Kur’an iklimi, Tefsir

Dinle
 KUR´ANIN ANLATIMIYLA KUR´AN-I KERIMCenab-ı Hakk’a hamdü senadan sonra Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v)’e ve onun ashabına ve tahiyyelerin en üstünü olsun.Kelâmların en güzeli olan Allah Kelâm’ı Kur’ân-ı Kerim’i anlatmak aciz kullarının lisanıyla mümkün değildir. Onu en iyi yine Kur’ân-ı Kerim anlatmaktadır. Acizane o ayetleri derleyip siz sayın okuyucularımıza arz etmek bu fakire nasip oldu. Allah (c.c)ya hamd olsun.Ona tam bir suretle temizlenmiş olanlardan başkası el süremez. (el-Vakia) Haydi Kur’ân okuduğun (okumak istediğin zaman o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. (en-Nahl:98)Şüphesiz muhakkak o (Kur’ân) çok şerefli bir elçinin (Cebrail)’in getirdiği kelamdır. (el-Tekvir:19)Yâd et (hatırla) o zamanki cinlerden bir tarifeyi Kur’ân dinlemeleri sana (doğru) çevirmiştik. İşte bunlar onun huzuruna gelince (birbirine) “sus (dinleyin)” demişler, (okunması) bitirilince de (kendilerini azapla korkutmaya olarak kavimlerine dönmüşlerdi. “Ey kavmimiz, dediler hakikat biz Musa’dan sonra indirilmiş olan, kendinden öncekileri tasdik eden, hakka ve doğru yol ileten bir kitap (Kur’ân) dinledik.” (el-Ahkaf:29-30)

“Andolsun ki biz Musa ile Harun’a bir ziya, takva sahipleri için de bir şeref olan Furkan’ı verdik.” (el-Enbiya:48)

“Biz O Kur’ân-ı hak olarak indirdik ve hak olarak indi.” (Fusulet: el-Hâkk:43, el-İsra:105)

Şüphesiz ki (bu) Kur’ân sana (herşeyi) hakkıyla bilen, yegane hüküm ve hikmet sahibi (Allah) tarafından veriliyor. (en-Nenil:6)

Şüphesiz O (Kur’ân) nezdimizdeki ana kitapta (sabit), çok yüce, çok metli (bir kitap)tır. (ez-Zuhruf:4, el-Bücûc:21-22, el-Vakia:77-78)Hakikat biz sana ağır bir söz vahyediyoruz. (el-Müzzemmil:5)Eğer biz bu Kur’ân-ı bir dağ başına indirseydik, muhakkak ki Onu Allah korkusundan baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misaller (yok mu?), işte bizonları insanları düşünsünler diye irad ediyoruz.(el-Haşr:21)“(Habibim) de ki: “Bana şu hakikat(ler) vahyolunmuştur: Cin’den bir zümre (benim Kur’ân okuyuşumu) dinlemiş de şöyle söylemişler: Biz, hakiki hayran veren bir Kur’ân dinledik.” (el-Cin:1)“Ki o, Hakk’a ve doğruya götürüyor. Bundan dolayı biz de ona iman ettik. Rabbimize (bundan sonra) hiç bir (şey)i asla ortak tutmayacağız.” (el-Cin:2)

“Şüphesiz ki O (Kur’ân fenalıktan) korunanlar için kat’i bir öğüttür.” (et- vir:27-28), el-Hakka:48, Yasin:69)

“Hiç şüphesiz ki O (Kur’ân) kat’i bilginin tam gerçeğidir.” (el-Hakka:51)

“Hidayet yolu ap aşikar gösteren (şu) kitaba and ederim ki,” (ez-Zuhr )

Hakikat O mutlak bir hidayettir, mü’minler için de rahmet. (en-Nahl:77, Fussilet:44)

“O bir şair sözü değildir.” (et-Tekvir:25)

Biz Ona şiir öğretmedik. (Bu) ona yakışmaz da. (Yasin:69)

“O bir şaka değildir.” (et-Tarık:14)

“Ne az inanır aldanırlar (sınız) siz! O bir kahin sözü de değildir. Siz ne az düşünür (adanılar)sınız!” (el-Hakka:41-42)

“O (Kurdan) da taşlanmış bir şeytanın sözü değil.” (et-Tekvir:25)

“Siz Allah’tan hakiki bir nur ve apaçık bir kitap bir kitap gelmiştir.” (el-Maide……)

“Bu Kur’ân Allah (ındır. On)dan başkasının uydurması değildir. O ancak kendinden evvelki (kitap)ları tasdik ve o kitabı (Allah’ın Levh-i Mahvuzda yazdığını) tafsil eder (açıklar) Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Alemlerin Rabb’indendir O.” (Yunus:31)

“Eğer O, Allah’tan başkası tarafından olsaydı elbet içinde birbirini …mayan bir çok (şeyler) bulurlardı.” (en-Nisa:82)

“De ki: “Andolsun, ins-ü cin (insanlar ve cinler) şu Kur’ân’ın benzerini (meydana) getirmeleri için bir araya toplansa, yek diğerine yardımcı da olsalar, yine Onun benzerini getiremezler.” (el-İsra:88)

“O Kur’ân-ı kısım kısım tefrik edenlere ki, Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlak ve muhakkak soracağız/onları bütün yaptıklarından mes’ul tutacağız.”(el-Hicr:91-93)

İçinizde yalan sayanlar olduğunu elbette biz de biliyoruz.” (el-Hakka:49)

“Biz onların neler demekte olduklarını çok iyi biliriz. Onların üstünde bir zorba değildin sen. Onun için benim tehdidimden korkucuklara(sadece) Kur’ân ile öğüt ver.” (Kaf:45)

“Kitaplıklardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hücce (yani) içinde (kitapların) en doğru hükümleri yazılı, (batıldan azade ve) te… sahifeleri okuyacak, Allah’tan bir peygamber gelinceye kadar (güya intizar edeceklerdi, dinlerinden) ayrılacak değillerdi.” (el-Beyyine.1-3)

“Kaf, O çok şerefli Kur’ân’a yemin ederim ki, (Mekke kâfirleri peygambere iman etmediler)” (Kâf:1)

“Muhakkak ki O (Kur’ân) kâfirlere karşı (kaçınılmaz) bir hasrettir.” (es-saffat:13)

“Kendilerine (Kur’ân ile) vaaz edilince düşünüp de kabul etmezler.” (es-Saffat:13)

“Ve karşılarında Kur’ân okunduğu zaman (derin saygı ile) eğilmiyorlar? (el-İnşilak:21)

“O küfredenler (şöyle) dediler: “Ona Kur’ân bir hamlede, toplu bir halde indirilmeli değilmiydi?” (el-Furkan)

“Biz Onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (yaptık). Onu çok güzel bir nizam ile ayet ayet ayırdık. (ve aheste aheste bildirdik) (el-İnsa:23, el-Furkan:32, el-İsra:106)

“Her bir ayet mü’minler için şifa ve rahmettir.” (el-İsra:82, Fusulet:44)

Allah kelamının en güzelini (ayetleri birbirleriyle) ahenkli, katmerli (tıklım büklüm hakikatlerle dolu) bir kitap halinde indirilmiştir ki, Rabb’lerine derin göstermekte onların ondan derileri ürperir, sonra da hem derileri hem kalpleri Allah’ın zikrine (yatışıp) yumuşar. İşte Allah kimi de saptırsa artık onun yolunu doğrultucu yoktur. (ez-Zümer:23)

“Ayetlerimiz onlara, apaçık deliller (i muhtavi) olarak okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayan onlar (o müşrikler), “Ya (bize) bundan başka bir Kur’ângetir, yahut onu değiştir!” dedi(ler”

“De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Ben vahy olunundan başkasına tabi olmam. Eğer Rabbime isyan edersem şüphesiz büyük günün azabından korkarım” (Yunus:15)

“Sen Kur’ân-ı okuduğun zaman seninle ahirette inanmazların arasına gizli bir perde çekeriz.” (el-İsra:45)

“andolsun ki bu Kur’ân’da insanlar her (çeşit) misal(ler) irad etimişizdir. And olsun ki (Habibim) onlara herhalde bir ayeti getirsen küfreden (o adam)ler …laka, “siz tezvircilerden (batılla uğraşan, geleneklerimizi ortadan kaldırmaya çalışsalarda) başkası değilsiniz.” Diyeceklerdir. İşte bilmezlerin kalplerine Allah böyle mühür basar.” (er-Ram:58-59)

“(Evet) onların kalpleri üzerine, Onun (Kur’ân-ı) iyice anlamalarına (engel), perdeler geri kulaklarına bir ağırlık veririz.. Sen Kur’ân’da Rabb’ini bir tek olarak andığın vakit onlar ürkek arkadaşlarını çevirirler. (Muhammed (s.a.v):24,el-İsra:45-46)

“O küfredenler “Biz ne bu Kur’ân’a ne de ondan öncekilere asla inanmayız” dedi.(Sebe:31)

“Siz haddi aşan bir kavimsiniz diye artık O Kur’ân’ı sizden (uzaklaştırıp, inzalinden (indirilmekten)) vaz geçip bırakı mı verelim?” (ez-Zuhruf:5)

Şimdi siz bu kelamı mı hor görürülersiniz? (el-Vakıa:81)

“Rabblerinin divanında mevkuf dururlarken, (durdukları zaman) sözü (kabahatbirbirine evirip çevirir(lerken içlerinden) zayıf sayılanlar o büyüklük taslayanlara “siz olmasaydınız muhakkak ki biz mü’minler(den) olmuştuk” derler.

“Büyüklük taslayanlar zayıf sayılanlara: “Size hidayet geldikten sonra, biz mi ondan çevirdik? Hayır, siz kendiniz suçlu idiniz der(ler) (Sebe:31-32)

“Bir de şunu söylediler: “Şu iki memleketin birinden büyük bir adama indirilme.. değildimiydi?” (ez-Zuhruf:31)

Muhakkak O (Kur’ân) Allah indinde çok şerefli peygamberin kati sözüdür. (el-Hakka:

De ki: “Ona ister iman edin, ister iman etmeyin. Çünkü bundan evvel ilim verilmiş olanların bile kendilerine O tilavet olununca çenelerinin üstüne (yüzü koyun) kapanarak secde ediyorlar.

Ve “Rabbimizi tenzih ederiz. Hakikat, Rabbimizin vaadi katiyyen fiili çıkarılmış “.. yorlar. Ağlayarak çeneleri üstüne (yüzü koyun kapanıyorlar ve bu (Kur’ân dinlemeleride) (onların derin saygısını arttırıyor. (el-İsra:107-109)

Kur’ân Okunduğu zaman derhal dinleyin, susun. Ta ki (Allah’ın rahmetiyle) esirgenmiş olasınız.” (el-Araf:204)

Hakikat biz Onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçek biz (onunla kafirlerin uğrayacakları azabı) haber vericileriz. (el-Duhan:2-3)

Gerçek biz onu Kadir gecesinde indirdik. (el-Kadr:1)

İman eden, iyi iyi amel (ve hareket) eden Muhammed (s.a.v)’e indirilene ki O, Rablerinden (gelen) bir haktır. İman eden kimselerin de günahlarını yarlığamış, hallerini iyileştirmiştir. (Muhammed (s.a.v) :2)

Biz Kur’ân-ı sana zahmet çekesin diye değil, ancak (Allah’tan) korkacak kimselere bir öğüt ve yerle o yüce yüce gökleri yaratanın tetricen indirdiği bir (kitap) olmak üzere indirdik. (Taha:2-4)

Şüphesiz ki bu Kur’ân İsrail oğullarına hakkında kendilerinin ihtilaf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu açıklar. (en-Neml:76)

Andolsun ki biz bu Kur’ân’da insanlar için nasihat kabul etsinler diye her misalden (örnekler) gönderdik. (ez-Zuhruf:27)

Şanıma and olsun ki biz bu Kur’ân’da insanlar için her manadan nice türlü sünü açıklamışızdır. İnsanların pek çoğu ise ille gavurlukta ayak dirediler. (el-İsra:41,89, el-Kehf:54)

(Onu her türlü) tenakuz ve ihtilaftan azade dostdoğru Arapça bir Kur’ân oarak (indirdik) Ta ki (küfreden) sakınsınlar. (ez-Zümer:28)

Hakikat biz onu (Onun manalarını) anlayasınız diye Arapça bir Kur’ân yaptık. (Yusuf:1, ez-Zuhruf:3, Taha:113)

Eğer biz Onu yabancı (dilden) bir Kur’ân yapsaydık muhakkak ki “ayetleri açıklamal4ı değil miydi? Arab’a mahsup (bir muhataba) Arapça olmayan (bir Kur’ân ) mı? diyeceklerdi. (Fussilet:44)

Andolsun ki biz Kur’ân’ı düşünmek için kolaylaştırmışızdır. O halde bir düşünen var mı? (el-Kamer:17.22.32.40)

(Öyle olmasa) Kur’ân’ı iyiden iyi anla(yıp Hakk’ı tanı)mazlar mı? (Muhammed (s.a.v):24)

Şu Kur’ân bana sizi de (sizden sonra erişen(ler)i de inzar etmek için vahyolundu. (el-En’am:19)

Sen herhangi bir işte bulunmayadur, Onun hakkında Kur’ân’dan bir şey okuyadur ve sizler de hiç bir iş işlemeyedurun ki Onun içine daldığınız va okumayadur ve sizler de hiç bir iş işlemeyedurun ki onun içine daldığınız vakit biz başınızda şahidinizdir. Ne yerde ne gökdte ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de hariç olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Yunus:61, el-En’am :5)

Furkan’ı (Kur’ân’ı) alemlerin (ilahi azap ile) bir kurtuluşu olsun diye, kuluna indiren Allah’ın şanı ne yücedir! (el-Furkan:1)

Kur’ân’ı O çok esirgeyici (Allah) öğretti. (er-Rahman):1-2)

Ve Kur’ân okumamla (emrolundum). Kim doğru yolu bulursa o yolu kendi faydasına bulmuş olur. (en-Neml:92)
Herhalde o Kur’ân’ı (n tilavetini, tebliğini ve gereğince amel etmemi) senin üzerine farz kılan (Allah) seni (yine dönülecek yere döndürecektir.(el-Kasas :85)

Sana vahyedilen Kitab’ı oku. Namazı da dosdoğru kıl (ve kıldır). Çünkü namaz edepsizlikten ve akıl ve şeriata uymayan hir şeyden alıkoyar. Allah’ı zikretmek en büyük (ibadet)tir. Ne yaparsanız Allah bilir. (el-Ankebut:45)

….Kur’ân’ı da açık açık tane tane oku. (el-Müzzemil:4)

And olsun o dönüş sahibi olan göğe o (nebat ile) yarılan yere ki, hakikatten O (Kur’ân) hak ile (batılı ayırt eden) kat’i bir kelamdır. (et-Tarık:11-13)

Gerçek bu Kur’ân (insanları) öyle bir şeye (yola) doğrultup götürür ki O en adil ve en doğru bir (yol)dur. Güzel güzel amel (ve haraket)lerde bulunan müminlere kendileri için muhakkak bir ecir olduğunu da müjdeler o. (el-İsra:9)

Bunlar hakikatleri açıklayan Kitab’ın ayetleridir. (el-Hicr:1, Yusuf:1-2, eş-Şuara:2, en-Neml:1, el-Kasas:2, ez-Zuhruf:2, ed-Duhan:2-3, el-Bakara:185)

Cenab-ı Hakk cümlemizi Kur’ân-ı Kerim’in şefaatine nail eylesin. Amin.

SÜLEYMAN İLHAN


1. Ders – Giriş konuları: http://www.youtube.com/watch?v=OOd7bINlR_k
2. Ders – Med konuları 1: http://www.youtube.com/watch?v=zGupXMLHWAA
3. Ders – Med konuları 2: http://www.youtube.com/watch?v=xSSE54KUKFk
4. Ders – İdgam konuları 1: http://www.youtube.com/watch?v=vMNe4Mo9OKY
5. Ders – İdgam konuları 2: http://www.youtube.com/watch?v=yecz1dv8ziA
6. Ders – Sakin mimin okunuşu: http://www.youtube.com/watch?v=Yze1gYd0N_c
7. Ders – İklab ve kalkale: http://www.youtube.com/watch?v=C8uHhomBZWY
8. Ders – izhar ve ihfa: http://www.youtube.com/watch?v=sKvYXALq2yc
9. Ders – Ra harfinin okunuşu: http://www.youtube.com/watch?v=-gEVUn_9B98
10. Ders – Kur’anda bulunan işaretler: http://www.youtube.com/watch?v=VbVn0WUXrhw

Arkadaşlar tefsir dersi ve hadis dersleri vaaz ve sohbetler indirebileceğiniz bir site…..
www.akhtefs.com

Fatiha Suresi

(Mekke´de Nazil Olmuştur 7 Âyettir)

SÛRENİN FAZİLETLERİ VE İSİMLERİ

Buna dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız: [1]

1- Sûrenin Fazileti:

Tirmizî´nin Ubey b. Ka´b´dan rivayetine göre Rasulullah (s.a) şöyle buyur­muştur: “Allah Tevrat´ta da İncil´de de Ümmu´l-Kur´ân (Kur´ân´ın anası olan Fatiha sûresi) gibisini indirmemiştir. es-Seb´ul-Mesani odur. Yüce Allah da bu­yuruyor ki o, benim ile kulum arasında ikiye pay edilmiştir. Kuluma da is­tediği verilecektir.”[2]

İmam Mâlik de el-A´la b. Abdurrahmân b. Yakub´dan şunu rivayet etmek­tedir: Abdullah b. Amir b. Keriz´in azatlısı Ebu Said´in kendisine haber ver­diğine göre Rasulullah (s.a) namaz kılmakta olan Ubey b. Ka´b´a seslenmiş­tir… dedi ve hadisin geri kalan kısmını zikretti.[3]

İbn Abdi´1-Berr der ki: Ebu Said´in adı tesbit edilememektedir. Medineli-ler arasında sayılır. Ebu Hureyre´den rivayeti ve bu hadisi mürseldir. Yine bu hadis-i şerif Ebu Said b. el-Mualla´dan da rivayet edilmiştir. Bu ashab-ı kiram­dan birisi olup yine adının ne olduğu tesbit edilememiştir. Bu hadisi Ebu Sa-id´den Hafs b. Asım ve Ubeyd b. Huneyn rivayet etmişlerdir.

Derim ki: Aynı şekilde et-Temhid´de de: “Onun ismi tesbit edilememek­tedir” demiştir. Ayrıca es-Sahabe, el-İstîâb fi Ma´rifeti´l-Ashâb adlı eserinde de ismiyle ilgili görüş ayrılıklarını sözkonusu etmektedir. Bu hadis-i şerifi Bu-harî de Ebu Said el-Mualla´dan rivayet etmiştir. Ebu Said, dedi ki: Mescidde namaz kılıyordum. Rasulullah (s.a) beni çağırdı, ancak ben onun çağrısına cevap vermedim. (Daha sonra): Ey Allah´ın rasulu namaz kılıyordum, dedim (ve mazaretimi beyan ettim). Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Yüce Allah: “Sizi çağırdığı zaman Allah´ın ve rasulünün çağırışına uyun” (el-Enfal, 8/24)diye buyurmuyor mu?” Daha sonra şöyle devam etti: “Şüphesiz ben mescid-den çıkmadan önce Kur´ân-ı Kerim´deki en büyük sûreyi sana öğreteceğim.” Sonra elimden tuttu. Mescidden çıkmak istediğini görünce ona şöyle dedim: Bana Kur´ân-ı Kerim´deki en büyük sûreyi öğreteceğini söylememiş miydin? Şöyle buyurdu: “O: Elhamdülillahi rabbi´l âlemin..dir. es-Sebu´1-Mesani ve ba­na verilen Kur´ân-ı azim odur. “[4]

İbn Abdi´1-Berr ve başkaları şöyle demektedir: Ebu Said b. el-Mualla en-sarın en değerlilerinden ve ileri gelen efendilerindendir. Bunu sadece Buha­rı rivayet etmiştir. Adı Rafı´dir. Adının el-Haris b. Nufey´ b. el-Mualla veya Evs b. el-Mualla olduğu da yahut Ebu Said b. Evs b. el-Mualla olduğu da söyle­nir. Altmış dört yaşında ve yetmişdört hicri yılında vefat etmiştir. Kıblenin de­ğiştirildiği sırada Kabe´ye doğru ilk namaz kılan kişi odur. İleride gelecektir.

Baş tarafta kaydettiğimiz Ubey b. Ka´b´ın rivayet ettiği hadisi tam bir se­nedi ile Yezid b. Zurey´ kaydederek şöyle demiştir: Bize Ravh b. el-Kasım, el-Ala b. Abdurrahmân´dan, o babasından o da Ebu Hureyre´den rivayetle de­di ki: Rasulullah (s.a) namaz kılmakta olan Ubeyy b. Ka´b´ın yanına çıktı… Daha sonra hadisin geri kalan kısmını aynı manada zikretti.

İbnu´l-Enbârî de “Kitabu´r-Red” adlı eserinde şunu söylemektedir: Bana babam anlattı, bana Ebu Ubeydullah el-Verrak anlattı, bize Ebu Davud an­lattı, bize Şeyban, Mansur´dan o Mücâhid´den anlatarak dedi ki: Şüphesiz İb­lis (Allah´ın laneti üzerine olsun) dört defa sarsıla sarsıla inlemiştir. Lanete uğradığı zaman, cennetten indirildiği zaman, Muhammed (s.a) peygamber ola­rak gönderildiği zaman ve Fâtihatü´l-kitab indirildiği zaman. Ve o sûre Me­dine´de indirildi. [5]

2- Sûreler, Âyetler ve Allah´ın Güzel İsimleri Arasında Fazilet Farkı:

İPrn adamları bazı sûre ve âyetlerin diğer bir kısmından, yüce Allah´ın gü­zel isimlerinden bazısının diğer bazısından üstün olup olmadığı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Kimisi, şöyle der: Bir kısmının diğer bir kısmına üstünlüğü yoktur. Çünkü hepsi Allah´ın kelamıdır. İsimleri de böyledir. Bi­rinin diğerine üstün olması sözkonusu değildir. eş-Şeyh Ebu´l-Hasan el-Eş´ari, Kadi Ebu Bekir b. et-Tayyib, Ebu´Hakim Muhammed b. Hibban el-Bus-tî ve fakihlerden bir grup bu kanaattedir. İmam Mâlik´ten de bu anlamda bir rivayet gelmiştir. Yahya b. Yahya der ki: Kur´ân´ın bir kısmının diğer kısmı­na üstün olduğunu kabul etmek yanlışlıktır. Aynı şekilde İmam Mâlik de sa­dece bir sûrenin defalarca tekrarlanıp durmasını (diğerlerinin okunmaması­nı) mekruh görmüştür. (Yahya b. Yahya) İmam Mâlik´ten yüce Allah´ın: “On­dan daha hayırlısını… getirmedikçe.” (el-Bakara, 2/106) buyruğu hakkında şöyle demiştir: Yani nesh edilen âyet yerine muhkem bir âyet getiririz, de­mektir.

İbn Kinane de bütün bu kanaatlerin benzerini İmam Mâlik´ten rivayet et­miş bulunuyor. Bu görüşü savunanlar, şu şekilde delil getirirler: Birşeyin da­ha üstün olması kendisinden üstün olanın eksikliği izlenimini verir. Halbu­ki bunların hepsi özleri itibariyle birdir. Bu da Allah´ın kelamı olmaktır. Yü­ce Allah´ın kelamında ise eksiklik sözkonusu olmaz.

el-Busti der ki: Hz. Peygamber´in: “Tevrat´ta da İncil´de de Ümmü´l-Kur´ân gibisi yoktur” buyruğunun anlamı şudur: Şanı yüce Allah; Tevrat ve İncil´i okuyan kimseye Ümmü´l-Kur´ân´ı okuyan kişiye verdiği sevabın ben­zerini vermez. Çünkü yüce Allah kendi lütfü ve fazl-u keremiyle bu ümme­ti diğer ümmetlerden üstün kılmış ve bu ümmete kendi yüce kelamını oku­ması karşılığında diğer ümmetlere kendi kelamını okuması karşılığında verdiği lütuf ve faziletten fazlasını vermiştir. Bu da Allah´ın bu ümmete bir lütfudur.

Yine el-Busti der ki: Hz. Peygamber´in: “En büyük sûre” ifadesi ile kas­tettiği ecir itibariyle en büyük sûredir. Yoksa Kur´ân-ı Kerim´in bir kısmının bir diğer kısmından üstün olduğu anlamına gelmez.

Kimi ilim adamları da aralarında üstünlük ve fazilet bakımından farklılık olduğu görüşündedir. Yüce Allah´ın: “Hepinizin ilahı tek bir ilahtır. O´ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, hem rahman hem de rahimdir.” (el-Bakara, 2/163); Âyetu´l-Kürsi (el-Bakara, 2/255), Haşr sûresinin son âyetleri (59/22-24) ve İhlas sûresinde (112. sûre) bulunan yüce Allah´ın vahdaniyyetine ve sıfatına delalet eden buyruklardaki özellikler, mesela: “Ebu Leheb´in iki eli kurusun” (Tebbet, 111/1) buyruğunda ve benzerlerinde bulunmamaktadır.

Üstünlük âyet ve sûrelerin ihtiva ettiği hayret verici anlamlar ve bu anlam­ların çokluğunda sözkonusudur. Nitelik bakımından değildir. Bu görüş doğ­ru görüştür. İshak b. Rahveyh (Rahuye) ve onun dışında birtakım ilim adam­ları ve kelamcılar üstünlük bulunduğu görüşünü kabul ederler. Kadı Ebu Bekr b. el-Arabi´nin ve İbnu´l-Hassar´ın tercih ettiği görüş de budur. Bu tercihe se­bep ise (az önce kaydedilen) Ebu Said b. el-Mualla tarafından rivayet edilen hadis ile Ubey b. Ka´b´dan gelen şu hadis-i şeriftir: Ubey dedi ki: Rasulullah (s.a) bana dedi ki: “Ey Ubey, sana göre Allah´ın Kitab´ında en büyük âyet han­gisidir?” Ben şöyle dedim: (Bana göre en büyük âyet): “Allah odur ki, ondan başka hiçbir ilah yoktur. Haydır, kayyumdur…” (el-Bakara, 2/255) âyetidir. Bunun üzerine Rasulullah (s.a) göğsüme vurdu ve şöyle dedi: “İlme doya-sın ey Ebu´l-Münzir (Ubey b.Kab´ın künyesi)” Bunu Buharî ve Müslim riva­yet etmiştir.[6]

İbnu´l-Hassar der ki: Bu naslara rağmen konu ile ilgili görüş ayrılığından söz edenlere şaşarım. İbnü´l-Arabi der ki: Hz. Peygamber´in: “Allah Tevrat´ta ta İncil´de de ve Kur´ân-ı Kerim´de de onun benzerini indirmemiştir” buyru­ğunda diğer kitapları (indirilmiş sahifeler, Zebur ve benzerlerini.) sözkonu-su etmemesinin sebebi sözü geçen bu kitapların en üstün ve faziletli olma­larından dolayıdır. Herhangi birşey en faziletlinin de faziletlisi ise o vakit hep­sinin de en faziletlisi olur. Mesela, Zeyd, alimlerin en faziletlisidir, dediğiniz­de insanların en faziletlisidir, demek olur.

Fâtiha´da başka sûrelerde bulunmayan birtakım nitelikler vardır. Hatta: Kur´ân-ı Kerim´in tümü ondadır da denilmiştir.

Bu sûre yirmibeş kelimedir ki Kur´ân-ı Kerim´in ihtiva ettiği bütün ilim­leri kapsamaktadır. Şanı yüce Allah´ın bu sûreyi kendisi ile kulu arasında iki­ye ayırmış olması da bu sûrenin şerefi cümlesindendir. O olmaksızın yüce Allah´a yakınlık (namaz) sahih olmaz. Hiçbir amel onun sevabına ulaşamaz. İşte bu bakımdan bu sûre Kur´ân-ı Azim´in anası (Ummu´l Kur´ân) olmuştur. Nitekim: “De ki: O Allah´tır, bir ve tektir.” (el-İhlas, 112/1) diye başlayan sûre de Kur´ân´ın üçte birine denktir. Çünkü Kur´ân-ı Kerim tevhid, ahkam ve öğüt­ler ihtiva etmektedir. “De ki: O, Allah´tır, bir ve tektir” buyruğunda ise tev­hidin bütünü açıklanmıştır. İşte bu anlamda Hz. Peygamber (s.a)´in Ubey b. Kab (r.a)´a: Kur´ân-ı Kerim´de en büyük âyet hangisidir?” diye sorunca o da: “Allah odur ki, O´ndan başka hiçbir ilah yoktur, haydır, kayyumdur” diye­rek Âyetu´l Kürsi olduğunu söylemiştir. Bunun en büyük âyet olarak nitelen­dirilmesinin sebebi tümüyle tevhidi kapsamasıdır. Nitekim Hz. Peygam­ber´in: “Benim ve benden önceki bütün peygamberlerin söylediği en fazilet­li söz: Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur. O, bir ve tekdir, O´nun ortağı yoktur” sözüdür[7] buyruğu gereğince bu ifade zik­rin en faziletlisidir. Çünkü bu kelimeler tevhid ile ilgili bütün bilgileri ihti­va etmektedir. Fatiha sûresi de hem tevhidi hem ibadeti hem de öğüt ve ha­tırlatmayı ihtiva etmektedir. Yüce Allah´ın kudreti için de böyle bir şey uzak görülmemelidir. [8]

3- Fatiha ve Âyetu´l-Kursi:

Ali b. Ebi Talib (r.a) dedi ki: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: “Fâtiha-tü´1-kitab Âyetül-Kürsi, “Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmadığını… açıkladı” (Al-i İmran, 3/18); “De ki: Ey mülkün sahibi Allah´ım…” (Al-i İm-ran, 3-26-27) âyetleri Arş´a asılıdır. Bunlarla Allah arasında bir perde yoktur.”[9] Bu hadisi Ebu Amr ed-Dani, Kitabu´l-Beyan adlı eserinde senedini kaydede­rek zikretmektedir. [10]

4- Fatiha Sûresinin Diğer Adları:

Bu sûrenin on iki tane ismi vardır:

1- es-Salat (namaz)dır. Yüce Allah (kudsî hadiste) şöyle buyurmaktadır: “Ben namazı benim ile kulum arasında iki yarıya böldüm.”[11] Bu hadis-i şe­rif daha önce geçmişti.

2- Hamd sûresi: Çünkü bu sûrede yüce Allah´a hamdden sözedilmekte-dir. Tıpkı el-A´raf, el-Enfal, et-Tevbe ve benzeri sûreler denildiği gibi.

3- Fâtihatü´l-Kitab: Bu konuda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yok­tur. Ona bu adın verilmesinin sebebi Kur´ân-ı Kerim´in lafzen kıraatine bu sûre ile başlanılmasıdır. Aynı şekilde mushafların yazımına da bu sûre ile başla­nılmaktadır. Namazlara da bu sûre okunarak kıraate başlanılır.

4- Ummu´l-Kitab: Bu ismin verilip verilmeyeceği hususunda görüş ayrılı­ğı vardır. Çoğunluk bunu caiz görmekle birlikte Enes, el-Hasen ve İbn Şirin bunu mekruh görmüşlerdir. el-Hasen der ki: Ummu´l-Kitab (kitabın anası) he­lal ve haramdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Bir kısım âyetler muh­kemdir. Bunlar kitabın anası (Ummu´l-Kitab)dır. Diğer bir kısmı da müteşa-bihtir.” (Al-i İmran, 3/17) Enes ve İbn Şirin de der ki: Ummu´l-Kitab Levh-i Mahfuzun adıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki o, katımızdaki ana kitabda (Ummu´l-Kitab´da yani Levh-i Mahfuzda)dır.” (ez-Zuhruf, 43/4)

5- Ummu´l-Kur´ân: Bunda da görüş ayrılığı vardır. Çoğunluk bunu caiz gör­mekle birlikte Enes ve İbn Şirin bunu mekruh görmüşlerdir. (Hoş görmemiş­lerdir.) Ancak bu konuda sahih hadisler bu iki görüşü de reddetmektedir. Tir-mizî´nin rivayetine göre Ebu Hureyre şöyle demiş: Rasulullah (s.a) buyurdu ki: “Elhamdülillah (yani Fatiha sûresi) Ummu´l-Kur´ân´dır, Ummu´l-Kitabdır ve es-Seb´u´1-Mesanidir.” Tirmizî der ki: Bu hasen, sahih bir hadistir.[12]

Buharı de der ki: Bu sûreye Ummu´l-Kitab adı verilmiştir. Çünkü mushaf-larda önce bu sûre yazılarak başlanılır. Namazda da bu sûre okunarak kıra­ate başlanır.[13] Yahya b. Ya´mer der ki: Ummu´1-Kura (şehirlerin anası) Mek­ke´dir. Ummu Horasan Merv´dir. Ummu´l-Kur´ân Hamd (Fatiha) süresidir. Bu­na Ummu´l-Kur´ân deniliş sebebinin Kur´ân´ın başı olması ve ihtiva ettiği bü­tün ilimleri kapsaması olduğu da söylenmiştir. Mekke´ye Ummu´1-Kura de­niliş sebebi ise, arzın ilkinin orası olması ve ordan itibaren yuvarlaklaştırıl-maya başlanmasıdır. Anaya “umm” denilmesi de bundan dolayıdır. Çünkü ana, neslin esasını teşkil eder. Umeyye b. Ebi´s-Salt da şu beyitinde yerden “umm (ana)” diye sözetmektedir:

“Arz bizim sığınağımızdır, bir zamanlar anamızdı

Kabirlerimiz ordadır ve orada doğuyoruz.”

Savaşta kullanılan sancağa da “umm” denilir. Buna sebep ise sancağın ön­de olması ve askerin de onu takip etmesidir.

“Umm” kelimesinin aslı dır. Bundan dolayı bu kelimenin çoğulu şeklinde gelir. Yüce Allah da: “analarınız” (en-Nisa, 4-23) diye bu­yurmaktadır. Mim harfinden sonraki “lıe” harfi düşürülerek da de­nilir. Şair der ki:

“Analarınla karanlığı açtın.”

“Ummehât” şeklindeki çoğulun insanlar hakkında, “ummât” şeklindeki ço­ğulun da hayvanlar hakkında kullanılacağı da söylenmiştir. Bunu İbnu´1-Fa-ris “el-Mücmel” adlı eserinde zikretmektedir.

6- el-Mesâni (tekrarlanıp duran): Bu sûreye bu adın veriliş sebebi, her rek´atte tekrarlanmasıdır. Bu adın veriliş sebebinin bu sûrenin istisna olarak yalnızca bu ümmete bildirilmiş olup bundan önce hiçbir ümmete indirilme-yerek bu ümmet için saklanmış olmasıdır da denilmiştir.

7- el-Kur´ânu´1-Azim: Bu ismin veriliş sebebi Kur´ân-ı Kerimin bütün ilimlerini ihtiva etmesidir. Çünkü bu sûre aziz ve celil olan Allah´a kemal ve celâl sıfatları ile senayı, ibadetlerin yapılmasını ve ibadetlerin ihlas ile yeri­ne getirilmesi emrini, yüce Allah´ın yardımı olmaksızın bu ibadetin yerine ge­tirilmesinden yana aciz kalınacağının itiraf edilmesini, dosdoğru yola hidâ­yet hususunda ona dua edilmesini, sözlerini yerine getirmeyenlerin halleri­ne düşmekten korumasının niyaz edilmesini ve inkarcıların akıbetini beyan etmeyi ihtiva etmektedir.

8- Şifa: Darimî, Ebû Said el-Hudrî´den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasulullah (s.a) buyurdu ki: “Fâtihatü´l-Kitab, her zehire karşı bir şifadır.”[14]

9- er-Rukye (manevi tedavi): Bu, Ebu Said el-Hudrî´den gelen hadisle sa­bittir. Bu hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: Rasulullah (s.a) kabilenin (yı­lan tarafından sokulmuş) reisini Fâtiha´yı okuyarak tedavi eden adama şöy­le sormuştur: “Sen onun bir tedavi (rukye) olduğunu nereden bildin?” O: Ey Allah´ın rasulü, bu konuda içime böyle birşey doğdu, cevabını verdi.[15] Bu hadisi hadis imamları rivayet etmiştir. İleride bütünüyle gelecektir.

10- el-Esas: Adamın birisi eş-Şa´bi´ye böğrünün ağrıdığından şikâyette bu­lundu. Ona şu cevabı verdi: Kur´ân´ın esası olan Fâtihatü´l-Kitab´ı okuma­ya bak. Ben İbn Abbas´ı şöyle derken dinledim: Herşeyin bir esası vardır. Dün­yanın esası Mekke´dir. Çünkü dünya oradan yuvarlaklaştırılmaya başlandı. Se­manın esası Arîbâ denilen yedinci semadır. Arzın esası ise en altta yedinci arz olan Acîbâdır. Cennetlerin esası ise Adn cennetidir. Bu bütün cennetlerin gö­beğidir ve cennet onun üzerinde tesis edilmiştir. Ateşin esası ise cehennem­dir. Bu da ateşin en alt tabakası olan yedinci tabakadır. Diğer bütün tabaka­lar (derekeler) onun üzerinde tesis edilmiştir. İnsanların esası Adem´dir, Peygamberlerin esası Nuh´tur, İsrailoğullarının esası Yakub´tur, kitapların esa­sı Kur´ân´dır, Kur´ân´ın esası Fâtiha´dır, Fâtiha´nın esası Bismillahirrahmânir-rahîm´dir. O bakımdan sen hastalanır veya rahatsızlanırsan Fatiha sûresini oku­maya bak. Şifa bulursun.

11- el-Vâfiye: Bunu Süfyan b. Uyeyne söylemiştir. Çünkü bu sûre ikiye bö­lünmez ve parçalanmayı kabul etmez. Bir kişi namaz kıldığı rek´atlerin bi­rinde başka sûrelerden herhangi birisinin yarısını okusa, diğer rek´atinde de öbür yarısını okusa bu yeterli gelir. Fakat Fatiha sûresi iki rek´ate bölünerek her birisinde yarımşar okunursa caiz olmaz.

12- el-Kâfiye: Yahya b. Ebi Kesir der ki: Çünkü bu sûre başkasının yeri­ne kafi gelir, fakat başka sûre onun yerine kafi gelmez (yerini tutmaz). Bu­na Muhammed b. Hallad el-İskenderani´nin şu rivayeti de delalet etmekte­dir: Muhammed b. Hallad dedi ki:… Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: “Um-mu´1-Kur´ân (yani Fatiha sûresi) başkasının yerini tutar, fakat başkası onun yerini tutamaz.”[16]

5- Fâtiha´nın Tedavi Edici Bölümü:

el-Muhelleb dedi ki: Fatiha sûresinin tedavi edici bölümü: “Yalnız sana iba­det eder ve yalnız senden yardım dileriz” bölümüdür, sûrenin tümünün te­davi edici (rukye) olduğu söylenmiştir. Çünkü Peygamber (s.a) durumu kendisine bildiren kişiye: “Onun bir rukye olduğunu nerden bildin? ” diye sormuş, fakat: “Onda rukye (tedavi edici) bir bölüm olduğunu nerden bil­din?” diye sormamıştır. İşte bu, sûrenin tümüyle bir tedavi olduğunun deli­lidir. Çünkü bu, Kitabın başlangıcı ve Fâtihasıdır ve az önce de geçtiği gibi Kitaptaki bütün ilimleri ihtiva etmektedir. [17]

6- Fâtiha´nın Bazı İsimleri Başka Sûrelere Verilebilir mi?:

Fatiha sûresine el-Mesani ve Ummu´l-Kitab adının verilmesi başka sûreye de bu adların verilmesini engellemez. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmakta­dır: “Allah, sözün en güzelini müteşabih, tekrar edilen (mesani) bir kitap ha­linde indirmiştir.” (ez-Zümer, 39/23) buyruğunda Kitabı “mesani” diye ni­telemiştir. Çünkü onda yer alan haberler tekrar edilmektedir. Nitekim Kur´ân-1 Kerim´in yedi uzun sûresine de “el-Mesani” adı verilmiştir. Çünkü farzlar ve kıssalar bu sûrelerde tekrar edilmektedir. İbn Abbas der ki: Rasulullah (s.a)´a

Yedi Mesani verilmiş bulunmaktadır. Bunlar, yedi uzun sûredir. Bunu en-Ne-sai zikretmektedir.[18] Sözkonusu bu yedi sûre ise Bakara´dan A´rafa kadar olan altı sûrenin bunlardan olduğu ittifakla kabul edildiği halde, yedinci sûre­nin hangi sûre olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Yedincisinin Yunus olduğu söylendiği gibi Enfal ve Tevbe olduğu da söylenmiştir. Bu (son gö­rüş) Mücâhid ve Said b.Cübeyr´in görüşüdür. Hemdanh A´şâ der ki:

“Mescid´e girin, Rabbinize dua edin Ve bu Mesani ile uzun sûreleri iyice tetkik edin.”

Bu husus ile ilgili açıklamalar -yüce Allah´ın izniyle- el-Hicr sûresinde[19] gelecektir. [20]

7- “Mesani” Kelimesi:

“el-Mesani” kelimesi “mesnâ” kelimesinin çoğuludur. Bu ise, birinciden sonra gelen sayı demektir. “et-Tuval” kelimesi ise “atval” kelimesinin çoğu­ludur. Enfal sûresinin “el-Mesani”den sayılması, miktarı itibariyle uzun sûre­lerden sonra gelmesi dolayısıyladır. el-Mesani sûrelerinin ise, âyet sayısı Mu­fassal sûrelerin âyetlerinden daha fazla ve Miun âyetlerinin sayılarından da­ha az olan sûreler olduğu da söylenmiştir. Miun ise, her birisinin âyet sayı­sı yüz âyetten daha fazla olan sûrelere verilen addır. [21]

II. Bölüm:

SÛRENİN NUZÛLÜ, HÜKÜMLERİ

Bu bölüme dair açıklamalar yirmi başlık halinde sunulacaktır: [22]

1- Sûrenin Ayet Sayısı:

İslâm ümmeti, Fatiha sûresinin yedi âyet-i kerime olduğu üzerinde icma etmiştir. Ancak Huseyn el-Cu´fi´den altı âyet olduğuna dair rivayet gelmiştir ki bu da şaz “(icmaa aykırı istisnaî) bir rivayettir. Şu kadar var ki Amr b. Ubeyd Yalnız sana ibadet ederiz” buyruğunu bir âyet-i kerime saymış­tır ki o takdirde onun bu sayımına göre sûrenin âyet sayısı sekiz olur. Bu da şazdır. Yüce Allah´ın: “Andolsun ki Biz sana tekrarlanan yediyi ve şu büyük Kur´ân´ı verdik.” (el-Hicr, 15/87) buyruğu ile “namazı kendim ile kulum ara­sında ikiye böldüm” kudsî hadisi bu iki görüşü de reddetmektedir.

Yine ümmet bu sûrenin Kur´ân-ı Kerim´den olduğu hususunda da icma et­miştir. Denilse ki: Eğer bu sûre Kur´ân-ı Kerim´den olsaydı, Abdullah b. Mes´ud bunu Mushaf´ında yazardı. Onun bunu Mushaf´ında yazmayışı bu sûrenin Kur´ân-ı Kerim´den olmadığını göstermektedir. Nitekim o, el-Muavvizeteyn (Felak ve Nas) sûrelerini de bu şekilde Mushaf´ına almamıştır.

Buna cevap Ebu Bekr el-Enbârî´nin şu sözleridir: Bize el-Hasen b. el-Hu-bab anlattı, bize Süleyman b. el-Eş´as anlattı, bize İbn Ebî Kudame anlattı, bi­ze Cerir, el-A´meş´ten rivayetle dedi ki: Sanırım o İbrahim´den rivayetle şöy­le dedi: Abdullah b. Mes´ud´a: Fâtilıa´yı neden mushaiina yazmadın? diye so­ruldu, o, şu cevabı verdi: Eğer ben bunu Mushaf´ıma yazmış olsaydım, her sûre ile birlikte yazardım.

Ebu Bekr dedi ki: Şunu anlatmak istiyor: Her bir rek´ate Fâtiha´dan son­ra okunacak sûreden önce Ummu´l-Kur´ân (Fatiha) sûresi okunarak başlan­ması gerekir. O bakımdan ben bunu yazmamakla işi kısa kesmek istedim ve müslümanların bu sûreyi ezberlemiş olmalarına güvendim. Onu herhangi bir yerde yazmadım ki her sûre ile birlikte yazmak zorunda kalmayayım. Çün­kü Fatiha sûresi namazlarda her sûreden önce okunan bir sûredir. [23]

2- Fatiha Nerede İndi?

Bu sûre Mekke´de mi inmiştir yoksa Medine´de mi inmiştir hususunda mü-fessirler farklı görüşlere sahiptir. İbn Abbas, Katâde, Ebu´l-Aliye er-Riyahi -ki adı Rufey´dir- ve başkaları: Bu sûre Mekke´de inmiştir, derler. Ebû Hurey-re, Mücâhid, Atâ b. Yesâr, ez-Zührî ve başkaları, Medine´de inmiştir, derler.

Yarısı Mekke´de, yarısı da Medine´de indiği de söylenmiştir. Bu görüşü Ebu´1-Leys Nasr b. Muhammed b. İbrahim es-Semerkandî kendi tefsirinde nak­letmektedir. Birincisi ise daha sahihtir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmak­tadır: “Andolsun ki biz sana tekrarlanan yediyi ve şu büyük Kur´ân´ı verdik.” (el-Hicr, 15/87) (Bu âyetin yer aldığı) Hicr sûresinin Mekke´de indiği ise ic-ma ile kabul edilmiştir. Yine namazın Mekke´de farz kılındığı hususunda bir görüş ayrılığı yoktur. İslâm tarihi boyunca “elhamdülillahi rabbi´l âlemin (di­ye başlayan Fatiha sûresi)” okunmaksızın bir namaz kılındığına dair bir ha­ber nakledilmemektedir. Buna da Hz. Peygamber´in: “Fâtihatü´l-Kitab okun­madıkça hiçbir namaz olmaz”[24] buyruğu delildir. Bu ifade, hükmü haber ver­mektedir. Yoksa olan bir şeyin haberi değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah´tır.

Kur´ân´dan İlk Nazil Olan Buyruklar: Kadı İbnü´t-Tayyib Kur´ân-ı Ke-rim´den ilk olarak hangi buyrukların nazil olduğu hususunda görüş ayrılık­larını nakletmektedir. İlk nazil olan sûrenin “el-Müddessir” olduğu söylen­diği gibi, İkra sûresi olduğu da söylenmiştir, Fatiha sûresi olduğu da söylen­miştir. Beyhaki, “Delailü´n-Nübüvve” adlı eserinde Ebu Meysere Amr b. Şe-rahbil´den şunu nakletmektedir: Rasulullah (s.a) Hz. Hadice´ye şöyle dedi: “Yalnız kaldığımda bir ses işittim. Allah´a yemin ederim bunun hoşa gitme­yen bir iş olacağından korktum.” Hz. Hadice şöyle dedi: Bundan Allah´a sı­ğınırım. Allah, sana böyle birşey yapılmasına izin vermez. Allah´a yemin ede­rim sen şüphesiz emaneti yerine getirirsin, akrabalık bağına riâyet edersin ve doğru söz söyleyen bir kimsesin.

Rasulullah (s.a)´ın bulunmadığı bir sırada Ebu Bekir (r.a) eve gelir ve Hz. Hadice, Hz. Peygamber´in kendisine neler söylediğini ona anlatır ve devam­la şöyle der: Ey Atik, Muhammed ile Varaka b. Nevfel´in yanına git. Rasulul­lah (s.a) yanlarına girdiğinde Hz. Ebu Bekir, Hz. Peygamber´in elinden tu­tar ve şöyle der: Seninle birlikte Varaka´ya gidelim. Hz. Peygamber ona: “Sa­na durumu kim haber verdi?” diye sorunca Hz. Ebu Bekir: Hadice dedi. İki­si birlikte Varaka´nın yanına gittiler ve durumu ona anlattılar. Bu arada Hz. Peygamber şöyle dedi: “Yalnız kaldığım sırada arkamdan ya Muhammed, ya Muhammed diye birisinin seslendiğini işitiyorum, ben de kaçmaya koyulu­yorum.” Varaka: Hayır, böyle yapma, dedi. Bu sesi işittiğin takdirde, sana ne söyleyeceğini işitmek üzere yerinde dur, sonra yanıma gel bana durumu bil­dir. Hz. Peygamber yalnız kaldığı sırada ona: Ya Muhammed, diye seslenil­di. Bil ki: “Rahman ve rahîm olan Allah´ın adıyla, hamd alemlerin rabbi Al­lah´a mahsustur…” buyruğunu “sapanlarınkine değil” buyruğuna kadar ya­ni sûrenin sonuna kadar inzal buyurdu. “La ilahe illellah” de. Daha sonra Hz. Peygamber Varaka´ya gitti ve bu durumu ona anlatınca Varaka ona şöyle de­di: Sana müjdeler olsun, sana müjdeler olsun. Ben tanıklık ederim ki Meryem oğlu İsa´nın geleceğini müjdelediği kişi sensin. Musa´ya gelen Namus (vahy)´ın benzeri sana da gelmiştir. Sen Rasûl bir peygambersin. Bundan son­ra sana cihad emri verilecektir. Bu emir sana geldiği takdirde ben hayatta olur­sam şüphesiz seninle birlikte senin yanında cihad ederim. Varaka vefat et­tiğinde Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: “Andolsun o keşişi, cennette üzerin­de ipek elbiseler bulunduğu halde gördüm. Çünkü, 9 bana iman etti ve be­ni tasdik etti.” Hz. Peygamber bu sözleriyle Varaka´yı kastediyor. el-Beyha-ki (Allah ondan razı olsun) der ki, bu (hadisin senedi) munkaü´dır. Eğer ger­çekten mahfuz bir rivayet ise bunun Hz. Peygamber´e: “Yaratan Rabbinin adıyla oku” (el-Alak, 96/1) buyruğu ile “Ey örtülerine sarılıp bürünmüş olan” (el-Müddessir, 74/1 )buyruğunun nüzulünden sonra meydana gelmiş bir ola­ya dair bir haber olma ihtimali vardır. [25]

3- Fâtiha´yı İndiren Melek:

İbn Atiyye der ki: Bazı ilim adamları, Hz. Cebrail´in el-Hamd (Fatiha) sû­resini indirmediğini sanmışlardır. Buna sebep ise Müslim tarafından kayde­dilen İbn Abbas´tan şöyle dediğine dair rivayettir: Hz. Cebrail Peygamber (s.a)´ın yanında oturuyor iken üst taraftan bir ses işitti. Başını kaldırdı ve şöy­le dedi: Bu, şu ana kadar açılmamış ve bugün açılan semadaki bir kapıdır. O kapıdan bir melek indi, bunun hakkında da şöyle dedi: Bu, şu güne ka­dar nazil olmamış ve ilk olarak bugün yeryüzüne nazil olan bir melektir. Bu melek selam verip şöyle dedi: Senden önce hiçbir peygambere verilmemiş ve sana verilen iki nurun müjdesini sana getiriyorum. Bunlar, Fâtihatü´1-Kİ-tab ile Bakara sûresinin son âyetleridir. Bu sûrelerden okuduğun her bir har­fin mutlaka karşılığı sana verilecektir.[26]

İbn Atiyye der ki: Ancak bu durum sözü geçen ilim adamının zannettiği gibi değildir. Bu hadis-i şerif, Hz. Cebrail´in Peygamber (s.a)´e sözü geçen me­lekten daha önce gelmiş olduğunu, o meleğin gelişini ve onunla birlikte na­zil olacak olanı haber vermek üzere geldiğini göstermektedir. Buna göre Hz. Cebrail, bu sûrenin indirilişinde ortak hareket etmiş olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah´tır.

Derim ki: Hadisin zahiri Hz. Cebrail´in Peygamber (s.a)´e bu konuda herhangi bir bilgi vermediğini göstermektedir. Bizler bu âyetin nüzulünün Mekke´de olduğunu önceden açıklamış bulunuyoruz. Hz. Cebrail, yüce Al­lah´ın şu buyruğu sebebiyle bu sûreyi indirmiş bulunmaktadır: “Onu emin olan ruh indirmiştir.” (eş-Şuara, 26/93) İşte bu buyruk, Hz. Cebrail´in bu sûre­yi indirdiğini göstermektedir. Çünkü bu âyet-i kerime, bütün Kur´ân-ı Kerim´in Hz. Cebrail tarafından indirilmiş olmasını gerektirir. Böylelikle Hz. Cebrail bu sûrenin okunuşunu Mekke´de indirmiş olup. Medine´de de bunun sevabı­nı belirtmek üzere sözü geçen melek tarafından indirilmiş olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah´tır.

Bu sûrenin Mekkî ve Medenî olduğu Hz. Cebrail tarafından iki defa indi­rildiği de söylenmiştir. Bunu es-Sa´lebi nakletmiştir. Ancak bizim sözünü et­tiğimiz şekil daha uygundur. Çünkü Kur´ân-ı Kerim ile Sünnet-i seniyyede-ki haberlerin arası böylece telif edilmektedir. Hamdimiz Allah´adır, minnet duygularımız O´nadır. [27]

4- Besmele ve Namazda Fâtiha´dan Önce Okunacak Dua:

Sahih kabul edilen görüşe göre, besmelenin Fâtiha´dan bir âyet-i kerime olmadığını daha önceden açıklamış bulunuyoruz. Bu husus sabit olduğuna göre, namaz kılanın hükmü de şu olur: Tekbir getirdiği takdirde hemen onun arkasından Fâtiha´yı okumalı ve susmamalıdır. Ayrıca herhangi bir tevcih (vec-cehtu vechi…diye başlayan dua) ile herhangi bir teşbih (sübhanekellahum-me… diye başlayan dua) okunmamalıdır. Çünkü az önce gördüğümüz Hz. Ai-şe´yle Hz. Enes´ten ve başkalarından rivayet edilen hadisler bunu gerektir­mektedir. Fakat tevcih ve teşbih okunacağına ve susulacağına dair hadisler de gelmiş bulunmaktadır. Bir grup ilim adamı bu hadisler istikametinde gö­rüş belirtmiştir. Mesela Ömer b. el-Hattab ile Abdullah b. Mes´ud (Allah iki­sinden da razı olsun)´dan gelen rivayete göre, her ikisi de namaza ilk baş­ladıklarında şu duayı okurlarmış: Şanın ne yücedir Allah´ım, seni hamdinle teşbih ederim, adın yüce ve mübarektir, şanın pek yücedir senden başka hiçbir ilah yoktur.[28]

Süfyan, Ahmed, İshak ve ashab-ı rey bu görüşü kabul etmişlerdir.

İmam Şafiî de Hz. Ali´nin Peygamber (s.a)´dan rivayet ettiği hadis doğrul­tusunda görüş belirtir idi. Bu rivayete göre Hz.Peygamber namaza tekbir ile başlar, sonra da: duasını okurdu. Bu hadisi Müslim rivayet et­miştir.[29] En´am sûresinin sonlarında hadisin tamamı gelecektir. Yine orada bu mes´ele ile ilgili eksiksiz açıklamalar -yüce Allah´ın izniyle- gelecektir.[30]

İbnu´l-Münzir der ki: Rasulullah (s.a)´ın namazda tekbir getirdikten sonra kıraate başlamadan önce kısa bir süre susup şu duayı yaptığı sabit olmuştur:

“Allah´ım, benimle hatalarımın arasını doğu ile batının arasını uzaklaştır­dığın gibi uzaklaştır, Allah´ım, beyaz elbise kirli elbiseden nasıl seçilip ayır-dediliyor ise, beni de günahlarımdan öylece arındır. Allah´ım, su ile kar ile dolu ile günahlarımı yıka.”[31] Ebu Hureyre de bu şekilde amel etmiştir. Ebu Seleme b. Abdurrahmân der ki: İmamın iki tane hafif susuşu (sektesi) var­dır. Bu iki susuşu esnasında kıraati ganimet biliniz.

el-Evzaî, Said b. Abdülaziz ve Ahmed b. Hanbel bu konuda Peygamber (s.a)´dan gelen bu hadise meyi ediyorlardı.[32]

5- Namazda Fâtiha´yı Okumanın Hükmü:

Namazda Fatiha sûresinin okunmasının vücubu ile ilgili olarak ilim adam­ları farklı görüşlere sahiptir. İmam Mâlik ve mezhebine mensup olanlar, şöy­le demişlerdir: Bu sûre her rek´atte imam tarafından da, tek başına namaz kı­lan tarafından da muayyen olarak okunmalıdır. Basralı, Mâliki mezhebine men­sup İbn Huveyzimendad der ki: İki rek´atli bir namazın bir rek´atinde Fatiha okumayı unutan bir kimsenin bu namazının batıl olacağı hususunda İmam Mâ-lik´ten farklı bir kanaat gelmemiştir. Fakat dörtlü yahut üç rek´atli bir nama­zın bir rek´atinde Fatiha okumayı terkeden bir kimse ile ilgili farklı görüşleri nakledilmiştir. Bir seferinde: Namazını iade eder demiş, bir diğer seferinde de: İki sehiv secdesi yapar demiştir. Bu İbn Abdi´l-Hakem´in ve başkalarının İmam Mâlik´ten yaptığı rivayettir. İbn Huveyzimendad der ki: Şöyle de denil­miştir: Bu rek´ati iade eder ve selam verdikten sonra sehiv secdesi yapar.

İbn Abdi´1-Berr der ki: Sahih olan görüş bu rek´ati (Fatiha okumadığı rek´ati) lağvetmesi ve onun yerine yeni bir rek´at kılmasıdır. Tıpkı yanılarak bir secde yapmayan kimsenin durumunda olduğu gibi. İbnu´l-Kasım´ın ter­cih ettiği görüş de budur. Hasan-ı Basri ve Basralıların çoğunluğu Mahzum-lu ve Medineli el-Muğire b. Abdurrahmân şöyle demişlerdir: Namazda bir de­fa Fatiha sûresini okumak namaz kılan için yeterlidir ve namazını iade etme­si gerekmez. Çünkü Ummu´l-Kur´ân (Fatiha sûresi)ni okuduğu bir namaz de­mek olur. Ve bu namaz Hz. Peygamber´in: “Ummu´l-Kur´ân´ı okumayan kimsenin namazı olmaz” buyruğu dolayısıyla eksiksiz bir namazdır. Bu kişi ise Ummu´l-Kur´ân´ı okumuş bulunmaktadır.

Derim ki: Ancak bu hadis-i şerifin “her rek´atte Fatiha sûresi okumayanın namazı olmaz” anlamına gelmesi ihtimali de vardır. İleride görüleceği üze­re doğru olan açıklama şekli budur. Yine “rek´atlerin çoğunluğunda Fâtiha´yı okumayan kimsenin namazı olmaz” anlamına gelme ihtimali de vardır. İşte konu ile ilgili görüş ayrılığının sebebi budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah´tır.

Ebu Hanife, es-Sevri ve el-Evzaî der ki: Namazın tümünde kasten Fatiha okumayı terketse ve başka bir sûre okusa bu onun için yeterlidir. Ancak bu konuda Evzaî´den farklı görüş de nakledilmiştir. Ebu Yusuf ile Muhammed b. el-Hasan der ki: Okumanın asgari miktarı ya üç (kısa) âyettir veya borç­lanma âyeti (el-Bakara, 2/282) gibi uzunca bir âyettir. Yine Muhammed b. el-Hasan´dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Bir âyet miktarı veya (elhamdülil­lah) demek gibi anlaşılabilir bir söz miktarı okumanın uygun geleceği icti-hadındayım, fakat kedisine söz (anlaşılabilir bir kelam) demlemeyecek şe­kilde bir harflik okumayı uygun görmüyorum.[33]

et-Taberî der ki: Namaz kılan her rek´atte Fâtiha´yı okur. Fâtiha´yı okuma­yacak olursa, Kur´ân-ı Kerim´den âyet ve harf “sayısı onun gibi bir bölümü oku­madıkça caiz olmaz. Ancak İbn Abdi´1-Berr der ki: Böyle bir sınırlandırma­nın anlamı yoktur. Çünkü Fatiha sûresinin muayyen olarak okunmasının is­tenmesi ve özellikle onun sözkonusu edilmesi sebebiyle bu hüküm yalnız onun hakkındadır. Başka sûre veya âyetler hakkında sözkonusu değildir. Fa­tiha okuması kendisine vacib olan bir kimsenin Fâtiha´yı okuma gücü olmak­la birlikte onu terketmesi halinde yerine başka birşey okumasını kabule im­kan yoktur. Onun vazifesi (okumamışsa) Fâtiha´yı tekrar okumak ve onu ia­de etmektir. İbadetlerde muayyen olarak yerine getirilmesi istenen diğer farz­larda olduğu gibi. [34]

6- Rukû´a Varan İmama Uymak:

İmama uyan kimse; eğer rükû halinde iken imama yetişir ise, imamın kı­raati onun kıraatinin yerine geçer. Çünkü ilim adamları icma ile şunu kabul etmişlerdir: Kişi rükû halinde imama yetişecek olursa tekbir getirir, rukûa va­rır ve birşey okumaz. Eğer ayakta iken ona yetişir ise, Kur´ân okur. Bu işe bir sonraki başlıkta açıklanacaktır. [35]

7- İmam Namazda Gizli Okuyorsa:

Gizli okumanın sözkonusu olduğu namazlarda cemaatin imamın arkasın­da kıraati terketmemesi gerekir. Terkedecek olursa, güzel olmayan bir davra­nışta bulunmuş demektir. İmam Mâlik ve mezhebine mensup olanların görü­şüne göre herhangi birşey yapması da gerekmez. Şayet imam açıktan Kur´ân okuyacak olursa, buna dair bilgiler sekizinci başlık altında verilecektir. [36]

8- İmam Açıktan Okuyorsa:

Mâlikî mezhebinde meşhur olan görüşe göre bu durumda Fâtiha´yı da baş­ka bir sûreyi de okumaz. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Kur´ân okun­duğu zaman onu dinleyin ve susun.” (el-A´raf, 7/204) Rasulullah (s.a)´ın şu buyrukları da bunu gerektirmektedir: “Ne oluyor ki Kur´ân hususunda benim­le münazaa ediliyor?”[37] İmam hakkında da: “Kur´ân okuduğu vakit siz de su­sup dinleyiniz”[38] diye buyurması ile: “Her kimin bir imamı var ise imamın kıraati onun için de kıraattir”[39] buyurması bunu gerektirmektedir.

el-Buveyti´nin ve Alımed b. Hanbel´in ondan yaptıkları rivayete göre de Şa­fiî şöyle demiştir: İster imam olsun ister cemaat, imam ister açıktan okusun ister gizli okusun her rek´atte Fatiha sûresini okumadıkça hiçbir kimsenin na­mazı olmaz. Şafiî Irak´ta bulunduğu sıralarda imama uyan kimse hakkında şöy­le derdi: (İmam) gizli okuduğu takdirde (imama uyan) içinden okur. Fakat açık­tan okuduğu takdirde (imama uyan da) okumaz. Mâlikî mezhebindeki meş­hur görüş gibi. Fakat Mısır´a geldikten sonra şu şekilde görüşünü açıkladı: İma­mın açıktan okuduğu hallerde iki görüş vardır: Birinci görüş okumasıdır, ikin­ci görüş ise okumamasının da yeterli geleceği ve imamın kıraatiyle yetinece­ği şeklindedir. Bunu İbnü´l-Münzir nakletmektedir. İbn Vehb, Eşheb, İbn Abdülhakem, İbn Habib ve Kufiler der ki: İmama uyan hiçbir şey oku-maz.İmam ister açıktan okusun, ister gizliden. Çünkü Peygamber efendimiz´in: “İmamın okuması onun için (imama uyan kimse için) de okumadır” hadisi bu­nu gerektirmektedir. Ve bu hadisteki ifade geneldir. Çünkü Hz. Cabir de şöy­le demiştir: Her kim Fatiha sûresini okumaksızın bir rek´at namaz kılacak olur­sa, -imamın arkasında namaz kılması hali müstesna- namaz kılmış olmaz. [40]

9- Namaz´da Fâtiha´nın Okunması İle İlgili Sahih Görüş:

Bu görüşlerden sahih olanı Şafiî´nin, Ahmed´in ve Mâlik´in diğer görüşü­dür. (Yani) Fâtiha´nın her bir rek´atte ve genel olarak herkes için muayyen olarak okunması gerektiğidir. Çünkü Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş­tur: “Fâtihatü´l-Kitabı okumayan kimsenin namazı olmaz.”[41] “Her kim Um-mu´1-Kur´ân´ı okumaksızın bir namaz kılacak olursa, onun kıldığı bu namaz eksiktir” sözü ve bunu üç defa tekrarlamasıdır.[42]

Ebu Hureyre de der ki: Rasulullah (s.a) bana şu şekilde nida etmemi emir buyurdu: “(En az) Fatiha sûresi okunmadıkça namaz olmaz ve daha fazlası okunur.” Bunu Ebu Davud rivayet etmiştir.[43]

Nasıl ki bir rek´atteki bir secde veya bir rükû öteki rek´attekinin yerini tut­muyorsa, bir rek´atteki okuyuş da ötekindeki okuyuşun yerini tutmaz. Abdullah b. Avn, Eyyub es-Sahtiyani, Ebu Sevr ve bundan başka Şafiî mezhe­bi mensubu olan alimler ile Davud b. Ali (ez-Zahirî) de bu görüştedir. Ben­zeri bir görüş Evzaî´den de rivayet edilmiştir, Mekhul de bu kanaattedir.

Ömer b. el-Hattab, Abdullah b. Abbas, Ebu Hureyre, Ubey b. Kab, Ebu Eyyub el-Ensari, Abdullah b. Amr b. el-As, Ubade b. es-Samit, Ebu Said el-Hudrî, Osman b. Ebi´l-Âs, Havvat b. Cübeyr´in de şöyle dedikleri rivayet edil­miştir: Fâtihatü´l-Kitabsız namaz olmaz.[44] Aynı zamanda bu hem İbn Ömer´in hem de Evzaî mezhebinin meşhur olan görüşüdür. İşte bu konuda bütün bu ashab-ı kirama uymak gerekir, onlar örnek alınmalıdır. Bunların hepsi her rek´atte Fâtiha´nın okunmasını farz kabul etmektedirler.

İmam Ebu Abdullah Muhammed b. Yezid b. Mâce el-Kazvini, Sünen´in-de bu konudaki görüş ayrılıklarını ortadan kaldıracak ve her türlü ihtimali izale edecek bir rivayet kaydederek şöyle demektedir: Bize Ebu Kureyb an­lattı, bize Muhammed b. Fudayl anlattı.[45] Bize Suveyd b. Said anlattı, bi­ze Ali b. Mushir anlattı, hepsi Ebu Süfyan es-Sa´di´den, o Ebu Nadra´dan, o Ebu Said el-Hudrî´den rivayetle dediler ki: Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: “Her bir rek´atte elhamdülillah (Fatiha sûresi) ile bir başka sûre okumayanın -ister farz olsun ister başka bir namaz olsun- namazı olmaz.”[46]

Müslim´in Sahih´inde Ebu Hureyre´den namazın nasıl kılınacağını öğret­tiği kimseye: “Ve bunu namazının tümünde yap” dediği ifadesi yer almakta­dır.[47] Sözkonusu bu hadis-i şerif ileride gelecektir.

Yine bu konudaki delillerden bir tanesi de Ebu Davud´un Nafi b. Mahmud b. er-Rabi el-Ensari´den şöyle dediğine dair rivayetidir: Ubade b. es-Samit´in sabah namazını kıldırmak üzere gelmesi gecikince müezzin Ebu Nuaym ikamet getirdi ve cemaate namaz kıldırdı. Bu arada Ubade b. es-Samit gel­di, beraberinde ben de vardım. Ebu Nuaym´ın arkasında safa durduk. Ebu Nu­aym açıktan Kur´ân okumakta idi. Ubade Fatiha´yi okumaya başladı. Nama­zı bitirince Ubade b. es-Samit´e şöyle dedim: Ebu Nuaym açıktan okuduğu halde senin Fatiha sûresini okuduğunu duydum. O: Evet dedi. Rasulullah (s.a) açıktan Kur´ân okunan namazların birisini bize kıldırmakta iken Kur´ân okumasında biraz güçlük çekti. Namazı bitirince bize doğru yüzünü çevire­rek şöyle dedi: Ben açıktan okuduğum vakit sizler Kur´ân okuyor musunuz? Kimimiz: Evet biz bu işi yapıyoruz, deyince Hz.Peygamber şöyle buyurdu: “Hayır. Ben de Kur´ân hususunda ne oluyor ki benimle çekişiliyor, dedim.

Ben Kur´ân okuduğum takdirde -Ummu´l-Kur´ân (Fatiha sûresi) dışında Kur´ân´dan birşey okumayınız.”[48]

İşte bu rivayet, imama uyanın okuyuşu ile ilgili açık bir nastır. Bunu Ebu İsa et-Tirmizî, Muhammed b. İshak´tan bu manada rivayet etmiş olup “hasen bir hadistir” demiştir.[49] İmamın arkasında Kur´ân okumak hususunda Pey­gamber (s.a)´ın ashabından ve tabiinden ilim adamlarının çoğunluğunun uy­gulaması bu hadis-i şerife göredir. Aynı zamanda bu Mâlik b. Enes´in, İbnü´l-Mubarek´in, eş-Şafiî´nin, Ahmed ve İshak´ın görüşüdür. Bunların hepsi ima­mın arkasında Kur´ân okunacağı görüşündedirler. Yine bunu Darakutni de rivayet etmiş ve: Bu hasen bir isnad olup hadisin senedindeki bütün rical (ra-viler) sika (güvenilir) ravilerdir demiştir. Ayrıca Mahmud b. er-Rebi´in, İlya (Beytü´l-Makdis) de yerleşen bir kimse olduğunu, Ebu Nuaym´ın da Beytü´l-Makdis´de ezan okuyan ilk kişi olduğunu zikretti.[50]

Ebu Muhammed Abdulhak der ki: Nafi b. Mahmud´u ne Buharı Tarih´in-de ne de İbn Ebi Hatim zikretmiştir. Buharı ve Müslim ondan herhangi bir ri­vayette bulunmamışlardır.[51] Ebu Ömer onun hakkında: Meçhuldür demiştir.[52]

Darakutni de Yezid b. Serik´ten şöyle dediğini nakletmektedir: Ben Ömer´e imamın arkasında Kur´ân okumaya dair soru sordum da bana oku­mayı emretti. Ben: İmam sen dahi olsan da mı? diye sordum, o da: Ben da­hi olsam dedi. Ben: Açıktan okusan da mı diye sordum, o: Açıktan okusam dahi dedi. Darakutni der ki: Bu sahih bir isnattır.[53]

Yine Cabir b.Abdullah´ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasulullah (s.a) şöyle buyurdu: “İmam teminat altına alan kimsedir.[54] O ne yaparsa siz de öyle yapınız.” Ebu Hatim der ki: Bu, imam arkasında Kur´ân okumanın ge­rektiğini ileri süren kimseler için uygun bir delildir. Ebu Hureyre de: “Ben kimi zaman imamın arkasında olurum” diyen el-Farisi´ye buna uygun fetva vermiş ve daha sonra yüce Allah´ın (kudsi hadisteki) şu buyruğunu delil gös­termişti: “Ben namazı benim ile kulum arasında ikiye böldüm. Yarısı benim­dir, yarısı kulumundur ve kuluma istediği verilecektir.” Ayrıca Rasulullah (s.a) da şöyle buyurmuştur: “Okuyunuz. Kul der ki: Hamd alemlerin Rabbi olan Allah´a mahsustur…” [55]

10- İmamın Arkasında Kur´ân Okunmaz Diyenlerin Delilleri:

Öncekilerin delil gösterdikleri Hz. Peygamber´in: “Ve (imam) okuduğunda siz de susup dinleyiniz” hadisini Müslim, Ebu Musa el-Eş´ari´den rivayet etmiştir. Cerir´in Süleyman´dan, onun da Katâde´den rivayet etmiş olduğu: “Ve (imam) okuduğunda susup dinleyiniz” fazlalığı ile ilgili olarak Darakutni şun­ları söylemektedir: Bu fazlalık da Süleyman et-Teymi´nin Katâde yoluyla yap­tığı rivayette Süleyman´a uyan olmamış ve Katâde´den hadis belleyenler bu konuda ona muhalefet ederek bu fazlalığı zikretmemişlerdir. Bunlar arasın­da Şu´be, Hişam, Said b. Ebi Aruba, Hemmam, Ebu Avane, Ma´mer, Adiyy b. Ebi Umare de vardır. Darakutni der ki: Bunların icma ile (bu fazlalığı riva­yet etmemeleri) Süleyman´ın bu konuda vehme kapıldığını göstermektedir. Ayrıca Abdullah b. Amir Katâde´den et-Teymi´ye mütabaatte (ona uygun ri­vayette) bulunduğuna dair bir rivayet gelmiştir. Fakat bu (Abdullah b. Amir) pek kuvvetli bir ravi değildir. el-Kattan ondan rivayet almayı terketmiştir. Yi­ne bu fazlalığı Ebu Davud Ebu Hureyre´den gelen yolla kaydetmiş ve şöyle demiştir: Şu.- “Okuduğu vakit susup dinleyiniz” fazlalığı mahfuz değildir. (Gü­venilir raviler tarafından bellenilmiş değildir). Ebu Muhammed Abdulhak´ın zikrettiğine göre Müslim, Ebu Hureyre´den gelen bu hadis-i şerifi sahih ka­bul etmiş ve şöyle demiştir: Bu hadis bana göre sahihtir.[56]

Derim ki: Müslim´in bunu sahih kabul ettiğini gösteren delillerden birisi de -ravilerin üzerinde icma etmemiş olmasına rağmen- Ebu Musa´dan gelen rivayet yoluyla bu fazlalığı kitabına almış olmasıdır. Yine İmam Ahmed b. Hanbel ve İbnu´l-Münzir de bunun sahih olduğunu kabul etmiştir. Şanı yüce Al­lah´ın: “Ve Kur´ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun.” (el-A´raf, 7/204) buyruğu Mekke´de nazil olmuştur. Namazda konuşmanın haram kılınması ise, -Zeyd b. Erkam´ın da söylediği gibi- Medine´de nazil olduğundan dolayı bu onların lehlerine bir delil olamaz. Çünkü orada kastedilen -Said b. el-Müsey-yeb´in de dediği gibi- müşriklerdir. Darakutni´nin Ebu Hureyre´den rivaye­tine göre bu âyet-i kerime Rasulullah (s.a)´ın arkasında namaz kılınırken se­si yükseltmek hakkında nazil olmuştur. Ayrıca Darakutni der ki: Abdullah b. Amir ravi olarak zayıftır.[57]

Hz. Peygamber´in: “Bana ne oluyor ki Kur´ân hususunda benimle çekişi­liyor?” buyruğuna gelince; bunu Mâlik İbn Şihab´tan, o İbn Ukeyme el-Ley-si´den rivayet etmiştir. Bunun adı İmam Mâlik´in, söylediğine göre Amr´dır, başkası da Âmir demektedir. Yezid, Umare veya Ammar olduğu da söylen­miştir. Künyesi Ebu´l Velid´dir. 101 yılında doksanyedi yaşında iken vefat et­miştir. ez-Zühri ondan sadece bir hadis-i şerifi rivayet etmiştir. Sika bir ra-vidir. Ondan Muhammed b. Amr ve başkaları da rivayette bulunmuştur. Hadisinde anlatılmak istenen şudur: Ben açıktan okuduğum zaman siz de açıktan okumayınız. Çünkü bu münazaa (anlaşmazlık) bir çekişme ve bir karışıklıktır. O bakımdan siz içinizden okuyunuz. Bunun böyle olduğunu Uba-de´nin rivayet ettiği hadis ile Ömer el-Faruk´un verdiği fetva ve her iki ha­disi de rivayet eden Ebu Hureyre´nin rivayeti beyan etmektedir. Eğer Hz. Pey-gamber´in: “Ne oluyor ki Kur´ân-ı Kerim´de benimle münazaa olunuyor?” ha­disinden her türlü okumanın yasaklığı manası çıkabilseydi buna muhalif fet­va vermesi mümkün olmazdı. ez-Zühri´nin İbn Ukeyme´nin rivayet ettiği ha­dis ile ilgili olarak söyledikleri de şunlardır: Ashab-ı kiram Rasulullah (s.a)´dan bu sözlerini işitince Rasulullah (s.a)´ın açıktan okuduğu namazlar­da Kur´ân okumaktan vazgeçtiler, şeklindeki sözleriyle kastettiği önceden de açıkladığımız gibi, Fatiha sûresini okumaktır. Başarımız Allah iledir.

Hz. Peygamber´in: “Her kimin imamı varsa, imamın kıraati onun için kı­raattir” hadisine gelince, zayıf bir hadistir. Bunu el-Hasen b. Umare müsned olarak rivayet etmiştir. Ancak el-Hasen metruk bir ravidir. Ebu Hanife ise[58] zayıf bir ravidir. Her ikisi de bunu Musa b. Ebî Aişe´den o Abdullah b. Şed-dad´dan, o Cabir´den rivayet etmişlerdir. Darakutni de bu hadisi rivayet edip şöyle demiştir: Bunu Süfyan es-Sevri, Şu´be, İsrail b. Yunus, Şerik, Ebu Halid ed-Dalani, Ebu´l-Ahvas, Süfyan b. Uyeyne, Cerir b. Abdulhamid ve başkaları Musa b. Ebi Aişe´den o, Abdillalı b. Şeddad´dan mürsel olarak Peygamber (s.a)´den rivayet etmişlerdir ki doğru rivayet şekli budur.[59]

Hz. Cabir´in: “Her kim Fatiha sûresini okumaksızın namaz kılacak olur­sa, o imam arkasında olması hali müstesna namaz kılmış olmaz”[60] sözle­rini İmam Mâlik Vehb b. Keysan´dan, o da Cabir´den Hz. Cabir´in sözü ola­rak rivayet etmiştir. İbn Abdi´1-Berr der ki: Ayrıca bunu tefsir sahibi Yahya b. Sellam Mâlik´ten, o Ebu Nuaym´dan o Vehb b. Keysan´dan, o Cabir´den o Pey­gamber (s.a)´den rivayet etmiştir. Ancak doğrusu Muvatta´da olduğu gibi Ca-bir´e mevkufen rivayet edilmesidir. Bu mevkuf rivayetin fıkhi inceliklerinden bir tanesi de Fatihanın okunmadığı rek´atin iptal edilmesidir. Ayrıca bu İb-nü´1-Kasım´ın kabul ettiği görüşün doğruluğunu da ortaya koymaktadır. Bu­nu da (Fâtiha´nın okunmadığı) rek´atin sayılamayacağı, başka bir rek´atin esas kabul edileceği ve Fâtiha´nın okunmadığı bir rek´atin namaz kılan tarafın­dan sayılamayacağı hususunda İmam Mâlik´ten rivayet etmiştir. Yine bu ri­vayette şöyle bir fıkhı incelik de vardır: İmamın kıraati namaz kıldırdığı kim­seler için de kıraattir. Bu Hz. Cabir´in kabul ettiği görüştür, fakat bu husus­ta ona başkaları muhalefet etmiştir. [61]

11- Fatiha Her Rekatte mi Okunur?

İbnu´l-Arabi der ki: Peygamber (s.a)´den: “Fâtiha´yı okumayan kimsenin namazı yoktur” şeklinde gelen bu delil hakkında insanlar farklı görüşlere sa­hiptir: Acaba buradaki nefy (olmayacağını ifade eden buyruk) mükemmel­lik ve tamamlılık ile ilgili midir yoksa yeterlilik ile mi ilgilidir? Delili tetkik edenin durumuna göre fetvada da değişiklik görülmektedir. Bu asıl delil ile ilgili en meşhur ve en güçlü olan şekil, nefiy genellilik ifade eder, şeklinde olduğundan dolayı, İmam Mâlik´ten gelen güçlü rivayet de: Fatiha sûresini namazında okumayanın namazının batıl olacağı şeklindeki rivayettir. Fakat öte taraftan bu sûrenin her bir rek´atte tekrar edilmesi ile ilgili görüşü tet­kik ettiğimizde şunu görürüz: Peygamber (s.a)´ın: “Ve sen bunu namazının tümünde böylece yap.[62]”buyruğunu bu esasa göre tevil edip anlayan bir kimsenin tıpkı rükû ve sücudunu tekrarladığı gibi, kıraatini de tekrarlama­sı gerekir. Doğrusunu en iyi bilen Allah´tır. [63]

12- Fatiha Okumanın Farz Olup Olmadığı:

Bizim, bu bölümde zikrettiğimiz ve muayyen olarak Fâtiha´nın okunması gerektiğini ortaya koyan hadis-i şerifler ile bu doğrultudaki diğer hususlar, Ku­lelilerin muayyen olarak Fâtiha´nın okunması gerekmez ve Fatiha ile Kur´ân´ın başka âyetleri arasında fark yoktur, şeklindeki görüşlerini[64] reddetmektedir. Çünkü Peygamber (s.a) -açıkladığımız üzere- kendi buyruğu ile Fatiha sûre­sini tayin etmiş bulunmaktadır. Şanı yüce Allah´ın: “Namazı kılınız” buyruğun­dan neyi murad ettiğini beyan eden odur. Diğer taraftan Ebu Davud, Ebu Sa-id el-Hudrî´nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Bize Fâtihatü´l-Kitab ile Kur´ân-ı Kerim´den kolayımıza gelen buyrukları okumamız emrolundu.”[65] İş­te bu hadis-i şerif Hz. Peygamber´in bedeviye: “Kur´ân´dan ezberlediklerin­den kolayına geleni oku”[66] buyruğundaki emrinin Fâtiha´dan fazlasını kas­tettiğini göstermektedir. Yine bu yüce Allah´ın: “O halde ondan kolayınıza ge­leni okuyun.” (el-Müzemmil, 73/20) buyruğunu da açıklamaktadır.

Diğer taraftan Müslim, Ubade b. es-Samit´ten şunu rivayet etmektedir: Ra-sulullalı (s.a) buyurdu ki: “Ummu´l-Kur´ân´ı (Fâtiha´yı) okumayanın namazı yoktur.”[67] Bir diğer rivayette de: “… ve ondan başka bir miktar okumaya­nın…” ilavesini de eklemektedir.[68]

Hz. Peygamber´in: “Eksiktir -sözünü üç defa tekrarlayarak- tamam değildir” şeklindeki buyruğu ise sözü geçen deliller gereği, yeterli değildir, anla­mındadır. Çünkü hadis-i şerifte geçen (ve eksiktir anlamı verilen kelime olan): kelimesi eksiklik ve fasid oluşu ifade eder. el-Ahfeş der ki: tabiri eksik olarak, tamamlanmadan doğumunu yapan dişi de­ve hakkında kullanılır. Hilkati tam olsa dahi doğum vaktinden önce erken doğum yaptığı takdirde de (yine aynı kökten gelen) : kelimesi kul­lanılır.

Konu üzerinde düşünüldüğü takdirde: “Eksiklik” halinde namazın caiz ol­maması gerekir. Çünkü eksik bir namaz tamam olmayan bir namazdır. He­nüz tamam olmaksızın namazdan çıkan bir kimsenin emrolunduğu şekilde (böylesinin de) namazı iade etmesi gerekir. Kıldığı o namazın hükmü ne ise iadesinin hükmü de odur. Eksik kalacağını kabul etmekle birlikte namazın caiz olacağı iddiasında bulunan kimsenin ise delil getirmesi gerekir. Sustu­rucu bir şekilde delil getirebilmesine ise imkan yoktur. Doğrusunu en iyi bi­len Allah´tır. [69]

13- Namazda Kur´ân Okumak:

İmam Mâlik´ten namazın herhangi bir bölümünde kıraatin vacib olmadı­ğı rivayet edilmiştir. İmam Şafiî de kıraati unutan kimse hakında Irak´ta bu­lunduğu sûrede aynı şekilde fetva vermekteydi. Ancak Mısır´da bu görüşün­den dönerek şöyle demeye başlamıştır: “Fâtiha´yı güzel bir şekilde okuyabi­len bir kimsenin Fâtiha´yı okumadan namazı sahih olmaz. Fâtiha´dan bir harf eksik okuması dahi yeterli değildir. Eğer Fâtiha´yı okumayacak yahut bir harf dahi eksik okuyacak olur ise, Fâtiha´dan başka yerler okumuş olsa dahi na­mazını iade eder.” Bu mesele ile ilgili sahih olan pörüş de budur. Hz. Ömer´den rivayet edilen akşam namazını Kur´ân okumaksızın kıldırdığı, bu durum kendisine anlatıldığında: Rükû ve sücud nasıldı? diye sorması üzeri­ne: Güzeldi cevabını alınca, O halde bir mahzur yoktur, şeklinde cevap ver­diği şeklindeki rivayet ise lafzı münker ve isnadı munkatı´ (kesik) bir hadis­tir. Çünkü bunu İbrahim b. el-Haris et-Teymi Hz. Ömer´den rivayet etmek­tedir. Bir diğerinde de İbrahim, Ebu Seleme b. Abdurrahmân´dan, o Hz. Ömer´den rivayet etmektedir ki her iki sened de munkatı´dır ve bunda de­lil olacak bir taraf yoktur. İmam Mâlik bunu Muvatta´da zikretmiştir. Bu Muvatta´ın ravilerinin birisinin Muvatta rivayetinde yer almakla birlikte, Yah­ya ve onunla birlikte bir grubun rivayet ettiği Muvatta´da yoktur. Çünkü İmam Mâlik daha sonraları bunu pek yerinde görmeyerek Muvatta´ından çıkarmış ve şöyle demiştir: Uygulama buna göre değildir. Çünkü Peygamber (s.a) şöy­le buyurmuştur: “Kendisinde Fâtiha´nın okunmadığı her bir namaz eksiktir.” Diğer taraftan Hz. Ömer´in sözü geçen namazı iade ettiği de rivayet edilmiş­tir. Ondan gelen sahih rivayet de budur.

Yahya b. Yalıya en-Neysaburi´nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: Bize Ebu Muaviye, el-A´meş´ten, o İbrahim en-Nehai´den, o Hemmam b. el-Ha-ris´ten rivayet ettiğine göre, Ömer (r.a) akşam namazında kıraati unuttu, son­ra da cemaatle birlikte namazı iade etti. İbn Abdi´1-Berr ki: Bu muttasıl bir ha­distir. Buna Hemmam Hz. Ömer´den rivayetle tanık olduğunu belirtmiştir. De­ğişik yollardan bu şekilde rivayet edilmiştir.

Eşheb´in rivayetine göre Mâlik şöyle demiştir: Mâlik´e Kur´ân okumayı unu­tan kişi hakkında soru sorulmuş ve: Ömer´in bu konudaki sözünü beğeniyor musun? diye sorulunca şu cevabı vermiştir: Ben Ömer´in böyle birşey yap­tığını kabul etmiyorum dedi ve böyle bir hadisin olmayacağını söyledi. Son­ra da şunları ekledi: İnsanlar (cemaat) akşam namazında açıktan Kur´ân oku­madığını görecekler de ona unuttuğunu hatırlatmak üzere sübhanallah de-meyeceker, öyle mi? Benim görüşüme göre böyle bir işi yapan kişinin nama­zı iade etmesi gerekir. [70]

14- Kur´ân Okumaksızın Namaz Kılmak:

Konu ile ilgili kabul ettikleri usullerine göre (aslî delillerine) az önce açık­landığı üzere ilim adamları Kur´ân okumaksızın namazın olamayacağını ic-ma ile kabul etmişlerdir. Aynı şekilde Fâtiha´nın okunuşundan sonra kıraatin vaktini tayin etmemek hususunda da görüş birliğine varmışlardır. Şu kadar var ki kişinin Fatiha ile birlikte sadece tek bir sûre okumasını müstehab gö­rürler. Çünkü Peygamber (s.a)´den çoğunlukla rivayet edilen hal budur. İmam Mâlik der ki: Kıraatte sünnet olan ilk iki rek´atte Fatiha ile bir sûre oku­ması, son iki rek´atte de yalnızca Fatiha´yi okumasıdır. el-Evzaî de der ki: Fâ-tiha´yı okur, eğer Fâtiha´yı okumayıp bir başka sûre okuyacak olsa bu da onun için yeterlidir. Yine el-Evzaî der ki: Eğer üç rek´atte okumayı unutacak olur­sa namazını iade eder.

es-Sevri de der ki: İlk iki rek´atte Fatiha ile bir sûre okur, son iki rek´at­te de dilediği takdirde teşbih getirir, dilerse Kur´ân okur. Kur´ân da okuma­yıp teşbih de getirmeyecek olursa namazı caizdir.

Ebu Hanife ile diğer Kufelilerin görüşü de budur. İbnu´l-Münzir der ki: Biz Ali b. Ebi Talib (r.a)´dan şöyle dediğini rivayet ediyoruz: İlk iki rek´atte Kur´ân oku, son iki rek´atte de teşbih getir. en-Nehai de bu görüştedir. Süf-yan der ki: Şayet üç rek´atte Kur´ân okumayacak olursa namazı iade eder. Çün­kü bir tek rek´atte Kur´ân okumak onun için yeterli değildir. Yine Süfyan der ki: Sabah namazının bir rek´atinde Kur´ân okumayı unutması halinde de du­rum budur.

Ebu Sevr der ki: Her rek´atte Fâtiha´nın okunmadığı bir namaz caiz olmaz. İmam Şafiî´nin Mısır´daki (Cedid) görüşü gibi. İmam Şafiî mezhebinin bütün ilim adamları da bu görüştedir. Mâliki mezhebine mensup İbn Huveyzimendad da böyle söylemiştir: Bize göre her rek´atte Fatiha sûresinin okunması vaciptir. Bu meseledeki sahih görüş de budur. Müslim Ebu Katâde´den şöy­le dediğini rivayet etmektedir: “Rasulullah (s.a) bizlere öğle ve ikindi namaz­larını kıldırır, ilk iki rek´atte Fâtihatü´l-Kitab ile iki sûre okurdu. Kimi zaman bize bir âyeti işittirir idi. Öğlenin ilk rek´atini uzunca kıldırır, ikincisini kısa keserdi. Sabah namazında da böyle yapardı.”[71] Bir diğer rivayette de şöy­le denilmektedir: “Son iki rek´atte de Fâtihatü´l-Kitabı okurdu.”[72] İşte bu İmam Mâlik´in kabul ettiği görüşün lehine açık bir nas ve sahih bir hadistir. Her bir rek´atte Fatiha´nın muayyen olarak okunacağına -bu görüşü kabul etmeyen­lerin hilafına- açık bir nastır. Delil ise Sünnette olandır, Sünnete muhalif olan­da delil olma özelliği yoktur. [73]

15- Namazda Fâtiha´dan Başka Okuma:

Cumhur, Fâtiha´dan fazla okumanın vacib (farz) olmadığı görüşündedir. Çünkü Müslim, Ebu Hureyre´nin şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Her namazda kıraat vardır. Peygamber (s.a)´ın bize işittirerek okuduğunu biz de size işittirerek (yani açıktan) okuyoruz. Bizden gizleyerek okuduğunu biz de sizden gizleyerek okuyoruz. Her kim Fâtiha´yı okuyacak olursa bu onun için yeterlidir. Ve her kim daha fazlasını okuyacak olursa bu da daha faziletli­dir.”[74] Buharî´deki ifade ise: “Eğer daha fazla okuyacak olursan bu bir ha­yırdır.” şeklindedir.[75]

İlim adamlarının çoğunluğu zaruret sebebiyle veya zaruretsiz olarak faz­ladan bir sûre okumayı terketmeyi kabul etmezler. İmran b. Husayn, Ebu Sa-id el-Hudrî , Havvat b. Cübeyr, Mücâhid, Ebu Vail, İbn Ömer, İbn Abbas ve başkaları bu görüştedirler. Bunlar derler ki: Fâtihatü´l-Kitab ile birlikte Kur´ân-ı Kerim´den herhangi bir bölüm okumayanın namazı olmaz. Araların­dan kimisi iki âyet, kimisi de bir âyet ile bunu sınırlandırırken kimisi de bu­na sınır getirmeyip: Fatiha ile birlikte Kur´ân´dan bir bölüm, demekle yetin­miştir. Bütün bunlar her halükarda Fatiha ile birlikte Kur´ân-ı Kerim´den ko­laya gelen bir bölümü öğrenmeyi gerektirmektedir. Çünkü Ubade b. es-Sa-mit ile Ebu Said el-Hudrî ve başkalarının rivayet ettikleri hadisler bunu ge­rektirmektedir.

(İmam Mâlik´in) el-Müdevvene adlı eserinde şöyle denilmektedir: Veki´, el-Ameş´ten, o Hayseme´den rivayetle dedi ki: Bana Ömer b. el-Hattab´ı şöy­le derken dinleyen birisi anlattı: Fâtihatü´l-Kitabı ve onunla birlikte bir mik­tar Kur´ân okumayanın namazı yeterli değildir.

Mezhebimizde (Mâlikî mezhebinde) Fâtiha´dan sonra sûre okumanın hükmü ile ilgili üç farklı görüş vardır: Sünnet, fazilet ve vacib görüşü. [76]

16- Fatiha´yı Öğrenemeyen:

Bütün gücünü harcadıktan sonra Fatiha´yı öğrenemeyen yahut Kur´ân-ı Ke-rim´den hiçbir şey belleyemeyen veya hafızasında ondan hiçbir şey tutama­yan kimsenin Kur´ân okunması gereken yerlerde tekbir, tehlil, tahmid, teş­bih, temcid yahut la havle vela kuvvete illa billah´tan mümkün olanı söyle­yerek Allah´ı zikretmesi gerekir. Bu şekilde zikir yalnız başına namaz kılma­sı veya imamın gizliden okuduğu namazlarda imam ile birlikte kılması ha­linde sözkonusudur. Çünkü Ebu Davud ve başkaları Abdullah b. Ebi Evfa´dan şöyle dediğini rivayet etmektedirler: Bir adam Peygamber (s.a)´ın yanına ge­lerek şöyle dedi:Ben Kur´ân-ı Kerim´den herhangi birşey ezberlemek imka­nını bulamıyorum. Bana onun yerini tutacak birşeyler öğret. Hz. Peygamber: “De ki Allah´ı teşbih ederim. Hamd yalnız Allah´ındır. O´ndan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür. Bütün gücümüz ve takatimiz ancak Allah´ın yardımı ile­dir.” Bunu soran sahabi: Ey Allah´ın rasulü, bunlar Allah için söyleyeceğim sözlerdir. Ya kendim için ne diyeyim? Hz. Peygamber şöyle buyurdu: De ki: Allah´ım bana merhamet buyur, bana afi­yet ver, beni doğru yola ilet, beni rızıklandır.”[77]

17- Hiçbir Dua Okuyamayan:

Şayet bu lafızlardan herhangi birisini de söylemekten aciz ise elinden gel­diği kadar imam ile birlikte (yani cemaatle) namaz kılmayı terketmesin. İnşa-allah imam bu konuda onun sorumluluğunu yerine getirir. Ölüm gelinceye ka­dar aralıksız olarak Fatiha´yı ve onunla birlikte bir miktar Kur´ân-ı Kerim´i öğ­renmek için bütün gayretini ortaya koymalıdır. O bu gayret içerisinde ona ölüm gelmelidir ki Allah´a karşı beyan edebileceği bir mazeret sahibi olsun.[78]

18- Arapça´ya Dili Dönmeyenler:

Arap olmayanlardan yahut başka kavimlerden arapçaya dili dönmeyen kimseye namazını kılması için anlayacağı diliyle arapça dua tercüme edilir. Yüce Allah´ın izniyle bu onun için yeterli gelir. [79]

19- Farsça Okumak:

Cumhurun görüşüne göre güzelce Arapça okuyabilenin Farsça okuyarak namaz kılması yeterli değildir. Ebu Hanife der ki: Arapça okuyabilse dahi Farsça okumak onun için yeterlidir. Çünkü maksat manayı isabet ettirmektir. İb-nu´1-Münzir ise der ki: Hayır, bu onun için yeterli olmaz. Çünkü bu Allah´ın emrine aykırıdır. Peygamber (s.a)´den bize gelen bilgiye de aykırıdır, müs-lüman cemaatlerin görüşüne de aykırıdır. Bu konuda Ebu Hanife´ye muva­fakat eden bir kimsenin olduğunu da bilmiyoruz. [80]

20- Kıraati Bilmeyen Kimse, Namazda İken Kıraat Öğrenirse:

Kıraati bilmeyerek ve emrolunduğu şekilde namaza başlayan bir kimse namaz esnasında kıraati öğreniverse ne yapar? Meseleyi şöyle tasarlayabili­riz: Namaz kılan bu kişi (namazda iken) Fâtiha´yı okuyanı işitir ve mücerred bu işitmesiyle onu ezberleyiverir. Bu durumda (namazını bozup) yeniden na­maza başlamaz. Çünkü o ana kadar kıldıklarını emrolunduğuna uygun ola­rak kılmıştır. Bunu iptal etmeyi gerektirecek bir durum yoktur. Bunu İbn Sah-nun “Kitab “ında zikretmiştir. [81]

III. Bölüm:

ÂMİN DEMEK

Bu bölüme dair açıklamalarımızı sekiz başlık halinde sunacağız: [82]

1- “Amin” Deme Şekli:

Kur´ân okuyan bir kimsenin Fatiha sûresini okuduktan sonra -Kur´ân olanın Kur´ân olmayandan ayırd edilebilmesi için kelimesinin “nun “harfi üzerinde sekte yaptıktan sonra “âmin” demesi sünettir. [83]

2- “Âmin” Deme Zamanı:

Ana kitaplarda (temel hadis kaynaklarında) Ebu Hureyre´den Rasulullah (s.a)´ın şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “İmam âmin dediğinde siz de âmin deyiniz. Çünkü her kimin âmin demesi meleklerin âmin demesine rast­lar ise geçmiş günahları affolunur.”[84]

Bizim ilim adamlarımız (Allah´ın rahmeti üzerlerine olsun) derler ki: Geç­miş günahların bağışlanması, bu hadis-i şerifin ihtiva ettiği şu dört şeyin ger­çekleşmesine bağlıdır.

1) İmamın âmin demesi

2) İmamın arkasında namaz kılanların âmin demesi

3) Meleklerin âmin demesi

4) Cematin âmin demesinin meleklerin âmin demesine denk düşmesi.

Bu denk düşme ile ilgili; duanın kabul edilmesi hakkındadır, denildiği gi­bi, zaman hakkındadır, duanın -nitelik bakımından- ihlasla yapılması hakkın­dadır da denilmiştir. Çünkü Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: “Duanızın kabul edileceğini bilerek Allah´a dua ediniz. Ve bilin ki Allah gafil ve başka şeylerle oyalanan bir kalbin duasını kabul etmez.”[85]

3- “Âmin”in Fazileti:

Ebu Davud, Ebu Musabbih el-Makrai´nin şöyle dediğini rivayet etmekte­dir: Ashab-ı kiramdan olan Ebu Züheyr en-Numeyri´nin yanında otururduk. Çok güzel bir şekilde konuşur idi. Bizden herhangi bir kimse bir duada bulun­du mu: Onu âmin sözü ile bitir, derdi. Çünkü âmin bir sahifenin üzerindeki mühür gibidir. Ebu Züheyr dedi ki: Bunun neden böyle olduğunu size bil­direyim mi? Bir gece Rasûlullah (s.a) ile birlikte çıkmıştım. Israrla dua eden birisinin yanından geçtik. Peygamber (s.a) onun duasını işitecek bir şekilde durdu. Sonra Peygamber (s.a): “Eğer mühürlerse duası kabul olunur” dedi. Orada bulunanlardan birisi: Ne ile mühürleyecek ey Allah´ın Peygamberi? diye sordu. Hz. Peygamber: “Âmin ile” dedi. “Çünkü o âmin ile duasını bitirirse (kabulünü) gerektirmiş olur.” Peygamber (s.a)´e bu soruyu soran adam dua eden adamın yanına gitti ve ona: Ey filan, duanı mühürle (âmin diyerek bitir) ve (kabul olunacağına dair) müjde olsun, dedi.[86]

İbn Abdi´1-Berr der ki: Ebu Züheyr en-Numeyri´nin asıl adı Yahya b. Nufeyr´dir. Peygamber (s.a)´dan: “Çekirgeleri öldürmeyiniz. Çünkü çekirgeler Allah´ın en büyük ordusudur”[87] hadisini rivayet etmektedir.

Vehb b. Munebbih de der ki: Âmîn dört harftir. Allah her bir harften: “Al­lah´ım, âmin diyen herkes için mağfiret buyur” diyen bir melek yaratır.

Haberde şöyle denilmiştir: “Cebrail bana Fâtihatu´l-Kitab´ı bitirdiğim vakit âmin demeyi telkin etti ve: Bu mektubun üzerindeki mühür gibidir, dedi.” Bir diğer hadiste şöyle denilmiştir: “Âmin alemlerin Rabbinin mührüdür. “[88]

el-Herevi der ki: Ebu Bekir dedi ki: Bu, Allah´ın kulları üzerindeki müh­rüdür, demektir. Çünkü yüce Allah onun vasıtası ile onların üzerinden afet ve musibetleri bertaraf eder. Tıpkı himaye eden ve bozulup içindekinin dışarıya çıkmasına engel olan mektup üzerindeki mühür gibidir. Diğer bir hadiste de şöyle denilmiştir: “Âmin cennette bir derecedir.”[89] Ebu Bekr der ki: Bunun anlamı şudur: Âmin öyle bir kelimedir ki bunu söyleyen bu vesileyle cennette bir derece kazanır.[90]

4- “Âmin”in Anlamı:

İlim ehlinin çoğuna göre “âmin” kelimesi, dua anlamında kullanılan bir kelime olarak “Allah´ım duamızı kabul buyur” demektir. Bazıları da: “Âmin” yüce Allah´ın isimlerinden birisidir, demiştir. Ca´fer b. Muhammed Mücâhid ve Hilal b. Yisaf´tan rivayet edildiği gibi İbn Abbas da bunu Peygam-ber(s.a)´dan rivayet etmekle birlikte bu sahih bir rivayet değildir. Bunu İb-nu´1-Arabi söylemiştir.

“Âmin”in anlamının: Böyle olsun demek olduğu da ileri sürülmüştür. Bunu da el-Cevheri´nin görüşüdür. el-Kelbi´nin, Ebu Salih´ten, onun İbn Abbas´tan rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a)´a: Âmin ne demektir? diye sordum, o: “Rabbim yap” demektir, dedi. Mukatil der ki:

Bu dua için bir güç ve bereketin indirilmesine bir sebeptir. Tirmizî der ki: Âminin anlamı, “sen bizim umutlarımızı boş çıkarma”dır.[91]

5- “Âmin”i Söyleyiş Şekli:

“Amin” kelimesi iki şekilde söylenir. Birincisi Yasin gibi “fail” vezninde med ile (“Âmin” şeklinde), ikincisi ise “yemin” vezninde kasır ile (“emîn” şeklin­de) söylenir. Medli söyleyişini şair şu beyitinde kullanmıştır:

“Rabbim, ebediyyen onun sevgisini benden alma Amîn diyen bir kula Allah rahmet buyursun.” Bir başkası da şöyle demiştir:

“Âmin âmin diyorum, razı olmam, bir tanesine

Ta ki ikibin âmin diyene kadar.”

Bir başka şair de kasr ile şöyle kullanmıştır:

“Ondan istekte bulununca Futhul benden uzaklaştı

Allah aramızdaki uzaklığı artırsın, emin.”

Mim´in şeddeli okunması hatadır. Bunu el-Cevheri söylemiştir.

el-Hasen ve Ca´fer es-Sadık´dan şeddeli okunduğuna dair rivayet de gel­miştir. el-Hüseyn b. el-Fadl´ın görüşü de budur. O vakit bu kelime kasdet-mek için kullanılan den türemiş ojur. Bizler sana yönelmeyi kastediyoruz, demektir. Yüce Allah´ın: Beyt-i haramı kast ederek gelenlere de saygısızlık etmeyin” (el-Maide, 5/2) buyruğu da bu kökten gelir. Bunu Ebu Nasr b. Abdurrahim b. Abdülkerim el-Kuşeyri nakletmektedir. el-Cevheri der ki: Âmin kelimesi iki sakin harfin birarada gelmesi dolayısıy­la kelimeleri gibi feth üzere mebnidir. “Âmin dedi” ve “âmin de­mek” anlamında: filan kişi âmin dedi” denilir. [92]

6- İmam´ın “Amin” Demesi:

İmam âmin´i söyler mi ve açıktan söyler mi konusunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Şafiî ve Medinelilerin rivayetine göre, Mâli£ bu görüştedir. Kufeliler ve kimi Medineliler de: İmam âmin´i açıktan söylemez, demişlerdir. Taberî´nin görüşü de budur. Bizim ilim adamlarımızdan İbn Habib´in de görüşü budur. İbn Bukeyr de: İmam muhayyerdir, demiştir. İb-nu´1-Kasım´ım İmam Mâlik´ten rivayetine göre: İmam âmin demez. Onun ar­kasındakiler yani ona uyanlar âmin, der demektedir. Bu İbnu´l-Kasım´ın ve İmam Mâlik´in mezhebine mensup Mısırlıların görüşüdür. Bunların delilleri ise Ebu Musa el-Eş´ari´nin rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: Rasûlullah (s.a) bize hut­be irad etti. Bize sünnetlerimizi açıkladı, nasıl namaz kılacağımızı öğretti .

Kur’an iklimi, Tefsir” üzerinde bir yorum

  • Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logosu

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Twitter resmi

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Facebook fotoğrafı

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Google+ fotoğrafı

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Connecting to %s

    %d blogcu bunu beğendi: