Arşivler

Kasım 2007 ayı için tüm yazılar

Mim Köprüsü

Kasım 17, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

10ur3fe5lu1.jpg

Mim Köprüsü

Ehad Ahmed … celle celaluhu sallallahu aleyhi ve sellem

Birbirini sımsıkı kucaklamış iki kelime.

Ehad , birlerin içine girmeyen bir tek!

Ahmed , beşer şahsiyetinin övülmesinde kullanılabilecek en zirve kelime!

İki kelime arasında sadece mim harfi ziyade…

Ehad kelimesine; mim harfini ekleyince Ahmed’i görürüz.

Mim boynu bükük bir harftir ; secdeyi sembolize eder…

Ehad’e ulaşmanın yegane yolu; Rabb ile abd arasına, Ahmed tarafından kurulan mim köprüsüdür.

Ehad, tek yaratıcı, sevginin ve korkunun temel yöneliş mercii.

Ahmed, O’nun var ettiği insana bahşettiği güzel olan ne varsa hepsine malik olan sevgilisi.

Secde ile, Ehad’e Ahmed’in mimarisini üstlendiği köprüden varılıyor;

Mim köprüsünden…

Bu özel sırrın varlığında Ehad ile Ahmed arasındaki bağı fark eden için, mim köprüsünün anlamı Arş ve ötesi kadar büyüktür.

O’na, O’nun Dostu’nun köprüsü ile ulaşılır. O, O’dur ki, Kendini, Dost’uyla ifade etti. Dostu’na ve Dostu’nun dostlarına secdeyi, secde emrini yaymayı emretti.

Kim Ahmed’in mim köprüsünün mahiyetini bilmek isterse secde etsin, Ahmed’in Dostu Ehad’e! Bu baş eğmeklikle Mim köprüsünde beşaretten sıyrılıp Rabb’inin huzuruna Ahmed’ce ersin.

Ahmed, örnek hayat, emsalsiz teslimiyet, varlığın şerefi… Abide beşer…

Ehad, Ahmed’in Rabb’i… Ahmed’in Dost’u

Ahmed, Secde farkıyla beşer.. Ehad’in önüne ümmetler seren, Ademoğlu’nun Efendisi…

Bildik şimdi Ehad ve Ahmed’i

Mim farkıyla…

Mim köprüsünden seyr ile.

Reklamlar

Başa gelen musibetlere sabretmek.

Kasım 14, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

duvar_kagitlari-151.jpg

Sabrın önemi nedir? Neye sabretmek daha çok sevaptır?

Sabır üç çeşittir.
En önemlisi günah işlememeye sabırdır.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Sabır üç çeşittir:
1- Belaya, musibete sabır,
2- Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetlerini yaparken sabır,
3- Günah işlememek için sabır.

Belaya sabredene 300, ibadet yapmaya sabredene 600,
günah işlememeye sabredene ise, 900 derece ihsan edilir.)
[Ebuşşeyh]

Başımıza gelen belalara sıkıntılara sabretmek mi lazım,günahlarımıza kefaret oluyorlar mı?

Şakik-i Belhi hazretleri,
(Sıkıntıya sabrın mükafatını bilen,sıkıntılardan kurtulmaya heves bile etmez) buyuruyor.
Sıkıntılara karşılık verilecek nimetleri hatırlayarak, sıkıntı hafifletilebilir.
Nitekim Allahü teâlâyı sevenler, birçok acılara katlanmışlar,hatta o acıları duymamışlar bile,

Sırri-yi Sekati hazretleri,
(Allahü teâlâyı seven, Ondan gelen belaların acısını hiç duymaz.

Bir değil, yetmiş kılıç darbesi alsa yine duymaz) buyuruyor.

Nitekim, Mısır halkı günlerce yemeden içmeden Hz.Yusuf’un güzelliğine bakakaldılar.
Onun güzel yüzüne bakmakla açlıklarını unuturlardı.Bundan daha önemlisi de Mısır’ın
ileri gelen kadınları,Hz.Yusuf’un güzel cemaline bakarak, ellerini kestiler,fakat acısını duymadılar.
(Yusuf suresi 31)

Bela, musibet, günahlara kefarettir.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Size gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandığınız günahlar yüzündendir.
Bununla beraber Allah bir çoğunu da affeder, musibete uğratmaz.)
[Şura 30]

Demek ki işlediğimiz günahların bir kısmına ceza olarak musibet geliyor.
Böylece ahirete kalmadan dünyada günahımızın cezasını ahirete göre çok hafif olarak çekiyoruz.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
(İnsanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır.
Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Karşılaştığımız

her şeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz
için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur.)
Gelen bela ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük nimettir.
Sabredemeyen felakete düçar olur. Bir hastalık, bir bela gelince
bağırıp çağırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi
Allahü teâlânın takdirine razı olmaktır. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz.
Bir kimse başına gelen felaketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, doğru
dürüst ibadet edemez. Kim Allah’tan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur.

Sabreden muradına erer. Her hayra sabırla ulaşılır.

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kimde şu üç şey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş
demektir: Kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta dua.) [Deylemi]

Demek ki, belaların nimet olması, o belaya sabretmeye ve Allahü teâlânın
gönderdiği kazaya razı olmaya bağlıdır. Bela gelince feryat eden, önüne
gelene Rabbini şikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba layık olur.

Belaya sabır, Peygamberlerin hasletlerindendir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allah’ın sevdikleri, belaya uğrar. Sabreden mükafata nail olur, sızlanan da cezaya.)
[İ. Ahmed]

(Derdini açıklayan sabretmiş olmaz.) [İ.Maverdi]

(Uğradığı belayı gizleyenin günahları affolur.) [Taberani]

Dostluk alameti, dostun [Allah’ın] belasına sabretmektedir.
Sabredildiği takdirde belanın nimet olduğu
bilinince, belanın daha iyi olacağı zannedilmemelidir.

Asla bela istenmez. Her Peygamber beladan Cenab-ı Hakka sığınmış,
dünya ahiret güzelliği istemişlerdir.

Allahü teâlâ, (İman eder, salih amel işlerseniz, size dert-bela ve korku
vermem, mahzun etmem) buyuruyor. O halde, bir kimsede iman,salih amel ve sıhhat varsa,
en büyük saadet ve sultanlıktır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Duanın efdali, dünya ve ahirette Rabbinden af ve afiyet istemektir. Affa ve afiyete kavuşan,
dünya ve ahirette kurtuluşa ermiştir.) [Tirmizi]

(İhlastan sonra, afiyetten iyisi yoktur. O halde Allah’tan afiyet isteyin!) [Nesai]

(Sıhhat, müttekiye, zenginlikten hayırlıdır.) [Müslim]

(Sıkıntılı iken on defa “Hasbiyallahü la ilahe illahü, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azim”
okuyanın Allahü teâlâ sıkıntısını giderir.) [Şir’a]

Sabır hakkında hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:

(İmanı en üstün olan; sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.) [Deylemi]

(Hak teâlâ, sevdiği kulu dertlere müptela kılar, oda sabrederse, ondan razı olur.)
[Deylemi]

(Kötü komşunun eziyetlerine ölünceye kadar sabredeni Allahü teâlâ sever.)
[Hakim]

(Allahü teâlâ, sabredeni sever.) [Taberani]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: “Kimin, bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir,
o da güzel sabrederse, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.) [Hakim]

(Hak teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar.) [Buhari]

(Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız.) [İ. Maverdi]

(Acıya sabredip uğradığı felaketi gizlemesi ve kimseye şikayet etmemesi, kişinin
Allahü teâlâyı iyi tanımış olmasındandır.) [İ.Gazali]

(En üstün ibadet sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi]

(En şiddetli bela sabrın az olmasıdır.) [Deylemi]

(Yeminle söylüyorum, uğradığı zulme sabredenin Allahü teâlâ şerefini arttırır.)
[Taberani]

(Geçim sıkıntısına sabredeni Allahü teâlâ Firdevs Cennetine koyar.) [Ebuşşeyh]

(Kıt kanaat geçinecek kadar az rızka sabredenlere müjdeler olsun.) [Deylemi]

(İki gözünü kaybeden sabrederse Cennete gider.) [Hatib]

(Müminin silahı sabır ve duadır.) [Deylemi]

Allahü teâlâ buyurdu ki:
Benim hükmüme razı olmayan ve verdiğim musibete sabretmeyen benden başka Rab arasın.
[Taberani]

Resulullah efendimiz, Allah’tan sabır isteyen birine buyurdu ki:
(Allah’tan bela mı istiyorsun, önce afiyet iste.) [Tirmizi]

ALLAH CC. ı hatırlatan müslüman olmak

Kasım 14, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

duvar_kagitlari-63.jpg
Baktiginiz zaman size ALLAH’i hatirlatanlara arkadas olun;
onlarla dostluk kurun…

Birgun Peygamber Efendimiz’e sordular. Dediler ki:
-Ya RasûlALLAH kiminle oturalim?
Buyurdu:
-Görüsülmesi size ALLAH’i hatirlatan, konusmasi amelinizi artiran ve ilim
size ahiret istiyaki kimselerle oturun…
Bunun asla ihmal etmeyin…Birakiniz ihmal savsaklamaniz(hafife almaniz)
bile size helâke götürür.
Hayirli bir es, hayirli evlâtlar, hayirli komsular istersiniz degilmi? Nasil
olacak bu?

Sen hayirli olursan hayirli olursan hayirlisini bulursun…Peygamberimiz
Efendimiz bu noktayi da hedef gösteriyor. Buyuruyor ki:
“- Sizin en hayirliniz, gördükleri zaman aziz ve celil olan ALLAH’in
hatirlandigi kimselerdir…”

Peki, siz ALLAH’i hatirlatan Müslümanmisiniz?
Görüldügünde ALLAH’in hatirlandigi insan olmak….
Yüzüne bakdiginda ic huzuru duyulan insan olmak…
Oturusumuzla-kalkimisla, yememizle-icmemizle, giyinip kusanmamizla,
konusmamizla, huyumuzla, ortaya koydugumuzla, ticaretimizle, siyasetimizle
ALLAH’i hatirlatan Müslümana yakisir tavirla temsil edelim. Bizi gören
ALLAH’i hatirlasin.

Hedefimiz, Islam’i en güzel sekilde temsil etmek olsun…O’nu hal dilimizle
anlatacak kivama eriselim. Bize bakanlar Islami görsünler.
Kaliteli Müslüman olalim. Cevremizde emniyet ve güven telkin edelim.
ALLAH’i cok anarsak, takva ehli olabilirsek bize bakanlarin ALLAH’i
hatirlamalarina vesile oluruz.

Su mealdeki ayeti hic unutmayalim:
“ALLAH’a cagiran, iyi isler isliyen ve ‘ben Müslümanim’ diyenden daha güzel
sözlü kim olur?”

Bulundugumuz her mekanda inancimizi temsil ettigimizin farkinda olalim.
Herkese ALLAH’a giden yolu gösterelim. Bos seylerle oyalanmiyalim.
Dünya ve ahiret adina hayirli tesebbüslerde bulunup bu dogrultuda neticeye
ulasalim. Unutmayalim ki, bu hâl üzere olanlardir ALLAH’in hatirlanmasina
vesile olanlar.

Görüldügünde ALLAH’in hatirlandigi insan…Bu özellik ve güzellikte olan
insanlara insanlik olarak o kadar ihtiyacimiz var ki….Böyle mü’minlere her
devirde ihdiyac duyulmusdur.

Sahabe’i kiram, birgün Peygamberimize sormus:
-Ya ResûlALLAH, biz Sizin yaninizda iken, bambaska kisi oluyoruz. Icimizi
bir muhabbet dolduruyor.

Efendimiz buyurdu ki:
“Eger sizler her zaman benim yanimda oldugunuz gibi bulunabilseydiniz,
yatarken, gezerken melekler gelip sizinle musafaha ederlerdi.”
Demek oluyorki, birlikte bir feyz alis-veris oluyordu.
Salih kisilerle birlikteliklerden iyi hâl sahibi olunur.

ALLAH’i hatirlatan Müslümanlarla olmak ve de ALLAH’i hatirlatan Müslüman
olmak, bütün mesele bu….

Manevi yolculuk halleri(Seyr-ü süluk)

Kasım 14, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

041226000736693xw.jpg

MANEVİ YOLCULUK HALLERİ ( SEYR U SÜLÛK )

Bu mukaddes yolun yolcusunun dikkat edeceği belli başlı önemli hususlara gelince:

“Sâlik” ya da yolcunun, öncelikle kendisinin yardıma muhtaç; mürşidinin de bu işte ehil olduğuna kesin kanaat sahibi olması gerekir. Kâmil mürşit manevi terbiyesine aldığı müridin kalbindeki samimiyetine önem verir. Mürşit müridin acı ve tatlı hallerinde, dar ve sıkıntılı anlarında, en yakınları tarafından horlandığında, hatta eğitimin bir gereği olarak kendisinin sert davrandığında nasıl tavır takındığına bakar. O kişinin Fahr-i Alem s.a.v.’in çektiği sıkıntılardan bir nebzecik tattığında ne yaptığını görmek ister. Bu ölçme ve tanıma servet ve bol nimet hallerinde de devam eder.

Bu mukaddes yolun yolcusu dünyanın en zengini de olsa, mürşid-i kâmildeki bilgi ve ilâhi muhabbetin fakiri olduğunu,ona muhtaç bulunduğunu bilmeli, kurtuluş reçetem onun elindedir, diye itimat etmelidir. İyi ve kötü her halde girdiği hak yola inancını ve mürşidine bağlılığını muhafaza ederse sağlam adımlarla ilerler. Bu durumda o mürşidine teslim olmuş, mürşidi de ona itimat sağlamış olur.

Kalbinde dünya sevgisi, kbir,haset,riya,gaflet,makam hırsı, ihanet gibi şeytani özellikler bulunan kimse, Allah yolunda bir rabbâni alimin, bir mürşid-i kâmilin elinden tuttuğu zaman, önce kalbinin bu kötülüklerden temizlenmesi hedeflenir. Zira ilâhi huzurda kabul görmek ve Mevlâ tarafından sevilmek, kalbin bütün kötülüklerden tamamen temizlenmesine bağlıdır. Sonra güzel ahlâk ile donatılmak gelir. Manevi seyir, sefer ve ilâhi huzurda kabul görmek ancak bundan sonra olur.

Böyle bir hedefe yönelen hak yolcusunu İmam Gazalî ah.a. şöyle uyarır: ” Uzuvlarını günahlardan, nefsinin alıştığı boş adet ve işlerden, kalbini karanlık ve katılıktan, sırrını8 kirlerden, ruhunu hissi perdelerden, aklını hayali ve boş düşüncelerden arındırmadıkça, Allah’ın huzuruna kavuşamazsın.

Bu mübarek yolda kalbin temizlenmesi için en tesirli ilaç, mürşid-i kâmillin nazarı ve onun nezareti altında yapılan zikirdir. Bu yolun ehil eğiticiler, arifler, kalbi ve bütün vücudu saracak zikrin en önemli ilaç olduğunu belirtirler. Gafletten uzak yapılan zikir, zikreden kimseyi Rabbine yaklaştırır. Ayrıca kulun göklerde anılmasını ve melekler tarafından tanınmasını da sağlar.

Rabbimiz bizleri hakikati idrak ederek Hakk’a ulaşmak için Hak dostu bir kâmilin eğitiminde Hak yoluna revan olan hakikat yolcularından eylesin-âmin.

Cenab-ı Mevlâ’ya emanet olun

S. Muhammed Saki Erol

Semerkand Dergisi
Mayıs 2007

Bazı gıda ve kozmetik ürünlerinde bulunabilen katkı maddeleri

Kasım 14, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

BAZI GIDA ve KOZMETİK ÜRÜNLERİNDE BULUNABİLEN KATKI MADDELERİ

 1 BEBEK MAMASI E332, E333, E508, whey*(peynir altı suyu),sukroz,laktoz,kalsiyum pantotenat,taurin, inositol*, vitaminler*
 2 BİSKÜVİ E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
 3 CİPSLER E471*, E475*, E481*, E482*
 4 ÇİKLET E101*, E102*, E120**, E141*, E296, E320*, E322*, E330, E420, E421, E422*, E464, E950, E951*, E965, fenilalinin, glukonatlar
 5 ÇİKOLATA ŞEKERLEME E322*, E432*, E433*, E471*, E472*, E476*, E491*, E492*, E493*, E494*, E495*, E434*, E435*, E436*
 6 DİŞ MACUNU Sodyum bikarbonat, gliserin*, Hidratlanmış slikat, sorbitol, tetrasodyum pirofosfat, PEG-6, PEG-32, Sodyum laurilsülfat, Aroma*, selüloz gum, Sodyum florid, Sodyum sakkarin, cl77891, Cl58000, Titanyum dioksit, kalsiyom glukonat, formaldehit, tri sodyum fosfat, dikalsiyum fosfat dihidrat, mono floro fosfat
 7 DONDURMA E441**, E471*, E481*
 8 EKMEK  E170*, E282, E300, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E471*, E472*e, enzim karışımı*,
 9 GAZOZ  E202, E211*, E290, E300, E330
10 HAMUR KABARTMA TOZU  E450a, E500
11 HAZIR ÇORBA E100*, E150, E330, E412, E621*, malto dekstrin, peynir altı suyu*
12 HAZIR KEK E450a, E500, E471*, E481*, E482*, margarin*
13 JÖLE E100*, E162*, E297, E331, E441**
14 KAHVE KREMASI E341*,E469, E471*, E472*
15 KETÇAP E202, E211*, E300, E412
16 KOLA E150, E338, kafein
17 KREM ŞANTİ E160*, E339*, E340, E407*, E433*, E435*, E471*, E472*, E475*, E932
18 LOKUM E102*, E110*, E124*, E132*
19 MARGARİN E160a*, E202, E270*, E322*, E330, E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472b*, E472c*, E475, E476, E477, vitaminler*
20 MAYONEZ E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E472c*, E472*e
21 MISIR GEVREĞİ E101*, E170*, E321*, E339, E341*, E375, folakin (folik asit), pantotenik asit, tiamin
22 NEKTAR (MEYVE SUYU) E300, E330
23 PASTA E432*, E433*, E434*, E435*, E436*, E441*,E450*, E471*, E472*, E475*, E477*, margarin*, E500
24 PUDİNG E102*, E110*, E160a*, E407*
25 TON BALIĞI E410, E412, E415
26 TOZ MEYVE İÇECEKLERİ E101*, E102*, E110*, E129*, E171, E330, E331, E341*, E375, E414, E415, E440, E466, E500, E551, E950, E951*, E954, maltodekstrin, folakin (folik asit)
27 TUZ E514, E554, potasyum iyodid
28 YOĞURT E441**
İşaretsiz ” siyah ” E numaraları helal kabul edilen katkıları gösterir.
” kırmızı ” E numaraları sağlık için tehlikeli katkıları gösterir.
” ** ” işaretleri kesin hayvan (çoğunlukla domuz) kökenli katkıları gösterir.(haram)
” * ” Bitkisel veya hayvansal kökenli olabilir. Alkolle muamele edilmiş veya edilmemiş olabilir.Bu sebeple (şüpheli) kabul edilen katkıları gösterir.

NEDİR İNŞİRAH???

Kasım 13, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

damla0sr8.jpgNedir İnşirah?

Önce Kur’an’ı Kerime dönelim ve oradan okumaya çalışalım.
Biz senin göğsünü inşirah etmedik mi?.. İndirmedik mi üzerinden ağır yükünü?.. (İnşirah-1/2)

Birbirini tamamlayan DUHA-İNŞİRAH SURELERİ insan psikolojisi ve özde düşünme nokta-i nazarından elbette uzun uzun incelemeye, tetkik edilmeye değer sırlı boyutlar içeriyor.

Arapça da Şe-Ra-Ha kökünden gelen İnşirah; Yarılma, Kesilip Açılma, Deşilme, Cerrahi Müdahale anlamlarına geliyor.

Terim olarak herhangi bir ilmî eseri açıklamaya da ŞERH ETMEK tabirini kullanıyoruz.

İlim veya gönül ehli bir Hak Sevdalısı, bir kitabı alıyor, cümleleri yararak içlerinden derin-sırlı manalar çıkarıyor.

Rasül,ömrünün farklı dönemlerinde 3 ayrı inşirah yaşamış:

1-Süt Anne Halime’nin yaylasında 2-4 yaşlarında iken; çocuklarla oynadığı esnada Cebrail’in gelerek sinesini yarması, kalbini alıp yıkaması ve sonra yerine koyması şeklinde tasvir edilen olay.

2-İlk Vahyin gelişi sırasında Hira mağarasında Cebrail’in “OKU” diyerek sıkması şeklinde uygulanan inşirah.

3-Mi’rac arifesinde İsra(gece yürüyüşüne) çıkmazdan önce Kabe’de dua ederken uygulanan İnşirah.

Bu 3 inşirahın zamanlamaları ve uygulanma biçimleri nasıl bir mana fısıldar, bu da inceden inceye düşünülmeli!…

Altını çizmek istediğimiz nokta; inşirahın sanıldığı gibi birden bire işlerin düzelmesi, hayat konumunun yükselmesi, maddi sıkıntıların bitivermesi,acının birden bire sevince dönüşmesi olmadığıdır!..

İnsanımız iç huzuru yada feraha çıkmak deyince, maddi-sosyal konum itibarı ile yokuştan düze çıkmak, âmiyâne tabirle köşe dönmek, hayatının en büyük şansını kucağında bulmak gibi bedensel rahata dönük manalar anlıyor.

Oysa inşirah bu değil!… İnşirah; tamamen gönle, evrensele, ukbâya, ebediyete dönük bir kavram.

Bu çerçevede kelime kökündeki manadan da istifade ederek inşirahı anlamaya çalışalım.

Lügat anlamından girersek inşirah; bir ameliyat!… Ameliyat ise; bıçak, acı, kan, iğne, uyuşma, kendinden geçme, var olana müdahale, dokuyu bozma, organı değiştirme, iç bünyede mevcut cerahati, irini, uru söküp alma demek!..

Kolay mı ameliyat?
Güle oynaya ameliyat masasına yatan gördünüz mü hiç?..

O halde İnşirahın manası bizim bildiğimiz türden bir rahata kavuşma değil.

Ya ne öyleyse?..

Cebrail; CEBBAR isminin mazharı..

Cebbar ne demek Esma-i Hüsna’dan okuyalım:

EL-CEBBÂR Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan; Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan… Bu ism-i şerif cebir maddesindendir.

Cebir, “Kırık kemiği sarıp bitiştirmek,eksiği bütünlemek” mânasına geldiği gibi, “icbar etmek”, yani, “zorla iş gördürmek” mânasına da gelir.

Bu mânaya göre ALLAH Teâlâ Cebbâr’dır.

Yani, kırılanları onarır, eksikleri tamamlar, her türlü perişanlıkları düzeltir, yoluna kor.

Cebbâr’ın ikinci mânasına göre de; ALLAH Teâlâ kâinatın her noktasında ve her şey üzerinde dilediğini yaptırmağa muktedirdir. Hüküm ve iradesine karşı gelinmek ihtimali yoktur.

Evet okuduk değil mi?.

Şimdi çıkaracağımız sonuçlar mı? Maddeleyerek çözüme gidelim:

1-İnşirah; bir ameliyattır.

2-Her ameliyatta bıçak, acı, sızı, yara olur.

3-Ameliyatı yapan doktor hastaya sormaz, bildiğini okur. Acıta acıta yapar dilediğini!..

4-Dertten arınmak isteyen; gönüllü yatar doktor önüne.

5-Ameliyatsız dert, cerahat, ur atılmaz bünyeden.


Şimdi iç huzuru ve hakikati kuşanarak selamete erme manasına olan
inşirahın nasıl geliştiğini tespite çalışalım.

1-Size cebir uygulanacak, Cebrail’iniz gelecek: Cebrail vahyi getirirken ve gönlüne inşirah verirken sıktı Rasülü. Öylesine sıkılır bunalırdı ki simasından terler akar, bedeni binlerce volt cereyan verilmişçesine titrer dururdu.

Hakiki huzura ermek için birileri veya bazı olaylar sıkacak sizi. İş kaybı, yakının ölümü,uzun süreli bir hastalık, iflas, dışlanma, aşağılanma olarak sıkacak sizi Cebrail.

Böyle bakarsanız olaylara, her sıkıntı; yeni manalar için bir ameliyat size. Her sıkıntı; gönül huzurunuza kapı açacak bir eşik aslında.

2-Belanız gelecek ve mutlaka acıtacak: Evet,acısız ameliyat yok. Belalarla sınanacak, acı duyacaksınız. Duyacaksınız ki; gece yarısı seccadeler ıslansın!…

Acıyacak ki; şimdiye kadar acı verdiklerinizin halini bilebilesiniz.
Yoksa nasıl anlayacaksınız hayatı?..

Deneneceksiniz!…

Tutunduğunuz değerlere bıçak sokacaklar.

İtibar, makam, şöhret, unvan ne varsa yara alacak.

Çünkü bunlar sizin urlarınız. Onlarla yaşamak güzel görünse de sizi tüketen şeyler onlar! Haktan perdeleyen örtüler. O örtüleriniz yırtılacak, paramparça edilecek!..

3-Doktorunuz bulacak sizi: Kendi kendine evde yatarken olmayacak bunlar. Doktorunuz bir günmutlaka karşınıza çıkacak.

Mevlana’ya Şems, Yunus’a Taptuk, Mecnuna Leyla kisvesi ile gelen İnşirah Uzmanı, bir şekilde size de gelecek.

Seveceksiniz, bel bağlayacaksınız Ona. Ama benliğinize neşter saplayan da O olacak. Sizi sevdiği için yapacak bunu. Önce anlayamayacak; acımasız, hatta gaddar bulacaksınız Onu.

Acı geçip yara kapandıktan sonra size verdiği hazineyi fark edeceksiniz. Teşekkür edeceksiniz, minnetle önünde eğileceksiniz belki ama işi bitince çekilecek O. Yada “Benden bu kadar haydi gündelik hayatına dön” diyerek kibarca kovacak sizi. Tıpkı Taptuk’un Yunus’a yol verişi gibi!..

4-Gönül Verirseniz İnşirah Olur: Doktoru sevmeden, güvenmeden bıçak altına yatılır mı? Seveceksiniz Onu… Aşık olacaksınız hatta. Tıpkı geçmiş erenlerin mürşidlerine, maşuklarına kapıldıkları gibi. Gönül vereceksiniz, teslim olacaksınız.

Böyle olunca O, hakikat neşteri ile girecek nefsinize. Benliğinizde ne varsa bir bir deşerek çıkaracak. Aşk narkozu ile uyuşan gönlünüz katlanacak bu acıya.Uyanınca acıyacak, kıvranacaksınız. Bazen “Ne acımasız doktormuş,cerrah mı kasap mı, ben bunu nasıl sevdim, nasıl da güvendim?..” diyeceksiniz.

O günlerde fark etmeyeceksiniz belki ama sonraki günlerde sizi ameliyat eden cerrahın kendi odasında acınıza ağladığını, sızınızı aynıyla duyduğunu öğreneceksiniz.

“İyi ki güvendim,iyi ki sevdim” diye bir kere daha sevineceksiniz.

Yunus’u “Sen dünya kokuyorsun!” diye kovalayan Taptuk, günlerce ağlamış, Yunus hasretinden âmâ olmuştu. Mevlana’yı bırakıp giden Şems, Şam sokaklarında nice günler acı ve elemle deli divane misali dolanmıştı.

5-İnşirah; Hakikat Yolunda Mecburi İstikamettir: İnsan kolayı sever. Şurup içmek varken iğne vurulmak istemeyiz. Kolay yoldan sağlığına kavuşmak elbette iyidir. Fakat hakikat yolunun zorunlu bir dönemecidir İnşirah..

Kolay yolu olsa Rasüle uygulardı ALLAH!… 3 kere inşiraha uğradı Rasül. 3 yaşında iken yarıldı kalbi. 40 yaşında Cebrail kaburgalarını çatırdatırcasına sıktı inşirah için. Gecenin bir yarısı Mirac öncesi yine Mescid-i Haram’da yaşadı.

Rasülün bu yaşadıklarını kendi hayatınızda düşünün. Cebrail hangi suretlerde sizi sıkarak inşirah vermek istedi, yada hala istiyor, iyice bir düşünün!..

O halde geçilecek bu geçit. Hiç kaçarı yok dostlar! Yol devam etsin, menzile erilsin diye geçilecek!…

***

İnşirah istiyor musunuz?

Cebbar isminin sizde tecellisini istediğinizin farkındasınız değil mi?

Kırıkların onarılmasını, eksiklerinizin zorla tamamlatılmasını istiyorsunuz.

Bir gönül ameliyatı istediğiniz!…

Acısız, ağrısız, sancısız ameliyat yok. Fakat siz yine de isteyin. Korkmayın. Bu ameliyatın cerrahı; Rahim’dir. Merhametinden ameliyat eder sizi.

Önce AŞK narkozu ile uyuşturur, sonra benlik adına ne illet varsa söküp alır içeriden.

İnşiraha erenlerden olmanızı diliyorum… (AMİN)

Mehmet DOĞRAMACI

Geleceğin mimarları :BİZİZ!!

Kasım 2, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Çocuklarımız bizim herşeyimiz.. Umutlarımız, yarınlarımız onlar.

Gönüllerimizde yaşattığımız özlenen ülkenin kurucusu onlar..

Lütfen onlara değer verelim..

Onları anlamağa çalışalım, bir zamanlar çocuk olduğumuzu unutmayalım..

Onları sevelim çok sevelim..

Bir çocuğun maddeten ve mânen sağlıklı büyümesinde sevgi-sefkat gıdadan çok daha önemlidir..Onlara her halimizle örnek olalım..

Namazımız, orucumuz, zikrimiz, diğer insanlarla olan ilişkilerimiz öylesine sağlıklı ve Resûl kaynaklı olsun ki onları kucaklasın..

Yalandan sakındıralım yavrularımızı..

Bir kabahat işlediğinde, doğruyu söylediği zaman “Doğru söylediğin için seni affediyorum” diyebilelim.. Yalana teşvik etmeyelim onları.. Biz de yalandan kesinlikle kaçınalım ki tam örnek olalım..Odalarına “Allah yalan söyleyenleri sevmez” gibi anlaşılır ufak notlar asılabilir..

-Hatta biz duvar gazetesi yaptık odalarına : ) Çok güzel oldu.. Güzel yazıları kesip veya yazıp yapıştırıyoruz.. Yemek ve ezan duasını da bu şekilde ezberlediler 🙂 –

Söz ile öğüt ile verilemeyen çok şeyler, tatbikatla anında kavranır, silinmez yer eder, kafada, yürekte.. Buna önem verelim..

Mesela dinî mes’elelerde: çocuk hep önünde, ezandan önce abdestini alıp bekleyen, namazını huşû ile kılan, Kur’an okuyup ağlayan , secdelerde hıçkırıklara boğulan, Allah adını duyduğu her yerde yüreği sancılanan, gözleri bulutlanan annesini, babasını görürse, görüyorsa hiç nasihat istemez..

Mesela fakir komşusuna, kendine aldığının aynısından veya yaptığı yemekten bir kabı, çocuğuyla gönderen anne, onun başını da okşayıp, kulağına; “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” hadisini fısıldayıverirse, çocuk bunu hiç unutmayacaktır..

Lütfen babalar! Camiye giderken çocuklarınızı, büyük-küçük demeyin yanınıza alın..Mümkünse evde kıldığınız namazlarınızı da, ev halkına imam olarak cemaaatle kıldırın..

Bu çağrım ise camiye giden herkesedir:

Lütfen büyük bir hevesle camiye gelen o minik yavruları, gürültü yaptıkları zaman azarlamayın.. Onlar çocuk.. Tabii ki olacak böyle şeyler.. Konunun önemi , onların seviyesine inilerek pekâla anlatılabilir..

Ceplerinizde, her an karşınıza çıkacak çocuklar için, sakız, balon, şeker vs. Taşısanız, camide gördüğünüz çocuklarla kısaca sohbet edip hatırlarını sorsanız, onlara ufak bir hediye veya bir kitap, balon, şeker vs. verip ödüllendirseniz  NE OLUR SANKİ?..

Aklıma çok önceleri okuduğum bir olay geldi:

Hristiyan bir baba, sürekli bisiklet isteyen oğlunu kıramayıp alıyor ve bisikleti, kilisenin papazına götürüp diyor ki: “Bu Pazar oğlumla birlikte geleceğiz.. Siz oğluma bunu hediye edin” Gidiyorlar..

Çıkışta papaz anlaştıkları gibi çocuğa yaklaşıp, başını okşuyor, bir-iki güzel sözden sonra, “Ben senin en çok istediğin nedir biliyorum ve onu sana hediye etmek istiyorum” Bisikleti veriyor..

Düşünebilir musunuz çocuğun durumunu?..

Şimdi, yüreği kilisede, papazda asılı kalmaz mı bu yavrunun?..

Onlar öyle.. Ya biz?..

Yavrularımıza dinimizi öğretmenin ne kadar telaşı içindeyiz?..

Yabancı filmlerde, romanlarda şahid olmuşsunuzdur, o dinlerin mensupları, öylesine koyu bir taassupla yetiştiriyorlar ki çocuklarını..

İbret alana her duyuş, her oluş, KAZANILMIŞ BİR TECRÜBEDİR..

Aile içinde anne-babanın birbirine davranışları çok etkiler çocuğu..

Her ailede zaman zaman bir takım tatsızlıklar olabilir..

Lütfen anne, babalar, çocuklarınızın önünde birbirinizi itham etmeyiniz, tartışmayınız.. Çocuğa karşı birbirinizi kötülemeyiniz..Masum kalplerinde tedavisiz yaralar açmayınız..

Bakınız bugün bir psikologa gitseniz, sizi çözmek için çocukluğunuza inecek.. Çünkü çocukluk devresi öylesine önemlidir ki, hayat boyu, sağlıklı veya sağlıksız geçmiş bir çocukluğun izlerini taşırız hep..

İleri yaşlarda başa gelen manevî kaynaklı tüm rahatsızlıkların, şahsiyet bozukluklarının temeli çocuklukta atılır.. Dikkat edelim, geleceğimizin umutları yavrularımızı kendi ellerimizle ateşe atmayalım..

Çocuğumuz herşeyini bizden aldığı gibi konuşmasını da bizden alır.. Yavrumuz küçükken onunla kesinlikle kırık, bebekçe:) konuşmayalım ki Efendimiz de (Salat ve selam O’na olsun) çocuklarla bu tür konuşmayı men etmiştir bir hadislerinde..

Çocuklarla münasebetlerimizde kibar olalım.. Odalarına girerken kapılarını çalalım..Onlarla emir verir gibi konuşmak yerine “ Yapar mısın, getirir misin” diyelim ve mutlaka teşekkür edelim.. Bir hatamız olursa onlardan içtenlikle özür dileyelim.. Bu bizi küçültmez, aksine büyütür..

Lütfen babalar, günde yarım saatçik olsun bu küçük dünyalara pragramınızda yer verin.. Belki işinizden yorgun dönmüş olabilirsiniz, ama dönüşünüzle sevinen masum yüreklerin heyecan dolu kıpırtılarından, haykırışlarından rahatsız olduğunuzu gizleyiverin.. Yarım saatçik olsun karışıverin dünyalarına.. Oynayın onlarla, günü nasıl geçirdiklerini soruverin, dinleyin onları.. Nasıl mutlu olacaklar göreceksiniz..

Ve sevgili anneler,çocuklarınızı lütfen ihmal etmeyin.. Gündelik uğraşılarınız içinde çocuğunuzun sesi kaybolmasın.. Onunla arkadaş olun, televizyonun eline bırakmayın yavrularınızı.. Sordukları soruları geçiştirmeyin.. Onların seviyesine inerek basitçe anlatın.. Bilmiyorsanız bunu itiraf edin..

Meşhurdur, belki bilirsiniz:

Bir çocuk annesine soru soruyor.. Anne: “ Sen anlamazsın” diyor..

Çocuğun cevabı çok ilginçtir, ibrettir, diyor ki:

 “Anne! Sen anlatmaya çalış, ben anlarım”

Çocuklarınızın sorularını mutlaka cevaplandırın “Şimdi işim var git!” veya “ Git babana sor” diyerek baştan savmayın.. Eğer gerçekten bilmiyorsanız “bilmiyorum” deyin dürüstçe.. veya “ şu an bilemeyeceğim yavrum, ama birlikte araştırır, öğreniriz” deyin.. Böyle yaparsanız, size güveni artar..

Çocuğunuza bir şey alırken veya odasında değişiklik yapacağınız zaman mutlaka onun fikrini alın.. Ona değer verdiğinizi gösterin.. Eskimiş oyuncak ve giyeceklerini elden çıkarırken önce ona sorun.. Razıysa yapın..

Aile içi sohbetlerde onun da konuşmasına fırsat verin ve görüşünü sorun.. Bir şey söylediği zaman onu sabır ve ilgiyle dinleyin.. Size saçma da gelebilir bazı anlattıkları ama ilgileniyormuş gibi yapın.. Onun dünyasına girmeye çalışın..

Hiç bir zaman onlarla alay etmeyin.. Başkalarının yanında ve özellikle de kendi yaşıtları içinde onları küçük düşürücü davranışlardan sakının..

Sizlere seslendiklerinde hemen cevap verin.. Anne- babasına 5-6 kez seslendiği halde cevap alamayan veya “şimdi sus meşgulüm” cevabına muhatap olan yavrucuğun kırılıverir incecik kuş yüreği.. Kendisine değer verilmediğini inanır..

Ben çok gördüm; iki hanım hararetli konuşuyorlar, birinin çocuğu geliyor, birşey soracak  sürekli “anne, anne, anne….”  Meliyor adeta çocuk, anne -veya baba da olabilir- oralı bile değil..

Ne kadar üzücü bir durum..

Böyle bir durumda 2. konuşan bensem, anında konuşmayı kesip, “önce çocuğunu dinle” diyorum her zaman.. Sizde öyle yapın:)

Çocuklardan yapabilecekleri konularda yardım isteyin ki kendilerine güvenleri artsın..

Onları sık sık takdir edin, kendisini beğendiğinizi, onunla gurur duyduğunuzu söyleyin..

Bazen sürpriz hediyeler alın yavrularınıza..

O yavrucuklar öylesine kuş yüreklidirler ki bizim nazarımızda hiç olan bir şey onlar için koca bir dünyadır..

Sevgili anneler, yavrularınız birşey kırıp- döktükleri zaman hemen azarlayıp dövmeyin!.. Affedici olun.. Dikkatli olmasını söyleyin.. Çok sık oluyorsa, kırık veya dökülen şeyleri kendisinin temizleyeceğini bildirin ki  ayağını denk alsın.. Kırılan bir tabak, bir bardak için umut dolu yürekleri kırmayalım sakın..

Çocuklarınıza okuldaki başarısızlıklarından ötürü kötü davranmayın..

Sebeplerini araştırıp, izalesi yoluna gidin..

Lütfen anne- babalar! Hiç değilse haftada bir kez veya günde 1 saat tüm aile meclisini toplayın, birlikte Kur’an- Hadis okuyun, sohbetler yapın.. Müslümanları ilgilendiren aktuel konularda karşılıklı konuşun, günlük olayların yorumunu yapın.. Soracakları soruları cevaplayın.. Eviniz bir medrese olsun ki dışarıya çıktığınızda yavrunuz o ateşlerde yanmasın.. Temeli sağlam olsun..

Mübarek gün ve gecelerde çocuklarınıza mutlaka hediyeler alın.. O günlerde onların en sevdiği yiyecekleri yapın.. Ki gönüllerinde bu günler yer etsin.. Ne verildiği değil,nasıl verildiği önemlidir, hiç unutmayalım..

Mesela bayram günlerinde, özellikle çok çocuklu ailelerde verilecek harçlıklar, rengarenk balonların içine, çok az farklılıklarla önceden konup, şişirilirse.. Sonra her çocuğa bir balon.. Balonu patlatan çocuk parasını bulacak : )) düşünebiliyor musunuz sevinçleri..

Yavrularınıza her an Allah’ı hatırlatın..Allah Peygamber sevgisini, minicik yüreklerine nakşedin.. Hep müjdeleyici olun, bıktırıcı olmayın..

Sevgiyle masum yüreklere, fethedin onları..

 

Efendim, ummandan katreler mesabesinde sizlerle paylaşmaya çalıştım görüşlerimi.. Ama çok uzadı, haklarınızı helal ediniz..

Son olarak ; Rabbim hepimize O Ümmete layık olacak evlatlar, iman bekçileri, Allah’ın askerlerini  yetiştirmeyi nasibeylesin.. Amin.

monaroza