Arşivler

Ağustos 2007 ayı için tüm yazılar

BERAT KANDILIMIZ MÜBAREK OLSUN!

Ağustos 27, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

774699031_small.jpg

Sevgili Baskabahar ziyaretcileri,

Berat Kandilimiz mübarek olsun, Rabbim hayirlara vesile eylesin .

Insaallah berati alanlardan oluruz.

Birbirimizi dualarda unutmayalim.

Reklamlar

Berat Kandili

Ağustos 26, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

 BERAT KANDİLİ
(27.08.2007 ”PAZARTESİ-SALI”
Şâban ayının on beşinci gecesi Berat gecesidir.

Tefsirlerde bu gece ile ilgili olarak şu şekilde izahlar yer almaktadır: Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, Allah Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü’min kullarına berat yazar. Zaten bu gecenin dört adı vardır: “Mübarek Gece”, “Berae Gecesi”, “Sakk Gecesi. Belge ve senet. (Allah Teala bu gece mü’min kullarına beraet yazar)”, “Rahmet Gecesi.”
“Berat, beraet” kelimesi “el-berâe” kelimesinin Türkçedeki kullanılış şeklidir. Beri olmak, aklanmak, temiz ve suçsuz çıkmak demektir.
“Berâet” iki şey arasında ilişki olmaması, kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması anlamına gelmektedir. Mü’minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Beraat Gecesi denmiştir.
Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Kabe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Beraat Gecesinde gerçekleştiğini kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.

 
 
Şöyle denilmiştir: Yeryüzündeki müslümanların iki bayram günü olduğu gibi, göklerdeki meleklerin de iki bayram gecesi vardır. Meleklerin iki bayram gecesinden biri, Şâban ayının on beşinci gecesi olan Beraat gecesi; diğeri ise Kadir gecesidir.

Müslümanların iki bayram günü ise; Ramazan ve kurban bayramı günleridir. Bu sebeple Şâban ayının on beşinci gecesi olan Beraat gecesi meleklerin bayram gecesi olarak isimlendirilmiştir.

Beraat gecesine ‘Kefaret gecesi’ de denilir. Bir hadis-i şerifte, “Kim bayram gecesini ve Şâban ayının on beşinci (Berat) gecesini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez” (İbn Mâce) buyrulmuştur.

Bu gecenin bir adı da “şefaat gecesi”dir. Bunun delili şu hadis-i şeriftir:

“Resûlullah (s.a.v) Şaban ayının on üçüncü gecesi ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı; kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi. On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı; bu sefer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi. On beşinci gecesi bir daha yalvardı, bu sefer de, kaçak develer gibi Allah’tan kaçanlar dışında bütün ümmetine şefaat etme izni verildi.” (Ebû Davud)

Bu gecenin diğer bir ismi de “mağfiret gecesi”dir. Şu hadis-i şerif buna işaret eder:

“Allah Teala (c.c) Şaban’ın on beşinci gecesi kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan şirk koşanlarla haset edenler hariç, bütün müminleri mağfiret eder.” (İbn Mâce)

Diğer hadislerde, bu affın dışında tutulanlar içinde, haksız yere cana kıyanlar, anne babasına asi olanlar, sürekli içki içenler ve akraba ile hukukunu kesenler de zikredilmiştir.

Berat gecesi,Rabbimiz tevbe, istiğfar ederek pişmanlık duyan günahkârların cümlesini affedeceğini bildiriyor. Ancak şu sekiz sınıfın KESİN TEVBE ETMEDİKÇE  bu aftan istifadelerinin olamayacağını da işaret ediyor:
 
1-Allah’a şirk koşanlar.
2-Ana-babalarına isyan eden, onların kablerini kırıp gönüllerini yıkanlar.
3-İçkiye devam edenler.
4-Falcılık edip gelecekten haber verenler.
5-Din kardeşine besledikleri kinden vazgeçmek istemeyenler.
6-Adam öldürmekten pişmanlık duymayanlar.
7-Nikâhsız aile ile yaşayanlar.
8-Akrabalarıyla alâkayı kesip ihmal edenler.
 
Şüphesiz ki bu günahların sahipleri bu gecede derin bir tevbe, istiğfarda bulunur da, kesin pişmanlık haline girerlerse ilâhi aftan yararlanırlar.İnsanlaraın aftan yararlanamama sebebi kesin, bir dönüş yapmayışları, ciddi bir tevbe, istiğfar haline girmemeleridir.

 
 

 
 
Berat Gecesinin Özelliği ve Önemi:
 
Nasıl dünya işlerimizde genellikle yıllık bir kar zarar hesabı yapıyor ve bu hesaba göre gelecekle ilgili plan ve program hazırlıyorsak ; ahiretimizle ilgili hesapları da yapmamız gereklidir.Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir. Beraat Kandili ile başlayıp Kadir Gecesiyle biten devreye rastlar.

Duhan Sûresinin 2., 3. ve 4. âyetlerinin Beraat Gecesinden bahsettiği bildirilmektedir. Âyetlerin meali şöyle:
“O apaçık kitaba and olsun ki, biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız. Bütün hikmetli işler o gecede tefrik olunur.”
Bu âyetler hakkında iki görüş vardır. Çoğu tefsir bilginlerinin görüşüne göre, bu mübarek gece Kadir Gecesidir. İkrime bin Ebi Cehil’in de dahil olduğu bir grup alim ise; bu gecenin Beraat Gecesi olduğunu söylemişlerdir. Her iki tefsiri birleştiren diğer bir görüşe göre de, hikmetli işlerin ayırımının yapılmasına Beraat Gecesinde başlanmakta ve bu işlem Kadir Gecesine kadar devam etmektedir. Bu hikmetli işler nelerdir ve âyetin mânası nedir?

Yıllık kader programı:

İbni Abbas’tan rivayet edildiğine göre, hikmetli işlerin birbirinden ayırd edilmesi şu şekilde cereyan etmektedir:
Bu seneden gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi ayrı ayrı melekler tarafından defterlere yazılır. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, ölümler, doğumlar hep bu esnada kaydedilir. O yılki hacıların sayısı bile bu devrede takdir olunur. Herkesin ve her-şeyin o sene içindeki mukadderatı kaydedilir.
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil’e verilir ki bu büyük bir melektir.
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.
Fahreddin er-Râzî”nin açıklamasına göre bu defterlerin düzenlenmesi Berat Gecesinde başlar, Kadir Gecesinde tamamlanarak her defter sahibine teslim edilir. (Hülâsâtü’l-Beyân. 13:5251.)
 Kur’ân’ın bu gecede indirilmesi meselesine ise şöyle bir açıklama getirilmektedir:
Berat gecesi, Kuran-ı Kerimin Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna inzal denir. Kadir gecesinde ise Peygamberimize ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da tenzil denir.

 
 
 Berat Gecesi ibadeti:
Bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi vardır. Bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Şaban ayının yarısı (Berat gecesi) olduğunda, gecesinde kalkın ibadet edin, gündüzünde de oruç tutun! Muhakkak ki yüce Allah, o günde dünya semasına iner ve imsak vaktine kadar şöyle der: “Affedilmeyi dileyen yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Şifa dileyen yok mu, şifa vereyim. Şunu isteyen yok mu vereyim…” (İbn Mâce)

Bu geceye mahsus belirli bir ibadet yoktur.Gecenin manevi değeri dolayısıyla çokça tevbe  ve istiğfarla ,namaz, Kur’ân tilaveti, zikir,  ve salavatla,hayır dualarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi müstehaptır. Kaza namazının kılınması daha isabetli olacaktır.

 
 
 

Berat Gecesi Duası
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
“Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin. (et-Tergib ve’t-Terhîb, 2:.119, 120.)

Berat Duası
Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
“Allahım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, ‘Allah dilediğini
siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır.
( 12 Ra’d Suresi, 39; Mecmuatü’l-Ahzab, 1:597)

Bu idrak ve şuur içinde ihya edeceğimiz Beraat Gecesinin hepimiz için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz edelim.

Semerkand Araştırma Merkezi   CUMA SOHBETLERİ esas alınarak konu ile ilgili diğer kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır.

Gavsi Sani -Hepsi Gaye Budur!!!

Ağustos 17, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

20052006013sy5bq5ks4.jpg

HEEEPSİİİ ĞAAAYEEE BU DUUUR Size bir kaç şey söyleyeceğim…
Bu Nakşibendi tarikatının gayesi Allah-u Teala’nın rızasıdır…Bu tarik-i alanın gayesi , emri bil maruf nehyi anil münkerdir….
Allah-u Teala’nın emrini yerine getirmek ,Allah-u Tealanın yasak ettiği hareketlerden uzak kalmaktır….Hepsi gaye budur….
Bu da insanın gaye kalbini nakşetmektir…Bu da ibadettir…Allahu Teala Kur’an- ı Kerimde böyle buyurmuş : “Ya ademoğulları,
şeytana tabi olmayın. O sizin düşmanınız , zahiren düşmanınızdır.Bize ibadet edin…”Bu ibadet etmek Tarikat-ı Müstakimdir….
Hepsi gaye odur…Gaye Allahu Tealanın emrini yerine getirmek , Allahu Tealanın yasak ettiğinden uzak kalmaktır…Hepsi gaye odur.
Bunu insan yaparsa Ameli Salih olur…Ameli Salih ise Allahu Tealanın rızasıdır…İşte bu Tarikat-ı Ala üzeinde duruyoruz….Bu tarikat-ı ala
nın gayesi Allahu Telanın rızasını almaktır…Ve Allahu Tealanın emrini yerine getirmektir…Bunun için de insan , üzerinde çalışması lazım…
Niyet koymak lazım….Sonra bütün ameller de niyetle olur.Niyet olmazsa o amel olmaz.İnsan abdest alırken niyet olması şarttır.İbadet
yaparken niyet olması şarttır…Bütün ameller de kalben olmalıdır.Gavsımız kaddesallahu esrarahum aliyye bu niyet üzeinden sohbet yapmıştı:
İnsan sabahleyin kalkarken , elbiseyi giyerken , bir iki dakika kalbinden niyet olması şarttır.Yarabbi , ben sizin için gidip çalışacağım , sonra insan mesleği neyse gidip çalışmak lazımdır,dünya işi de şarttır.Allahu Teala şart koymuş ama hayır yollarına gitsin şer değil.Sonra şer olursa insan mahvolur,
zarar görür ,felaket olur ve işte niyette lazım , hayr olmak için…Yarabbi ben sizin için gidip çalışacağım . Gayemiz bizim rızasını almaktır. Gaye bu çalışmak kendi rızkım için değildir..Razıkı mutlak sensin. Çalışsam çalışmasam bana vaadetmişsin  ben rızkını vereceğim diye söylemişsin. Aile efradımızı üzerimize vacib etmişsiniz Yarabbi bu ailemin ihtiyacını görmek için gidip çalışıyorum Yarabbi , bir de sevaplarımı arttırmak için gelen sevaplar için bu sevaplar için çalışıyorum Yarabbi. Böyle bir niyet ederse kalbinden sanki o insan camiye gidip ta akşam oluncaya kadar Allahu Tealaya ibadet yapmış olur. Doğru bu da ibadettir dünya değil , sonra dünya olursa Allahu Teala lanet getirir ona.

Hadisi şeriftir Peygamber aleyissalatu vesselam buyurmuş :”Eddünya vema fiha melune illa zekerallahu” dünya ve bütün dünyanın içerisindekiler melundur . Allahu Teala lanet getirmiş. İnsan niyet ederse Allah rızası için bu hariçtir.İşte bu niyet onun içindir. Dünyanın melanetinin altın girme sakın. Daima kalbinden niyetini sağlam sürmek daima kontrol etmek daima  Allah rızası için yapmak , ki ibadet olsun. Ki o çalışmasını menfaat almak için lazımdır. Onun için niyetini kontrol etmek için niyet şarttır.Allahu Teala şartı koşmuş. Bunun için bizde daima kontrol altına alalım kalbimizi. Şeytana bırakmayalım nefse bırakmayalım. Sonra onlar düşmandır. Düşman düşmana acımaz. Düşmandan düşmana hayır gelmez. Daima kötülük ister.

Sonra Allahu Teala Kur’an-ı Kerimde : “inne nefse leemmaretün bissui” diyor. Nefsi emmare insadan daima kötülük ister. Hayr istemez. Sonra düşmandır o da…E.. Allahu Teala insan bir dönerse Allahu Tealaya , Allahu Teala onun kademesine gelir . Bir insan Allahu Tealaya bir kademe gelirse … Allahu Teala ona on kademe gelir…

Sonra dünya çok pistir. İnsana çok zarar verir…Hatta Hazreti Aleyhissalatu Vesselam “…dünyanın mihnetini günahların anasıdır.” Bütün günahlar ondan kaynaklanıyor dünyadan kendini muhafaza etmek şarttır. Dikkatli olacaksınız.

Niyetini Allah rızası için gidip çalışmak lazım. Sonra çalışmakla çok büyük menfaat olur. Özellikle bu zamanda. Özellikle bu asırda gündüz gece çalışmak lazımdır. Çünkü biz gaye Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın keyfini yerine getirmek içindir.

 Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam kendi ümmetini çok severdi. Başka peygamberler gibi değildi. Sonra kıyamet günü bütün peygamberler ,sonra kıyamet günü Allahu Teala insan eziyet görmezse cennete giderse o cennet hoşuna gelmez. Eziyet görünce yorulunca insan rahat oturunca o rahatlık insanın hoşuna gider. Kıyamet günü Allahu Teala cehennemin gemlerini bırakıp bütün insanların üzerine geliyor. Gelince peygamberler arşı alaya arşın kendine ( sarılıp ) Yarabbi beni kurtarın ,Yarabbi beni kurtarın , diye bağırıyorlar.

 Sadece bizim Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Muhammed Aleyhissalatu Vesselam kalkıp Yarabbi benim ümmetimi kurtar diyor. Kendi nefsini istemiyor kendi ümmetini istiyor. Biz de onun için çalışmalıyız. Sonra çok sever. Başka ümmetler gibi değil. Bunun için onun keyfini getirelim.

Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Allahu Tealaya dua etti : Yarabbi benim ümmetimin ömrünü en kısa vermişsiniz Yarabbi. Sonra kıyamet yaklaşıyor. Ne kadar kötülük varsa kıyametin yaklaşmasından oluyor. Hem dünya çok kötü olmuş hem de zamanı çok kısadır , kısa zamanda vefat ediyorlar gidiyorlar sevabı da azdır. Kıyamet günü Peygamberlerin bazısından benim ümmetimin sevabı azdır diye utanıyorum Yarabbi. İsterizki ümmetimiz de biraz fazla olsun diye Yarabbi istiyorum. Hem onların zamanı kısa hem de en kötü zamanda yaşıyorlar hem de sevabı az oluyor ben utanıyorum diye dua etmiş. Onun için Allahu Teala Peygamber Aleyhissalatu Vesselam için ya da öteki Peygamberlerde bir günaöh bir günah idi.Bir hayır bir hayır idi. Bir hayır yaparsa bir hayır yazıyordu Allahu Teala buna da bir günah bir günah idi ama Peygamber Aleyhissalatu Vesselam hayrını fazlalaştırmak için Allahu Teala ona mükafat vermiş. Bir sevap on sevap yazdırır en az. Bazı sevaplar vardır bin sevap yazdırır binbeşyüz sevap yazdırır bir trilyon sevaplar da vardır.Bu sevaplar çoktur.O da Allahu Teala büyük nimet Peygamber Aleyhissalatu Vesselama vermiş. Onun için mesela insan  Mekke’de bir sevap yaparsa bir Lafzai Celal söyler sanki yüzbin sevap Allahu Teala ona yazdırıyor yani bire yüzbindir…Mekke’de Medine ‘de bir bindir o kadar sevap oluyor. Bir kelime Lafzai Celal söylerse mekke de sanki yüzbin kelime söylemiştir. Allahu Teala yazdırıyor.Normal bizim herkes kendi memleketinde bir söylerse on yazdırıyor.

Bir de Allahu Teala mesela kalp Allahu Tealaya mahsustur. Allahu Teala insanın kalbine bakar. Bu kalbe düşünce haram düşünceler olursa kötü düşünceler kalbine girerse Allahu Teala yazdırmaz. Sevap olursa yazdırır hayır olursa yazdırır ama günah olursa yazdırmaz. Sonra kalp Allahu Tealanın azametinin eliyle yazdırıyor kendi eliyle yazdırıyor. Bunun için Allahu Teala haram niyeti de yazdırmaz. Hayır sevabı yazdırır.

Mesela insan niyet ederse Yarabbi ben sizin için bu şeyi yapacağım bu cami yapacağım bu Mekkeye gideceğim yahut hacca gideceğim böyle bir sevap niyet ederse yaparsa on yazdırır yapılmazsa bir yazdırır. Ama bir insan günaha niyet ederse ben filan adamı haşa öldüreceğim harekkette ediyor ama vuruşma olmuyor vuruşma olmazsa melekler yazmaz. Niyet ediyor ben filan adamı öldüreceğim filan adama zulm yapacağım filan adamı şöyle yapacağım harekette ediyor. Ama Allahu Teala yazdırmaz yaparsa da yazdırır yapmazsa yazdırmaz. Ama sevap olursa hemen niyet ederse yazdırır. Yaparsa on yazdırır yapmazsa bir yazdırır. Daima insanın kalbinde niyet olması şarttır. Yaparsa Allahu Teala sevabını verir yapmaza Allahu Teala onu mahrum etmez.

Gavs k.s.a her sene hac niyeti yapıyoruz.  Daima niyetimiz ;kalbimiz bu sene gelince ben hacca gideceğim. Eğer Allahu Teala bize nasib ederse onu Allahu Teala yazdırır sevap. Nasib de olmazsa gene hac sevabını alır. Daima o niyetle insan bir şey yazdırır.

Sizin geldiğinize çok memnun kaldık. Allah razı olsun. Yalnız sizden ricamız şudur : daima Allah rızası için çalışalım Allah rızası için yola gidelim. Allah rızası için kalpten niyet edelim. Ki Allahu Teala bu iyi şeyleri bize nasib etsin. Yani Türkiye’nin her yerinden geldiniz Allahu Teala her kademden Allahu Teala on sevap size yazdırır. Sonra bu niyet Allah rızası içindir. İnşallah başka şeyler olmasın . Bunları silip atmak lazım yani Allahu Tealanın rızası için olmayanları kaldırıp atalım ya da hayır olsun. Yalnız çalışmanızı istiyoruz ki Peygamber Aleyhisselatu vesselamın keyfi gelsin.Peygamber ( s.a.v) beyaz yüzle onun huzuruna gidelim beyaz yüzle onun keyfini getirelim.

 Allahu Teala Peygamber (s.a.v) için çok şeyler vermiş sonra büyük Peygamberlerden biridir…Sonra Allah-u Teala çok büyük bir makam vermiş. Böyle insanlardan böyle peygamberlerden onun gibi Allahu Teala makam vermemiş. En büyük peygamberlerden birisidir. Onun için ümmeti de böyle sadık olsun .

Sonra bu Tariki Nakşibendi çok büyük bir atılımdır. Müstakimdir.Sonra en sadık yolsa Eba Bekir-i Sıddık (r.a)dur. O sıdkıyla gidiyor.  O sıdkıyla sadık olmak şarttır. Sadık olalım biz menfaat görelim Peygambe Aleyhissalatu Vesselamın….Allahu Teala bu Tarikati Müstakimden bizleri nasib etsin . Bu Tarikati Müstakim devam etsin ta kıyamete kadar. Bizi Aleyhisselatu Vesselamın şefaatinden ayırmasın. Bu Saadat-ı Nakşibendiye nin gölgesinden ayırmasın Peygamber Aleyhisselatu vesselamın yolundan ayırmasın. Saadatı Naksibendinin yolundan Tarikati Müstakimden ayırmasın. Allah yardımcınız olsun.İnşallah bizlerde sizlerde Peygamber (s.a.v) yolundan gidelim. Hepsi gaye odur onun için çalışalım hepsi onun için ileri götürelim zira biz çok büyük bir zarardayız.

Kıyamet gününün en dehşetli en zahmet en tehlike zamanındayız. Bu tehlikeli zamanda çalışmak şarttır. Gündüz gece çalışacağız  sonra çalışmak Allahu Teala çok seviyor Saadatlar da seviyor.Onun için dünya değil de ahiret için çalışacağız Allahu Tealanın keyfine gitmek için nazarlarını beraber olmak için Allahu Teala bu yolu bu tarikati insanımıza nasib etsin. Yetmiş milyonu nasib etsin. Allah yardımcınız olsun. Allah muhafaza etsin. İnşallah kıyamet günü birlik beraberlik içinde oluruz. Allah yardımcınız olsun….

Bilvanis.net

SIBYAN KARDESIN PAYLASIMI

Iyi dinleyin yarenler!!!

Ağustos 17, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

001ts0fq0.jpg

İyice  dinleyin  söz benim değil

Bu dünyaya biz  çok  aldandık  yarenler

Babanın  sözüdür  bu  kez benim  değil

Tutmazsak  narına  yandık  yarenler

Gittik  ellerinden  öptük  kaç  kere

Tuttu  tuttu  çıkardı  battık  kaç  kere

Hazineyi  bir  pula  sattık  kaç  kere

Yalancı  çobana  döndük  yarenler

Allah  rızasıyla  çıkıp  haneden

Taş  değil  tezek  ol  hadi  yeniden

Bizi  bize  koyan  bin  bahaneden

Gitti  hepsi  bire  indik  yarenler

Alçak  gönüllü ol dedi  kalpleri  kırma

Yumuşacık  konuş  sakın  bağırma

 
Yanlışın  peşine  düş  önüne  durma

Yinede   yanlışa  kandık  yarenler
 

Allah’ın  resulu  işi  buyurdu

Çağırdı  herkesi  bizi  duyurdu
 

Himmetle  bezedi bütün yeri  yurdu

Yine  nefise dayandık  yarenler
 

Kucaklaşın dedi  bitti kırgınlık

Mazide kalmıştır artık  dargınlık

Bir  ömür değil bu söz sanki  bir günlük

Hemen  hiddete  boyandık  yarenler.
 

Edep dedi  yürünmez  onsuz bu yolda

Niyet Allah  değilse  noksanlık  kulda
 

Sadakat temel taşı  bil bu  okulda

Onuda hep ondan  kıskandık  yarenler
 

Bir devlet kuşudur  kondu  başlara

Döndü  kahkahalar gözde yaşlara

İsteksizce sarılıp  biz bu işlere

Ölenede  dek bizim mi sandık  yarenler
 

Kimindir  harmanın  savrulduğu  yer

Diller ayrı ayrı  cahil  bu  beşer
 

Sevgiyi  kalplere koymazsak eğer

Dünyaya  ahireti  gömdük  yerenler

bilvanis.net, sibyan

Dinlemek icin

http://www.bilvanis.net/indirme/mp3/DrYakup-Ziya-Genc-Yarenler.mp3

sağ tıklayıp hedefi farklı kaydet yapın.. 

Gavsi Sani Hz.(k.s.) Zikir Hakkindaki Sohbetleri -Yeni

Ağustos 14, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

ah_menzil.jpg

 

 

 

 

Gavs hz.lerinin zikir hakkindaki Bütün sohbetleri

Buyurdular…

-Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’ın zikrini çok yapmalıdır. Günah işleyenler, kalplerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar. Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur. Onun için haramlardan uzak durmalıdır

-Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?

-Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür.
Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir. Rabbü?l-Alemin:
/(Dikkat edin, uyanık olun; kalpler ancak Allah?ın zikriyle huzur bulur,)* buyurmuştur.? Ra’d 28
-Yüce Allah’i zikre devam ediniz.Zikir çekerken uyanik olunuz.Allah zikrini kalbinizin içine yerlestiriniz. Zikir kalbe yerlesince siz istemesenizde kalp Yüce Allah’i zikreder.Midenizi düsünün;o,siz istemesiniz de kendi isini görür.Siz uyurken bile işine devam eder.Içine zikir yerleşen kalp de böyledir.”
–Zikr cekmeyen sofi avamdir. Naksi listesine sadece zikir* ceken sofiler yazilir.
*Nefis nefy isbat ile müslüman olur.
*Sofiler bize dünya sikayeti ediyorlar.Ama bir sofi gelip zikr ile soru sormuyor.
*Dünya dertleri hep gafletten geliyor. Zikri sürekli cekin,günahlara meyl etmeyin. Yoksa zikr uzar gider.”

-Gavs hz.lerine bir sofi gelip “Zikrimi cekemiyorum “deyince mübarek celalleniyor. Mübarek* yok hastayim,yok yapamiyorum gibi dertlerin zikre mani olmadigini buyurmus ve her türlüsünün gafletten meydana geldigini buyurmus. Illaki zikri cekmek gerektigini buyurmustur.

Gavs sani yine (zikr cekmeyen rabita yapmayan kisiyi tanimadiklarini) buyurmustur

Gavs – ı Sânî –
-Hazretleri, Divan’daki görevlilere ve korumalara buyurmuşlar;
“Virdinizi çekmezseniz, 100 sene de hizmet etseniz; işe yaramaz.”

– Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan
kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”

Gavs-i Sani (k.s) virdi şöyle anlatmış:

Düşünün sobayı nasıl ki soba yanar sonra sobayı temızlemesseniz ne olur

bilirmisiniz der sobayı yakmaya kalkarsanız soba tıkanır dumanı gerı teper

o zaman buğulursunuz zehirlenir ölürsünüz Gavs (k.s) devam edıyor virdi

cekmesenız kalbe Allah cc nuru gelmez Allahın nurunun gelmedigi kalp ne

olur olur Allah cc anmayan kalp olur ve Allah’ın nuru Kalbine girmez o zaman

kalbe seytanın vesvesesı girer Allahı unutmaya kadar gider, virdınızı çekin

gafletsız dıyor sonra gavs-ı Sani hz. gıdın hesap verın gorevlılere der.

Gavs-ı Sani Hz.lerinin vird üzerine yaptığı sohbetin bir kısmını

-“Siz hastasınız ve bir doktora gittiniz.Doktor sizin hastalığınıza iyi gelecek bir ilaç tavsiye etti.
Bu ilacı alırsanız iyileşeceksiniz.Ancak ilacı almıyorsunuz ve hastalık da geçmiyor.
Vird kalbin ilacıdır, eğer gafletsiz çekilirse lezzet alınır ve derdinize derman olur. Vird gaflet ile
çekilirse bitmek bilmez.İnsan bir an önce kalkmak ister, sıkıntı basar.
Allah dan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gafletdir.Gaflet ise şeytandandır.
Bu yolu bitirmek lazımdır”

Şöyle bir soru soruldu;

-“Efendim, biz virdi gafletsiz çekmek istiyoruz ama olmuyor”. Cevaben buyurdular ki;

-“Çok çalışmak lazımdır, virde başlandığında bir kerede çekmek gerekir. Vird esnasında sadece Allah’ı düşünmek gerekir”

Gavs’ımızın Sohbeti
*
*Şah-ı Nakşibend Hz. (ksa) bir gün vird çekiyordu. Bir ses işitti. Ses dedi; ey kulum ben senden razıyım. Geçmiş günahlarını ve gelecek günahlarını affettim. Yeter artık vird çekme dedi. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dikkat etti, ses tek noktadan geliyordu. Baktı sağından, solundan, arkadan, önden, alttan ve üstten gelmiyor. Sadece tek bir noktadan geliyordu. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri Şeriat ilmine vurdu, dedi ey iblis sen şeytansın, şeytan; nerden anladın, şeytan olduğumu, Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dedi;

(Benim Rabbimin sesi her yönden ve aynı anda gelir.) seninki tek bir noktadan geliyor. Sağ elini yukarı kaldırıp, elindeki vird tesbihini bir vurdu, şeytanın arşını kırdı, tuz budak etti, ilmi sayesinde. İlim nurdur, ışıktır. Onun için herkes ilim yapacak, okuyacak, öğrenecek. Bir taksinin her şeyi olsa farı olmazsa yol gidemez. İşte insanda da ilim olmazsa her yer karanlıktır. Kısa zamanda tepe takla gider. İşte Şah-ı – Nakşi – bend – (ksa) Hz.leri denilmesindeki sebep budur. İlmiyle şeytanın levhini kırmasından sonra, Allahu-Teala Azimüşan Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.lerinin kalp kulağına, Ey kulum ilmin ile öyle bir sed çektinki, iblis bu seti kıyamete kadar aşamaz. Gavs?ımız açıkladı; ?Şahı, en ulu yüksek, Nakşi gizli, Bend set, yani maneviyattan yapılmış gizli aşılmayan yüce, ulu sed anlamına gelir. Bu sed Allah (cc ) Seddidir.

»
Yukarı git Aşağı git Bu mesajı alıntı ile cevaplaAlıntı

 

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s) buyurmuşlar:

Tövbe aldıktan sonra tövbenizi bozmayın.
Bir insan üç gün kumarbaz ile gezse kumarbaz, sarhoş ile gezse sarhoş olur.
Aynı şekilde bir insan üçgün evliya ile gezerse evliya olur.
Kendinize dikkat edin, biz de size dua edeceğiz.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Gavs Hazretleri buyurdu ki:

Sofinin Nakşibendi olması için en az beş bin vird çekmesi lazım.
Ancak vird çektikten sonra Nakşibendi olur.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Nasıl ki, bir işçi o gün işe geldiğini bildirmek için karta basıyor yevmiyesi yazılıyorsa
aynı şekilde sofi virdini çektiği zaman karta basmış gibi olur.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Sofi kendisi hatmeye girdi ama virdini çekmediyse
yalnızca kendi hatmesinin sevabını alıyor, diğer hatmelerden sevap alamıyor.
Eğer virdini çekmişse
dünyanın neresinde hatme yapılıyorsa onların hepsinden sevabını alır.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Kalp bir çocuk gibidir, kalbe ne öğretirsen oda onu söyler.
Yeni dillenen çocuğa nasıl mama, baba demeyi öğretiyorsan,
kalbe de “ ” demeyi öğretmen gerekir.
Onun ağzının olduğunu düşüneceksin ve dediğini düşüneceksin,
demeye zorlayacaksın.
Çok değil üç ay, beş ay sonra kalbin demeye başlayacaktır.
Gayret etmek lazım.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Kalp iki kısımdır: Kalb-i hayvani ve Kalb-i insani.
Kalb-i hayvani bir et parçasıdır, bu hayvanlarda da bulunur.
Kalb-i insani ise, o et parçasının içinde bir nurdur.
Günahlardan dolayı o nur, Arş-ı A’lâ’da dokuz bin yıllık mesafedeki bir ağaca yapışır.
Ancak kalp zikrullahla temizlendikren sonra yerine döner.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

’tan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gaflettir.
Mürşid, ’ın yarattığı (dağ, deniz v.s) hiçbir varlık ve hiçbir şahış düşünülemez.
Sadece celle celâlühû düşünülür.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Virdlerinizi sağlam çekin, ara vermeyin.
Bir çekip bir çekmemek kalbi tahriş eder.
Nasıl ki doktorun verdiği ilacı bir alıp bir almazsanız faydası olmaz bu da öyledir.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Her fırsatta kalbiniz zorlayın.
Yatarken, otururken, kahvaltıyı beklerken, dilinizi damağınıza yapıştırın,
(ders olarak çektiğiniz virdin haricinde) sayı tutmadan ve dilinizi oynatmadan
” deyin.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Kalbinize dedirtmeye çalışın. Bir müddet sonra kalp zikre geçer.
Fakat biz zikrin çokluğunda değiliz. Biz zikrin huşu ve hudusundayız.
Zikir huşu ve huduyla çekilmez, gafletle çekilirse nefse bir şey olmaz.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Vird,zikir kalbin kirini pasını temizler. İnsan günah işlemeye başlayınca kalp yara alır.
Bu durum odanın içinde yanan bir sobaya benzer. Soba devamlı yana yana boruların içi kurum bağlar,
temizlenmezse zamanla boruları tıkar, dumanı geri teper, odanın içindekileri zehirler ve öldürür.
Aynen bunun gibi, zikirde kalbin isini (kurumunu) temizler.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Gafletle vird çekmeyin, önce gafletten uyanın.
Gafletle değil yirmi sene, yüz sene bile çekseniz hiçbir şey olmaz, fayda bulamazsınız.
Tat da alamazsınız. Fakat hakiki vird çeken bir kimse öyle bir lezzet alırki,
virdinin bittiğine üzülür.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Hakiki , gerçek rabıta ve zikir zulmeti atar, sofi başka türlü zulmeti atamaz.
Gafletsiz zikir çekmek için evvela günlük yaşantınıza dikkat edin.
Yediğiniz içtiğiniz şeyler, konuştuğunuz kişiler, namazınız, abdestiniz, 
alış verişiniz dürüst olması lazımdır.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Virdi zor çekmenin veya çekememenin sebepleri şunlardır:

Haram nazar, günahlar, haram yiyecek, zulmetli gıda, gıybet, televizyon,
kötü arkadaş, dünyaya meyil, ehl-i dünya ile ünsiyet, ailevi huzursuzluk,
gafil birinin bulunduğu ortamda oturma, yirmidört saat dünya ile meşgul olma.
Bunlar varsa ne kadar zikir yapılırsa yapılsın, istenen faydayı sağlamaz.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Zikir çekilmezse kalbe ’ın (c.c) nuru gelmez.
Ya ne gelir?
Şeytanın vesvesesi gelir ve ’ı unutturuncaya kadar (vesvese) devam eder.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Virdini bir gün çekmeyen sofi, 90 gün geriye gider.
Yani üç ay önceki hali ne ise o hale döner.
Bir de ne az ne fazla, verilen sayıda çekmek lazım.
İlacı az alırsanız faydası olmaz çok alırsanız zararı olur.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Sofi üç gün zikir çekmezse kalbi hasta olur.
Beş- on gün, bir- iki – üç ay, dört ay zikir çekmezse kalbi (iyice) hasta olur ve ölür.
Zikir kalbin hakkıdır.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Kur’an okumak gibi ibadetler insana sevap kazandırır; ancak kalbin tedavisi zikirle olur.
Lafza-i Cêlal zikri kalbi tedavi eder. Uykum var, canım istemiyor, yorgunum diyerek zikir çekmemek olmaz.
Zikri devamlı, ara vermeden (her gün) ve yarımda bırakmadan gafletsiz çekmek lazım.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Vusulsüzlük, usulsüzlüktendir.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

Sadatların himmeti yanında, okyonuslar bir zerredir.

Gavs-i Sânî Hazretleri (k.s)

www.bilvanis.net

Ağustos 9, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

k1lf0.jpg

Sevgili Baskabahar ziyaretcileri, Kandiliniz mübarek olsun,Rabbim hayirlara vesile eylesin……

cuma20606sa2om1.jpg

Letaiflere Üc Sey Mani Olur..

Ağustos 8, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

fractalalpz1.jpg


Letaiflere üç şey mani olur:
1- Şeriata muhalif olmak.
2- Kalbi katı gafil ile sohbet etmek.
3- Dünyanın zinetine ve süsüne muhabbet etmek.
Abdulhalik Gucdevanî (k.s.) “Gafil insanlarla sohbet etmekten, aslandan kaçar gibi kaç!” buyurmuşlardır.
Ahmed b. Âsım Antâkî (r.a.) hazretlerine “İnsanların arasına karışıp, onlarla beraber olmak hususunda ne buyurursunuz?” denilince “Eğer akıllı, her yönüyle güvenilebilen, din ve dünya işlerinde sağlam birini bulabilirsen onunla beraber ol ve arkadaşlık yap. Böyle olmayanlardan, aslandan kaçar gibi kaç.” demiştir.
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) buyurdular ki: “İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Bunun, gaflet olduğunu anladım. Gafletin insana yaptığı zararı, Cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duâyı kabûl eyle.” Bu duaya günümüzde canı gönülden “âmîn” demeye öyle muhtacız ki…
Büyüklerden birisi der ki:
Elli yıl ibadet ettim ta ki şu üç şeyi terk edinceye kadar ibadetlerimden hiç zevk alamadım:
1-İnsanların rızasını terk edip Hakk’ı razı etme derdine düştüm, ağzımdan Hak dışında hiçbir kelam çıkmadı.
2-Fasıkların sohbetini terk ettim, salihlerin sohbetine sarıldım.
3-Dünya lezzetlerini terk ettim, ahiret tadları almaya başladım.
4. Zehir Gibi Sohbet: İnançsız, kafir ve münafıklarla yapılan sohbettir. Bunlarla yapılan sohbet öldürücü zehir gibidir; kişinin maneviyatını öldürür. Bunlarla sohbet eden yavaş yavaş zehirlenir, çoğu zaman bu zehrin farkına bile varamaz. Bu kötü evsafa haiz insanlarla göz göze gelmek bile kişiyi olumsuz etkiler.
Sohbet, erbabı ile kaimdir.
Mürşid-i kâmil ile olan sohbet ilaç gibidir.
Saliklerle olan sohbet gıda gibidir.
Facirlerle olan sohbet mikrop gibidir.
Kafirlerle yapılan sohbet ise zehir gibidir.
_________________