Medine etrafındaki bazı çorak ve çakılı araziye inecektir. O gün Medine halkının en hayırlı bir siması yahud insanların en hayırlılarından birisi, Deccâl’e karşı çıkar ve : “Ben şehadet ederimki muhakkak sen Rasulullah’ın bize haber verdiği Deccâlsın! der.” Bunun üzerine Deccâl,başındaki şekavet ehline: Şimdi ben, bu adamı öldürür, sonra diriltirsem benim (ulûhiyet) iddiası işimde şüphe edermisiniz? Diye sorar.
Onlar da: Hayır, şüphe etmeyiz derler.
Deccâl, hemen o adamı öldürür, sonra da diriltir. Ve diriltir dirilmez o adam: “Vallahi, benim senin Deccâl olduğun hakkındaki şimdiki kanaatim, bundan evvelki imanımdan daha kuvvetlidir, der.”
Bu defa Deccâl, bu adamı tekrar öldürmek ister, fakat bir daha ona musallat edilmez (onu öldürmeye muktedir olamaz).”13

İşte Deccâl ve Deccâlların yenemediği şahsiyet!.. İşte Deccâl ve Deccâlların kendisine mağlub oldukları yiğit!.. Muvahid mü’min ve müttaki müslüman!..İmanı sağlam, ameli salih Allah’dan korkan ve başkasından korkmayan kişi!.. Onun Deccâl’a karşı çıkışı yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.)’e tabi olmuş, O’na itaat etmiş, O’nun sünneti’ni uygulamıştır… Rasulullah (s.a.s.)’in Deccâl hakkındaki verdiği habere inanmış, iyice öğrenmiş ve Deccâl’ı görünce önderi Rasulullah’dan öğrendiği akide ve ilimle ona karşı durup hileli düzenini altüst etmiştir…

Yegâne önder ve hayat örneği Rasulullah (s.a.s.)’e itaat ederek tabi olanlar, Allah tarafından sevilen ve kurtuluşa eren muvahhid mümin kullardır.
Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “Deki! Eğer siz, Allah’ı seviyorsanız bana uyun! Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan,esirgeyendir.
Deki! “Allah’a ve Rasulüne itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez..”14
Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat etmek yani Allah’ın hükümlerine uymak ve Rasulullah (s.a.s.)’in sünneti’ni hayatına uygulamak iman, bu imandan yüz çevirmek küfürdür… Allah’dan başkalarına yönelmek, onların hükümleriyle amel etmek, onların emrine uymak, Allah’dan başka rab edinmektir…15
Rasulullah (s.a.s)’i bırakıp veya o’nunla beraber O’nun sünneti’ni bir yana bırakıp, hevalarını ilâhlaştıran önderlere uymak, onların adetlerini adet edip öylece yaşamak, Rasulullah (s.a.s.)’e uymamak ve itaat etmemek demektir!..
Allah’ın hükmü olan Kur’an-ı Kerim’i ve onun hayata uygulamış biçimi olan Rasulullah (s.a.s)’in sünneti’ni bir yana bırakıp, çağın Deccâlları olan tagutların, ilâhlaştırdıkları hevalarından kaynaklanan hükümlere ve onların hayata uygulanış biçimlerine tabi olanlar, Deccâl’ın peşine düşenlerdir..
Yegane önderimiz Rasulullah (s.a.s.) merhamet olunmuş ve insanlar içinde çıkarılmış en hayırlı ümmet olan ümmetini, çağlar boyu değişmeyen karekterde olan Deccâllara karşı uyanık olmaya davet edip kendilerini bilgilendiriyor!..

Nevvas b. Sem’an (r.a.) anlatıyor: Bir sabah Rasulullah (s.a.s), Deccâl’ı andı da onun hakkında alçaltma-yükseltme yaptı. Hatta onu, hurma bahçeliğinde zannettik. Akşamleyin yanına vardığımızda bizdeki bu zannı anladı ve: Haliniz nedir? Diye sordu. Ya Rasulullah, sabehleyin Deccâl’ı andın. Onun hakkında öyle alçatma-yükseltme yaptık ki, kendisini hurma bahçesinde zannettik dedik.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Deccâl’dan başkası sizin namınıza beni daha çok korkutur. Eğer ben, sizin aranızda iken çıkarsa, sizin namınıza ona ben galebe çalarım. Ben aranızda yokken çıkarsa, herkes kendi nefsinin galibi olur. Allah, her müslüman hakkında benim halifemdir.
Bu adam (Deccâl), kıvırcık saçlı bir gençtir. Gözü hırlamıştır. Ben onu, Abdu’l-uzza b.katan’a benzetir gibiyim. Sizden ona, kim yetişirse üzerine kefh suresi’nin ilk ayetlerini okuyuversin. O, şamla ırak arasında bir semtten çıkacak ve sağa sola fesad saçacaktır.
Ey Allah’ın kulları, sebat edin!”16

Ebu’d-Derda (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s): “Her kim kefh suresi’nin başından on ayet ezberlerse Deccâl’dan masûm olur (yani Deccâl’ın fitnesinden emin olur).”
Kâtede’den bir başka rivayette: “Sonundan on ayet ezberlerse”de denildi.17
Yegâne önderimiz kıyamet alâmetlerinden olan Deccâl’dan ve ondan önce ortaya çıkan Deccâl’lerden nasıl korunacağımızı biz muvahhid mü’minlere böylece beyan buyurmaktadır… Çağımızın Deccâllarından kurtulmak için de kefh suresi’ni okuyup, onun muhtevasıyla amel etmek gerek… Katıksız iman, salih amel, hakkın ve sabırın tavsiyesi, kurtuluş reçetesidir!..18

Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor: “Deki şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Yalnız bana, sizin ilâhınız tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.”19

Dipnotlar
1)Ahmet b. Hanbel, el-Müsned,c.2 sh.219 Sünen-i Tirmizi, Kitabu’l fiten 3.31 Hds.2038 /2)İmamı Azam’ın Beş eseri çev. Doç.DR.Mustafa öz ist.1992,sh.59(2.baskı) /3)Dr. Arif Aytekin,Ehli sünnet inanç Esasları,ist.t.y.sh.72 md.96 /4)Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fiten B.25 Hds.126 Sünen-i ibn.Mace Kitabu’l- Fiten B.33 Hds.4077 /5)Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-cenaiz B.87 Hds.131 Sahih-i Müslim kitabu’l- zikr, B.15.Hds.50 /6) Sahih-i Müslim, Kitabu’l Fiten B.13 Hds.39 Sünen-i ibn.Mace Kitabu’l-Fiten B.28 Hds.4055 /7)Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fiten B.25 Hds.128-129 Süneni ibn.Mace Kitabu’l-Fiten B.28 Hds.4056 8)Sünen-i ibn.mace Kitabu’l- Fiten B.33 Hds.4056 /9)Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Fiten B.27 Hds.74 Sahih-i Müslim kitabu’l- Fiten, B.20.Hds.101-103 /10) Sahih-i Buhârî,Kitabu’l-Enbiya B.52 Hds.120 Sahih-i Müslim Kitabu’l -Fiten, B.20.Hds.105 /11)Sahih-i Buhârî,Kitabu’l-Fiten B.26 Hds.65 Sahih-i Müslim kitabu’l -Fiten, B.18.Hds.84 /12)Ahmet Davutoğlu Sahih-i Müslim Tercüme ve şerhi,İst.1980 C.11,Sh.384-385 /13)Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Fiten B.28,Hds.75 Sahih-i Müslim kitabu’l -Fiten, B.21.Hds.112-113 /Sünen-i ibn.Mace kitabu’l -fiten B.33 Hds.4077 /14) Âl-i İmrân,3/31-32 /15)Bkz.Tevbe 9/31 ve tefsirlerine /16) Sahih-i Müslim, kitabu’l- Fiten B.20 Hds.110 Sünen-i Ebu Davut, kitabu’l -MelahimB.14 Hds.4321 /17) Sahih-i Müslim, kitabu’l -Salati’l -Müsafirin. B.44 Hds.257 / Sünen-i Ebu Davut, Kitabu’l -Melahim B.14 Hds.4323 / 18)Bkz.Asr,103/3 / 19)Kefh,18/110

Vuslat Dergisi