Arşivler

Kasım 2008 ayı için tüm yazılar

Öğretmek- öğrenmek

Kasım 24, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

032631yyBir dostun bloğnda okudum, çok hoşuma gitti.

Sizlerle paylaşmak istedim.

🙂

 

Kim ki yaptığı işe tamamen öğretmek adını vurmadan öğretebiliyorsa, işte o Mürşid’dir.

Kim ki öğrenmek ile aklını bozmadan öğrenebiliyorsa, işte o müriddir.”

İdris Şah / Yol’un Yolu

Reklamlar

Değerlilerimizi muhafaza etmek.

Kasım 22, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

water_drops_001

 

Bir hırsız herşeyi çalar mı?

Hayır!

Peki bir hırsız için değerli olan şeyler nelerdir?

Hırsızın gözü değerli varlığı , parası, altını, ziyneti olan zengin insanların evlerinde, kasasındadır.

Neden bir fakirin evine girmez, neden gecekondu mahallesinde hırsızlık için dolaşmaz?

Neden zengin olanlar, değerli ziynet eşyaları olanlar devamlı onları kaybetme , çaldırma korkusu yaşarlar?

Ve bu varlıklarını hırsızlardan korumak için çelik , şifreli kasalar alır, gizli güvenlik kameraları,elektirikli lazerli alarm sistemleri kurdururlar, güvenlik görevlileri istihdam ederler.

Ve ya müzelerdeki değerli, antika şeylerin nasıl korunduğu hepimizce malum..

Yine de bunca güvenlik tedbirlerine rağmen hırsızların gözleri canları pahasına ordadır .

Şeytan da aynı şekilde güzel, salih amellerin, ihlaslı amellerin, iman, takva sahiplerinin yani manevi açıdan zengin olanların peşindedir.

Bu değerli amelleri çalmanın, yok etmenin peşindedir.

Neden gidip günahkarlarla uğraşmaz.?

Çünkü onlardan çalabileceği birşey yoktur, ne yapsın.

Nasıl ki zenginler dünyalık değerli varlıklarını, paralarını hırsızlara çaldırmamak için, koruyup muhafaza etmek için bu kadar uğraşır, bunca tedbir alır, ahiret sermayemiz olan manevi varlıklarımızı şeytandan korumak için çaba göstermeliyiz.

Şeytanın bize nereden, ne zaman, nasıl yaklaşacağını bilip ona göre tedbirlerimiz alıp, giriş yollarını kapamalıyız.

şeytanın bize yaklaşma yolları genelde duyu organlarımızladır.

Meselagözler, kulaklar…

Harama bakmayarak yani gözümüzü haramdan koruyarak, kulağımızı haramdan koruyarak, kötüsözler, küfür, dedikodu dinlemeyere, yapmayarak , haram yemeyerek şeytanın kalbe giriş yollarını kapatmalıyız.

Evliyaullahın sözü şöyledir:

“Şeytan nefsin isyanını görmedikçe kalbe vesvese vermez.

Şeytan ne zaman musallat olur?

Nefis heva ve şehvetle gazaba yöneldiği zaman…

Yoksa mütteki, Allah-u Teala’nın emrine uygun yaşayan kamil imana sahip insana vesvese vermez”

Değerlilerimizi korumakta Rabbim yardımcımız olsun…

Zilhicce ayının fazileti

Kasım 20, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Sual: Zilhicce ayının fazileti nedir?

Kurban Bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir Gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]

 

 (Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyheki]

(Terviye günü oruç tutan ve günah söz söylemeyen Müslüman Cennete girer.) [Ramuz] [Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir.]

(Zilhiccenin ilk 9 gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasıhin]

(Bu on günün hayrından mahrum olana yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]

(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat]

(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.) [Beyheki](Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani] (Tesbih: Sübhanallah, Tahmid: Elhamdülillah, Tehlil: Lâ ilâhe illallah, Tekbir: Allahü ekber, demektir.)

Peygamber efendimiz, Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerin, diğer aylarda yapılan amellerden daha kıymetli olduğunu bildirince, Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah, Allah yolundaki cihaddan da mı daha kıymetlidir) dediklerinde, (Evet cihaddan da kıymetlidir. Ancak canını, malını esirgemeden harbe gidip şehid olan kimsenin cihadı daha kıymetlidir) buyurdu.

(Buhari)Hazreti Ebüdderda buyurdu ki:
(Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli ve çok dua ve istiğfar etmelidir! Çünkü Resulullah, (Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun) buyurdu.Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çoluk çocuğu belalardan muhafaza olur, günahları affolur, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölürken kolay can verir, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır gelir ve Cennette yüksek derecelere kavuşur.)

Birinci vazife!..
Bu on gün içinde, bir hasta ziyaret eden, Hak teâlânın dostları olan kulların hatırını sormuş ve ziyaret etmiş gibi olur. Bu on gün içinde Ehl-i sünnete uygun bir kitap okumak çok sevaptır. Din ilmini, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek kadın erkek herkese farzdır. YüCE

Allah’ın Adem aleyhisselamı bağışladığı gün, zilhicce ayının ilk on günüdür.
Bir kimse o gün oruç tutarsa..Allah onun her günahını bağışlar

Zilhicce ayının 2.günüde yüce Allah Yunus peygamberin duasını kabul buyurdu..Kendisini balığın karnından çıkardı..

Zilhicce ayının 3.gününde yüce Allah Zekeriya peygamberin duasını kabul etti.
Bir kimse o gün oruç tutarsa.yüce Allah onun duasını kabul buyurur.

Zilhicce ayının 4.gününde İsa Aleyhisselam doğdu..
Bir kimse o günü oruçlu geçirirse,ondan sıkıntı,fakirlik gider.Kıyamet günüde, iyiliksever,keremli yazıcı meleklerle olur….

Zilhicce ayının 5.günüde Musa aleyhisselam doğdu.
Bir kimse o günde oruç tutarsa,münafıklıktan uzak,kabir azabından emin olur.

Zilhicce ayının 6. gününde,yüce Allah peygamberimiz.s.a.v.’e Hayber kalesini almayı nasib eyledi..

Zilhicce ayının 7.günü cehennem kapıları kilitlenir,on günleri çıkıncaya kadar açılmaz..
Bir kimse ogünü oruçlu geçirirse, kendisine yetmiş sıkıntı kapısı kapanır,yetmiş kolaylık kapısını da açar..

Zilhicce ayının 8.günü olan terviye günü birkimse oruç tutarsa..kendisine o kadar iyilik ihsan edilirki, onların sayısını ancak Allahü azimüşşan bilir..

Zilhicce ayının 9.olan arefe günü bir kimse oruç tutarsa,geçen bir senelik,gelecek bir senelik,günahının bağışlanmasına sebep olur…

Maide suresinin 3. ayeti olan:—”Bugün dininizi sizin için mükemmel ettim; Size olan nimetimi tamamladım”İlahi emrin indiği gün,zilhicce ayının 10. günü idi..Kurban bayramıydı.. Bir kimse o gün kurban keserde,bir damla kanını akıtırsa….Allah onun günahlarını bağışlar.
Bir kimse o gün bir mü’ mini doyurur,bir sadaka verirse…..Yüce Allah, onu kıyamet günü güvenlik içinde diriltir;Amellerin tartıldığı terazide ise,onun iyilikleri,uhud dağından daha ağır gelir..
 

Kaynak: Dürret’ül Vaizin 

Bediüzzaman Said Nursi hz. kimdir?

Kasım 20, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

ustad2Said Nursi yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. 1873’te Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 1960’da Şanlıurfa’da Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştan itibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla “Çağının eşsiz güzelliği” anlamına gelen “Bediüzzaman” sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.
Bediüzzaman Said Nursi, Doğu’nun en acil ihtiyacı olarak gördüğü eğitim problemini çözmek için din ve eğitim bilimlerinin birlikte okutulabileceği ve Medreset-üz Zehra ismini verdiği bir üniversite kurulmasını sağlamak için 1907’de İstanbul’a gelmiştir. Derin bilgisiyle buradaki ilim çevresine de kendini çok kısa süre içinde kabul ettirmiş, çeşitli gazete ve dergilerde makaleler yayınlatmış, hürriyet ve meşrutiyet tartışmalarına katılarak hükümete destek vermiştir.
Dönemin hükümeti, Said Nursi’nin üniversite ile ilgili dilekçesine ilgi göstermemiştir. Hatta İstanbul’daki ilim adamlarının, talebelerin, medrese hocalarının ve siyasetçilerin ona olan ilgisinden rahatsız olmuş, Bediüzzaman’ın önce akıl hastanesine daha sonra da hapishaneye gönderilmesini sağlamıştır.
Said Nursi’nin serbest bırakılmasından kısa süre sonra 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilmiş. Bu dönemde Bediüzzaman meşrutiyet ve hürriyet kavramlarının İslamiyet’e aykırı olmadığını anlatmak için İstanbul’da çeşitli yerlerde konuşmalar yapmış, Doğu’daki aşiret reislerine Bediüzzaman imzasıyla telgraflar çekmiştir. Yayınladığı bu makaleler ve yaptığı konuşmalarda yatıştırıcı bir rol oynamasına rağmen, 1909’da 31 Mart olayına karıştığı iddia edilerek haksız ithamlarla tutuklanıp, idam talebiyle yargılanmış, ancak beraat etmiştir.
Bediüzzaman bu olaydan sonra tekrar Doğu’ya dönmüş, I. Dünya Savaşında talebeleriyle milis kuvvet oluşturarak savaşa katılmıştır. Gönüllü alay komutanı olarak büyük yararlılıklar gösterdiği I. Dünya Savaşında Rusya’da esir düşmüş, üç yıl süren esaret hayatının sonunda Sibirya’daki esir kampından kaçarak İstanbul’a gelmiştir.
İstanbul’da devlet büyükleri ve ilim çevreleri tarafından büyük bir ilgiyle karşılanan Bediüzzaman, Dar-ül Hikmet-i İslamiye (İslam Akademisi) azalığına tayin edilmiştir. Buradan aldığı maaşla kendi kitaplarını bastırarak parasız olarak dağıtmaya başlamıştır. Said Nursi daha sonra İstanbul’un işgali sırasında işgalcilerin gerçek niyetlerini ortaya koyan Hutuvat-ı Sitte (Şeytanın Altı Desisesi) isminde uyarıcı bir broşür hazırlamış, bu hareketi, İngiliz işgal kuvvetleri komutanının emriyle ölü veya diri ele geçirilmek üzere aranmasına sebep olmuştur. Milli mücadeleyi savunmuş ve destek olmuştur. Bu hareketleri Anadolu’da kurulan Millet Meclisi’nin beğenisini kazanmış ve Ankara’ya davet edilmiştir. 1922’de Ankara’ya geldiğinde devlet merasimiyle karşılanan Bediüzzaman, kendisine yapılan Şark Umumi Vaizliği, milletvekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı tekliflerini reddetmiştir.
Said Nursi 1925 yılında Şeyh Said isyanı çıktığında, olayla hiçbir ilgisi olmadığı halde, Van’da inzivaya çekilmiş olduğu yerden alınarak Burdur’a, oradan da Isparta’nın Barla ilçesine sürgüne götürülmüştür. Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı’nın büyük bir kısmını burada yazmıştır.
Nur Risalelerini önlerindeki en büyük engel olarak gören çevreler, 1934 yılında daha yakından kontrol edebilmek amacıyla Said Nursi’nin Isparta’nın merkezine getirilmesini istemiştir. 1935 yılında ise polisler burada da çalışmalarına devam eden Said Nursi’nin oturduğu evde arama yapmış ve bütün kitaplarına el koymuştur. Bediüzzaman emniyete götürülerek sorgulanmış, ancak suç unsuru bir şeye rastlanmayınca serbest bırakılmıştır. Ancak birkaç gün sonra, yeni tutuklamalarla birlikte Said Nursi ve Risale-i Nurlar hakkında soruşturma başlatılmış, Bediüzzaman ve 120 Nur talebesi askeri araçlarla Eskişehir Hapishanesine gönderilmiştir.
Bediüzzaman, vatana ihanet iddiasıyla yargılandığı dava süresince tutuklu kalmıştır. Daha sonra ise Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararla, Said Nursi’ye 11 ay hapisle birlikte Kastamonu’da mecburi ikamet; on beş talebesine de altışar ay hapis cezası verilmiştir.
Polis gözetimi altında mecburi ikamet için Kastamonu’ya getirilen Said Nursi, 1943’te Isparta savcısından gelen talimat üzerine yeniden tutuklanmıştır. Ağır hasta olmasına rağmen Ankara’ya oradan da trenle Isparta’ya getirilmiştir. Risale-i Nur ile ilgili davaların Denizli’deki davayla birleştirilmesi üzerine ise Denizli’ye sevk edilmiştir. Denizli hapsi yine tecrit altında başlamış, çok zor şartlar altında geçen yeni hapishane dönemi ve yargılama safhalarında da Bediüzzaman, Risale-i Nur’un yazımına devam etmiştir. Sonrasında ise 1944’te verilen beraat ve tahliye kararına rağmen, dönemin hükümeti Said Nursi’nin Afyon’un Emirdağ ilçesinde zorunlu iskana tabi tutulmasını emretmiştir.
Bediüzzaman burada hükümet binasının karşısında bir odaya yerleştirilerek gözetim altına alınmıştır. Camiye gitmesine bile müsaade edilmediği, devamlı takip ve gözleme tabi tutulduğu Emirdağ sürgünü, Denizli hapishanesindekinden bile çok daha ağır ve zor şartlar altında geçmiştir. Bu dönemde, hukuki yollarla Bediüzzaman’ı etkisiz hale getiremeyen muhalifleri onu zehirleyerek öldürme yoluna gitmişlerdir. Hayatı boyunca yirmi üç defa denenecek bu teşebbüslerin üçü Emirdağ sürgününde gerçekleşmiştir.
Bu zulümler yaşanırken Bediüzzaman’ın talebeleri tarafından Risale-i Nurlar çoğaltılmış ve böylece Kuran tebliğinin geniş kitlelere yayılması sağlanmıştır. Özellikle de teksir makinelerinin kullanımıyla birlikte bu çalışmalar daha da hızlanmıştır.
1944’te Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararının Yargıtay tarafından onaylanmasıyla birlikte Bediüzzaman serbest bırakılmıştır. Ancak Risale-i Nurlar’ın her geçen gün yaygınlaşarak insanlara ulaşması dönemin hükümetini rahatsız etmeye başlamıştır. Ocak 1948’de Said Nursi ve on beş talebesi evlerinden ve işyerlerinden alınarak Afyon hapishanesine gönderilmiştir. Ancak tüm bu ağır ve zor şartlara rağmen Bediüzzaman eserlerini yazmaya devam etmiştir.
Aralık 1948’de Said Nursi hakkında 20 ay ağır hapis cezası kararı verilmiş, ancak karar temyiz edilmiş ve Bediüzzaman lehine bozulmuştur. Ancak Yargıtay’ın bu kararına rağmen Afyon Ağır Ceza Mahkemesi yargılamayı uzatarak 20 aylık sürenin cezaevinde geçmesini sağlamıştır. Hak etmediği cezanın süresini tutukluluk haliyle dolduran Said Nursi, Eylül 1949’da serbest bırakılmıştır. Fakat Ankara’dan gelen bir emirle bu sefer de Afyon’da mecburi iskana tabi tutulmuş ve Emirdağ’a ancak Aralık ayında dönebilmiştir.
Bediüzzaman’a 1951’de Emirdağ’da, bundan hemen bir yıl sonra da İstanbul’da, Gençlik Rehberi adlı kitabı nedeniyle birer dava daha açılmıştır. İstanbul’da yapılan duruşmada mahkeme lehte karar vererek davayı sonuca bağlamıştır.
Ocak 1960’ta Ankara’ya girmesi polis tarafından engellenen Bediüzzaman buradan Isparta’ya gitmiştir. Bu dönemde ağır hasta olan 83 yaşındaki Said Nursi, daha sonra talebeleriyle birlikte Urfa’ya gitmiştir. Burada, yürüyemeyecek kadar rahatsız olan Said Nursi’nin yerleştiği otele gelen polisler, İçişleri Bakanının emriyle Bediüzzaman’ı Isparta’ya geri götürmeye çalışmışlardır. Said Nursi bu baskılar sürerken Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

 

YUSUF MEDRESESİ’NDE EĞİTEN VE EĞİTİLEN İSLAM BÜYÜĞÜ
Tarih boyunca birçok Müslüman, Allah(cc) yolunda yaptıkları faydalı çalışmaların, Allah(cc)‘ın tek ilah olduğunu anlatmalarının karşılığında inkarcı kesimler tarafından hapisle cezalandırılmıştır. Ama onların hapiste bulunmalarının nedeni bir suç işlemeleri, kanunlara karşı gelmeleri değildir. Müslümanların güzel ahlakı insanlar arasında hakim kılmasından ve dolayısıyla kendi kötülüklerinin ortaya çıkacağından, kötülüklerden elde ettikleri çıkar ve menfaatlerin yok olacağından korkanlar, Müslümanlara hep iftiralar atmışlar, halkı ve resmi mercileri onlara karşı kışkırtmışlardır.
Benzer olaylar Bediüzzaman’ın yaşamı boyunca da sık sık tekrarlanmıştır. Kendisi ve talebeleri Kuran ahlakını anlatmak için halisane bir çaba yürüten, mevki ve makam hırsı olmayan, siyasetten özellikle uzak duran, imansızlık akımlarına karşı insanları Kuran’ın sunduğu barış ve huzur ortamına davet eden, devletin bütünlüğüne ve milli ve manevi değerlerine zarar verenlere karşı mücadele eden kimseler olmalarına rağmen hep asılsız ve çirkin iftiralarla itham edilmişlerdir. Bunun sonucunda ise haklarında soruşturmalar başlatılmış ve yıllarca hapiste tutulmuşlardır. Her defasında ise aklanmışlar ve hiçbir suçlarının olmadığı görülmüştür. Ancak bu esnada tutuldukları hapishaneler onlar için birer Yusuf Medresesi olmuş, manevi dereceleri, samimiyetleri, kararlılıkları, birbirlerine olan bağlılıkları, ihlasları pekişmiş, güçlenmiştir.
Bediüzzaman’ın maruz kaldığı uygulamalar, kendisine atılan iftiralar Kuran ayetlerinin birer tecellisidir. Hayatı kısaca gözden geçirildiğinde dahi Kuran’da aktarılan ve salih müminlerin karşılaştıkları olayların çok benzerlerini yaşadığı ve bu olaylara karşı Kuran’da haberleri verilen güzel ahlaklı müminler gibi davrandığı açıkça görülebilir. Bu nedenle Bediüzzaman’ın hayatına kısaca bakmak, bugüne örnek olması açısından da faydalı olacaktır.

Bediüzzaman’ın Yusuf Medresesi’ndeki Hayatı
Bediüzzaman’ın hayatının büyük bir bölümünün hapishanelerde, sürgünde, gözaltında geçmesi onun ve talebelerinin inançlarında ne kadar kararlı ve sabırlı olduklarını göstermiştir. Devletin ve milletin çıkarları için hizmet etmeye kendilerini adamış olmalarına rağmen, bazı çevrelerce hep devlete zarar vermeye çalışmakla suçlanmışlardır. Bu çevreler iftiraları ile, daima devletin ve milletin yararını düşünen bu insanları, halkın gözünde zararlı insanlar olarak göstermeyi ve onları küçük düşürmeyi amaçlamışlardır. Örneğin, bu çevreler sahip oldukları yayın organları ve benzeri vasıtalarla, Said Nursi ve talebelerini gizli ve dine dayalı cemiyet kurmak, rejime karşı çıkmak ve Cumhuriyet’in temel ölçülerini yıkmaya davranmakla suçlamışlardır. Bunun üzerine tevkif edilerek Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmak üzere Said Nursi ile birlikte 120 Nur talebesi, o dönemin bazı yazarlarının anlattığına göre, “sanki ihtilal çıkarmışlar gibi kamyonlarla elleri kelepçeli olarak” Eskişehir’e götürülmüşlerdir.
Bu arada belirtmekte fayda bulunmaktadır ki, tüm bu olaylar esnasında Türk polisi ve Türk askeri daima vicdanlı davranmış, Bediüzzaman’a ve Nur talebelerine karşı samimi ve anlayışlı bir tavır göstermişlerdir. Bazı dinsiz çevrelerin kışkırtmaları ve yarattıkları infial nedeniyle onlar görevlerini yerine getirmek zorunda kalmışlar, ama hakkın yanında olduklarını ifade etmekten de çekinmemişlerdir. Örneğin Bediüzzaman ve 120 talebesini Eskişehir’e götürmekle görevli askeri müfrezenin kumandanı kelepçelerini çözerek ibadetlerini rahatça yerine getirmeleri için onlara imkan tanımıştır.
Bir başka önemli İslam mütefekkiri olan Necip Fazıl Kısakürek Son Devrin Din Mazlumları isimli kitabında Bediüzzaman’ın ve Nur talebelerinin gözaltına alınmaları ile ilgili olarak şunları ifade etmektedir:
Baskında Bediüzzaman ve talebelerine ait herşey ele geçtiği halde, ortada itham medarı olabilecek hiçbir şey yoktur. Böyleyken kendisini beraat ettirmiyorlar da idamlık bir ithamın teselli mükafatı halinde, 15 talebesiyle beraber hapse mahkum kılıyorlar. 105 talebe de beraat kararı alıyor.”1

Eskişehir Mahkemesi Bediüzzaman’a, Kuran-ı Kerim’den bazı ayetleri tefsir ettiği için 11 ay hapis cezası vermiştir. Eskişehir hapsi sırasında Bediüzzaman oldukça zor günler geçirmiştir. Onu ayrı bir hücrede tecrit etmişler ve türlü zorluklar yaşatmışlardır. Bu hapis sırasında Bediüzzaman’a uygulanan muamelelerden bazı örnekler çeşitli kaynaklarda şöyle aktarılmıştır:
120 talebesiyle Eskişehir hapishanesinde bulunan Said Nursi tam bir tecrid içerisine alınarak, kendisine ve talebelerine çeşitli zulüm ve işkenceler yapılıyor. Talebelerinden Zübeyir Gündüzalp’in anlattığına göre 12 gün yemek verilmiyor.”2
Zaten bize idam mahkumu gözüyle bakıyorlardı. Hiçbir ziyaretçi bırakmıyorlardı. ‘Siz de idam olacaksınız bunlarla konuşursanız’ diyorlardı. Geceleri pislikten, tahta kurularından, hamam böceklerinden uyumak kabil değildi.3

Eskişehir Hapishanesi’nden tahliye olan Bediüzzaman Kastamonu’da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelen Denizli Mahkemesi 20 ay hapis cezası vermiş, daha sonra Bediüzzaman Emirdağ’a mecburi ikamete yollanmıştır.
Bütün bu olaylar sırasında sayısız işkence ve eziyete maruz kalmış, defalarca zehirlenmiştir. Son derece yaşlı ve hasta olan Bediüzzaman, özellikle soğuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuştur. Hapishane günlerindeki hatıralarını Said Nursi şöyle anlatmaktadır:
Pek basit bahanelerle kışın en şiddetli soğuk günlerinde beni tutuklayarak büyük ve gayet soğuk iki gün sobasız bir koğuşta tecrid içinde hapsettiler. Halbuki ben küçük odamda günde birkaç defa soba yakarken ve daima mangalımda ateş tutarken, zafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. 4

Bediüzzaman sözlerinin devamında, önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi, çektiği bu sıkıntıları hafifleten tesellinin mahkumların İslam’a girmeleri olduğunu söylemektedir.

Bediüzzaman’a Yapılan Suçlamalar
Dini ve manevi değerlerin yaygınlaşmasından hoşnut olmayan çevreler Said Nursi için de daimi taktiklerini uygulamışlar ve Bediüzzaman’ın hayırlı çalışmalarını engellemek için tüm halkı ve resmi mercileri ona ve Nur talebelerine karşı kışkırtacak şekilde bir karalama kampanyasına başlamışlardır. Dönemin muhalif gazeteleri Bediüzzaman ve talebeleri aleyhinde propaganda ve uydurma yazılar yayınlamışlardır. Bazı şahıslar, hayali iftira senaryoları için parayla tutulmuşlardır. Ancak her defasında mahkemeler Bediüzzaman’ı ve arkadaşlarını tüm bu suçlamalardan beraat ettirmiş, çocukların dahi anlayacağı basit ve acemice iftiralara tevessül edenler kendilerini kamuoyu nezdinde küçültmüşlerdir.
Bu çevrelerin düzenledikleri iftira ve saldırılar incelendiğinde hemen hepsinin tarihte müminlerin karşılaştıkları iftiraların birer benzeri oldukları görülmektedir. En başta “dini istismar ediyor” olmak üzere, “çevresindekileri kandırıyor”, “sapkındır”, “delidir”, “ona uyanlar cahil kesimdir” suçlamaları… Bunlar Kuran’da defalarca dikkat çekilen, müminlere yöneltilen iftira ve suçlamalardan bazılarıdır.
Her mümin Kuran’daki, “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı korkutucu gönderdikse, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri: ‘Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz’ demişlerdir.” (Sebe Suresi, 34) ayetinde de belirtildiği gibi kavmin önde gelenlerinin tepkisiyle karşılaşmıştır ve karşılaşacaktır. Bu, Allah(cc)‘ın değişmeyen bir kanunudur ve bu tepkilere maruz kalmak müminlerin doğru yolda olduklarının açık delilidir.
Kuran’ın yüzlerce ayetinde anlatılan bu suçlama ve saldırıların Bediüzzaman Said Nursi ve talebelerinin yaşamlarında da tecelli etmesi, izledikleri yolun doğru ve verdikleri mücadelenin etkili olduğunun açık bir göstergesidir. Bu olaylarla, Kuran ahlakı yolunda mücadele veren bütün müminler karşılaşacaklardır. Allah(cc) bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:
Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali, başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Bakara Suresi, 214)

Münafıkların musallat olması
Bediüzzaman’ı ve talebelerini durdurmak için kullanılan yöntemlerden birisi de, bu halis insanların arasına iki yüzlü kişilerin sokulmasıdır. Bu kişilerin görevi Bediüzzaman ve talebeleriyle ilgili gelişmeleri din düşmanlarına bildirmek ve daha sonra bu çevrelerin etkisi altındaki basında bu insanlar hakkında aleyhte yazılar çıkmasını sağlamaktır.
Bunun örneklerinden birisi 1964 yılında Cumhuriyet’te yayınlanan “İnanç Sömürücüleri” isimli yazı dizisidir. Kendisini dindar olarak gösterip, Nur talebeleri arasına sızan, defalarca Bediüzzaman’ın yanında bulunan Yılmaz Çetiner isimli şahıs, daha sonra bu mümin topluluğu hakkında akıl almaz iftiralar ortaya atmıştır. Bediüzzaman bir sözünde aralarına giren bir casusu şu şekilde anlatır:
Hem bir dessas casus adam, Risale-i Nur talebeleri aleyhinde çalışıyordu ki, onları hapse attırsın. Bir gün -serbest olarak- “Ben bir ipucu bulamadım ki, bunları hapse soksam. Eğer bir ipucu bulsam, onları hapse sokacağım.” diye ilân ettiği vakitten iki gün sonra bir iş yapıp, Risale-i Nur talebeleri yerinde, o adam iki sene hapse girdi.5

Bediüzzaman, kendisine karşı düzenlenen bütün bu komplo, saldırı ve iftiralara rağmen yürüttüğü mücadeleden hiçbir taviz vermemiştir. Ona yapılanlar kendisinin ve talebelerinin şevkini ve kararlılığını artırmaktan başka bir şeye yaramamıştır. Kuran’da vaat edildiği gibi inkar edenlerin tuzakları boşa çıkmıştır. Allah(cc) inkarcıların tuzaklarının boşa çıkacağını ayetlerinde şöyle bildirir:
Ağızlarıyla Allah(cc)‘ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah(cc), kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 32-33)
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (Saffat Suresi, 171-172)

Bediüzzaman tarih boyunca Allah(cc) yolunda zulüm görmüş samimi müminlerden biridir. Ancak bilinmelidir ki, bir müminin hayatı boyunca karşılaştığı her zorluk, her sıkıntı, işitmekten hoşlanmayıp da işittiği her söz ve her iftira o müminin hayrınadır. Mümin tüm bunlara sabır gösterip, tevekkül ettikçe onun cennetteki mekanı daha da genişler, daha güzelleşir, makamı daha da artar. Dünyada ise Allah(cc) müminlere üstünlük vaat etmiştir. Bu nedenle inkarcılar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar yaptıkları boşa gider. Hatta onlara cehennem azabı olarak geri döner.
Bediüzzaman’ın yanısıra İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed, İbn-i Hanbel gibi İslam büyükleri de başta Yusuf Medresesi olmak üzere birçok sıkıntı, işkence ve zulme maruz kalmışlar, “tutuklanarak”, “sürülerek”, “baskı altına alınarak” engellenmeye çalışılmışlardır. Bediüzzaman, Yusuf Medresesi’nde bulunan ve çeşitli zorluklara göğüs geren İslam alimleri için şöyle der:
Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı A’zam gibi en büyük müçtehidler hapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibn-i Hanbel gibi bir büyük mücahide, Kur’an’ın bir tek mes’elesi için hapiste pek çok azap verilmiş. Ve şikayet etmeyerek tam bir sabır ile sebat edip o mes’elelerde sükut etmemiş. Ve pek çok imamlar ve alimler, sizlerden pek çok ziyade azap verildiği halde, tam bir sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbette sizler, Kuran’ın birçok hakikatleri için pek büyük sevap ve kazanç aldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmek borcunuzdur.6

SONUÇ
Kuran’da haberleri verilen peygamberlerin ve geçmişte yaşamış olan salih müminlerin hayatlarına baktığımızda hep zorlu bir mücadele, sürekli bir ölüm veya yurtlarından ve evlerinden sürülme tehdidi, iftiralar, suçlamalar ve alayla karşılaşırız. Çünkü onlar Allah(cc)‘ın emrine uymuşlar ve sadece dini kendileri yaşayarak kalmamış, imkanlarının ulaşabildiği en son noktaya kadar insanlara dini ve güzel ahlakı anlatmışlardır. Bu samimi ve ciddi çabalarının sonucunda ise birçok insanın imanına vesile oldukları gibi, daha çoklarının da düşmanlığını kazanmışlar ve dönem dönem zorluklarla dolu bir hayat yaşamışlardır.
Bu zorluklara göğüs geremeyenler, peygamberlerin gösterdiği güzel ahlakı, sabrı ve hamiyet-i İslamiye’yi gösteremeyenler ise “geride kalanlar”dan olmuşlar, dünya hayatına razı olarak ahiretlerini dünya için satmışlardır.
Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Allah(cc) tüm zorlukları iyilerin ve kötülerin, temizlerin ve pislerin, samimilerin ve sahtekarların, iman edenlerin ve dinsizlerin birbirlerinden ayırt edilmeleri için yaratır. Zorluklar karşısında Allah(cc)‘ın hoşnut olacağı güzel ahlakı gösterenler Allah(cc)‘ın dostudurlar ve Allah(cc) dünyada ve ahirette dostlarına yardımını ve desteğini müjdelemektedir. Allah(cc)‘ın bir ayetinde bildirdiği gibi “her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır”.
Kuran’da bildirilen bu müjdenin yanı sıra, Allah(cc), müminlere kurulan tuzakları mutlaka bozacağını, o tuzakların sahiplerini büyük bir bozguna uğratacağını, inkar edenlerin müminlere hiçbir şekilde zarar veremeyeceklerini bildirmektedir. Bununla ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:
Allah(cc), kafirlere mü’minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez. (Nisa Suresi, 141)
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah(cc) da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah(cc), düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

Müminlerin yaşadıkları zorlukların ardından daima güzellik, hayır ve bereket gelmiştir. Örneğin Hz. Yusuf hapisten çıktığında Mısır’ın hazinelerine yönetici olarak tayin edilmiştir, Allah(cc) Hz. Nuh’u ve inananları zulmeden kavimlerini helak ettikten sonra bereketli bir yerde konaklatmıştır, Hz. Musa’ya ve kavmine işkencelerde bulunarak onları yok etmek için uğraşan Firavun’un kendisi denizde boğularak yok olmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed  (sav) ise kendisine kurulan tuzaklardan ve ölüm tehditlerinden sonra inananlarla birlikte hicret etmek mecburiyetinde kalmıştır. Ancak ardından Allah(cc) kendisine ve müminlerin üzerine rahmetini ve bereketini yaymış, müminler büyük bir güç kazanarak kötülerin ittifakını yenilgiye uğratmışlardır.
Allah(cc), dünyada herkese yaptığının karşılığını gösterecektir; salih müminleri de mutlaka üstün kılacaktır. Ancak asıl karşılık sonsuz ve asıl hayatımız olan ahirettedir. Her insan, er ya da geç mutlaka bir gün ölecektir. Herkes hiç beklemediği bir anda ölüm meleği ile karşılaşacak ve işte o an, her insan gerçeği tüm çıplaklığı ile görecektir. Herkes şundan emin olmalıdır ki, dünya hayatına razı olanlar, zorluklardan kaçanlar, keyiflerinin peşinden gidenler, rahatlarını bozmaktan kaçınanlar, istek ve arzularını Allah(cc)‘ın rızasına tercih edenler, gelecek endişesi ile, haksız yere hapse atılmaktan veya sürülmekten korkarak dinlerini, ibadetlerini terk edenler ölüm meleklerini gördüklerinde hiç de dünya hayatında yaşadıklarına sevinemeyeceklerdir. Bu insanlardan hiçbiri, “İyi ki dünya hayatımda yan gelip yatmışım, dünya zevklerinin peşinde koşmuşum. Bunlar da yanıma kar kaldı” diyemeyecektir. Diyemediği gibi, tüm bu yaptıkları onda tarifi ve geri çevrilmesi imkansız bir pişmanlığa neden olacak, hiçbir zaman hissetmediği kadar büyük bir yürek acısı ve çaresizlik hissi duyacaktır. Allah(cc) inkarcıların ahiretteki pişmanlıklarını şöyle bildirmektedir:
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: “Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık.” (Enam Suresi, 27)
Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: “Bana keşke kitabım verilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı.” Güç ve kudretim yok olup gitti.” (Hakka Suresi, 25-29)

Tüm hayatını Allah(cc) için yaşayan, Allah(cc)‘ın rızasından vazgeçmediği için hayatının büyük bir bölümünde zulüm gören, zorluk yaşayan, hep öldürülme tehlikesi altında kalan, insanlardan incitici ve alaycı sözler işiten, iftiralara uğrayan, hatta hapis yatan bir mümin ise ölüm meleğini gördüğünde tüm hayatı boyunca yaşadığı zorluklar için büyük bir sevince kapılacaktır. Hatta kitap boyunca anlattığımız gibi mümin, zorluklarla karşılaştığı anda da çok büyük bir sevinç ve umut yaşar; çünkü tüm dünyadaki zorlukların sonunun hayır olduğunu, Allah(cc)‘ın mutlak bir kolaylık ve üstünlük vereceğini bilir. Üstelik burada yaşadığı zorlukların ahirette de bir güzellik ve kat kat artırılmış nimetler olarak karşısına çıkmasını şiddetle umar. Bu nedenle inkar edenler, zorluk anında müminlerin tavrına şaşırır, onların neşesine ve gücüne, ümitvar yaklaşımlarına hayret ederler. Çünkü onlar müminlerin Allah(cc)‘tan, onların ummadığı şeyleri umduklarını bilmezler.
Yusuf Medresesi, bu nedenle bir mümin için hem manevi bir eğitim yeri hem de ahiretteki güzelliklerin kapısını açan bir imtihan vesilesidir. Yusuf Medresesi’ne giren mümin, bu imtihanın hayırla sonuçlanmasını beklediği ve cenneti biraz daha fazla umabildiği için büyük bir sevinç duyar.
Müminler olaylara inkarcıların kavrayamadıkları bir gözle bakar ve olayların iç yüzünü görebilirler. Onlar, zorluğun, ezanın, engellenmelerin asıl anlamını bilen, hayatlarını bu sırra göre yaşayan insanlardır. Dolayısıyla, Allah(cc)‘a samimi olarak iman eden, sadece Allah(cc)‘tan korkup sakınan, Allah(cc)‘ı seven, Allah(cc)‘ı dost edinen, insanlar arasında dostluğun, sevginin, hoşgörünün, ümitvar olmanın, iyimserliğin, dayanışmanın, güzel ahlakın yayılması için gönülden mücadele veren bir insanı, herhangi bir kötünün veya fesat peşindeki bir insanın durdurabilmesi veya engelleyebilmesi kesinlikle mümkün değildir.
İnkarcılar bilmelidirler ki ne yaparlarsa yapsınlar, tüm güçlerini de toplasalar, birbirlerine arka da çıksalar, dağları yerinden sarsacak kadar kapsamlı tuzaklar da kursalar, onlar müminlere hiçbir zarar veremezler. Hatta her kurdukları tuzak, attıkları her iftira, söyledikleri her alaycı söz müminlerin hem dünyadaki hem de cennetteki mekanlarının daha da güzelleşip zenginleşmesine vesile olur.
Bu sırrı bilen müminlere Allah(cc) Kuran’da şöyle müjde verir:
Hiç şüphesiz Allah(cc), mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır… Allah(cc)‘tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah(cc)‘ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü’minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 111-112)

Video formatları ve anlamları

Kasım 12, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Flim Formatları Hakkında Herşey

KAMERA (CAM)
Kamera, genellikle dijital kameralarla yapılan sinema çekimleridir. Kamerayı sabitlemek için bazen üç ayaklı sehpalardan kullanılır, ancak çoğu zaman bu mümkün olmaz ve dolayısıyla kamera sallanır. Ayrıca kameranın bulunduğu yere bağlı olarak ekran ortalanamıyabilinir, ve belli bir açıdan görüntüyü kaydedilir. Eğer düzgünce yerleştirilmişse, ekranda yazı olduğu için kesin birşey söylemek zor ancak çoğu zaman bunlar ekranın üstünde ve altında üçgen sınırlarla gözükürler. Ses ise, kamerayla tümleşik mikrofon aracılığıyla kaydedilir, ve özellikle komedi filmlerinde, film sırasında kahkahalar duyulabilir. Bu faktörler sonucunda görüntü ve ses kalitesi genellikle düşük olur, yalnız şansımız yaver giderse sinemayı boş bulabilir ve temiz ses sinyallerini alabildiğimiz bir çekim oluşturabiliriz.

TELESYNC (TS)
Telesync, harici ses kaynağı kullanması dışında (genellikle bu harici ses, insan seslerinden uzak olan bir yerden, koltuğun özel bir kısmından alınır) kamera ile aynı işlevi görür.. Doğrudan bir ses kaynağı, iyi kalite bir ses kaynağı olacak diye bir kaide yoktur, özellikle birçok arkaplan gürültüsünün sese karıştığını düşünecek olursak… Genellikle telesync, boş bir sinemada ya da profesyonel bir kamera yardımıyla projeksiyon odasından- ki böylece daha iyi bir görüntü kalitesi elde edilir- kaydedilir. Kalite, çekimden çekime oldukça farkedebilir; onun için tüm filmi indirmek yerine, önce örneğini indirin. Telesync’ler yüksek oranda etiketlendirilmemiş kameralardır..

TELECINE (TC)
Telesine makinesi, filmi dijital olarak makarasından kopyalar. Ses ve görüntü çok iyidir, ama gerektirdiği teçhizatı ve masrafı dolayısıyla telesineler pek yaygın değildir. Genellikle film, gerçek aspect oranında olacaktır, bununla beraber 4:3 telesineler de mevcuttur. Buna en iyi örnek geçen sene kaydedilen JURASSIC PARK 3 TC’dir. Telesine, film sırasında ekranda görüen bir zaman sayacı olduğu için zaman kodlamasıyla çakışmaz..

SCREENER (SCR)
Bir filmin promosyon amaçlı VHS kaseti, piyasaya çıkmadan önce dükkanlara ve diğer bazı yerlere gönderilir. Bir Screener, VHS kasedi formatındadır ve genellikle 4:3 (tam ekran) aspect oranına sahiptir. Bunun dışında geniş ekran olanları da bulunabilir. En büyük dezavantajı; ekranın altından geçen ve telif hakları ile kopya-yazılım ihbarı için telefon numarasının yazdığı mesajdır.. Ayrıca, eğer kasedin seri numarası ya da kasedin içine doğru bir çizgi var ise; bunlar genellikle siyah bir çizgi ile olmak üzere, o bölgenin üstü çizilerek bloke edilmelidir. Bu genellikle sadece birkaç saniyeliktir, fakat maalesef bazı kopyalarda bu olay tüm film boyunca sürer ve bazıları oldukça büyüktür. Kullanılan araç-gereçe bağlı olarak, screener kalitesi-eğer MASTER kopyasından yapılmışsa- mükemmel kaliteden, eğer kalitesiz malzemenin kullanıldığı eski bir VHS Kaydedicisi ile yapılmışsa düşük kaliteye kadar değişir. Çoğu screener VCD’e dönüştürülür, ancak bazı SVCD denemeleri de oldu ve bazıları VCD’ninkilerden daha kaliteli idi.

DVD-SCREENER (DVDscr)
Aynı şekilde screener’lardan bazıları DVD’ye dönüştürülür. DVD retail’lerin içerdiği bazı ekstralar dışında genellikle geniş ekrandır(widescreen). Uyarı mesajları her zaman siyah kısımda olmayabilir; dolayısıyla bu, izleme zevkini bölebilir. Rip edenin yeteneğine bağlı olarak DVD Screener’lar çok iyi kalitede olabilir.
DVD Screener’lar genellikle SVCD ya da Divx/XviD formatlarına dönüştürülür.

DVDRip
Piyasaya sürülen DVD’nin son kopyasıdır. Mümkünse bu, tekrar pre-retail(örneğin, Star Wars Episode 2) olarak piyasaya sürülür ve mükemmel kalitede olur. DVDRip’ler, SVCD ve DivX/XviD olarak yayımlanır.

VHSRip
Genellikle kaykay/spor videoları ve XXX gösterimleri olmak üzere retail VHS’den dönüştürülmüşlerdir.

TVRip
Tv programları; ya ağ üzeri (dijital kablo/uydu dekoderleri aracılığıyla cap edilenler daha uygundur) ya da gösterim öncesi -uydunun şebekeye programı birkaç gün önceden göndermesi(bazılarında titreşimler oluyor)- şeklindedir. ‘WWF Raw Is War’ gibi ekstra bölümler içeren bazı progamlar ve kamera/yorum testleri ayrıca rip dahilindedir. PDTV, dijital bir TV PCI kartından cap edilir, bu genellikle iyi sonuç verir, öyle ki bazı grupların bunları SVCD olarak yayınlama eğilimleri görülmektedir. Bütün VCD/SVCD/SivX/Xvid ripleri TV görüntüsüyle desteklenmektedir.

STV
“Straight To Video. Was never released in theaters, and therefore a lot of sites do not allow these”
Sinemalarda değil, yalnız DVD veya TV lerde gösterime sunulan filmlerdir. Örneğin Starship Troopers..

WORKPRINT (WP)
Workprint, henüz bitmeyen bir filmin kopyasıdır. Filmde eksik sahneler ya da müzikler olabilir. Kalite mükemmelden, çok kötüye kadar değişir.. Bazı Workprint’ler son baskısından oldukça farklıdır (Men In Black’te yaratıklar ve oyuncular olmaları gereken yerde değillerdi) ve diğerleri de ekstra sahneler içeriyor bile olabilir (Jay and Silent Bob). WP’ler, eğer ki iyi kalite bir kopyası edinilirse, koleksiyonda hoş bir ilave versiyon işlevi görebilir.

TVRip
Analog kaynakli TV-kartlari ile yapilmis kayitlar icin kullanilir.

DVBRip
Dijital kartlarla yapilan kayitlar icin kullanilmasi cok daha dogru olur
kalite nerdeyse DVDRip ile esdegerdedir. Bu yüzden TVRip ile DVBRip birbirine karistirilmamasi gerekir.

DVB
Digital video broadcast, türleri su sekildedir: DVB-S, DVB-C, DVB-T MPEGII olarak uydudan, kablodan hatta terestirik olarak bir cati veya oda anteni ile bizlere ulasir (DVB-T bazi Avrupa sehirleri icin gecerlidir) , rip olayini bir pci-karti ile inanilmaz bir sekilde kolaylastirir.

DivX Re-Enc
Divx re-enc, orjinalini VCD kaynağından alan ve ufak boyutta bir DivX dosyasına re-encode edilen filmdir. Çoğunlukla dosya paylaşanlarda görülür, ve bunlar genellikle ‘Film.İsmi.Grup(1of2)’ şeklinde etiketlenirler. Bu işi yapan gruplardan en bilinenleri; SMR ve TND’dir. Bunlar aslında, eğer bir filmin 200MB’lık kopyasına sahip olup olmama konusunda kararsız değilseniz tabi, download etmeye değmezler. Genellikle uzak durun.

Watermarks (Filigranlar)
Birçok film Asya Silver’ları ve PDVD’lerden gelir ve sorumlu kişi tarafından etiketlenir. Bu etiketleme genellikle bir harf/ilk harf veya genellikle köşelerden birinde bulunan küçük bir logo şeklinde olur. En meşhurları; “Z”,”A” ve “Glove” filigranlarıdır.

Asian Silvers / PDVD
Bunlar, doğulu bootlegger’ların çıkarttığı filmlerdir.. Genellikle bazı gruplar tarafından, kendileri adına çıkartmaları için satın alınırlar. Silver’lar çok ucuzdur, birçok ülkede mevcuttur ve yeni bir versiyonunu çıkartmak da kolaydır. Bu yüzdendir ki, şu anda bu işin içinde oldukça kişi var. Bunların çoğunluğunu ise birkaç dağıtımdan öteye gidemeyen küçük gruplar oluşturur.
PDVD’ler ise DVD’ye konulan şeyin aynılarıdır. Çıkartılabilir altyazıları vardır ve kalite olarak silver’lardan çok daha iyidirler. Normal bir DVD gibi rip edilirler, ancak VCD şeklinde dağıtılırlar.

FORMATLAR

VCD
VCD MPEG1 tabanlı bir formattır. Sabit , 1150 kbit bitrate’e ve 352×240 çözünürlüğe sahiptir. Genellikle düşük kalitede (KAMERA / TS / TC / VHS çekim / TV çekimi(analog) küçük boyut elde etme, tek cd’ye sığdırabilme amaçlı kullanılır. VCD’ler ve SVCD’ler süreye dayalıdır, yani bir diskin kapasitesinden daha büyük bir MPEG film gene de (süre sayesinde) 74 dakikalık bir CD’ye sığabilir.

SVCD
SVCD ise MPEG2 bazlıdır (DVD gibi) ve 2500kbit’e kadar değişken(variable) bitrate değerlerine izin verir, ayrıca 480×480 (NTSC) çözünürlüğe sahiptir, ve oynatıldığı zaman 4:3 görüntü oranını alır. Değişken bitrate’ten dolayı tek CD’ye sığacak uzunluk kesin bilinmemektedir, fakat genellkle 35-60 dakikanın bir CD’ye sığdığı görülmüştür. Değişken bitrate kullanarak SVCD yapımı sırasında çoklu geçişler (multi-pass) kullanılırması önemlidir. Belki yapım süresi uzar, fakat sonuç daha net olur.

XVCD/XSVCD
Basit bir şekilde kurallara uymayan VCD’lerdir. Daha yüksek birate ve çözünürlük değeri alabilirler, ama sonuçta durum VCD’yi oynatacak makinenin kapasitesine bağlıdır. XVCD’ler ortalıkta fazla görünmez, çünkü genellikle amacı internete yaymak değil de ev kullanımı için tercihtir.

DivX / XviD
DivX formatı multimedya platformları için tasarlanmıştır. İki codec kullanır: biri düşük hareket (low motion), öbürü ise yüksek hareket (high motion). Uzun süre önce yapılmış filmlerin çoğu low-motion olarak yaratılmıştır, ve high-motion da da problemler vardır. İki codec arasındaki değişimleri sağlayarak daha kaliteli sonuçlar elde edebilmek için SBC (Smart Bitrate Control-Akıllı Bitrate Kontrolü) adlı bir metod geliştirilmiştir. Çok yüksek işlem değeri ve karmaşık alogoritmalar ile yapıldığından dolayı DivX filmlerin DVD Player’larda çalışmaları şu an için mümkün değildir. Fakat bazı firmalar şu an DivX player ürünler üretiyor, hatta satıyorlar, fakat bu makineler de her yerde bulunmuyor. DÜZGÜN DivX’ler genellikle DVD’lerden rip edilmiştir ve bir CD’ye 2 saatlik iyi kalite DivX sığdırılabilir. Farklı türde codec’ler mevcuttur, en ünlüleri Divx ile XviD dir.

CVD
CVD, CVD ile SVCD’nin bir kombinasyonudur. Genellikle bir çok DVD Player tarafından desteklenirler. SVCD’nin MPEG’ bitrate’lerini destekler ama 352×480(NTSC) çözünürlüğü kullanır, çünkü yatay çözünürlük fazla önemli sayılmaz. Şu anda hiç bir grup CVD yayınlamamaktadır.

DVD-R
DVD-R, en popüler DVD yazma çözümüdür (DVD-RAM,DVD+R gibi farklı seçeneklerin arasından sıyrılır). Taraf başına 4.7 gb veri taşır, çift taraflı yazılabilir DVD’elr de mevcuttur, böylece tek diskte yaklaşık 10 GB taşınabilir. SVCD ‘nin MPEG2 görüntüleri DVD-R’a yazılıp izlenmeden önce dönüştürülmelidir. DVD’den DVD-R’a kopya yapmak da mümkündür, ama bazı durumlarda extralar/diller yer sorunu yaratmamaları açısından kaldırılır.

MiniDVD
MiniDVD ile cDVD, DVD formatının standart bir CDR/CDRW üzerinde olmasıdır. Yüksek çözünürlük/bitrate değerlerinden dolayı bir MiniDVD diskine 18-21 dakikalık görüntü yazılabilir, fakat bu format sadece birkaç oynatıcı tarafından desteklenir.

MKV
Matroska Video Avi /Ogm gibi bir dosya türüdür, RealMedia formatının çok geliştirilmiş şeklidir esasen. Tek dosyada altyazı, film cover vs. çoklu seçeneklerde kodlanabilir fakat, donanım DiVX lerde desteklenmez. Pek çok sitede de tavsiye edilmez, güçlü bir donanım gerektirir.

ÇEŞİTLİ BİLGİLER

Regional Coding (Bölgesel Kodlama)
Bölgesel kodlama; filmlerin Amerikan DVD’lerini alan insanların, kendi ülkelerinde bunları erken izlemelerini ya da Amerika-dışı distribütörlüğünü başka firmaların yaptığı eski filmlerin, Amerikan firmaları aracılığıyla ülkedışına *****ını engellemek için dizayn edildi.. Birçok playerın bölgesel kodlaması, bir çip aracığıyla ya da kumanda yardımıyla kaldırılabilir.

RCE
RCE (Bölgesel Kodlama Arttırıcısı), “Çok Bölgeli” player’lar yaratmak için dizayn edilmişti, ancak birçok hata oluştu ve üstesinden gelindi. Şu anda çok az sayıda film RCE kodludur ve bunlar da hiç tutulmazlar…

Macrovision
Macrovision, ticari DVD’lerin çoğunda bulunan kopya korumasıdır. Eğer DVD kopyalanırsa; VHS’nin analiz edemeyeceği sinyaller gönderilir -ki bu sinyaller sayesinde ekranda çizgiler gözükür ve görüntü karanlıklaşır. Kimi DVD Player’larda (örneğin Tescos’un Dansai 852’si) macrovision’un kaldırılabileceği gizli bir menü mevcuttur.

NTSC/PAL
NTSC ve PAL, dünyada kullanılan iki temel standarttır. NTSC PAL’dan daha yüksek framerate’e sahiptir(29fps-25fps) fakat PAL’ın daha yüksek çözünürlüğü vardır ve daha keskin görüntüler elde edilir. PAL sistemlerinde NTSC diskleri oynatmak, NTSC sistemlerinde PAL diskleri oynatmaktan çok daha kolaydır -ki bu İngilizler için iyi bir olaydır. RGB(Red-Green-Blue) destekli bir skart girişi; NTSC görüntüsünü çoğu yeni televizyonlarda tam renk olarak oynatacaktır, ancak bunu VHS kasedine kaydetmek için NTSC’yi PAL50′ye(çoğu DVD player’ın kullandığı PAL60 değil) dönüştürmek gerekecektir. Bu dönüştürmenin tam sonuç verebilmesi için; pahalı bir converter(200 pound ve yukarısı), tümleşik bir converter (Dansai 852/ bazı Daewoo’lar/ Samsung 709) ya da her formata kayıt yapabilen dünya standartlarında bir VCR’a gereksiniminiz vardır.

SÜRÜM DOSYALARI

RARset
Bu filmler RAR biçimindedir ve v2 (rar>.rxx) ya da v3 (part01.rar > partxx.rar) şeklindedirler.

BIN/CUE
.cue dosyasını notepad ile açın ve ilk satırda sadece dosya ismi dışında bir yazı yazmadığından emin olun. Sonra Nero ile cue dosyasını açın ve program bu dosyayı VCD/SVCD formatında yazacaktır. TVRip’ler MPEG olarak yayınlanırlar. Divx dosyaları ise sadece divx ve .avi şeklindedir.

NFO
NFO dosyası filmi yayınlayan grubun reklamını yapmak amacıyla film ile birlikte koyulur. Bu dosyada yayınlama hakkında genel bilgi, format, kaynak, boyut ve işe yarayabilecek bazı notlar bulunur. Bunlar aynı zamanda yeni üye alma ve grup için donanım istemek amacıyla da kullanılırlar.

SFV
Bunlar genel olarak site düzeyinde, her bir dosyanın upload edilip edilmediğini kontrol etmek için kullanılır. Ayrıca SFV, bütün dosyaların olup olmadığını veya CRC(Cyclic Redundancy Check) doğruluğunu kontrol eden insanlar için de kullanışlıdır. Bu dosyaları kullanabilmek için pdSFV veya hkSFV gibi programlar gereklidir.

USENET BİLGİ

Access (Giriş)
Newsgroup’lara girebilmek için news server’ına ihtiyacınız vardır. Birçok ISP(Internet Service Provider) bunu sağlar, fakat bu genellikle düşük geçerlilikte (dosyaların server’da bulunma süresi) ve düşük bütünlülükte (dosyaların tam olma sayısı) olur. En iyi hizmet için, premium bir news server’ı satın alınmalıdır. Bu server’lar aynı zamanda sık sık bandwidth(bant genişliği) sınırlaması koyarlar.

Software (Yazılım)
Binary newsgrouplarındaki dosyalara erişim yapabilmek için newsreader’a ihtiyacınız vardır. Birçok farklı reader bulunmaktadır ve hangisinin iyi olduğu tamamıyla kişisel tercihe kalmıştır. Xnews/ Forte Agent/ BNR 1/ BNR 2 şu ana dek en popüler olanlarıdır. Outlook da newsgroupları okuyabilir, ancak kullanılmaması tavsiye olunur.

Format
.rxx dosyaları gibi, .pxx/ .par şeklinde dosyalar görürsünüz.. Bunlar PARITY dosyalarıdır. Parity dosyaları usenet post’larında yaygındır, ve çoğu zaman bazı server’larda en az bir ya da iki bozulmuş dosya mutlaka bulunur. Parity dosyası rar setinde kayıp olan HERHANGİ BİR dosyanın yerini değiştirmek için kullanılır. Ne kadar fazla PAR dosyanız var ise, o kadar değiştirebileceğiniz dosyanız var demektir. Bu işlem için SMARTPAR isimli programa ihtiyacınız vardır.

ETİKETLER

PROPER (DÜZGÜN)
Bu işin kurallarına göre, kim ilk Telesync’i yayınlarsa yarışı o kazanır. Fakat eğer filmin kalitesi düşük ise diğer bir grup aynı filmin başka bir telesync’ini(ya da aynı kaynağın daha kalitelisini) koyar ve kopyalamayı önlemek için PROPER etiketini dosyaya ekler. PROPER, bu sahnedeki en öznel etikettir ve birçok insana göre PROPER’ın orijinalinden daha iyi olup olmadığı tartışılır. Birçok çaresizlik içindeki grup da, PROPER’ları sırf yarışı kaybetmemek adına yayınlarlar. PROPER’ın yayınlanma sebebi NFO’da mutlaka belirtilmelidir.

SUBBED (ALTYAZILI)
VCD olayında, eğer yayınlanan film altyazılı ise bu demektir ki altyazı film boyunca görüntüyle birlikte encode edilmiştir. Bunlar genellikle Malezya/ Çin/ Tayland dillerinde olur ve bazen ekranın büyük bir kısmını kaplayan iki farklı lisan birden olur. SVCD’ler değiştirilebilir altyazıları destekler ve bazı DVDRip’ler de değiştirilebilir altyazılarla yayınlanırlar. Bu olay, eğer mevcut ise NFO dosyasında belirtilir.

UNSUBBED (ALTYAZISIZ)
Eğer bir film altyazılı yayınlanmışsa daha sonra bunun altyazısız sürümü çıakrtılabilir.

LIMITED (SINIRLI)
Sınırlı bir film demek, filmin sınırlı sayıda sinemada oynandığı anlamına gelir. Bu sayı genellikle 250 sinemanın altıdır. Genellikle kısa filmler limited olarak yayınlanırlar.

INTERNAL (DAHİLİ)
Dahili bir sürüm birçok sebebe bağlı olabilir. Klasik DVD grupları çok sayıda DAHİLİ sürüm çıkartır, çünkü o filmde kopyalama olsun istemezler. Ayrıca düşük kalite sinema ripleri DAHİLİ olarak yapılır, ve bu; ya grubun prestijini düşürmemektendir ya da daha önce yapılan riplerin sayısı fazla olduğundandır. DAHİLİ sürüm, grupların üye sitelerinde normal bir şekilde bulunur fakat site yöneticilerinin izni olmadan başka sitelere aktarılamazlar. Bazı DAHİLİ sürümler filmin ismine ve popülerliğine bağlı olarak hala IRC/Newsgroup gibi yerlere düşüyorlar. Yılın başlarında insanlar Centropy’nin “dahili” sürümler çıkarttığından bahsediyorlardı. Bu da demek oluyor ki grup, filmleri sadece üyeleri ve site yöneticileri için yayınlıyordu. Bu, alışılmış bir tanım için farklı bir durum.

STV
Straight To Video(Direkt Video’ya) asla sinemalarda gösterilmedi ve bu yüzden birçok site bunları kabul etmezler.

ASPECT RATIO TAGS (ASPEKT ORANI ETİKETLERİ)
Bunlar widecreen(geniş ekran) için *WS* ve fullscreen(tam ekran) için *FS*dir.

RECODE
Recode; filmin önceden yayınlanmış versiyonunun, içindeki altyazıları kaldırmak ya da renklerini düzeltmek suretiyle TMPGenc’den filtre edilen versiyonudur. Daha iyi gözükürler fakat bunlar, grupların kendi kaynaklarını sağlama beklentileri yüzünden fazla dikkate alınmazlar.

REPACK
Eğer grup kötü bir rip yayınlamışsa, problemleri düzelten bir Repack yayınlarlar.

NUKED
Bir film birçok sebepten dolayı nuke edilebilir. Özel siteler kurallar çiğnendiği(”Telesync Yasak” olan yerlere telesync koymak) için nuke atabilir, fakat filmde oldukça büyük sorunlar var ise(20 dakikalığına sesin olmaması, 2.CD’nin farklı film/oyun çıkması) global nuke atılır ve bu dosyaları sitelerde dağıtan insanların kredileri düşer. Nuke edilmiş filmler hala p2p/usenet gibi kaynaklara ulaşabilir ama ilk olarak neden nuke edildiğini kontrol etmek akıllıcadır. Çünkü, eğer gruplardan biri birşeylerin ters olduğunu anlarsa, nuke’lerini geri talep edebilirler.
NUKE SEBEPLERİ : : Aşağıdaki liste bir filmin nuke edilme sebepleridir (Genellikle DVDRip için)

BAD A/R       : Kötü aspekt oranı. Eğer filmde karakterler çok şişman/zayıf gözüküyor ise.
BAD IVTC      : Kötü ters telesine. Framerate dönüştürme işlemi yanlış ise.
INTERLACED : Hareket halinde gözüken siyah çizgiler. Alan düzeni yanlış ise.

(Alıntı..)

Şİfa ayetleri…

Kasım 8, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Şifa Âyetleri
Şifa âyetleri, suya konup içilirse hastalıklara şifa olur.

Şifa âyetleri şunlardır:
Tevbe 14,
Yunus 57,
Nahl 69,
İsra 82,
Şuara 80,
Fussilet 44.

Köprü…

Kasım 4, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

bridgeintoautumnbyjjuuhmb8

İki dağ tepesi düşünün karşı karşıya duruyor.

Aşağısı deniz ya da uçurum.

Karşıda gidilmesi gereken yer var.

Karşısı çok güzel bir yer, herkesin hedefi oraya ulaşmak.

İnsanlar var  köprünün bu yamacında Bazıları karşısının güzelliğinden bihaber.

Baziları var ki karar verie güzelliklere ulaşmak adına köprüye girer.

Fakat bu köprü tehlikelerle doludur.

Ayağınız kaysa sonu kötü.

Bazıları da var dır ki karşısının güzelliğinden hep bahseder , oraya ulaşmak gerektiğinden..

Fakat hiç çaba sarfetmezler.

Cesaretleri yoktur köprüye girmeye , ya da köprüye gerk duymazlar.

Burda da beklenmez, burası da yerle bir olacaktır, yıkılmaya mahkum..

Çok karıştı galiba bu konu..

Okuyanlar (başta nefsim) kendisine bir hisse çıkarır inşaAllah.