Arşivler

Eylül 2009 ayı için tüm yazılar

Huzur-un-da Serdar Tuncer

Eylül 26, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Kapının önündeyim. İçimde kelebekler. Aylardan sonra.
Korkuyor muyum, belki. Seviyor muyum, sana belki yok, bilirsin. 

 Boynumu uzatıyorum kapı aralığından. Sen geldin diyen aşık geliyor aklıma.
Şükür ki kapın aralık. Yoksa ben hiç sana seni getiremezdim. 

 Bekliyorum, gözlerim ayaklarımın ucunda.
Bir bakışın yetecek, sonrası dizlerinin dibi. Bekliyorum.
Bir bakışın nelere yetmez ki.
Gel diyor gözlerin. Bir de kal dese gözlerin, ol dese…
Sustum. İşine  karışmam. Fark etmez beklesem sonsuza dek.
Dizlerinin dibindeyim işte.
İçim bir kelebek.

     Bir tebessüm etse cihan gülüyor. Yürüse yıldızlar peşi sıra, dursa hayat duruyor.
Hele bir de konuştu mu…
O söyleyince söz başka bir şey oluyor.
Su dese su akıyor, ateş dese ortalık yangın yeri, gül dese gül kokuyor kainat.
Kelimeler canlanıyor yar dilinde, yar elinde dirilmeyene söz neylesin?
Dil susar, o kolay. Gönlüm susuverse bir de.
Babam haklı, ben işime bakayım.
Yap dediğini yap, yapma dediğini yapma.
Susturmak onun işi, dilsiz dudaksız konuşmak onun.
Bir şeyler söyleyecek, işte, dur dinle.
Sevgiye dil olmadınsa, kulak kesil sevgiliye.

     Zalim olmayın diyor. Yaptığım zulümler dikiliyor karşıma bir bir.
Terslediğim dilenci, kızdığım çocuk, kopardığım çiçek.
Zalimim ben.
Terliyorum. 
Zulüm ne ki sahi?
Hakikati örtmek zulümdür, diyor. Gönlüm deprem yeri.
Başkasından hakikati gizlemek zulüm. Peki ya kendimden gizlediğim?
Allah en güzel şekilde yarattı, kalp O’nun mekanı. Ruhundan içti ruhum.
Aşağılara düştüm sonra. Kurak bir çöl oldum.
Gönlüm ağyara mekan, varlığım yare perde şimdi.
Benim benden gizlediğimi kim kimden gizleyebilir?
Alev alıyor içimde kelebekler. Aşka uçarsan kanatların yanar.
Oda kararıyor birden, kapılar kapanıyor sanki. Aşka uçmazsan kanat neye yarar.
Gece balık ve deniz oluyor her yer. Yunus peygamberin duası açıyor üç perdesini karanlığımın. ‘Senden başka ilah yok, sen en yücesin, ben nefsine zulmedenlerden oldum’. Tövbe ediyorum zalimliğimden,
söz veriyorum zulmetmemeye ve biliyorum;
tövbem tövbeye muhtaç,
sözünde durmak erkek işidir.
     
     Elleri ne kadar güzel. Nasıl bir ahengi var ellerinin sözleriyle.
Kimyası mı bir sevgili, pamuk mu her ikisi de.
Sözler şekil bulurken dudaklarında eller dile döküyor şeklin anlatamayacaklarını.
Mazlum olun diyor, Adem peygamber de mazlumdu efendimiz de.
Anlamaya çalışıyorum. İlk insan da ilk yaratılan son sultan da mazlumsa mazlumluktan nasibini almayan kişi ne güzel olabilir ne de insan.
Öyleyse mazlum olmalı.
Zalimlikten vazgeçerek başlamalı mazlum olmaya.
İnsan zalim değilse mazlumdur.
Efendimizin sevgisi gönlüne düşen kişi bu mazlumluktan pay almadan ölmez ki.
Gariplerden ol ki müjdelesin seni de yar.
 Mazlum ol canım mazlum ol.
Ölmeden ölebilene ölmek yok, sonsuzluk var.

      Dizlerinin dibindeyim. Gözlerim yere mıhlı.
Her yer dizlerinin dibi olsa keşke.
Olur mu bir gün? Bilmem.
Olmazsa  zulüm olmaz mı?
Sus kalbim sus. Sev  kalbim sev.
Allah c.c. diyor, mazlumları çok sevmiş sanki. Yutkunuyorum. Mazlumların ne güzel kaderi var. Cehennemi burada yaşıyorlar sonrası saadet, sonrası yar. 
Zalimler hesabına ağlamak geçiyor içimden.
Onlar hakikatte kendilerine zulmediyorlar.
Bir bilseler…Allah onları sevmeyecek.
Dünyaları cennet olsa ne çıkar.

     Kalbim bir Arasat. Dudaklarım bir pamuk. Gitme vakti.
Bir gün sana bensiz gelsem. Giden kim olurdu kalan kim?
Hayal kurmak güzeldir derdi babam. 
Aralanmış kapılar ardına kadar. Oda bomboş ne gelen var ne giden.
Yükledi sırtıma derdi babam.
Ben bana zulmediyorum. Bir yarım diğer yarımın zalimi.
İki kişi olmadan olmaz diyenin hatırına içimdeki mazlumu çok sev.
 “Levra” utanırım senin sevdiğine zulmetmekten.

Beni benden kurtar. Bana bir şey ver.
Gönlünden çıkardığın incileri aklımda tutuyorum.
Aklımda tuttuğum incilerini gönlüme sakla.
Bana bir şey ver.
Korkarım bir gün beni avutmaz bu şekerler
.

Reklamlar

Sevval ayi orucu

Eylül 26, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Ramazan-ı Şerif’ten sonraki Şevval ayında oruç tutmak öteden beri sevimli bir adet olarak gelmiştir.

Bir ay boyunca oruca alışmış olan insanlar, şevval ayında da altı gün oruç tutmaya büyük bir ilgi göstermiş, hatta teravih gibi sıcak bir ilgiyle şevval ayı orucunu sürdüre gelmişlerdir… Elbette bu sıcak ilgi sebepsiz değildir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, şevval ayı orucunun bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurmuş, bu yüzden de bir ay Ramazan orucu tutanlar, şevvalde altı gün oruç tutmakla bütün seneyi oruçlu geçirmiş olma sevabını kaçırmak istememişlerdir. Bu konudaki hadisi ve yorumunu şöyle ifade edebiliriz:

“Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!.”(Riyazü�s-Salihin, C.2,S.510,2.)

Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra Şevvâl’de de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap almaktadır.

Âlimlerimiz, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar:

Ramazan boyunca oruç tutan insan her orucuna on sevap almışsa yekûnu üç yüz eder. Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış sevap alınca, eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsin işaret ettiği sırra nâil olur. Bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir.

Aslında bu gibi mânevî konularda esas olan, o işi ihlasla yapmak, büyük bir gönül arzusu ile talip olmak mühimdir. Bâzen öyle oruçlar olur ki, tutanın gönlünde beslediği derin ve sâfî ihlas yüzünden 360 gün değil, belki 360 senelik nâfile oruç sevabını alabilir.. İhlas ile kim ne isterse Rabbimiz onu verebilir. Bu bir niyet ve yorum meselesidir.

Tıpkı yolun kenarına uzaklardan bir taşı yuvarlayarak güç bela getirip yerleştiren adamla, bu taşı oradan aynı güçlükle uzaklaştıran bir başka adamın niyeti ve yorumu gibi.

Biri düşünmüş ki:

– Bu çölün ortasında yaşlı bir adam yolda giderken bineğine binmek istese, üzerine çıkıp da hayvana binebileceği yüksek bir yer yoktur. Öyle ise şu taşı yuvarlayıp yolun kenarına getireyim de, yolda gitmekte olan yaşlı ve çocuklar hayvanlarına binmek istediklerinde taşın üstüne çıkıp bineklerinin üzerine kolayca atlasınlar, sevabı da bana olsun. Adamın bu hâlis niyetine bakan Rabbimiz ondan razı olmuş, istediği sevabı ihsan eylemiş.

Böyle güzel niyetle getirilen taşı oradan öfke ile yuvarlayıp uzaklaştıran adam ise şöyle düşünmüş:

– Bu taşı buraya getiren kimse ne kadar da yanlış bir iş yapmış. Hiç düşünmemiş ki, gözleri görmeyenler, karanlıkta fark edemeyenler taşa takılıp yere düşerler. Şu taşı buradan uzaklaştırayım da kimse takılıp yere düşmesin, sevabı da bana olsun.

İşte bu adam da taşı buradan uzaklaştırdığından dolayı Allah(cc) rızasını kazanmış, ümit ettiği sevaba nail olmuş. Her ikisinde de niyet hâlis, yorum makul…

Biz de sâfi bir niyetle altı gün orucumuzu tutarsak, belki Rabbimiz bu niyetimize, bu bağlılığımıza bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaplar ihsan edebilir, hatâlarımızı affedebilir.. Rabbimizin hudutsuz rahmetine kimse sınır çizemez. Kimse kendi cimriliğini O’ na da şâmil kılamaz.

Bu orucun arka arkaya olması şart değildir. şevvâl ayı içinde olması yeterlidir.

Bir de Ramazan içinde tutulamayan oruçlar varsa, önce o borç olanı tutmak da makul ve meşru olur. Bir an önce borçtan kurtulmayı düşünmek elbette çok yerindedir. Ancak borcu sonra da tutabilirim diye de düşünebilir.. Bu bir tercih meselesidir. Her ikisi de caizdir.

Bir diğer husus da, Şevval ayında iki bayram arası nikah yapılmaz iddiası vardır ki, artık bu batıl iddia etkisini kaybetmektedir. Çünkü Aişe validemizin nikahı Şevvalde olmuş, yani iki bayram arasında yapılmış, ne uğursuzluk, ne de bir başka dinî yasak söz konusu olmuştur. Bu yanlış yorum şuradan da beslenmiş olabilir. şayet bayram cuma gününe rastlarsa, bayram namazı ile cuma namazı arası iki bayram namazı arasıdır. Böylesine dar bir vakte nikahı sıkıştırmayın, iki bayram namazının dışında yapın nikahınızı, tavsiyesini, Ramazan ve Kurban Bayramı arası gibi geniş zamana yayanlar, böyle bir yanlış anlamaya sebep olmuşlardır, diye de düşünülebilir.

Bir Menkîbe

Süfyanı Sevri anlatıyor:

– Ben Mekke-i Mükerreme’de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Harem-i şerife gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana selam verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki:

-Ben öldüğüm vakitde kendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece beni terk etmeyip kabrimde gecele. Mükireyn suali anında bana Tevhid’i telkin et!, dedi.

Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım: Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanıklık arasında iken :

-Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine ihtiyaç kalmadı, diye bir ses işittim.

O zaman:

-Ne sebeple bu lütfa eriştin, diye sordum

Bana cevap olarak:

– Ramazan-ı şerifin orucunu tutup şevval’den altı gün daha eklemem sebebiyle, dedi.

O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu Rahmanîdir; şeytandan değildir. O zaman da kabrin yanından ayrıldım ve “Ya Rabbi! Beni Ramazanın orucuna ve şevval’den altı gün orucuna muvaffak kıl” diye dua ettim. Allah(cc)ü Teala Hazretleri beni de muvaffak kıldı.

Mehmet Paksu

BAYRAM OLA

Eylül 19, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

bayram10083gh8qf6

 

Bayram Ola

Bayram, sevinilecek bir şey varsa yapılır. Biz Ramazan ayı biter bitmez bayram yapıyoruz. Acaba bizi sevindiren Ramazan ayının bitmesi midir? Ayların sultanı bilip başımızın üstünde tuttuğumuz Ramazan ayı bitti diye mi seviniyoruz, yoksa işin içinde başka şeyler mi var?

Bayramdır, sevinelim.
Bayramdır, eğlenelim.

Bayramdır, eşi dostu, akrabayı, konu komşuyu ziyaret edelim. Gönül alalım. Sevincimizi, sevgimizi paylaşalım. Değer verelim, ikramlarda bulunalım. Güler yüzle, sıcak gönülle karşılayalım ve karşılaşalım. Ama haramlardan sakınarak…

Bayram böyle bir şey işte… Hem seviniyoruz eğleniyoruz, hem de sevap alıyoruz. Bayramlarda sevinip eğlenmek, sevindirmek, gönül almak sünnettir, hepsi birer ibadettir. Sevinerek, eğlenerek sevap kazanmak ne hoş…

İLK BAYRAM VE MÜSLÜMAN BAYRAMLARI

Peygamber s.a.v. Efendimiz ve Mekke’deki ilk müslümanlar Medine’ye hicret edinceye kadar bayram nedir, bilmediler. Çünkü bayram edebilecek rahatlık bulamadılar; sevinçlerini birbirleriyle paylaşabilecek fırsatları hiç olmadı. O sıralarda Mekke’de müslüman olmak demek, itilmek, kakılmak, horlanmak, eziyet çekmek, işkence görmek demekti. Hayat imkanı bile tanınmayan bir insan bayramı nasıl düşünsün?

Nihayet Medine-i Münevvere’ye hicret başladı. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz de Medine’ye ulaştı. Medine’nin yaşadığı en büyük bayram da o gün gerçekleşti. Sevinçlerin en büyüğünü Medine o gün yaşadı.Böyle bir sevinç, böyle bir bayram, sadece bu mübarek şehre ve orada yaşayanlara nasip oldu. Bu bayram, dünyada bir kere gerçekleşti.

Günler geçmeye, aylar birbirini kovalamaya başladı. Medine-i Münevvere’de, Allah(cc)’ın Peygamberi s.a.v.’in şekillendirdiği bir hayat kuruluyordu. Dolu dolu, canlı, dünya ve ahiretin bir arada, bir dengede yaşandığı bir hayat… Güzel ve iyi olan gelenekler devam ediyordu, eksikleri olanlar tamamlanıyor, yanlış adetler, alışkanlıklar ise iyi olanlarla değiştiriliyordu.

Medine ahalisinin İran kültüründen etkilenerek uzun zamandan beri yapageldikleri iki bayramları vardı. Rasulullah s.a.v. bu bayramların yapılmış olduğunu duyunca bundan hoşlanmadı ve onların yerine Ramazan sonunda ve hac ibadetinin bitiminde bayram yapılmasını ilân buyurdu. (Ebu Davud, Salât 246). O günden sonra Medine-i Münevvere’de bayramlar, Ramazan ve hac ibadetinin sonunda büyük bir sevinç ve neşe içinde kutlandı.

HAYRA ERMENİN SEVİNCİ

Bayramlar toplumların sevinç günleridir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz de her toplumda bulunan bu geleneği müslüman için anlamlı bir hale getirip, tamamen İslâm’ın değerleri ve sevinçleri üzerine inşa etti.

Ramazan ayı özel olarak Allah(cc) tarafından seçilmiş bir aydır. Allah(cc) Tealâ’nın ezelî ve ebedî sözleri demek olan Kur’an-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. İnsan ve insanlık için hayat ölçüsü olsun, hayat onunla kıymet bulsun diye lütuşarın en büyüğü olarak gönderilmiştir.

Yüce Mevlâ içinde Kur’an-ı Kerimi indirdiği Ramazan ayını ayların en bereketlisi kılmış; özellikle onu indirdiği geceyi de bin aydan hayırlı eylemiştir. Ramazan ayında güzelce orucunu tutan ve gecelerini elinden geldiğince değerlendiren kulunun kalbine takva hassasiyetini yerleştireceğini de müjdelemiştir.

fiimdi bir insan Kur’an’ı hayatına uygular, onun gereğince bir hayat yaşamaya çalışırsa binlerce insandan daha hayırlı olmaz mı? Böyle bir müslüman Ramazan ayına ulaşmış, güzelce orucunu tutmuş ve gecelerini değerlendirmeye çalışmışsa, doyasıya bayram etmeye hak kazanmaz mı? İşte bu, bayram edilecek çok büyük bir nimettir.

O halde Ramazan bayramı için şunu da söyleyebiliriz: Bu bayram bir müslüman için takvayı elde etme ve bin aydan daha hayırlı olan bir gecenin bereketinden faydalanmış olma bayramıdır.

HÜRRİYETİN, HUZURUN, KARDEŞLİĞİN BAYRAMI

Esirler bayram yapamazlar. Çünkü onlar bir yokluk ve yoksunluk hali yaşamakta, iradeleri başkalarınca kontrol edilmektedir. Bayram ise ancak özgür irade sahiplerine ait bir haldir. Müslüman da Yaratıcısı’nın emrini dinleyip insanı esir yapan tesirlere karşı koymuş ve nefsin ve şeytanın zulmünden diğer müslüman kardeşleriyle birlikte özgürlüğe kavuşmuştur. Kul olma özgürlüğüyle ibadetlerini yerine getirebilmiş olma nimetine karşı şükredip bayram yapmaktadır.

Nefsine ve şeytana karşı sabrederek hayır çerçevesinde kalabildiği için bir sabır bayramı yaşamakta, onların tahakkümünden kurtulmanın sevincini kutlamaktadır.

Oruç ibadeti ve diğer hayırlı işlerin daha yoğun yaşandığı bu ayda bütün günahlara ve hatalara daha çok tevbe etmek de, Peygamber s.a.v. Efendimiz’in tavsiyelerindendir. Ramazan ayının sonuna ulaşan bir müslümanın kalbi, ibadetler ve tevbe ile iyice yumuşamış, yanlışlardan ve günahlardan nefret etmeye başlamıştır. Bayram sabahına bu duygularla ulaşan bir müslüman için bu bayram, aynı zamanda günahlardan ve yanlışlardan kurtulma bayramıdır.

Ayrıca, sosyal hayatta en ciddi hastalıklardan biri kabul edilen dargınlıkları küskünlükleri sona erdirme imkanı sunduğu için, her bayram bir sosyal huzur bayramıdır aynı zamanda.

Hayatın yoğunluğu içinde insan görüşme fırsatı bulamadığı akrabalarıyla, dostuyla, arkadaşıyla bu mübarek ayın sonunda, bayram vesilesiyle bir araya gelmekte, sevincini paylaşabilmektedir. Farz olan sıla-i rahim bu vesile ile gerçekleşmektedir. Bu açıdan bakıldığında bayram, fertler arası bağların güçlendiği bir sıla-i rahim bayramıdır bir taraftan da.

Bütün bunlar bir araya gelince, bayram edilmez de ne yapılır? Müslümana da böyle bayramlar yakışır. İşte Ramazan ve Kurban bayramları müslüman bayramı. Sevinmenin, eğlenmenin, izzet ikram etmenin ibadet olduğu bayramlar…

Kutlu olsun, mübarek olsun.

YIL BOYUNCA ORUÇLUYMUŞ GİBİ

Şevval ayının birinci günü Ramazan bayramıdır. Bayram gününden sonra Şevval ayı bitinceye kadar altı gün oruç tutmak, Rasulullah s.a.v. Efendimiz tarafından tavsiye edilmiş sünnet bir ibadettir. Efendimiz s.a.v., “Kim Ramazan orucunu tutar, sonra Şevvâl ayından altı gün ona eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm 39) buyurmuşlardır.

Şevval ayında tutulacak altı günlük oruca bayramdan hemen sonra başlayıp ara vermeden tamamlamayı daha faziletli kabul eden âlimlerimiz olduğu gibi, ayın içine yayarak tutmayı daha faziletli bulanlar da vardır. Hangisi istenirse tercih edilebilir.

Mehmet IŞIK • SEMERKAND

Kadir Gecesi duası…

Eylül 12, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Müminlerin annesi Hz.Aişe radıyallahu anha şöyle diyor :Şöyle buyurdu:

“Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.”
(Ahmed, İbn-i Mace ve Tirmizî)

Duanın okunuşu:

Allahumme inneke ‘afuvvun kerîmun tuhibbul ‘afve fa’fu annii.

Bu çok önemli, şu son günlerde bu duaya devam edelim inşaAllah kardeşler..
Buradaki Afuv isminin Gafur isminden ayrılan bir özelliği var:

Han duada diyor ya ” İnneke Afuvvun Tuhibbul afve”

Afuv isminin özelliği, tamamen siliyor herşeyi..

Yani en büyük günahları bile işlesen, çok günahkar da olsan eğer Kadir gecesine rastlarsan Afuv olan O, herşeyi siliyor ve ötede sana vereceği yeni hafızayla sana bile unutturuyor işlediğin günahı,

  
solda günahları yazan meleklere de unutturuyor,
bembeyaz bir sayfa sanki yeni doğdun!
  
İşte öyle oluyor..
Bu hatalardan kişi sorumlu değildir!
  
İşte Ğafur böyle; mağfire var ama sayfa mevcut.. 

Afuv isminin Tevvab ismiyle alakasına ve Afuv’vun, Kadir Gecesi ile alakasına bakarsak;
 
Afuv ismi, alır Tevvab’a götürür insanı..İşte Rabbimiz bunu istemiyor..Özel bir gece vermiş bize ve diyor ki :

 
Kadrini bilenlerden eylesin Rabbim cümlemizi..
  
muhabbetle
Ayşe Reşad

Nasıl?

Kişi günah işler, tevbe eder..Sonra yine işler yine tevbe eder…

Bu böyle devam eder, belki 10 kez aynı işlem tekrarlanır..

Sonra kişi artık utanır Rabbinden ve O’na gidemez olur, tevbeyi bırakır..

Aynı günahı işlemeye devam eder..

”Yüzüm kara, gönlüm kara” der, kendine güvenini kaybetmiştir..

Ve.. Kişiyle Rabbi arasında bir haciz, set, bir duvar oluşur bu merhalede..

Kişi “ nasıl olsa battım ben, Rabbimin karşısına da çıkmaya yüzüm yok” der ve günah işlemeye devam eder..

Duvar gittikçe kalınlaşır, kalınlaşır..

Kişi Rabbinden uzaklaştıkça uzaklaşır..

Ama Afuv; o dopdolu sayfa yırtılıp atılmış ya da tamamen silinmiş ve herkese unutturulmuş..Kişi tertemiz, annesinden doğduğu gibi..

SubhanAllah! Ne büyük bir lutuftur bu..

Devam edelim inşaAllah bu duaya, olur ki rastlarız Kadir Gecesine..

Ama diğer isimler farklı mesela Ğafur, bunda unutturma yok, sadece hesaba çekilmiyor kişi..

Şöyle bir örnekle izah edebiliriz;

Mesela kişinin hatalarını gösteren bir sayfa var; yaptığı bütün hatalar, günahlar yazılı orada, dopdolu, ama altına not düşülmüş;

“Ya Resullullah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim?”

“Bu gece Afuv gecesi..Kişi ne işlediyse; hatta zina, hatta kumar, hatta..hatta.. hatta hepsini siliyorum! Sanki hiç işlememiş tüm bunları , sanki yeni doğmuş annesinden tertemiz…”

İşte Afuv’vun, Kadir Gecesi ile alakası da bu..

O yüzden Efendimiz aleyhisselam, özellikle Kadir gecesi bu duanın okunmasını istiyor..

Senelik temizlik..

Çünkü O, dünyayı ıslah için yaratılan insanın sürekli yenilenmesini istiyor..

Çünkü günah içinde, Rabbinden umudunu kesmiş insan üretici olamaz, ne kendine ne başkasına faydalı olamaz! Kaybolur gider..

Afuv’ la siliyor ve Tevvab’a çağırıyor insanı..

Yeni bir umut, aradaki hacizin kalkması..

Kapıların açılması..

Yeni bir insan olarak hayatı yeniden kucaklamak..