Arşivler

Mayıs 2008 ayı için tüm yazılar

Kaside-i Nakşi

Mayıs 12, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

1) — Nakşı taifesi, haddinden fazla meşgul bir taifedir. Zira bu daire -dünya- içinde başları pergel gibi iş üstündedir. (Daima hizmet üzerine eğilmektedir.)

2) — Hepsi tek bir dairenin merkezi etrafında toplanmışlardır. Yine top-yekün bir pergelin deveranından -kaderin tasarruflarından- haberdardır­lar.

3) — Onlar, (kalpler üzerinde) nakış yapanlardır. Fakat her nakşa bağlı değildirler. Çok ma´rifetli oldukları için her lahza başka bir nakış ele alırlar.
4) — Her an Bukalemunvari başka bir renktedirler. -Sık sık manevi hal ve makamları değişir- Yalnız garip olanı şudur ki, her iki cihanın ren­ginden nefret ederler. (Çalışmaları, ne dünyayı amaçlıyor. Ne de ahireti, sadece Rıza-i ilahîyi kazanmak gayesiyledir.)

5) — Her ne kadar zahirde avam ve düşman gibidirlerse, bâtında ve manâda havas ve dostturlar.

6) — Aslında Nil nehrinin suyu gibidirler. Kıptî´nin ağzında ise, kana dö­nerler. Çan gibi hafiftirler. Hz. İsa´nın merkebi (merkep karakterli kim­seler) üzerinde ise yüktürler, ağırdırlar.

7) — Her ne kadar cilalanmış ayna gibidirlerse de fakat Habeşliler -kötü insanlar- için pastırlar. Gerçi İbrahim Halil´in bahçesidirler. Fakat odun gibi kimseleri de ateşvarî yakarlar.

8) — Entariyi giyerken ehl-i beytin gidiş ve tarzlarını hatırlatırlar. Riya­kârlar gibi mavi hırka giymezler.

9) — Bu zeki insanların prensipleri, kendilerini gizleyip belli etmemek-dir. Onlar settar -setr edici- olan Allah´ın sıfatlan ile muttasıftırlar.

10) — Bu mevhum çokluğu koyu vahdette gizlemek istedikleri içindir ki, Allah´dan mağfiret taleb etmektedirler.

11) — Varlıkların çokluğu onlara bir te´sir yapamaz -vahdetten saptır­maz-. Çünkü onlar, kendilerini bu varlıkların menşeine -Allah´a- bağla­mışlardır. Rabtetmişlerdir.

12) — Soluklara değer verip boş yere harcamamak, bu şahlar gibilerin huyudur. Kendi nefeslerinin bekçiliğini yapmalarına rağmen iyi padişah­lardırlar.

13) — Sustukları vakit, misk göbeği gibidirler -Her tarafa güzel kokular yayarlar- Konuştukları zaman da yüz eczacının canını beslerler.

14) — Suskundurlar, fakat konuşunca papağan kuşu gibi hep tatlı ha­reketli ve tatlı- sözlü olurlar.

15) — Yıldızlar gibi hepsinin halveti, topluluktadır. -Topluluk içinde iken Hak´la beraberdirler- Vehakeza her meclisin mumu ve her pazarın -her hareketin- süsüdürler.

16) — Seyahatları vatan dahilindedir. Tıpkı hâle içinde oturmakta olan ay gibi. Bedenen durmakta olmalarına rağmen, yürekleri i´tibarı ile sa´y ve harekettedirler.

17) — Bu hızlı yürüyenlerin durumu, baş döndürücü bir hızla hareket etmeşine rağmen yerinde sabit sandığın dağların -yerin- durumuna benzer. Demek yürekleri dönük kimseler bu zatları da kendileri gibi dönük sanırlar.

18) — Ehlüllâh, aşk kâbesine doğru yol alan bir kafiledir. O kafileye ku-mandanlık edenler de. bu kahraman nakşîlerdir.

19) — Nakşiler dünya ma´temhânesinde konakladıkları halde dokuz mavi perdeden -dokuz kat gökten- daha yüksek çadırlar kuranlardır.

20) — Her birisi cihan alanında birer emniyet şeddi -te´minatıdır. Bir dağ kadar büyük bir tenkide bile, bir saman çöpü kadar değer vermezler.

21) — Onlar safvet ve iyilik denizinde dosdoğru yüzen balıklardır. Nehir kenarında eğri büğrü yürüyen yengeçler gibi değildirler.

22) — Bu zatlar, aşka susamış kimselerin dudağında cana can katan aşk şarabıdırlar. Vesveseli insanların elinde ise, avuçta sıkılan altınlardır

23) — Tertemiz gözlere sahiptirler. Hatta, saf ve temiz gözlerin nurlarıdırlar. Dindarların önderi, dinin de tacıdırlar.

24) — Bu dünyada Çenab-ı Hakkın mahbublarıdırlar. Fakat Mansur-u Hallaç gibi kavgayı da istemezler.

25) — Ma´rifet hurması onlara vücut ağacından yetişir. Ey rabbim, bu taife ne kadar şanslı bir taifedir.

26 – 27) — Mevlana Çelâleddin-i Rumi´nin baha biçilmez gazellerinden her bilginin hayranlık duyduğu yedi tane beyti, bu kasideye dere ediyorum. Zira o yüce insanların medhinde söylenen bu sözler, Ülker kümesi kadar şereflidir.

28) — Kulağını sedef gibi aç ve tertemiz bulunan yüreğinde bu gazele yer ver. Çünkü yetkililer bu gazeli, bir inci dizisinden farksız görmektedirler.

29) — Düşün! bu dünyada iki, üç tane yankesici (kalpleri “çalanlar) vaı ki. ma´rifetleri ile ay´ın külahını başından alırlar. (Çok çetin işler başarırlar.)

30) — Zahirde sarhoş, gerçekte kalpleri uyanık iki, üç tane kurnazdırlar ki, feleği dahi bir kavga ile döndürürler.

31) — Maddî cesettedirler, fakat maddeye düşmandırlar. Dünyada ya­şadıkları halde, her iki cihanla da alâkaları yoktur.

32) — Canların da talip olduğu o perdeli sevgilinin aşıkıdırlar. Onun gü­zel gözleri gibi, mest ve gaddardırlar.

33) — işret meclisinin reisidirler fakat sen baş vermedikçe onlar sana sır vermezler. Şarap sunanlardır. Yalnız üzüm sıkmazlar.

34) — (Madde o kadar onlara musahhar ve muti´dir ki) avuçlarına top­rak alsalar, sarı altına döner. Geceleyin arpa da ekseler, gündüzün buğ­day biçecekler.

35) — Yiğitlik gösterip onların sohbetleri sayesinde insan ol. Zira ger­çek insan bunlardır. Geriye kalanlar ise, insanları yiyenlerdir.

36) — Ey Safi! (Müellifti lakabıdır.) Sen insanlığı onlardan öğren. Zira onlar basiret sa­hiplerinin göz bebeğidirler.

37) — Eğer şu göz bebeğinin nuru kimdir diye sorsan; el-cevap: Arifle­rin himmet bekledikleri zattır.

38) — Ülkelerin ma´nevî önderi ve dünyanın şahı efendimiz Ubeydüllah-ı Ahrar´dır ki, onun umumî lütfünden her canlı faydalanmaktadır.

39) — O, tevhîd âleminde öylesine bir güneştir ki, bütün kâinat zerreleri onun penceresinden nur almaktadır.

40) — O, hür insanlar topluluğunun efendisidir. Dünya hükümdarları, onun kapısında kul ve hizmetçidirler.

41) — Ey dinin hamisi! Sen arzu ve istekler hususunda öyle bir kıblesin ki halk, gayr-ı ihtiyarî olarak her taraftan ona yönelmektedir.

42) — Köle olsun, hür olsun bu yoldakilerin tümü, senin vefalı kullarındır.

43) — Başlarını senin emirlerinin ipinden çıkaran cahiller, ahmaklık merasında bulunan yularsız merkeplerdir.

44) — (Seni dinlemeyen cahiller) kimi zaman dalalet sahrasının dibine düşmüşlerdir. Kimi zaman da, talihsizlik çölünde şaşırıp kalmışlardır.

45) — Senin ihsanından mahrum yaşayan bayağı kimseler, deniz kıyı­sında ciğeri susamış «balıkçıl» (Arapçada adı «malikül hazinidir. Cahiz´in anlattığına göre, bu kuş devamlı olarak sulara, nehirlere ve kaynaklara yakın yerlere konar. Suların kuruduğunu görünce son derece kederlenir, üzülür. Bazen de azalmasın diye, su içmez olur. Tabii ki bu süre uzayınca beyinsiz kuşta susuzluktan ölür.) kuşu´na benzerler.

46) — Baygınların sana devamlı bir incizabı vardır. Senin oltanın çengel iğnesine takılmış bulunan aşklar, balık gibi ızdırap çekmektedirler.

47-48) — Ben senin denizinin balığıyım. Aynı zamanda senin medh-ü senalarınla doluyum. Tıpkı ağzına kadar değerli incilerle dolu bulunan sedefler gibi.

49) — Senin denizinde boğulan kimsenin şeref ve i´tibarı, artmaktadır. Sahilde kalanlar ise inci kabuğunun kırıntıları gibi değersizdirler.

50) — Bu ferah denizinde «safi», ebediyen gark olsun. Umarım onu, hiç bir vakit bu denizden çıkarmazlar.

www.menzil.net

Menzil’de bir gün…

Mayıs 10, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

MENZİLDE BİR GÜN

    Menzil de zaman bir başka geçer.
    Öğlenin sıcağı sabahın serinliğini almaya başladığında girersiniz menzil kavşağından.
    Köyün girişinde bir biriyle yükseklikte yarışan iki minare selamlar sizi
    Üçüncü minare tevazuyu temsil eder sonradan selam verir sultanına gelen sofilere.
    Arabadan indiğinizde sizin günahlarınıza kefaret gelecek sıcağını gönderir yüzünüze güneş.
    Eğer içinizde yanıyorsa o güneş kadar,işte o zaman güneş size tesir edemez.
    Zamanın mekanın sıcağın ehemmiyeti kalkar.
    Öğleyi beklersiniz.Öğlen geldiğinde bir sevinç kuşağı kalbinize sarılır.Heycanı tadarsınız sıcağın altında.
    Sultanı beklersiniz tüm heybetiyle.Sultan size sanki asr-ı saadeti hatırlatır.
    Bazen sultan Menzil de yoksa halifesi gelir namazı kıldırmaya.
    Gönül sultanını beklerken halifesini gören kalp tekrar şahlanır.Halifede sultanını görür sanki kalp.
    Gönülden namaz kıldırışı insanı cezbeder.Ötelere dilbeste olur gönül.Yelken açar bilinmezliğe.
    Geçmişini düşünür ne olacağını,neler yaptığını.Kayda değer bir şeyde bulamaz geçmişte.
    Yazık bana der nasıl da dalıyoruz dünyaya.
    Öğlen namazı bitince yeni bir heycan belirir kalbinde insanın.Markat yoluna çıkar kişi.
    Sultanların yanına,büyüklerin yanına,evlad-ı rasula ve sadat-ı kirama.
    İkindiye kadar dükkanlarda geçer hayat.Kimisi mübarek mescitte yatmaya gider.
    İkindi olduğunda sevda yüreğine düşer sofinin.
    Seydasına kavuşacağını haber alır bir kısmı.Bir kısmıda halifeyi bekler yine namazda.
    Yol açıldığında yine ümitvari gözlerle bakar kapıya.Gözler hasret kaldığı sultanı görmeyi özler.
    Kapıda ilk önce halifeler gözükür.Ağızlar kalplere dayalı cezbeye hazırdır artık.
    Ne zaman görünürse sultan sanki patlayacak bir bombayı andırır halleri.
    Sofiler sağa ve sola yığıldığında kızıldenizi anımsatır.Sanki Musa asayı vurduda deniz yarıldı
    Sultan da bu yoldan Musa timsali heybetle geçer halifelerden sonra.
    Sultanın selam vermesiyle pimi çekilir sanki sofilerin.Hepsi olan gücüyle alır selamı.
    Sultan geçtikten sonra arkadan firavunlar gelmesin dermişcesine kapanır bir birine insanlar.Açılmaz bir kilit olurlar sanki.
    İkindi bittiğinde herkesin gözü ön saftadır.davet var hatme-i hacegana.Hatme yapılır koca camide.
    Hatme bitince sultana koltuk hazırlar birisi.
    Sultan elini verir sofilerine herkes eline kilitlenir sultanın.Elini görür birtek gözler.
    Eline sarılanlar hem öpüp hem koklamaya hemde yumuşaklığını hissetmeye çalışırlar.
    Sultan kaşını bile çatmaz kimseye.sultanın halinden anlayan vekiller ikaz gönderir kendini kaybeden sofilere.
    Sonra Gavsın elinden nasibini alanlar camiden çıkarlar.Gavs yolculara tevbe vermektedir.Yorulma bilmez ellerini ipe dolar.
    Sanki her söylediği tevbede bize bir nasihat verir.Söz alır sofilerden bir daha yapmayacaklarına dair yaptıkları hataları.
    Akşam olduğunda artık dışarıda saf tutar cemaat.Öncelikle sultanın geçeceği yere oturur sofiler.
    Akşam ezanı bittiğinde herkes yavaş yavaş toplanır.Ve ayağa kalkar cemaat.Kapıdan sultanın gelmesini beklerler.
    Sultan gelirken sofiler yine kendinden geçer.Bir heybet görürler tam ihtişamıyla.
    Serin havada kılınan namazda insanların duyguları değişir.Sanki dünyayı menzil köyü gibi görmeye başlar insanlar.
    Akşam bittiğinde tevbe verilmeye başlanır.Yatsıya kadar devam eder tevbe.Tevbe alan vekilin yanına koşar.
    Henüz vekilden talimatı alınca yatsı okunur.İçten okunan ezan insanı ruh alemine taşır.
    Yatsıda bitince sultan evine doğru yol alır.Herkes ayağa kalkar ve onu uğurlar.
    Sofiler artık talimatı uygulamak için biraz zamanın geçmesini beklerler.
    Ve banyo sırasına girer sofiler.Banyoda suyun altına girenler bilirler.yukarıdan akan suyla vücutları serinler.
    Banyodan çıkınca konuşma orucuna başlanır.Etrafta hep işaretle anlaşan kişiler boy gösterir.
    Sabah olunca herkes kalkar.Hemen,herkes avluya yönelir.Kimisi uykunun tesirindedir.Kimiside kalkıp teheccüt kılmaya başlamıştır bile.
    Sultan kapıda görününce herkes ayağa kalkar.Uyuklayanların uykusu gider.Pür dikkat sultana bakarlar
    Onun rahmet pınarı kaynaklı gözlerini yudumlar,nazarlarını gözleriyle ab-ı hayat gibi içerler.
    Seyda geldiğinde selam verir.Tevbeli olanlar selamı almak isterler fakat bir engel vardır boğazlarında.
    Onlarda içlerinde depremler yaparcasına alırlar selamı.Ve sabah namazıda kılınır.
    Sabah namazından sonra kimisi tesbihini çeker kimiside gecenin yorgunluğunu atmak için avluya yatar.
    Sabah olduğunda artık ayrılma vakti gelmiştir.Hiç kimse ayrılmak istemesede uğurlar onları üç tane arşa yükselen minare.
    Ve kendi kendine söz verir her ayrılan menzilden “nasipse seneye…”

    alıntıdır(mezil net)

Tasavvuf samimiyet ister

Mayıs 10, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

TASAVVUF, SAMİMİYET İSTER, SAHTE İSMİ KABUL ETMEZ

https://baskabahar.files.wordpress.com/2008/05/f5afbc681ce8420616b72f2d2970c5121.jpg

Allahu Teala’ya sonsuz hamd olsun! O, bizlere, “mümin” ve “Müslüman” ismini vermiştir; fakat, bu ismin hakkının verilmesini istemekte ve bizleri şöyle uyarmaktadır:

“İnsanlar, denenmeden, sadece “iman ettik, mümin olduk” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar.”(Ankebût 29/2.)

Allahu Teala, için ve dışın bir olmasını istemektedir. Sözü ile işi birbirine uymayan, kalbinden iman etmediği halde, diliyle müslümanım diyenleri şöyle kınamaktadır:

“Bazı insanlar: “Allah’a ve Peygamber’e inandık ve itaat ettik” diyorlar; sonra da içlerinden bir kısmı yüz çeviriyor. Bunlar, mümin değillerdir.”(Nûr 24/47.)

“Bedeviler “inandık, mü’min olduk” dediler. De ki: Siz henüz iman etmediniz, öyle diyeceğinize “Biz boyun eğdik, teslim olduk” deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi.”(Hucurât49/14.)

Ayrıca, Hz. Resûlullah’a (s.a.v) ümmet oluşumuzun da bir hakkı vardır. Ona yakınlığın ve sevilmenin tek yolu, imandan sonra takvadır. Nesebin ve hasebin bu sevgide bir etkisi yoktur. İşte Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v) beyânları:

“Bütün muttakîler, Muhammed’in âlidir.”(Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, no: 318, el-Evsat, IV, 204. (No: 3356); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 269.)

“Aile çevremden bazıları kendilerinin insanlar içinde bana en yakın ve en sevgili olduğunu düşünüyor. Halbuki durum öyle değildir. Şüphesiz içinizdeki gerçek dostlarım, muttakîlerdir. Onlar (nesep ve yer olarak) kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, değişmez.”(Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, no: 318; bkz: Buhârî, Edebü’l- Müfred, No: 896. Beyhakî, Kitâbu’z-Zühd, No: 882.)

Resûlullah (a.s) Efendimiz, Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken, onunla birlikte uğurlamaya çıktı. Kendisine tavsiyelerde bulundu. Muaz (r.a) binekte, Resûlullah (a.s) ise yerde yaya yürüyordu. Uğurlama yerine geldiklerinde Efendimiz(a.s):

“YaMuaz!
Belki bu seneden sonra benimle burada karşılaşıp görüşemeyeceksin!” buyurdu.

Resûlullah’ın ayrılığından ve bu işaret yollu vefat haberinden dolayı Muaz (r.a) ağladı. Sonra Resû-lullah (s.a.v) geri dönüp, Medine’ye yönelerek:

“Benim için insanların en en yakını ve en sevimlisi her kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, muttakî olanlardır” buyurdu.(Ahmed, Müsned, V, 235; ibnu Hıbbân, Sahih, II, 414-415.)

İnsan insaflı olmalıdır; birilerinin ona sûfî, mutasavvıf, mürid, salih, kâmil, muttakî, alim demesine aldanmamalıdır. Bahsedilen sıfatlar kendisinde yoksa, varmış gibi davranmamalıdır. Allah korusun, insan bir şeyi iddia eder de ispat edemezse, hem Hakk, hem halk indinde rezil olur.

Velilerin terbiyesine girmek ve onların bir parçası olmak gerçekten çok şerefli bir şeydir, ama, bakınız bir arif ne diyor:

“Mürid, şeyhi ile övünen kimse değildir; gerçek mürid, mürşidinin kendisiyle övündüğü kimsedir.”(Şa’rânî, el-Envâru’l-Kudsiyye, I, 200.)

İmam Şaranî’nin mürşidi İbrahim ed-Dusûkî (k.s), gerçek bir müridin hâlini şöyle anlatıyor:

“Kim iffetli, şerefli ve temiz ahlaklı değilse, o benim evladım değildir, bizzat sulbümden gelse bile. Kim de, dinin hükümlerine, tarikatın edeplerine sarılır, günahlardan sakınır, zühd, vera ve az yemeyi elde ederse, o benim hakiki evladımdır, isterse dünyanın öbür ucundan gelen birisi olsun.”(Şa’rânî, a.g.e, I, 99.)

Hak yolcularını birbirine bağlayan tek sebep ve manevî nesep, ilâhî sevgidir. Bu sevginin fiillerdeki ispatına takva deniyor ve ‘ben Allah Teala’yı seviyorum’ diyenlerden, sadece ihlas ve takva isteniyor. Bunlar olmadan, ulaştım zannedilen her şey yalan veya noksandır. Ariflerin sevgisi, ilâhî sevgiye tabidir. Bir kul, Cenab-ı Hakk’a ne kadar sevilirse, ariflerin gönlünde de o nispette sevilir. İşi zorlaştırmak, ümidimizi kırmak için değil; sadece kalbimizi canlandırmak ve bir gerçeğe gözümüzü açmak için bunları hatırlatmak gerekiyor.

Nakşi yolunun piri Şah-ı Nakşıbend’e (k.s) (791/1388): “Hazretinizin silsilesi nereye kadar ulaşıyor?” diye sorulduğunda; şu manâlı cevabı vermiştir:

“Silsile ile kimse bir yere ulaşamaz!”(Câmî, Nefahâtu’l-Üns, 532 (Marifet yay. ist. 1995))

Tâhirü’l-Mevlevî (1371/1951) bu cevapla verilmek istenen inceliği şöyle açıklar:

“Herkes Allah için yaptığı amele baksın, mensup olduğu silsileye veya sahip olduğu mevkiye güvenip amelden geri kalmasın, şekillere takılmasın.”(Tâhirü’l-Mevlevî, Mesnevî Şerhi, I, 75.(ist. 1971))

Seyyid Sıbğatullah el-Ervâsî (k.s) demiştir ki: “Bu sâdâtın asıl evladı, onların manevî mirasını (ilâhî aşk, Rabbânî edeb ve Kur’ân ahlâkını) alandır, zahiren evladı olanlar değil. Birine mensup olmaktan maksat, manevî intisaptır. Yani onun yolundan gitmektir. Şekil olarak mürşitle beraber olmaya itibar edilmez.”(Seyyid Sıbğatullah, Minah, 70.)

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin kızı Fatma’ya (r.ah) yaptığı şu uyarı, her insanı gafletten uyandırmaya yeter:

“Ey Fatmal Kendini ateşten kurtaracak amellere sarıl. Bil ki ben, Allah’tan gelen bir şeyi senden giderememe”(Buhârî, Vasâya, 11; Nesâî, Vasâya, 6; Dârimî, Rikak, 23.)

Efendimiz (s.a.v), kızının peygamber kızı olmasına değil, salih amellere yönelmesini ve güvenmesini tavsiye etmiştir. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin bir diğer uyarısı da şudur:

“Kötü ameli kendisini hayırlardan geri bırakan kimseyi, nesebi ileri geçiremez!”(Ebû Dâvud, ilim, 1; Tirmizî, Kur’an, 10; ibnu Mâce, Mukaddime, 17.)

Bu inceliği bilen büyük müceddit İmam Rabbânî (k.s), manevî terbiye yoluna girenleri şöyle uyarır:

“Ameli bırakıp veya amelde gevşek davranıp meşayıhın ruhaniyeti ve istimdadı bize yeter düşüncesi ile aldanmamak gerekir.”(İmam Rabbani, Mektûbât, I, 148. Mek.)

Kulluğun aslı, sevgi ve irade ile Yüce Mevla’ya ibadet yapmaktır.

Kulluk ölene kadar devam eder. Herkes kendi amelinden sorumludur.

Kâmil mürşitler, güzel kullukta insanlara örnek ve kuvvet olurlar; zayıf kalplere destek verir; içindeki sönmüş sevgiyi canlandırırlar.

Tasavvuf, cemaat hâlinde ve birlik içinde Allah yolunda yürümektir.

Tasavvuf, topluca tövbe etmektir. Tasavvuf, topluca Yüce Allah’ı zikretmektir.

Tasavvuf, topluca hakka yönelmek ve birbirini hak yolunda desteklemektir.

Tasavvuf, bir kâmil mürşid nezaretinde topluca Yüce Allah’ın ipine yani dinine, Kur’an’a, sünnete, takvaya ve ihlasa sarılmaktır.

Tasavvuf, nefis ve şeytan düşmanına karşı mümin kardeşleriyle bir olup, imanını, dinini ve edebini muhafazaya çalışmaktır.

Tasavvuf, Allah için birbirini sevmek ve bu sevginin gereğini yerine getirmektir.

Tasavvuf, Yüce Sevgili için yaşamak ve O’nun rızası için canını vermektir.

Tasavvuf ancak tadarak anlaşılacak ilahî bir nimet ve saadettir.

www.Menzil.Net

www.nasihatler.net

Namaz sureleri ve Türkçe mealleri

Mayıs 10, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı


Okunuşu: Allah(cc)ülailahe illa hüvel hayyül kayyum, late’huzühu sinetün vela nevmün,
lehu mafissemavati ve mafil ardı, men zelleziy yeşfe-u ındehu illa biiznih yalemü mabeyne eydiyhim
vema halfehüm vela yühıtune bişey’in min ılmihı illa bimaşae, vesia kürsiyyühüssemavati vel’arda vela
yeudühu hıfzuhüma vehüvel aliyyül azim.

Anlamı: O’ndan başka ilah olmayan Allah(cc), hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O’nu uyuklama ve uyku tutmaz.
Göklerde ve yerlerde olan şeyler O’nundur. İzni olmaksızın O’nun yanında şefaat eden yoktur.
Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O’nun ilminden, O’nun isteğinden başkasını ihata edemezler.
Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O’nu (Cenab-ı Ecelli Ala’yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür.

Fatiha Sûresi

Okunuşu: Elhamdü lillâhi rabbil’alemin. Errahmânir’rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în,
İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezine en’amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.
 
Anlamı: Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü’nün sahibi olan Allah(cc)‘a mahsustur.
(Allah(cc)ım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin,
gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.

Fil Sûresi

Okunuşu: Elem tera keyfe fe’ale rabbüke biashâbilfîl. Elem yec’al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl.
Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece’alehüm ke’asfin me’kûl.

Anlamı: (Ey Muhammed             ! Kâbe’yi yıkmaya gelen) Fil sahiblerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı?
Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.

Kurayş Sûresi

Okunuşu: Li’î lâfi Kurayş’in. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya’büdû rabbe hâzelbeyt.
Ellezî et’amehüm min cû’in ve âmenehüm min havf.

Anlamı: Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır.
Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe’nin Rabbine kulluk etsinler.

Mâun Sûresi

Okunuşu: Era’eytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî, yedu’ulyetîm. Ve lâ yehüddü alâ ta’âmilmiskîn.
Feveylün lilmüsallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. Ellezîne hüm yürâûne. Ve yemne’ûnelmâ’ûn.

Anlamı: (Ey Muhammed           !) Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur.
Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri (ödünç) dahi vermezler.

Kevser Sûresi

Okunuşu: İnnâ a’taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel’ebter.
 
Anlamı: (Ey Muhammed          !) Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes.
Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.

Kâfirûn Sûresi

Okunuşu: Kul yâ eyyühel kâfirûn. Lâ  a’büdü mâ ta’büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd.
Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Leküm dînüküm veliye dîn.

Anlamı: (Ey Muhammed         !) De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız.
Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.

Nasr Sûresi

Okunuşu: İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ.

Anlamı: (Ey Muhammed        !) Allah(cc)‘ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah(cc)‘ın dinine akın akın girdiklerini görünce,
Rabbini överek tesbih et; O’ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.

Tebbet Sûresi

Okunuşu: Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. Mâ eğnâ anhü mâlühû ve mâ keseb. Seyeslâ nâren zâte leheb.
Vemraetühû hammâletelhatab. Fî cî dihâ hablün min mesed.

Anlamı: Ebû Leheb’in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır.
Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.

İhlas Sûresi

Okunuşu: Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.

Anlamı: (Ey Muhammed      !) De ki: O Allah(cc) bir tektir. Allah(cc) her şeyden müstağni ve her şey O’na muhtaçtır.
O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O’na denk değildir.

Felak Sûresi

Okunuşu: Kul e’ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab.
Ve min şerrinneffâsâti fil’ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.

Anlamı : (Ey Muhammed     !) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden,
düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.

Nâs Sûresi

Okunuşu: Kul e’ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs.
Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.

Anlamı: (Ey Muhammed    !) De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden,
insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah(cc)‘a sığınırım.

http://www.dervisler.net
 

linkler

Mayıs 2, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Emrullah Coşkun-Sultanım

http://www.dosya.cc/emrullahcoskun-sultan_m.mp3.html

Yuşa-Al beni yanına

http://www.dosya.cc/yu_a-albeniyan_na.mp3.html

Mehmet Krakuş- Sultana bel bağla
http://www.dosya.cc/10.Sultanabelba_la.mp3.html

Yeşil ördek olsam Menzil Köyünde

http://www.dosya.cc/ye_il_rdek.wma.html

Kurban olayım

http://www.dosya.cc/08Kurban_nOlay_m.mp3.html

Emrullah Coşkun – Nazarı kalbime

http://www.dosya.cc/Emrullahcoskun-nazar_kalbime.mp3.html

Yuşa – Kainat incisi
http://www.dosya.cc/yu_a-kainat_nincisi.mp3.html

Dertli dolap

http://www.dosya.cc/detlidolap.mp3.html

Mustafa Kalyoncu -Sen gönüller sultanısın

http://www.dosya.cc/MustafaKalyoncu-SenG_n_llerSultan_s_n.mp3.html

Muhabbet ilahileri-Neylesin senin ile

http://www.dosya.cc/seninile-dervisler.net.mp3.html

Çağırayım mevlam seni

http://www.dosya.cc/_a__ray_mmevlamsenidervisler.net.mp3.html

Cengiz çelikel- Affet yarabbim

http://www.dosya.cc/Cengiz_EL_KEL-AffetYaRabbim-Dergah.mp3.html

İsmail Beyhan- Seydanın dervişleri

http://s3.dosya.cc/ismailbeyhan-Seydan_nDervisleri.mp3.html

Annem- Mesut Şimşek

http://www.dosya.cc/d_nr_yag_rd_m-annem.mp3.html

Mustafa Kalyoncu

http://www.dosya.cc/MustafaKalyoncudervisler.net.rar.html

Kapının köleliği evladır sultanlıktan- Mustafa Kalyoncu

http://www.dosya.cc/oncu-Kap_n_nK_leli_iEvlad_rSultanl_ktan.mp3.html

Cengiz Çelikel- DERGAH

http://www.dosya.cc/Cengiz_EL_KEL-AffetYaRabbim-Dergah.mp3.html

Dilaver Selvi

http://s3.dosya.cc/001B-DilaverSELV_.mp3.html

Dilaver Selvi 2

http://s3.dosya.cc/000A-DilaverSELV_.mp3.html

Uğur ışılak- Erenlerin sofrasında

http://s3.dosya.cc/u.isilak-ernlerinsofras_nda.mp3.html

Uğur Işılak- Yıllarıma vay

http://s3.dosya.cc/u.i_ilak-y_llar_mavay.mp3.html

Uğur Işılak -Gemileri Yakıyorum

http://s3.dosya.cc/u.isilak-gemileriyak_yorum.mp3.html

 

http://s3.dosya.cc/u-isilak-konusandiliolsusancanlar_n.mp3.html

http://s3.dosya.cc/aglad_istanbul.mp3.html

http://s3.dosya.cc/ugurisilak-menzilevar_l_r.mp3.html
http://s3.dosya.cc/yaral_y_m.mp3.html
http://s3.dosya.cc/ugurisilak-can_nolay_m.mp3.html

http://s3.dosya.cc/nak_idergah_.mp3.html

Mustafa Tuncer-Nakşi dergahı

http://s3.dosya.cc/uslanmad_n.mp3.html

http://s3.dosya.cc/endertekin-yaland_nya.mp3.html
http://s3.dosya.cc/muzafferg_rler-sultan_m.mp3.html

Mustafa Büyükaslan-Kaza namazlarını

http://s3.dosya.cc/kazanamazlar_n_.mp3.html

 

http://www.dosya.cc/SERDARTUNCER-SAK_.mp3.html

http://www.dosya.cc/senyoktun-muratg__ebakan.mp3.html

http://www.dosya.cc/Fatihk_saparmak-senibuldum.mp3.html

http://www.dosya.cc/ferditayfur-aydogdu_zerimize.mp3.html
http://www.dosya.cc/sultan_m-muratg__ebakan.mp3.html

http://www.dosya.cc/serdartuncer-u_ur___lak-t_vbe.mp3.html