Tasavvuf

Tasavvuf kategorisindeki tüm yazılar

Hatme duasi ve Türkce anlami

Ocak 29, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

HATME DUASI
Elhamdulillâhi Rabbil-Alemin.
Elhamdulillâhi hakka hamdihi ve senâihi vessalâtu vesselâmu ala hayri halkihi Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn.

-ALLAHumme belliğ ve evsil misle sevâbihi hazihil hatmetiş -şerifetil- mubareketi badel kabûli minna bil fadlı vel kerem hediyeten minna vasileten ila ravdeti menbais sıdki vessefa eşrefil vera Hazreti Seyyidina Muhammedinil Mustafa (SALLAHu Teâlâ aleyhi vesellem ve ila ruhi).

-Kullin min alihi ve evladihi ve ezvacihi eshabihi ve etbaihi ve zurriyetihi ve muhacirihi ve ensarihi (RidvanALLAHu Teâlâ aleyhim ecmain ve ila ruhi).

-Kullin min sadati silsileti tarikatil aliyyetin Nakşibendiyyeti vel Kadiriyyeti ve Sehreverdiyyeti vel Çestiyyeti vel Kubreviyye (KaddesALLAHu Teâlâ Esrarahum Ecmain ve ila ruhi)

-Şeyhina ve melazina ve kıdvetina ve imamina ve imami tarikati zil feydilcari ven nurissari eşeyhil behail Hakki vel hakikati veddin Hazreti Eşşeyh Muhammedinil Uveysiyyil Buhariyyi Elmağrufi bi Şahi Nakşibend (KaddesALLAHu sırrehu ve ila ruhi).

-Menbail mearifi vel kemali seyyidis sâdâti Esseyid Emir Kulâl (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-El mukbili aleyke velimasi vakennasi Eşşeyh Muhammedinil Baba semmasi (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-El valihi fi muhabbeti mevlahul ganiyyi Elmarufi bi Hazreti Azizan Hâce Aliyyir Ramiteni (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-El muridi anil muradid dunyeviyyi ve uhreviyyi Hazreti Eşşeyh Mahmudinil Inciriyyil Fağnevi(kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-El Mutessellihi anil hicabil beşeriyyi Hazreti Eşşeyh Arifir Rivegeri (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Kutbil evliyai ve burhanil esfiyai kamiid bidati muhyis sunneti şeyhil meşaihi Mevlana Hazreti Eşşeyh Abdulhâlık-i Gucduvanî (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Kutbil hakkani el Gavsi semedani Eşşeyh Ahmedil faruki serhendi el ma’rufi bil Imami Rabbani el Muceddidi li el fisâni(kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Kutbi dairetil irşadi gavsissakaleyni alessadadi essâiri fillah erraki-ssacidi zilcenâhayni Hazreti Diyaeddin Mevlana Hazreti Eşşeyh Halid(kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Menbail hilmi venurizzelami El hadi beynel aşairi Vel akvami Hazreti Siraciddinillezi Zehere min halefi Seyyidil enam Mevlâna Hazreti Esseyyid Abdullah (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Şeyhinel Gayrullezi bihinet tebaha Mevlanel ve kuri kubdil irşadi vel medari Hazreti Şihabiddin Mevlâna Hazreti Eşşeyh Seyyid Taha (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Sultanil Kuberail mutekaddimine Kıdvetil kuberail muteahhirine Gavsil Ammeti Vel haifin Kutbil eimmeti vessalikin Muğisil musteğisine Munisil ğurebai vel Aşikine Mevlana Şeyhinel Kamilil Mükemmilil uveysiyyi Mevlâna Hazreti Eşşeyh Seyyid Sibğatullahil Arvasi (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Sultanil arifine kutbil aktabil vasıline El muteşerrefi ila Rabbihim alel vechil ehakki nasiriş şeriatil ğarrai kamiil Bidatid darrai Müceddidi asaris selefi vettabiine ve mumehdihi bunyani Tarikatil Halefi vellahakine el mutesserrifi Alel itlak ellezi Lem yure lehu nezirun badet tefehhusifil afaki Katiin nisbeti anil mubtedit TAĞI Mevlâna şeyhinel Mukemmili Hazreti Eşşeyhi Abdurrahmanit Taği (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Şeyhi Şeriati ve şehabzi tarikati ve burhanül hakikati el fani Fillah Vel Baki Billah El Mü’tasımi Bi Hablillah Mevlâna şeyhinel kamilil mükemmili Hazreti Eşşeyh Fethullah (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Camii kemalatil evliyail evveline ve mecmail adabı ve fuyudatil ağirine umdetil Islami ve müslimine umudil meşaihi bi ecmeıhim vessalikine davis semavati vel aradıyne siracil milleti veddini kehfid duafai vel mesakine kutbil e-immeti ves salikine Sultanil Aşikine Mevlâna Şeyhinel Kamilil Mükemmili Hazreti Eşşeyh Muhammed Diyauddin(kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Varisi makamatil evliyai vel arifin imamil müminine umdetil abidiyne ves Salikine muzhiriş şeriatil ğarrai muhyit tarikatin Nakşibendiyyetil beydai el Mutesellihi anil hicabil insiyyi el hazini li sırrıl menaviyyi Mevlâna şeyhinel kamilil mükemmili Hazreti Eşşeyh Ahmedil Haznevi (kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Sultanil cazibine Nuru hidayetil vasıline kutbil Ferdi lil Alemine naşiri Meslekil Ahmediyyeti fer’i şeceretiil Muhammediyyeti piri tarikati Nakşibendiyyeti Sahibis seciyyetil Mahmudiyyeti Essaki Min hıyadil bahaiyeti nasibil alamid Diniyyeti muhyi asari kubbari selefi vettabiine metleil himemi bil yakini Men heci saadeti lil musaddıkine Mevlâna Şeyhinel Kâmilil Mükemmilil üveysiyyil Bilvanisi Mevlâna Hazreti Eşşeyh EsSeyyid Abdülhakim el Hüseyni(kaddesALLAHü esrarehüm aleyh ve ila ruhi)

-Sultanil müslimine vel müstecirine ve tacil mensurine ve muhibbil mahbubine ve meşaril müsteşerine ve irşadil mürşidiyne ve sırrıs sadıkiyne bihidayeti Rabbil Alemine el fatihi kunuzel ilmi ve dini el mustakırrı niş şeriatil ğarrai muhyit tarikatın nakşibendiyyetil beydai Mevlâna Şeyhinel Kamilil Mükemmili Bilvanisi Mevlana Hazreti Eşşeyh Seyyid Muhammed Raşid El Hüseyni(kaddesALLAHü sirruhu ila ruhi)

-Mecmei amalil müslimin kutbil faiziyne sikkatul mütekiyn ve siletil mütevekiliyn sahibi sehaveti vel kerameti lil alemin kesirül muhabbeti lil mütevadiin sahibi şeriati ve Tarikatı Nakşibendiyeti mevlayi ve şeyhi ve seyyidi ve senedi ve menbihi temesukihi ve aleyhi itimadi ve bihi iftihari ve minhu istimdadi kurretul ayni mevlana şeyhinel kamilim mükemmil üveysiyyil Bilvanisi Mevlana Hazreti Eşşeyh es-Seyyid Abdülbaki’l Hüseyni (kaddesALLAHü esrarehüm aleyh ve ila ruhaniyeti)

-Küllin mines sadati vel hulefai vel muridine vel muhibbine vel mahbubine vel mensurine vel muntesibine ilahazihit tarikatil aliyyeti ve sairit turuki.

-ALLAHumme cal misle sevabiha mektuben fisahifeti amali küllin verfabiha derecati küllin ve ali biha fi alai ılliyyine menzileti küllin vezidna biha muhabbeten inde cenabi küllin ve efid aleyna min berekati küllin veetmim lena süluke hazihit tarikatil aliyyeti vevefikna limardati Şeyhina ve imtisali evamirihi ve ictinabi menahihi verzuknel bekae bike ba’del fenai fike ala kıdemi sadatinas salikine fiha.

-Alahümmeğfir lena hatayana veclibna ila mehabbetike bi muhabbeti evliyaike verzuknet tevfike vel istikamete ala dinike ve taatike birahmetike ya erhamerrahimine (amin velhamdulillahi Rabbil alemin).

Türkçe Meali

Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan ALLAH (c.c.)(cc) ın adıyla başlarım
hamd Alemlerin Rabbine sana ve layık vechine
Hamd ALLAH (c.c.)’a mahsus salât ve selam mahlukatın hayırlısı Hz. Muhammed (s.a.v) (SAV)
ve aline ve sahabei kiramların hepsinin üzerine olsun
Ey ALLAH (c.c.)’ım yapmış olduğumuz mübarek Hatme-i Şerifi bizden kabul ettikten sonra Fazlu Keremin ile Ravda-i Mutaharenin doğruluğun Takvanın sahibi Hazreti Muhammed (s.a.v) Mustafa (SAV)nın ruhuna bizden hediye olarak kabul buyur.
Ulaştır ve vasıl eyle
Hazreti Muhammed (s.a.v) Mustafa (SAV) sonra ailesininhepsinin evlatlarının zevcelerinin sahabelerinin ve onlara tabi olanların zürriyetlerinin ve muhacirinin ensarın (ALLAH (c.c.) onların hepsinden razı olsun Ruhlarını vasıl eyle)
Bütün sadatı izamınki Ali Nakşibendi tarikatı sadatının ve ve kadiriye ve suhreverdiyeve çeşitiye ve kübreviye tarikatlari sadatının ruhlarını vasıl eyle.
(ALLAH (c.c.) onların hepsinin sırlarını takdis buyursun.)
Şeyhimiz sığınağımız imamımız ve akan feyiz sahibi ve nurusirayet edici dinin gerçekleri Hak ve Hakikatleri tezyin edici Nakşi Tarikatının rehberi Hazreti Şeyh Muhammedinil Üveysi buharinin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Marifetlerin ve kelamın kaynağı sadatın efendisi Seyyid Emir Külâl (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

İkbali ve mutluluğu mündelerine bütün insanlara verip onları ALLAH (c.c.)’a yönelten Şeyh Muhammedinil Babasemmasi’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Ganî olan ALLAH (c.c.)’ın muhabbetinde kaybolmuş HAZRETİ AZİZAN diye bilinen Aliyyir Ramite’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

ALLAH (c.c.) için dünya ve ahiret muratlarından yüz çeviren Hazreti Şeyh Mahmudil inciriyyil Fagnevi’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

beşer perdesinden sıyrılmış Hazreti Şeyh Arifi Rivegeri’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

evliyanın kutbu ALLAH (c.c.) dostlarının delili; bid’atları kıran sünnei ihya eden Hazreti Şeyh Abdülhalikı Gücdüvani’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Hak ve adalette tabi kutup ALLAH (c.c.)’ın ezeli kuvveti ve kudreti üzerine tecelli etmiş Gavs Eşşeyh Ahmet Farukiyyi Serhendi İmamı Rabbani olarak tanınan birinci binin yenileyicisinin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

İrşad dairesinin kutbu doğru yol üzrindeki ins ve cinin gavsı ALLAH (c.c.) yolunda seyri sülûk eden ALLAH (c.c.)’a rükû ve secde eden zahiri ledün ilmlerinin sahibi Hazreti Diyaeddin Efendimiz Şeyh Halid’in (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Güzel ahlakın kaynağı ve karanlıkların nuru aşiretleri ve kavimleri idayet nuruyla atdınlatıcı dinin yıldızı öyleki Rasulü Kibriya’nın halefi Efendimiz Seyyid Abdullah’ın (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Efendimiz şeyhimiz manevi yönden kayırıcımız onunla iftihar ettiğimiz himmet ve irşat edici kutbumuz dünü aydınlatıcı efendimiz Hazreti Seyyid Taha’nın (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Geçmiş büyüklerin büyüğü sonraki büyüklerin önderi umumun ve ALLAH (c.c.)’dan korkanların Gavsı bu yolun imamlarının ve saliklerinin kutbu yardım isteyenlerin yardım edicisi gariplerin ve aşıkların yeislerini giderici efendimiz şeyhimiz kamil olgun ve üveysi kutbumuz Hazreti Şeyh Sıbgatullahi Ervasi’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Ariflerin sultanı vasıfların kutuplarının kutbu fenaya mutlakaerişmiş. Salikleri terbiye edici Rabbine ulaştırıcışeriatı garranın yardım edicisi zarar verici bid’atları kaldırıcı Selefi Kiramın ve onlara tabi olanların eserlerini yenileyici ve tarikatın esaslarını ihya edici ve tabi olanlara yol gösterici ve aradıktan sonra onun benzeri görülmediği tarikatta bid’a koyan ve tuğyan eden kişiden nisbet kesici efendimiz şeyhimiz kamil ve mükemmil Şeyh Abdurrahman’ı Taği’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Şeriat bilgilerinde üstad tarikaın önderi hakikat yolunun delili fenafillah ve bekabillah makamına ulaşan ve ALLAH (c.c.)’ın ipine sarılan efendimiz şeyhimizin şeyhi Mükemmil Hazreti Eşşeyh Fethullah’ın (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Geçmiş evliyaların kemalatını ve edeplerinin hepsini ve geleceklerin feyizlerini toplamış ve islamın ve müsümanların kuvveti şeyhleri ve saliklerinin diğeri yer ve gök ışığı millet ve dinin lambası zayıfların bütün miskinleri esirgeyici imamların sül’uk edenlerin kutbu aşıkların sultanı efendimiz kamil ve mükemmil Şeyh Hazreti Muhammed’in (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Evliyaların makamlarının varisi Mü’minlerin imamların abidlerin ve saliklerin dayanağı şeriatı garayı açıklayan nuri tarikatı nakşibendiyeyi yeniden canlandıran insanlara mahsus fani perdeleri açarak manevi sırlara hazine olan efendimiz kamil mükemmil şeyh Ahmed-el Haznevi’nin(ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Cezbe sahiplerinin sultanı Hakka ulaşanların nuru alemlerin kutbu Ferdi Ahmed-i mesleğini neşredici Hz. Muhammed'(sav)in serecesinin bir dalı tarikatı nakşibendiyenin piri hakikatlara susamışlara Bahaeddin Nakşibendinin. havuzundan su dağıtan güzel ahlak sahibi din bayrağını diken geçmiş büyüklerin ve ona tabi olanların eserlerini canlandıran yakin ve onlara himmet kaynağı kendisini tasdik edenlere saadet rehberi olan efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil bilvanisli Şeyh Seyyid Abdülhakim Hüseyni’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Müslümanların sultanı ona sığınanların sığınağı kurtuluşa erenlerin baştacı ve sevgililerin sevgilisi istişare isteyenlerin manevi müsteşarı ve mürşitleri irşad edici Rabbül Aleminin hidayetiyle doğru yola gidenlerin sırlarını ve ilim hazinelerinin açıcısı Şeriatı Garrada karar kılmış istikamet sahibi nurlu tariki nakşibendiyeyi canlandırıcı bilvanisli Hazreti Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşidil Hüseyni’nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)

Müslümanların emellerini kendisinde toplayan kurtulmuş olanların kutbu mutekilerin tutanağı tevekül edicilen vesilesi müslümanlarda cömertlik ve keramet sahibi mütevazılere muhabbeti çok olan şeriatın ve nakşibendi tarikatının sahibi efendim şeyhim dayanağım bağlandığım ve güvencim üzerine olan ve sebebi iftiharım hertürlü yardımı kendisinden aldığım iki göz bebeğim efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil serverimiz bilvanisli Hazreti Eşşeyh Esseyyid Abdülbaki Elhüseynil Buhari’nin (ALLAH (c.c.) O’nun yüksek sırlarını ali kılsın. Ruhaniyetlerine vasıl eyle)

Bütün sadatlar halifeler müridler bunları sevenler ve bunlarca sevilenler bu ali tarikata ve diğer tarikatlara mensub ve muntesil olanların ruhlarına vasıl eyle.
Ey ALLAH (c.c.)’ım bu hatmeyi bizden kabul buyur ve hasıl olan sevabın mislini cümlesinin amel defterine yaz. her birinin derecelerini alayıilliyyine mazhar buyur.
Her birinin varacağı makamı yükselt onların muhabbetini indinde arttır. onların feyzlerini bereketlendir ve yüksek tarikat yolunda bizlerin feyizlerini tamamla ve bizi şeyhimizin rızasına muvaffak kıl. O’nun emrine imtisale(boyun eğmeye) nehiylerinden kaçmaya muvaffak eyle.
Bizi bekabillah ile rızıklandır. fenafillah oldukları sonra bu yolun yolcularının birleştikleri yerde bizi buluştur.
Ey ALLAH (c.c.)’ım bizleri hatamızdan dolayı mağfiret buyur ve muhabbetine celbet.Evliyaların muhabbeti ile dinde istikamet ve muvaffakiyetli taatle Sen’in rahmetinle rızıklandır. Rahman ve Rahim olan Sensin.
AMİN

Reklamlar

Gerçek bir mürid olmak

Ekim 29, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

 

 

 

Kamil bir şeyhe intisab eden kimse,
gerçek bir mürid olma çabası içinde olmalıdır.

Tıpkı Sahabe-i Kiram’ın Peygamber Efendimiz (sav)’e biatı
ve teslimiyeti gibi.

Allah(cc)-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

“Sana biat edenler ancak Allah(cc)‘a biat etmişlerdir.
Allah(cc)‘ın ( kudret ve yardım) eli, o biat edenlerin
(vefa ve sadakat) elleri üstündedir.”(Fetih; 10)

Bunun için, gerçek bir mürid olmak isteyen kişi, tam ve
temiz bir itikad ile mürşidine teslim olmalı ve kendisini
Allah(cc)‘a ulaştıracak olanın ancak mürşidi olduğuna inanmalıdır.

Mürid, şeyhinin önünde benlikten, enaniyetten soyunup;
ona tam bir teslimiyetle teslim olmalıdır.
Tıpkı İsmail (as)’ın, babası İbrahim (as)’a teslimiyeti gibi…

Çünkü mürşidlerin eli, Peygamber Efendimiz’in eli gibidir.
Mürid, Mürşidine tam teslimiyetle teslim olursa,
Resulullah’a ve Allah(cc)‘a teslim olmuş olur.
 Kişinin teslimiyeti noksan olursa, alacağı feyz ve bereket te noksan olur.

Ayet-i kerimeden anlaşılan, teslim-i külli ile teslim olmaktır.
Mürşid ne işlerse, Allah(cc)‘ın emriyle ve Allah(cc)‘tan gelen ilhamla işler.
Bu bizim için ister hayır şeklinde, ister şer şeklinde bilinsin, farketmez.

Mürşid-i kamil hiçbir zaman, mürid için, kendi nefsi ve hevasından
dolayı bir şey istemez. Mürid, Allah(cc)‘ın bir emanetidir.
Mürşid emaneti kaybetmez ve müridi terbiye eder, maksuduna ulaştırır.

O halde mürşidin tasarrufatını elde etmek için, zahiren ve batınen,
tam bir teslimiyetle teslim olunmalıdır.

Ayrıca edepli olmak ve her hususta mürşide hizmet etmek gereklidir.

Çünkü arzu ve muhabbetin usulu, ancak bu yolla husule gelir.

Sadakat ve ihlas terazisinin de nasıl işlediği, bu yoldan bilinir.

Kişinin kalbinde mürşidine karşı bir itiraz bulunmamalı ve
su-i zanna düşmemelidir.

Mürşidin söz ve hallerinden meydana gelen durumları anlamaya
çalışmalı anlayamadığı durumları da hayra yorup teslim olmalıdır.

Bu tür meselelerde Musa (as) ile Hızır (as)’ın kıssasını hatırlayıp
sükut etmelidir.

Müridin, Mürşidine itiraz etmesi çok çirkindir. Kalben bile olsa…

Bundan doğacak perde için ilaç yoktur!
Bu hal, müridin feyz yollarını kapatır.
Çünkü Sadat-ı Kiram’dan bazıları çok celallidir.
En küçük bir edebsizliği dâhi istemezler.

Mürşidin feyzi üzerinde, diğer Sadatların da tasarrufu olduğu için,
mürid hal ve hareketlerine ve kalbine çok dikkat etmelidir.

Tasavvufun kaide ve kuralları böyledir.
Onun için daima mahzun ve kırık kalpli olan kişilerin yanında bulunmak
lazımdır. Böyle durumlarda Allah(cc) onunla beraberdir. Rahmet ve bereketi,
onun üzerinedir.

Nitekim Malik bin Dinar şöyle demiştir;

“Her hangi bir akipte mahsun olma hali bulunmazsa, o kalp harap olur.”

İslam’ın kaide ve kurallarına ve tasavvufun adaplarına uymayan
kimseden de uzaklaşın.Zira, Allah(cc)‘ın gazabı da (bozuk kalbinden dolayı)
onun yanında bulunanların üzerine gelir.

Kişi, Sadatlara itiraz ettiği zaman, tasavvufun kaide ve kurallarına
riayet etmediği için, üzerinden feyz ve bereket kesilmiştir.
Tıpkı kupkuru bir ağaç gibi durmaktadır.

Kişi mürşidini, malından, canından, abisinden ve kardeşlerinden,
anasından ve babasından daha çok sevmedikçe, bu yolda terakki
edeceğini mi zanneder!

Ashab-ı Güzin (Radıyallahu Anhum) bile, Allah(cc) Resulü (sav)’ne,

“Anam babam sana feda olsun, canım yoluna kurban olsun ya Resulallah.”
derlerdi,

Hatta Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) bile,
canını daha çok sevdiği için, Peygamber Efendimiz’in;

“İman-ı kamil etmiş olamazsın.” demesiyle, canından da vazgeçmesi üzerine,

“Şimdi imanın kamil oldu ya Ömer!”(Ebu Davud)

buyurulduğu halde;

mürşidinle aranda bir pazarlık mı var ki,
teslim-i külli (tam teslimiyet) ile teslim olmuyorsun.

Müridliğin en önemli şartlarından biri de, özü sözü bir olmaktır.

Her ne olursa olsun, doğruluktan sapmamak lazımdır.

Kim Abdülkadir Geylani Hz.’nin yaptıklarını yaparsa,
o da Onun gibi bir arif, veli kul olur.

Çünkü o, bu işe doğrulukla başladı.

Müridin, mürşid-i kamile mürid olmasından maksadı,
bütün bütün Allah(cc) için olmalıdır. Nefsinin muradı için olmamalıdır.

Ta ki o mürid, gerçek mürid olsun…

Seyyid Muhammed   Raşid (Kuddise Sırruh) şöyle buyurmuştur;

“Kim ki müslümanlığında samimi, taat ve ibadeti daha çoksa,
o, Allah(cc)-u Zülcelal indinde daha makbuldür.
Bu dünyada bulunmak, Allah(cc)-u Zülcelal yoluna girmek ve
rızasını tahsil etmek için büyük fırsattır.
İnsan ölüp gittikten sonra, o çok büyük fırsatı kaçırmış olur.
Artık amel yapmaya, kazanç temin etmeye gücü yetmez.
Bütün kazançlar Allah(cc)‘ın rızasında, ihlasla yapılan amellerde toplanır.”

Bediüzzaman Said Nursi (Kuddise Sırruh) şöyle buyurmuştur;

“İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en tesirli sebebi
ölüm rabıtasıdır. İhlası zedeleyen, riyaya ve dünyaya sevkeden
tul-i emel olduğu gibi, riyadan nefret ettiren ve ihlası kazandıran da
ölüm rabıtasıdır.”

Yani ölümü düşünerek, dünyanın geçici olduğunu mülahaza edip,
nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve
ehl-i hakikat, Kur’an-ı Hakim’in ayetlerinden aldığı dersle,
ölüm rabıtasını seyr-i süluklarında esas tutmuşlardır.

Ebu Huzeyfe (ra)’nin rivayet ettiği bir hadis-i kudside;

“İhlas, benim sırlarımdan bir sırdır. Onu,
kullarımdan sevdiğimin kalbine emanet olarak koydum.”
(Kuşeyri Risalesi, Ebu’l Kasım el-Kuşeyri)

Cüneyd-i Bağdadi (Kuddise Sırruh) şöyle buyurmuştur;

“İhlas, Allah(cc) ile kul arasında bir sırdır.
O sırrı melek bilmez ki yazsın; şeytan bilmez ki bozsun.
Herhangi bir heva ehli bilmez ki ayağını kaydırsın.”

Ebu Süleyman Darani (ks) şöyle demiştir;

“Kul, ihlas üzere olursa, içinde bulunan vesvese
ve riyaların pek çoğu kesilip atılmış olur.”

Hülasa olarak, amelini ihlasla yapmak isteyen,
Allah(cc)‘ı çokça zikretsin.

Bu zikirle, aradaki perde kalkar da ihsan makamına ulaşır.
Bu makam ki, Allah(cc)‘ı görüyor gibi ibadet etmekdir.

Allah(cc)-u Zülcelal yolunda ilerlemeyi, yükselmeyi ve
ihsan makamına ulaşmayı isteyen, mürşidine tam teslim olup,
benliğinden sıyrılmalı ve emirlerine riayet etmelidir.

Müridin, mürşidiyle arasında olan bağ, muallakta
(teslim olup olmama arasında) olmamalı ki, teslimiyet tam olsun.
Aksi halde manevi feyz almasına engel olur.

Mürid  mürşidine bağlandığı zaman, mürşidine kesin olarak
bağlanmalıdır. Böyle tam ve kesin bağlanma olursa,
feyz ve bereket üzerine gelmeye başlar.

www.dervisler.net – mavi

Sofilik yolunun edebleri-Seyyid İhsan Erol

Ekim 18, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Velilerin kalplerini irfan nuru ile aydinlatan gögüslerini hikmetlerle süsleyen ve insanlarin onlardan faydalanmasini saglayan Allah(cc) (c.c.) hamdolsun.

Fakir, zengin herkese gönderilen ve ‘Iman Süreyya Yildizi’na baglansa bile Faris ogullarindan bir kavim ona ulasacaktir’ buyuran Hz. Muhammed   (s.a.v) Efendimizin,alinin,ashabinin üzerine sayisiz salat,selam ve rahmet olsun. Onlar Allah(cc)’in (c.c.) ahlakiyle edeplendiler,yüce ahlaklarini pekistirdiler ve dogru yolun isteklilerine hak yolu gösterdiler.

Bundan sonra açiklayacagimiz kutsal kelimelerdir; o kelimelerden yansiyan misk kokulu yararli edeplerdir.

Bu yüce tarikatin amaci,amelde(ibadetlerimizde) ihlasi(samimiyeti) kazanmak için Allah(cc) (c.c.) sevgisini elde etmege çalismaktir. Ihlas; dünya ve ahret çikari gözetmeden bütün sözlerin,hareketlerin ve ibadetlerin Allah(cc) (c.c.) rizasini (Allah(cc)-u Teala’nin Zati) için yapilmasidir. Bu gaye sadece sünnete uymak ve gafleti yok etmekle erisilir. Bunu saglamak için bu yolun isteklisinin iki seye devam etmesi gerekir;

1- Ruhsat ve Bid’at’lardan kaçinarak Seriat-i Muhammediye’ ye uymak,

2- Gafleti tamamiyle gidermek.

Iste bu yol bu iki esastan ibarettir. Mürid gafleti kovarak ve seriata uyarak basarili olabilir.

Bu yolun isteklisi açlik,tokluk,susma ve öfke halindeyken, uykuda ve uyanikken ,dostlari ve yabancilarla görüsürken,yalnizken veya topluluk içerisindeyken kalbindeki düsünceleri bir noktada toplayip nefsini dizginler; böylece kalbinin uyanik kalmasini saglar.bu kisiyi fitne ve ayrilik rüzgarlari etkileyemez. Aksine felaket, bela ve ayrilik halinde daha fazla uyanik olur. Mürid sünnete uyarak bütün mekruh ve haramlari hatta en iyi davranisin(hilaf-i evla) disindaki uygulamalari bile yapmaz; dinin emirlerini yerine getirir. Eskiden yapmis oldugu haram ve mekruhlardan veya yapmadigi dini emirleri için istigfar eder. Bunlar uyulmasi gereken önemli kurallardir.

Mürid gafleti gidermek için çaba sarfederek huzur aliskanligini kazanmaya çalisir. Buna ‘vukuf-i kalbi’(kalbin Allah(cc)’tan (c.c.) uyanik olmasi hali) denir. Bu yalniz zikir veya rabita ile yahut her ikisi ile siddetle kalbe yönelmeyle kazanilir. Hak yolcusu kalbinin üzerinde o kadar durur ki gaflete girmek istese giremez ve huzur aliskanligini birakmak istese birakamaz.

Allah(cc) dostlari ittifak etmisler;kimin edebi yoksa tarikatta devam edemez, devam etmeyince Allah(cc)’a ulasamaz. Edep sahibi kisa dönemde büyük kisilerin mertebesine ulasir.


S. İhsan Erol

Kaside-i Nakşi

Mayıs 12, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

1) — Nakşı taifesi, haddinden fazla meşgul bir taifedir. Zira bu daire -dünya- içinde başları pergel gibi iş üstündedir. (Daima hizmet üzerine eğilmektedir.)

2) — Hepsi tek bir dairenin merkezi etrafında toplanmışlardır. Yine top-yekün bir pergelin deveranından -kaderin tasarruflarından- haberdardır­lar.

3) — Onlar, (kalpler üzerinde) nakış yapanlardır. Fakat her nakşa bağlı değildirler. Çok ma´rifetli oldukları için her lahza başka bir nakış ele alırlar.
4) — Her an Bukalemunvari başka bir renktedirler. -Sık sık manevi hal ve makamları değişir- Yalnız garip olanı şudur ki, her iki cihanın ren­ginden nefret ederler. (Çalışmaları, ne dünyayı amaçlıyor. Ne de ahireti, sadece Rıza-i ilahîyi kazanmak gayesiyledir.)

5) — Her ne kadar zahirde avam ve düşman gibidirlerse, bâtında ve manâda havas ve dostturlar.

6) — Aslında Nil nehrinin suyu gibidirler. Kıptî´nin ağzında ise, kana dö­nerler. Çan gibi hafiftirler. Hz. İsa´nın merkebi (merkep karakterli kim­seler) üzerinde ise yüktürler, ağırdırlar.

7) — Her ne kadar cilalanmış ayna gibidirlerse de fakat Habeşliler -kötü insanlar- için pastırlar. Gerçi İbrahim Halil´in bahçesidirler. Fakat odun gibi kimseleri de ateşvarî yakarlar.

8) — Entariyi giyerken ehl-i beytin gidiş ve tarzlarını hatırlatırlar. Riya­kârlar gibi mavi hırka giymezler.

9) — Bu zeki insanların prensipleri, kendilerini gizleyip belli etmemek-dir. Onlar settar -setr edici- olan Allah´ın sıfatlan ile muttasıftırlar.

10) — Bu mevhum çokluğu koyu vahdette gizlemek istedikleri içindir ki, Allah´dan mağfiret taleb etmektedirler.

11) — Varlıkların çokluğu onlara bir te´sir yapamaz -vahdetten saptır­maz-. Çünkü onlar, kendilerini bu varlıkların menşeine -Allah´a- bağla­mışlardır. Rabtetmişlerdir.

12) — Soluklara değer verip boş yere harcamamak, bu şahlar gibilerin huyudur. Kendi nefeslerinin bekçiliğini yapmalarına rağmen iyi padişah­lardırlar.

13) — Sustukları vakit, misk göbeği gibidirler -Her tarafa güzel kokular yayarlar- Konuştukları zaman da yüz eczacının canını beslerler.

14) — Suskundurlar, fakat konuşunca papağan kuşu gibi hep tatlı ha­reketli ve tatlı- sözlü olurlar.

15) — Yıldızlar gibi hepsinin halveti, topluluktadır. -Topluluk içinde iken Hak´la beraberdirler- Vehakeza her meclisin mumu ve her pazarın -her hareketin- süsüdürler.

16) — Seyahatları vatan dahilindedir. Tıpkı hâle içinde oturmakta olan ay gibi. Bedenen durmakta olmalarına rağmen, yürekleri i´tibarı ile sa´y ve harekettedirler.

17) — Bu hızlı yürüyenlerin durumu, baş döndürücü bir hızla hareket etmeşine rağmen yerinde sabit sandığın dağların -yerin- durumuna benzer. Demek yürekleri dönük kimseler bu zatları da kendileri gibi dönük sanırlar.

18) — Ehlüllâh, aşk kâbesine doğru yol alan bir kafiledir. O kafileye ku-mandanlık edenler de. bu kahraman nakşîlerdir.

19) — Nakşiler dünya ma´temhânesinde konakladıkları halde dokuz mavi perdeden -dokuz kat gökten- daha yüksek çadırlar kuranlardır.

20) — Her birisi cihan alanında birer emniyet şeddi -te´minatıdır. Bir dağ kadar büyük bir tenkide bile, bir saman çöpü kadar değer vermezler.

21) — Onlar safvet ve iyilik denizinde dosdoğru yüzen balıklardır. Nehir kenarında eğri büğrü yürüyen yengeçler gibi değildirler.

22) — Bu zatlar, aşka susamış kimselerin dudağında cana can katan aşk şarabıdırlar. Vesveseli insanların elinde ise, avuçta sıkılan altınlardır

23) — Tertemiz gözlere sahiptirler. Hatta, saf ve temiz gözlerin nurlarıdırlar. Dindarların önderi, dinin de tacıdırlar.

24) — Bu dünyada Çenab-ı Hakkın mahbublarıdırlar. Fakat Mansur-u Hallaç gibi kavgayı da istemezler.

25) — Ma´rifet hurması onlara vücut ağacından yetişir. Ey rabbim, bu taife ne kadar şanslı bir taifedir.

26 – 27) — Mevlana Çelâleddin-i Rumi´nin baha biçilmez gazellerinden her bilginin hayranlık duyduğu yedi tane beyti, bu kasideye dere ediyorum. Zira o yüce insanların medhinde söylenen bu sözler, Ülker kümesi kadar şereflidir.

28) — Kulağını sedef gibi aç ve tertemiz bulunan yüreğinde bu gazele yer ver. Çünkü yetkililer bu gazeli, bir inci dizisinden farksız görmektedirler.

29) — Düşün! bu dünyada iki, üç tane yankesici (kalpleri “çalanlar) vaı ki. ma´rifetleri ile ay´ın külahını başından alırlar. (Çok çetin işler başarırlar.)

30) — Zahirde sarhoş, gerçekte kalpleri uyanık iki, üç tane kurnazdırlar ki, feleği dahi bir kavga ile döndürürler.

31) — Maddî cesettedirler, fakat maddeye düşmandırlar. Dünyada ya­şadıkları halde, her iki cihanla da alâkaları yoktur.

32) — Canların da talip olduğu o perdeli sevgilinin aşıkıdırlar. Onun gü­zel gözleri gibi, mest ve gaddardırlar.

33) — işret meclisinin reisidirler fakat sen baş vermedikçe onlar sana sır vermezler. Şarap sunanlardır. Yalnız üzüm sıkmazlar.

34) — (Madde o kadar onlara musahhar ve muti´dir ki) avuçlarına top­rak alsalar, sarı altına döner. Geceleyin arpa da ekseler, gündüzün buğ­day biçecekler.

35) — Yiğitlik gösterip onların sohbetleri sayesinde insan ol. Zira ger­çek insan bunlardır. Geriye kalanlar ise, insanları yiyenlerdir.

36) — Ey Safi! (Müellifti lakabıdır.) Sen insanlığı onlardan öğren. Zira onlar basiret sa­hiplerinin göz bebeğidirler.

37) — Eğer şu göz bebeğinin nuru kimdir diye sorsan; el-cevap: Arifle­rin himmet bekledikleri zattır.

38) — Ülkelerin ma´nevî önderi ve dünyanın şahı efendimiz Ubeydüllah-ı Ahrar´dır ki, onun umumî lütfünden her canlı faydalanmaktadır.

39) — O, tevhîd âleminde öylesine bir güneştir ki, bütün kâinat zerreleri onun penceresinden nur almaktadır.

40) — O, hür insanlar topluluğunun efendisidir. Dünya hükümdarları, onun kapısında kul ve hizmetçidirler.

41) — Ey dinin hamisi! Sen arzu ve istekler hususunda öyle bir kıblesin ki halk, gayr-ı ihtiyarî olarak her taraftan ona yönelmektedir.

42) — Köle olsun, hür olsun bu yoldakilerin tümü, senin vefalı kullarındır.

43) — Başlarını senin emirlerinin ipinden çıkaran cahiller, ahmaklık merasında bulunan yularsız merkeplerdir.

44) — (Seni dinlemeyen cahiller) kimi zaman dalalet sahrasının dibine düşmüşlerdir. Kimi zaman da, talihsizlik çölünde şaşırıp kalmışlardır.

45) — Senin ihsanından mahrum yaşayan bayağı kimseler, deniz kıyı­sında ciğeri susamış «balıkçıl» (Arapçada adı «malikül hazinidir. Cahiz´in anlattığına göre, bu kuş devamlı olarak sulara, nehirlere ve kaynaklara yakın yerlere konar. Suların kuruduğunu görünce son derece kederlenir, üzülür. Bazen de azalmasın diye, su içmez olur. Tabii ki bu süre uzayınca beyinsiz kuşta susuzluktan ölür.) kuşu´na benzerler.

46) — Baygınların sana devamlı bir incizabı vardır. Senin oltanın çengel iğnesine takılmış bulunan aşklar, balık gibi ızdırap çekmektedirler.

47-48) — Ben senin denizinin balığıyım. Aynı zamanda senin medh-ü senalarınla doluyum. Tıpkı ağzına kadar değerli incilerle dolu bulunan sedefler gibi.

49) — Senin denizinde boğulan kimsenin şeref ve i´tibarı, artmaktadır. Sahilde kalanlar ise inci kabuğunun kırıntıları gibi değersizdirler.

50) — Bu ferah denizinde «safi», ebediyen gark olsun. Umarım onu, hiç bir vakit bu denizden çıkarmazlar.

www.menzil.net

Müridin Diğer Müritler Yanındayken ve Yalnızken Dikkat Etmesi Gereken Edepler

Şubat 27, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

askinvertn8.jpg



Müridin Diğer Müritler Yanındayken ve Yalnızken Dikkat Etmesi Gereken Edepler1- Mürit kardeşlerine kusur aramamalı, geçmişte yaptığı hataları araştırmamalı, yüzüne vurmamalı ve bunlardan dolayı onları aşağılamamalıdır. Büyükler buyurmuşlardır : “ İnsanların eksikliklerinden kendisine bildirilen bir hal şeytanın aracılığıyla gelen keşiftir. Allah’u Teala ( c.c) ona kıymet vermez.” İnsanların kusur ve günahlarını araştıran gönül dünyası ( sırrı) zarar görür. Şeyhinden yararlanması kesilir.
2- Bir acı şalgam bile olsa Allah’u Teala’nın ( c.c) kendisine verdiği nimetleri mürit kardeşleriyle paylaşmalıdır.
3- Mübarek geceleri ve toplatın gecelerini kardeşlerine bildirmeli; onlardan önce uyanırsa onları uyandırmayı kendine görev bilmelidir.
4- Yaptığı ibadetleri diğer müritlerinkinden fazla görürse, nefsini de onlardan üstün görmemeli, aksine onların uykusu benim ibadetimden hayırlıdır diye düşünmelidir. Zira uykuda olana günah yazılmaz.
5- Mürşidini terk etmiş ve kendini dünya hırsına kaptırmış müritlerle arkadaşlık yapmamalıdır. Aksi halde kendisi de onunla birlikte kaybolur gider.
6- Müritlerden yoksul olanları gözetmede diğerlerine örnek olmalı ve bunu nafile ibadetlerden üstün tutmalıdır.
7- Hasta ve kimsesiz müritleri arayıp sorarak ihtiyaçlarını yerine getirmelidir
8- Mürit kardeşleri için her zaman iyi düşünceli ve kalbine gelen kötü duygulara kulak asmamalıdır.
9- Son nefesini vermekte olan mürit kardeşin yanında gerekirse sabahlayarak gerekli görevlerini yerine getirmelidir.
10- Diğer müritlere duada bulunmalıdır.
Bilhassa gece namaza kalktığında ve secdede Allah’u Teala’dan( c.c) onlar için af dilemelidir. Mürit bu şekilde yaparsa melekler de onun için aynı şeyi yaparlar.
11- Müritler tuvaletlerin temizliğini kendi aralarında sırayla yaparlar. Fakat mürşit kendisine emrederse sırayla yapmalıdır.
12- Diğer müritlere gerebilecek iğne, iplik, makas, ilaç gibi maddeleri yanında bulundurmalı ve onların başkasından istememesini sağlamalıdır.
13- Özürsüz hiçbir zaman tek başına yememelidir.
14- Mürit kendisinden eski olan müritlere ibadeti kendisinden az bile olsa saygılı olmalıdır.
15- Hiç kimseye öfkelenmemeli, çabuk kızmamalıdır. Çünkü öfke kalbin nurunu söndürür. Tartışma ve ağız dalaşı yapmamalıdır; çünkü bu unutkanlık ve ruh bulanıklığına neden olur. Birisine öfkelendiğinde ondan özür dilemeli, Cenab-ı Hakk’a da ( c.c) istiğfar etmelidir. Haklı dahi olsa kimseye hakaret etmemeli; her gördüğü kişiyi Hızır ( a.s) veya veli sanarak dua istemelidir. Herhangi bir konuda iyice düşünmeden karar vermemelidir. Hiç kimseyi hor görmemeli, yaratıklara şefkatle bakmalıdır.
16- Her zaman sünnete uymalı, takvaya sarılmalı, büyük zatların kitaplarını izlemeli ve cemaatla namazda birinci safta, başlangıç tekbirinde bulunmaya devam etmelidir.
17- Fıkıh ( ilmihal bilgileri) konularını öğrenmelidir. Cahil sofilerle konuşurken onların dediklerini fıkıh ölçüsüne vurmalı, hemen kabullenmemelidir.
18- İmam ve müezzin olmaktan kaçınmalı, makam sevdası olmamalıdır. Şöhret afet olduğu için ondan sakınmalı, adı anılmamalıdır.
19- Tam olarak tanımadığı kişilere kefil olmamalı ve bu konuda duyarlı olmalıdır.
20- Müzikte çok uğraşanın kalbinde münafıklık tohumları yeşerdiğinde bundan sakınmalıdır. Fakat sevenleri ve uyanları çok olduğu için Mevlevilerin sema yapmasına dil uzatmamalıdır.
21- Çok yemenin, çok konuşmanın ve çok uyumanın edebe aykırı olduğunu bilmeli ve bunları azaltmaya çalışmalıdır.
22- Yalnızlığı seçmeli, halk içinde bulunduğunda da Abdülhalık Gücdevani ( k.s) Hazretleri buyurduğu Halvet der Encümen ( dışı halkla ve içi Hakk’la olma; halktan kaçma yoktur.) bizim usulümüzdür, yolumuzdur” sözüne uygun olarak kalbini Allah’tan başkasına bağlamamaya çaba sarf etmelidir.
23- Siyasetçilerin, zenginlerin ve ehli sünnet dışındakilerle ilgili sohbet yapmamalıdır.
devamı diğer sayfada 24- Elinden gelirse Allah’u Teala’ya ( c.c) kavuşuncaya kadar evlenmemelidir.
25- Kalbi öldürdüğü için çok gülmekten sakınmalıdır.
26- Gösteriş ve debdebeye düşkün olmamalıdır. Çünkü bu ruhun yükselmesine engeldir.
27- Kalbinde hüzün, gözünde yaş, davranışlarında ihlas ve duasında yalvarma bulunmalıdır
28- Evi mescit gibi Hakk Teala’ya ( c.c) yakın olmalıdır.
29- En ufak bir günah işleyince bile hemen tövbe edip bir daha yapmamaya çalışmalıdır.
30- Rızkını helalden kazanmalı, mekruh ve şüpheli şeylerden sakınmalıdır. Bunlardan sakınmak için gerektiğinde siyasi davranmalıdır.
31- Ömrünün sermayesi olduğunun bilincine vararak zikirsiz bir an geçirmemelidir.
32- İkindi namazından sonra Hatme akşam ile yatsı arası rabıtaya, sabah namazından önce iki tulu arası zikre, gece yarısı namazına ( teheccüd), her gün bir cüz Kur’an-ı Kerim okumaya devam etmelidir.
33- İnsanların kusurunu aramayıp kendi ayıplarıyla ilgilenmelidir. Kendisini eleştiren olunca hatasını kabul etmelidir. Bir işe başlarken niyeti halis olmalıdır. Yatmadan önce işini ve gidişatını düşünmeli, hesap günü gelmeden kendi nefsini hesaba çekmelidir. Yarım kanal işlerini tamamlamalı, üzerinde herhangi bir kimsenin hakkı varsa ödemelidir. Bu hesabı aleyhinde bulursa Allah’u Teala’dan ( c.c) af dilemeli, lehine bulursa şükretmelidir.
34- Alçak gönüllü, yumuşak huylu, merhametli ve açık elli olmalı ve insanlara karşı iyi niyet beslemelidir.
35- Allah’u Teala’ya ( c.c) isyan eden günahkarları görünce onların kalbini kırmalı ve aşağılamamalıdır. İki namaz arasında sanki namazdaymış gibi kulluk görevlerini yerine getirmeli ve ilahi haklara saygılı davranmalıdır.
36- Her zaman ve tüm işlerinde din istikametinden şaşmamalıdır. İki gününün eşit olmaması içi çalışmalı, ilerlemek ve olgunlaşmak için çaba göstermelidir.
37- İnsanlar kendini ziyaret ettiğinde büyüklenmemelidir. Zikir ve ibadet toplantıları uzayınca sıkılmamalıdır. Allah ( c.c) yolundaki ve ibadetlerdeki zorluklara ve insanlardan gelen eziyetlere katlanmalıdır. Nefsin arzu ve isteklerine karşı koymalıdır.
38- Kimseden bir şey istememeli ve zenginlerin kapısına gitmemelidir. Doğru inanç ve yakin sahibi olmalıdır.
39- Oyun ve boş konuşulan toplantılara gitmemeli; kötü, kaba ve uygunsuz sözler dinlememelidir. Hiç kimseyle tartışmamalı ve iddiaya girmemeli, asık suratlı olmayıp güler yüzle davranmalı ve hoşlanılmayan şeyleri görmemek için gözünün önüne bakmalıdır.
40- Terk edilmiş sünnetleri yaşamaya çalışmalı, yararlı işler yapmalı; zarar ve gereksiz sözleri bırakmalı; uzun emelli olmalıdır. Ömrünü bulunduğu an kabul edip onu Allah ( c.c) rızasına sarf etmelidir.
41- Verdiği sözlerinde durmalı; tutumlu olmalı; uyumadan önce ölümü düşünerek büyüklerinin çoğunun ölümü tattığı hatırlamalıdır. Tüm işlerinde Cenab-ı Hakk’a ( c.c) dayanmalıdır.
42- Soyuyla övünmemeli, insanların anlayışına göre konuşmalıdır. Gördü rüya ve kerametiyle gururlanmamalıdır. Allah’ın ( c.c) rahmetinden ümidini kesmemeli; onun gazabından ve sınamasından emin olmamalıdır. Cenab-ı Hakk ( c.c) bir Hadisi Kudsi’de : “ Kim günahını küçük görürse, biz onu büyük görürüz. Kim günahını büyük görürse biz onu küçük görürüz.” Buyurduğu için mürit küçük de olsa günah işlemekte ısrarlı olmamalıdır.
43- Allah-u Teala’yı ( c.c) Resul’ünü, Ehli Beyt’i, Ashab-ı Kiram’ı, velileri, ilmiyle amil alimleri, kamil mürşitleri ve Salihleri sevmelidir.
44- Kimseyi aldatmamalı; yasaklardan kaçınmalı; farzları içtenlikle ve önem vererek yapmalıdır. Nimetlere şükretmeli;; Allah-u Teala’nın kaza ve kaderine karşı gelmemelidir.
45- Allah’u Teala’nın üzerimizdeki nimetlerini devamlı düşünmelidir. Gıybet ve zulüm yapmamalı fitne çıkarmamalıdır. İşlerini danışarak yapmalıdır. İnsanlara sıkıntı veren şeyleri gidermeye çalışmalıdır. Günlerin uğursuzluğuna inanmamalı, yolcuğuna çıkmak için gün belirlememelidir. Gençlik, sağlık, zenginlik, boş zaman ve yaşadığı anları iyi değerlendirmelidir.
46- Allah-u Tealan’nın ( c.c) korkusundan emirlerini terk etmemeli ve yasakladıklarını yapmamalıdır. Günahlarını ve kusurlarını Cenab-ı Hakk’ın ( c.c) bildiğinden dolayı utancından adeta erimelidir.

Âdab-ı Fethullah..
 

Tasavvufun Tarifi

Ocak 12, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

7.jpg

Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir.

Tasavvuf hâl isi oldugu için, yasayan bilir, tarif ile anlasilmaz.

Tasavvuf ilmi, kalb ile yapilmasi ve sakinilmasi gereken seyleri ve kalbin,
ruhun temizlenmesi yollarini ögretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir.

Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmistir. Birkaçi söyle:

Tasavvuf, dinin emirlerine uyup, yasaklarindan kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip,
iyi huylarla doldurmak demektir.

Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapismak ve bid’atlerden kaçmaktir.

Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayirli islerin hakiki ve
kusursuz olmasidir. Allahü teâlânin lütuf ve ihsani ile daha yükseklere çikanlar da olur.

Tasavvuf, fâni olan her seyden yüz çevirip, baki olana baglanmaktir.

Tasavvuf, Islam ahlaki ile süslenmektir.

Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.

Tasavvuf, bastan basa edeptir, tamamen edepten ibarettir.

Tasavvuf, kadere rizadir.

Tasavvuf, Hak teâlâya inkiyaddir, kayitsiz sartsiz teslimiyettir.

Tasavvuf, emeli birakip amele devam etmektir.

Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktir.

Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek degildir.
Bunlari yapmak her insanin kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanlari incitmemektir.
Bunu yapan, vasil olmus, yani maksada kavusmustur.

Tasavvuf, insani, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karsi gereken
güzel ahlaka kavusturan yoldur. Insana bu yolu mürsid-i kâmil ögretir.

Tasavvuf, her sözünde, her isinde, dine yapismaktir.

Tasavvuf, izdirap çekmektir. Sükun ve rahatlikta, tasavvuf olmaz.
Yani, asikin masuku aramaya çalismasi, masuktan baskasi ile rahat etmemesi gerekir.

Tasavvuf, Resulullahin mübarek kalbinden çikip, evliyanin kalblerine gelen bilgilerdir.

Tasavvuf, kendi nefsinin ayiplarini, kusurlarini anlamaktir ve dine uymakta kolaylik ve
lezzet hasil olmaktir ve gizli olan sirkten, küfürden kurtulmaktir.

Tasavvuf, herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmektir.

Tasavvuf, Allahü teâlâyi, görür gibi ibadet etmektir. Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâyi görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]

(Bir kimse, iki salih komsusundan nasil utaniyorsa, gece gündüz, kendisi ile beraber olan
iki melekten de öyle utanmalidir!) [Beyheki]

Allahü teâlânin gördügüne inanan, Onun begenmedigi bir seyi yapabilir mi?
Yanindaki iki melegin, günah ve sevaplari tespit etmekle görevli oldugunu yakînen bilen kimse,
kötü isler yapabilir mi?

Tasavvufun yediyüzden fazla tarifi yapilmistir. Hepsinin özü ehemmi, mühimme tercihtir.
Yani çok önemli isi, önemli isten önce yapmaktir.

Aglayan bir kimse görsek, hangi üzücü seyin bu kimseyi aglattigini bilemeyiz.
Eger ayagina diken battigi için agliyorsa, diken bize batmadigi için, ona verdigi izdirabi
anlayamayiz. Bir delinin, ne için güldügünü bilemeyiz. (Sunun için gülüyorum) dese bile,
o hadise deliye tesir ettigi gibi bize tesir etmez. Asigin hâli bir baskadir.
Tasavvuf da böyle bir hâl isi oldugu için biz bilemeyiz.

” Tasavvuf, ebedî saadete nâil olmak için nefsi tezkiye, ahlakı tasfiye, zâhir ve batını tamir hallerinden bahseden bir ilimdir. Tasavvufu kâlden ziyade bir hâl ilmi olarak da ifade edebiliriz. Her ilim gibi tasavvuf ilminin de tarifi yapılmıştır. Tasavvuf, diğer ilimlerden farklı olarak, mutasavvıflarca çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Bu tariflerin, her sofînin işgal ettiği makama göre yapıldığını gözden uzak tutmamak gerekir.

MA’RÛF EL-KERHî:

“Tasavvuf, gerçekleri almak, mahlûkatın elinde olan şeylere gönül bağlamamaktır.1
Gerçekleri almak, hak ve hakikat olmayan, yani doğru olmayan her şeyi bırakıp, ancak ilahî hakikatleri edinmeye çalışmaktır.

“Tasavvuf, eşyanın hakikatine bakıp, halkın bildiğini terketmektir.”

Eşyanın hakikatine bakmak, mahiyetini tetkik etmek, sebeb-i hilkatini düşünmek, neye yaradığını araştırmak, nasıl istifade edileceğini öğrenmek demektir. Zira halk, yalnız görülen evsaftan bazılarını görür geçer; ârif tetkik ile mükelleftir.

SERİYY-Î SAKATî:

“Tasavvuf üç manayı içine alan bir isimdir: 1) Marifetin nûru vera’ın nûrunu söndürmez, 2) Kitab ve sünnetin zahirine muhalif olacak şekilde ilm-i bâtından bir söz ile konuşmaz, 3) Kerametleri kendisini, Allah’ın mahrem olan sırlarını açıklamaya sevk etmez.2

Tarikatte ilim

Bu üç maddeyi açıklayalım:

1) İlim ve takvâ: Meşhur büyük mürşidlerin hemen hepsi, tarikat yolunda ilmi öne almışlardır. Çünkü ilimsiz yola çıkılmaz; çıkan yolu sapıtabilir. İlim, öncünün elindeki en kuvvetli ışıktır. İlimsiz amel hederdir. Ümmî urefânın bilgileri de ilimdir.

“Allah, cahili asla velî edinmez” buyurulmuş. Ancak bu ilmin amel ile tezyini icab eder. Hatta mutlak amel değil, takvaya mukarin olan amel, amel-i salihdir. Cenab-ı Hak nazm-ı celîlinde, mealen:

“Kulları arasında ancak alim ve arif olanlar Allah’ı haşyetle ta’zim ederler”3 buyurmuştur.

Tarikatte irfan

İrfan da ilmin bir koludur ki, tarik erbabı arasında derecesi ilmin fevkindedir. İlim yoluyla anlaşılamayan birtakım hakikatler, seziş, feraset, keşf ü keramet tarikiyle anlaşılabilir.

Kıymetli profesörlerimizden merhum Necati Logal’in dediği gibi, şarkın ikinci Mevlana’sı olan, büyük mutasavvıf alim, “Rûhu’l Beyan” tefsirinin sahibi, Bursalı İsmail Hakkı hazretleri “Kenz-i Mahfî” adıyla te’lif etmiş olduğu eserinin başında, meşhur olan “Küntü kenzen mahfiyyen”4 vedzesi için.

“…Hadis-i menkûl gerçi inde’l-huffâz sabit değildir. Nitekim İmam Süyûti “Dürer-i Münteşire” nam kitabında “la asle lehu” demiştir. Feemmâ inde’l-mükaşifîn hadîs sahihdir. Zira huffâz sened ile naklederler; mükaşifûn ise fem-i Nebevî’den bizzat ahzedip söylerler ve bir nesnenin sened-i mâlûmu olmamaktan fî nefsi’l-emr adem-i sübûtu lazım gelmez; belki keşf-i sahih ile olacak esah olur. Zira kaşifte vehim ve hayal olmaz, belki iyan-ı tam ve hakka’l-yakîn olur ve ilhamat ve varidat mu’tekidlere göre hüccet olmak kafidir. Gerekse ehl-i zahire göre burhan olmasın. Zira onlar huffâş gibidir ki afitâb-ı rûşeni göremez ve ayne’l-yakîn nedir bilmez. Pes bizim muhabbetimiz o makûle ile değildir ve bazı kütüb-i mu’teberede gelir ki:

“Davud aleyhisselam şöyle söyledi:

“Ya Rabbi! Mahlûkatı niçin yarattın?”

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi murad ettim.”

“Yani Hazret-i Davud aleyhisselam münacaatında sırr-ı halktan, yani icaddan sual edicek Cenab-ı Kibriya’dan kelam-ı mezkur varid oldu. Pes bu kelam fi’l-asl ehadis-i kudsiyye-i Davudiyye’den olmuş olur…”5 deyip, vecizeyi tefsir ve izah buyurarak küçük bir kitab haline getirmiştir.

Kitab ve sünnetten ayrılmamak

2) Kitab ve sünnetten ayrılmamak: Bir mutasavvıfın Kitab ve Sünnet dışı söz ve hareketi, kendisi hakkında şüphe uyandıracağı gibi, mensup olduğu tariki de zan altında bırakır. Her ne kadar kat’î naslar haricinde teferruat-ı mesâilde, muhtelif ehl-i sünnet ictihadlarıyla amel eden erbab-ı tasavvuf, zâhir ulemâsı gibi muhtardır. Sofî, bu bir ilim-i batındır diyerek Kitab ve sünnetin zahirine muhalif bir söz söylemez.

3) Kendisine münkeşif olan hakâyıkı her zaman, herkese, her yerde açıklamaz; zamanını yerini ve adamını bilir.

EBÛ HAFS EL-HADÂD:

“Tasavvuf tamamen edebden ibarettir”.6

Tasavvuf edeb-i Muhammedi’dir ki, sîret-i nebeviyye ile tahallük etmektir. Bu ef’ali de, ahvali de câmi’dir.

“Edeb İlahî nurdan bir taçtır ki, onu başına geçirdikten sonra istediğin yere gidebilirsin”.

Edebin gerek tarifi, gerek izahı babında pek çok söz söylenmiştir; ileride bunlara tesadüf edilecektir .

Bu çok şümûllü vasf-ı umumînin en yüksek mertebesi şu iki beyitte tecelli eder:

“Bir kısım evliya tanırım ki, onlar duadan dahi teeddüp ederek ancak zikir ile meşguldürler. O yüce şahsiyetler rızaya boyun kestiklerinden, kazayı def etmek için teşebbüse geçmeyi, kendilerine haram bilmişlerdir.”

Bu babda Hafız Şirâzî’nin beyti çok ârifânedir:

“İhtiyaç içindeyiz ve birşey istemiyoruz. Kerim-i Müteal huzurunda istemeye ne lüzum var”.

Hind’in meşhur şairi Feyzi Hindî de:

“Madem ki bizim ihtiyaçlarımızı kendisi biliyor, o halde duaya ne hacet var? Allah Allah!” diyerek hayretini izhar ediyor. Zira kullar evâmir ve hikmet-i rabbâniyeyi idrakten acizdirler.

Fakat bununla beraber, acaba neden: “Rabbiniz buyurdu: Bana dua edin. Size icabet edeyim, duanızı kabul edeyim. Çünkü bana ibadetten büyüklük taslayıp uzaklaşanlar, hor ve hakir cehenneme gireceklerdir”7 buyurulmuştur.

Biz de, şair Ziya Paşa ile hemzeban olalım:

İdrâk-i meâli bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazû o kadar sıkleti çekmez.

Ölünceye kadar kulluk et

Bazıları bu ve emsali beyitleri izahda “duaya ve ibadete hacet yoktur” diye manalandırırlar. Biz kimseyi dalalete delalet veya nisbet etmek istemeyiz. Ancak kendilerini vahdet-i vücüd felsefesini benimsemiş zanneden vahdet-i vücudçular, böyle beyitlere ve cümlelere yukarıdaki manayı vererek, teklifi ıskat etmiş olurlar ki bu, umumî manada hatimlerin: “Rabbini hamd ile tesbih et, secde edenlerden ol ve sana yakîn gelinceye (ölünceye) kadar Rabbine kulluk et”8 ayet-i kerimesindeki ölüm ile vukubulacak olan yakîni, hayatta idrake karîn olacak yakîn ile te’vil etmelerine benzer. Yani “Ölünceye kadar Rabbine ibadet et” manasını, “Hakk’a yakîn peyda edinceye, yani manen yükselip olgunlaşıncaya kadar ibadet et” yollu te’vil ederler ki, bu hüküm daha hayatta iken tekâliften kurtulmak için kaçamak yoludur.

Bunlar: “O’nda, kitabın temeli olan kesin manalı ayetler vardır, diğerleri de çeşitli manalıdırlar (müteşabih ayetlerdir). Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için, onların müteşabih olanlarına uyarlar…”9 ayet-i kerimesindeki hükme müstehak olurlar.

EBÛ’L-HÜSEYİN EN-NURİ:

“Tasavvuf ne şekil, ne de ilimdir; o sadece güzel ahlaktan ibarettir. Eğer şekil olsaydı, mücahede ile hasıl olurdu, ilim olsaydı öğrenmekle meydana gelirdi. Bu sebebten şekil ve ilim maksadı hasıl etmez. Tasavvuf, Hakk’ın ahlakıyla mütehallî olmaktır.”10

“Biz dahi alırdık, otuza kırka”

Tasavvuf, şekil, kılık, kıyafet ve merasim değildir. Sadece ahlaktır ki: “Allah’ın ahlakı ve Resülüllah’ın ahlakı ile ahlaklanınız”11 hadis-i şerifi mantûkunca Allah’ın ve resûlünün sıfatları ile ittisâfâ çalışmaktır.

Dervişlik olaydı tâc ile hırka
Biz dahi alırdık otuza kırka.
12

“Tasavvuf, hürriyet, kerem, merâsimi terk ve cömertliktir.”13

Tasavvuf, kerem ve cömertliktir, yoksa kuyûd ve merasim değildir. Sofî, elinde bulunan nimetten başkasının istifadesini düşünen adamdır. Şeyh Sa’di:

“insanın şeref ve haysiyeti, lütuf ve keremi, ihsan ve atâsıyla, sehâsıyla ölçülür; insanlığı da Hakk’a şükretmesiyle, yani umumî manada ibadetiyle anlaşılır. Kendisinde bu iki haslet olmayan kimsenin yokluğu, varlığına müreccahdır”.

“Tasavvuf, nefsin nasibini terk ile, Hak’tan nasibini istemektir”.

Emeller ve elemler

Tasavvuf, kendi isteklerini bırakıp, Hakk’ın takdirine razı olmaktır. Çünkü insanın emellerinin sonu yoktur, birini elde etse, gönlü diğerine takılır. Bu suretle de kalb Hak’tan cüdâ kalır. Bundan dolayı emele, elem bozuntusu demişlerdir.

Her emel tahakkukuna kadar insana elem verir. Her emelin nihayeti, başka bir emelin bidâyetidir. Bu suretle emel silsilesi ölünceye kadar devam eder. Emeller terkedilince, Hakk’a bağlanılmış olur. Emelin terki dünyayı, işi gücü matıyye-i nefsi, yani vücudu, nefsini ihmal etmek demek değildir. Hayatın tabiî icaptan hiçbir zaman terk edilemez. Eldeki nimete şükrü bırakıp, daha fazlasını istemek, emel peşinden koşmaktır. Eğer eldekine hakkıyla şükür edilse Cenab-ı Hak nimetini artıracağını beyan buyuruyor:

“Rabbiniz: Şükrederseniz and olsun ki, size karşılığını artıracağım; nankörlük ederseniz, bilin ki azabım pek çetindir, diye bildirmişti”.14

Şükür nasıl yapılır?

Şükrün ne olduğunu iyi bilmek lazımdır. Yemek yiyip, bittikten sonra “Ya Rabbi şükür el-hamdülillah” demekle şükür ifa edilmiş olmaz. “Şükür odur ki, her aza ne için yaratılmış ise, ona sarfetmektir”.15

Her nimetin şükrü kendi cinsiyle eda edilir. Nasıl ki zekat vermek, sadaka vermek yani maddeten yardım yaparak iyilik etmek suretiyle servetin şükrü eda edilirse, bir sofrada kendini ve aile efradını doyuracak bir kap yemeğin yerine, mesela üç kap yemek yer ve bir kap yemeği bulamayan yakını, komşusu veya tanıdığını düşünmez, onları doyurmaya çalışmaz, gece sabahlara kadar ve iki yemek arasında ağzıyla binlerce defa “Ya Rabbi şükür” dese, hiçbir zaman şükrünü eda etmiş olmaz. Her öğün etini, sebzesini, tatlısını Hakk’ın lütfuyla te’min etmiş olan kimse, eğer takva yolunda yaşamak ve bir amel-i salih icra etmek ve cemiyete karşı sorumluluğundan kurtulmak istiyorsa, bir gün et, bir gün sebze, bir gün tatlı yiyerek, diğer iki nimeti münavebe ile ihtiyaç sahiblerine yedirecektir.

Bunu, Hakk’ın rızası için yapmak en büyük sofuluktur. Böyle yapan: “Onlar, içleri çektiği halde, yiyeceği, yoksula, öksüze ve esire yedirirler”16 ayet-i kerimesinin sırrına mazhar olur ve: “Mallarını Allah yolunda sarfedip, sonra sarfettikleri şeyin arıdından başa kakmayan ve ezâ etmeyenlerin ecirleri Rablerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir”17 saffında bulunanlar arasına girer ki, işte evliyâullah bu zümreye dahil olanlardır.


 

Manevi yolculuk halleri(Seyr-ü süluk)

Kasım 14, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

041226000736693xw.jpg

MANEVİ YOLCULUK HALLERİ ( SEYR U SÜLÛK )

Bu mukaddes yolun yolcusunun dikkat edeceği belli başlı önemli hususlara gelince:

“Sâlik” ya da yolcunun, öncelikle kendisinin yardıma muhtaç; mürşidinin de bu işte ehil olduğuna kesin kanaat sahibi olması gerekir. Kâmil mürşit manevi terbiyesine aldığı müridin kalbindeki samimiyetine önem verir. Mürşit müridin acı ve tatlı hallerinde, dar ve sıkıntılı anlarında, en yakınları tarafından horlandığında, hatta eğitimin bir gereği olarak kendisinin sert davrandığında nasıl tavır takındığına bakar. O kişinin Fahr-i Alem s.a.v.’in çektiği sıkıntılardan bir nebzecik tattığında ne yaptığını görmek ister. Bu ölçme ve tanıma servet ve bol nimet hallerinde de devam eder.

Bu mukaddes yolun yolcusu dünyanın en zengini de olsa, mürşid-i kâmildeki bilgi ve ilâhi muhabbetin fakiri olduğunu,ona muhtaç bulunduğunu bilmeli, kurtuluş reçetem onun elindedir, diye itimat etmelidir. İyi ve kötü her halde girdiği hak yola inancını ve mürşidine bağlılığını muhafaza ederse sağlam adımlarla ilerler. Bu durumda o mürşidine teslim olmuş, mürşidi de ona itimat sağlamış olur.

Kalbinde dünya sevgisi, kbir,haset,riya,gaflet,makam hırsı, ihanet gibi şeytani özellikler bulunan kimse, Allah yolunda bir rabbâni alimin, bir mürşid-i kâmilin elinden tuttuğu zaman, önce kalbinin bu kötülüklerden temizlenmesi hedeflenir. Zira ilâhi huzurda kabul görmek ve Mevlâ tarafından sevilmek, kalbin bütün kötülüklerden tamamen temizlenmesine bağlıdır. Sonra güzel ahlâk ile donatılmak gelir. Manevi seyir, sefer ve ilâhi huzurda kabul görmek ancak bundan sonra olur.

Böyle bir hedefe yönelen hak yolcusunu İmam Gazalî ah.a. şöyle uyarır: ” Uzuvlarını günahlardan, nefsinin alıştığı boş adet ve işlerden, kalbini karanlık ve katılıktan, sırrını8 kirlerden, ruhunu hissi perdelerden, aklını hayali ve boş düşüncelerden arındırmadıkça, Allah’ın huzuruna kavuşamazsın.

Bu mübarek yolda kalbin temizlenmesi için en tesirli ilaç, mürşid-i kâmillin nazarı ve onun nezareti altında yapılan zikirdir. Bu yolun ehil eğiticiler, arifler, kalbi ve bütün vücudu saracak zikrin en önemli ilaç olduğunu belirtirler. Gafletten uzak yapılan zikir, zikreden kimseyi Rabbine yaklaştırır. Ayrıca kulun göklerde anılmasını ve melekler tarafından tanınmasını da sağlar.

Rabbimiz bizleri hakikati idrak ederek Hakk’a ulaşmak için Hak dostu bir kâmilin eğitiminde Hak yoluna revan olan hakikat yolcularından eylesin-âmin.

Cenab-ı Mevlâ’ya emanet olun

S. Muhammed Saki Erol

Semerkand Dergisi
Mayıs 2007