Arşivler

25 Oca 2010 günü için tüm yazılar

Gavsi Sani ks .den :Vakif Nedir?

Ocak 25, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Gavs-ı Sani Hz. (k.s.) vakıf görevlileriyle yaptıkları bir toplantıda sordular:

– Sofileer vakıf nedir?

Sofilerden başka başka cevaplar geldi.
Kimisi “vakıf Allah rızası için kurulmuş yerlerdir” dedi.
Kimisi ” Allah’ın kullarına yardım amaçlı kurulmuş yerlerdir” dedi.
Kimisi ” İhtiyaç sahiplerine yardım amaçlı kurulmul yerlerdir” dedi..
 velhasıl farklı farklı cevaplar verildi..

Gavs-ı Sani Hz. hepsini sabırla dinlediler,
Ama hiçbiri Sâdâtın istediği cevabı veremedi.
En sonunda sordukları soruyu kendileri cevapladılar.

Mübarek ellerini göğüslerinin üzerine koyarak buyurdular:

– Sofileer..vakıf biziz.
Biz kendimizi, mllarımızı, canlarımızı, hayatlarımızı bütün Ümmet-i Muhammed ‘e vakfetmişiz.
Sizi de buna davet ediyoruz..
Kime vakıf görevi verilmişse o kişi bilsin ki;
Onun ameli doğrudan Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in ameline ortaktir..

www.dervisler net

-“Yalnız çalismanizi istiyoruzki Hz Peygamberin(sav) keyfi gelsin.”

-Sofiler siz arı gibi vızıldayın,biz balı göndeririz

-“Küfür deniz gibi olmuş çok fazlalaşmış. Sizde çok çalisacaksiniz, çok gayret edeceksiniz.

-“Çalisirken de niyetlerinize dikkat edeceksiniz. Sırf Allah(c.c) rızası için olacak. Allah (c.c) rızası olmazsa olmaz, mümkün değil. Sizde Allah(c.c) rızası için Efendimiz (s.a.v) ümmeti için, tariki Nakşi için çok çalisacaksiniz. Efendimiz (s.a.v) “Ameller niyetler iledir” buyurmuştur.”

-“ Çalismalarimizi yaparken sadece “kal-kil” (söylemekle) olmaz. Söylediklerinizi yaşayacaksınız. Şeriata çok dikkat edeceksiniz, edebe, adaba aykırı hareket etmeyeceksiniz. Kimi hocalar camide iki saat sohbet ediyor, bir tesiri olmuyor. Çünkü söylediklerini yaşamıyorlar. Şah-ı Hazne’nin (k.s) bir oğlu vardı. Çok alimdi. Bir gün dedi ki “ Baba bu sefer de bana izin ver de ben cemaate sohbet edeyim.” O da “Tamam yavrum” dedi. Bir iki saat sohbet etti, sonra Şah-ı Hazne (k.s) “kamet getirin” dedi. Herkes cezbelendi, kendinden geçti.”

-“Bu hizmetlerde sadatlara ortak oluyorsunuz. Hem de bir dükkana ortak olmak gibi değil, fabrikaya ortak olmak gibidir. Siz bir insana sohbet ederseniz, o insan namaza başlarsa, tövbe alırsa, onun yaptığı bütün ibadetler sizin hanenize de yazılır. Kıldığı namaz, çektigi virtler hepsi size ve Peygamber (s.a.v) efendimize ve bütün sadatlara yazılır.”

-“Biz bu dergiyi (Semerkand yayınlarını) dini İslam için, insanların eğitimi için, hem de tekkenin ihtiyaçlarını karşilamak için çikariyoruz. Sofiler geliyor çorba lazım, ekmek lazım, yatak lazım, bunlar için para lazım. Parasız olmuyor, dünya için de çalismak gerek, hizmetin devamı içinde paraya ihtiyaç vardır, bunun gibi dünya için çalismak ameli salihtir.
Yoksa bize para lazım değil.

Biz malımızı, canımızı, devletimizi (malımızı mülkümüzü), elbisemizi sofilerin ayaklarının altına atmışız. Bu tarikatı aliyenin gayesi hizmettir.

Peygamber (A.S.)’ın yolunda çalisiyoruz, siz bizim dergimiz için çalisiyorsunuz. Biz sizden memnunuz. Gavs (K.S.A.) buyuruyor, onun zamanında bir hırsız varmış, çevre köylerden bal çalarmis, sen bu balı nerden alıyorsun demesinler diye içinde arı olan bir kovan da çalip getirmiş. Arılara demiş ki siz vız vız yapın ben balı bulup getiririm. Sizde vız vız yapın, sadatlar size himmet eder, sadatlar da himmet çoktur. Siz ne kadar gayret ederseniz o kadar himmet gelir.”

-“Gavs (K.S.A.) bu hadise binaen sabah kalktığında elbiseyi giyerken, abdest alırken işe gitmeden önce; “Ya Rabbi sizin için çalisiyoruz, siz Rezzak-ı mutlaksınız, çalismasak da rızkımızı verirsin. Sen çalismayi vacip kılmışsın. Ailem için çoluk çocugum içi çalismayi vacip kılmışsın, bu vacip görevimi yerine getirmek için çalisiyorum.” böyle niyet etse akşama kadar camide ibadet etmiş, vaktini secdede geçirmiş gibi sevap alır. İslam güzel ahlaktır. İbadet yalnız namaz değildir. Namaz kılmak çok mühim, her müslümanın yerine getirmesi gerekmektedir. Yoksa Allah teala azap eder. Güzel huylu olmak, yalan konuşmamak, sağlam çalismak, bunlar ameli salihtir.”
Çalışmak lazım, sadatın yolundan ayrılmamak lazım, gayret göstermek lazım. Onların yolundan ayrılmamak lazım. Evlattır, daima ters giderse baba ona bir defa bakar, iki defa affeder, üç defa affeder, hata hata , olmaz.

*İnsan, hatasız olmaz.Hatasız,meleklerdir.Hatasız,Peygamberlerdir.
Şeytan, nasıl hata yapmış. Hata değil, Allah (cc) istedi. Allahu Teala (cc) nın cennetten kovmasına sebep olmuş. Hatalar, bilmeden, unutarak olursa,sadatlar ona bakmaz. Nefisle, kibirle yapılırsa olmaz…

Ibadetlerin özü duadir-M.Saki Erol

Ocak 25, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Yaratılışımızın gayesi, Mevla’ya kulluk ve ihlasla ibadet etmektir. Dua ise ibadetlerin özüdür. Allah’a boyun eğmek, gönülden Hakk’a yönelmektir. Kulun yaratıcısı karşısında acziyetini ortaya koyması, kulluğunu ispat etmesidir. İnsanın kalbinden süzülüp gelen yalvarışın, yakarışın dil ile ifadesidir. İlahi huzura sunulan bir dilekçedir, kulun derdini yüce Rabbi’ne açmasıdır.

Darda kalanların can simidi ve en son ümidi olan dua, her durumda yapılabilecek özel bir ibadettir. Nasıl her ibadetin bir usul ve adabı varsa, başlı başına bir ibadet olan duanın da bir takım usul ve edepleri vardır. Arifler, “Usul olmadan vusul olmaz”, “Edebi korumayana dost perdeyi açmaz” demişlerdir.

Duanın kıblesi Arş-ı Azam’dır. Arş-ı Azam ise Allah Teala’nın azametini ve saltanatını temsil eder. Kainatın kalbi olan Arş-ı Azam, ilahi hükümlerin icra makamıdır. Arş, duaların yükseldiği ve kabul edildiği yerdir. Her kul için semada Arş’a açılmış kapılar vardır. Tövbe kapısı, dua kapısı, rahmet kapısı, rızık kapısı, amellerin arz kapısı gibi. Bu kapılar, insan ölene kadar kapanmaz, yeter ki insan onlardan içeri girmesini bilsin.

Dualarımızı Arş’a yükseltecek ve ilahi huzurda kabulüne vesile olacak usul ve edepler şunlardır: Duayı süslemeli ve ilahi huzura sunulmaya hazır hale getirmeliyiz. Bunun için dua yaparken mümkünse abdestli olmalı, yüzümüzü kıble tarafına çevirmeliyiz. Elleri semaya doğru açmalı, duadan önce Allah Teala’ya hamd etmeli, O’nu güzel isimleri ile yüceltmeliyiz.

Duanın başına Allah’ın Habibi Hz. Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) güzel ismini eklemeli, ona salat ve selam ile duayı süslemeliyiz. Sonra kusurlarımız için istiğfar edip boyun bükerek yüce Rabbimiz’in rahmetine ne kadar muhtaç olduğumuzu halimizle dile getirmeli ve peşinden duaya geçmeliyiz. Duayı bitirirken de yine Allah Teala’ya hamdetmeli ve Efendimiz’e salavat getirmeliyiz. Dua için mübarek zaman ve mekanları güzel bir fırsat bilmeliyiz.

Bütün vakitlerde dua edilebilir, ancak dua için en güzel zaman ihtiyaç anıdır. İçine düşülen herhangi bir sıkıntı, musibet, hastalık, darlık, kuraklık, kıtlık, yalnızlık, korku, stres, manevi bunalım, gönül darlığı, kalp katılığı, şiddetli vesvese ve günahlara meyil anları dua kapısını çalma zamanlarıdır. Ayrıca farz namazlardan sonra, gecenin son üçte biri içinde, seher vakitlerinde yapılan dualar, ilahi huzura hemen yükselir. Zulme uğranıp kalbin mahzun olduğu anlarda ve Allah için yolculuk yaparken yapılan dualar da en makbul dualardandır. Maddi veya manevi bir sıkıntıya düşünce iki rekat hacet namazı kılıp peşinden dua ve istiğfar etmek sıkıntının kalkması için güzel bir vesiledir.

Bunlar duanın Arş’a yükselmesi ve kabul görmesi için zahiren dikkat edilecek vazife ve edeplerdir. Bir de işin özünü oluşturan edepler vardır. Onları şu şekilde özetleyebiliriz: İbadetlerin özünün dua olduğunu yukarıda ifade etmiştik. İnsan önce duasız kulluğun olamayacağını ve ilahi dostluğun kazanılamayacağını bilmelidir. Dua, kulluğu en güzel şekilde ifade ve ispat eder. Çünkü insanın her an ihtiyaç içinde olduğunu bilmesi ve muhtaç olduğu her şeyi sebepli veya sebepsiz olarak yaratacak yüce Yaratıcı’ya yönelmesi en büyük kulluktur. Bunu bilmek ve O’na yönelmek farzdır.

Dua kapısı hepimize açık

Dua, ümit, sevgi ve gönül hoşluğu içinde yapılmalıdır. Çünkü kendisinden bir şey istediğimiz yüce Zat, bizim hakiki dostumuz ve sahibimizdir. O bize gönlümüz kadar yakındır. Kalbimiz O’na yöneldiğinde ve dilimizden derdimiz döküldüğünde bizi dinlemektedir. Bize kendisinden istemeyi O emretmiştir. “Benden isteyin ki size vereyim” demiştir. Güzel kulluk ve samimi dua edenlere cenneti müjdelemiş, kibirlenip dua ve ibadetten kaçanlara cehennemi hazırlamıştır. (Mümin, 60)

Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) belirttiği gibi yüce Rabbimiz öyle zengindir ki, kendisinden istendikçe hoşnut olur. Kapısı herkese açıktır. Bütün kullara her istediklerini verse hazinesinden hiçbir şey eksilmez. Yüce Allah, affedilmek isteyeni affeder, hidayet isteyeni hidayete ulaştırır, sıhhat ve afiyet isteyeni rahatlığa kavuşturur, rızık isteyeni genişliğe çıkarır, ateşten korunmak isteyeni cehennemden uzaklaştırır. Sevgi ve rızasını isteyeni rahmetiyle destekler, cennet yoluna sevk eder. Kısaca kendisinden isteyeni seven, her istenene gücü yeten yüce Rabbimiz’den bir şey isterken devamlı sevinçli, ümitli ve mütevazı olmalıyız. Bir arifin dediği gibi, eğer Allah kullarına vermek istemeseydi, “Benden isteyiniz” buyurmazdı.

Dua eden boş çevrilmez

Duada samimi ve ısrarlı olmalıdır. “Bir kere istedim verilmedi” demek yanlıştır. Allah Teala’dan bir şey istemek kendi başına bir ibadettir. Her ibadete en azından on sevap verilir. Rasulullah (s.a.v): “İnsan, ‘Ben Allah’tan istedim de bana isteğim verilmedi’ demediği ve istemeye devam ettiği müddetçe istediği kendisine verilir” (Müslim, Tirmizi) buyurmuştur.

Efendimiz’in (s.a.v) şu müjdesi duaya sarılmak için yeterlidir: “Allah Teala, yeryüzünde dua eden hiçbir Müslümanın isteğini boş çevirmez, muhakkak bir karşılık verir. Ya kulun isteği şeyi verir, ya onun yerine kendisinden bir kötülüğü defeder ya da isteğinin karşılığını ahirete saklar.” (Tirmizi, Hakim, Müstedrek)

Bazen istediklerimiz verilmez

Allah, devamlı kendisine yalvaran kullarını çok sevmektedir. Bu nedenle bazen kulunun istediği şeyi geciktirmektedir. Çünkü bu samimi yalvarmalar en güzel zikir çeşididir. Demek ki kul Rabbi’nden bir şey ister, Rabbi onu dinler, ancak verilecek şeyi yüce Rabbi tercih eder. Bu bir hastanın durumuna benzer. Hasta doktoruna seslenir, ondan bir şeyler ister. Şefkatli doktor bu sesi işitir, fakat bazen hastanın istediğini değil, başka bir şeyi verir. Çünkü hastanın iyiliği ondadır.

Kısaca “Ey Rabbim!” diyen hiçbir kul eli boş dönmez. Duada en önemli nokta kulun kimden ne istediğini bilmesidir. Dilin ucuyla değil, kalbin içiyle dua etmelidir. Çünkü kalp ile yüce Yaratıcı arasında gafletten başka bir perde yoktur. Ne mutlu o mümine ki, devamlı dua ile Allah’ın rahmet kapısını çalmaktadır. Başka bir kapı olmadığının farkındadır.

M.Saki EROL

www.nasihatler.net

Gavsi Sani Hz ks zikir hakkindaki sohbetleri -2

Ocak 25, 2010 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

Tövbe aldıktan sonra tövbenizi bozmayın. Bir insan üç gün kumarbaz ile gezse kumarbaz, sarhoş ile gezse sarhoş olur. Aynı şekilde bir insan üçgün evliya ile gezerse evliya olur. Kendinize dikkat edin, biz de size dua edeceğiz.

Sofinin Nakşibendi olması için en az beş bin vird çekmesi lazım. Ancak vird çektikten sonra Nakşibendi olur.

Nasıl ki, bir işçi o gün işe geldiğini bildirmek için karta basıyor yevmiyesi yazılıyorsa aynı şekilde sofi virdini çektiği zaman karta basmış gibi olur.

Sofi kendisi hatmeye girdi ama virdini çekmediyse yalnızca kendi hatmesinin sevabını alıyor., diğer hatmelerden sevap alamıyor. Eğer virdini çekmişse dünyanın neresinde hatme yapılıyorsa onların hepsinden sevabını alır.

Kalp bir çocuk gibidir, kalbe ne öğretirsen o da onu söyler. Yeni dillenen çocuğa nasıl mama, baba demeyi öğretiyorsan, kalbe de “Allah Allah” demeyi öğretmen gerekir. Onun ağzının olduğunu düşüneceksin ve Allah dediğini düşüneceksin, Allah demeye zorlayacaksın. Çok değil üç ay, beş ay sonra kalbin Allah demeye başlayacaktır. Gayret etmek lazım.

Kalp iki kısımdır: Kalb-i hayvani ve Kalb-i insani. Kalb-i hayvani bir et parçasıdır, bu hayvanlarda da bulunur. Kalb-i insani ise, o et parçasının içinde bir nurdur. Günahlardan dolayı o nur, Arş-ı A’la’da dokuz bin yıllık mesafedeki bir ağaca yapışır. Ancak kalp zikrullahla temizlendikren sonra yerine döner.

Allah’tan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gaflettir. Mürşid, Allah’ın yarattığı (dağ, deniz v.s) hiçbir varlık ve hiçbir şahıs düşünülemez. Sadece Allah Celle Celaluhu düşünülür.

Virdlerinizi sağlam çekin, ara vermeyin. Bir çekip bir çekmemek kalbi tahriş eder. Nasıl ki doktorun verdiği ilacı bir alıp bir almazsanız faydası olmaz bu da öyledir.

Her fırsatta kalbinizi zorlayın. Yatarken, otururken, kahvaltıyı beklerken, dilinizi damağınıza yapıştırın, (ders olarak çektiğiniz virdin haricinde) sayı tutmadan ve dilinizi oynatmadan “Allah” deyin.

Kalbinize Allah dedirtmeye çalışın. Bir müddet sonra kalp zikre geçer. Fakat biz zikrin çokluğunda değiliz. Biz zikrin huşu ve hudusundayız. Zikir huşu ve huduyla çekilmez, gafletle çekilirse nefse bir şey olmaz.

Vird,zikir kalbin kirini pasını temizler. İnsan günah işlemeye başlayınca kalp yara alır. Bu durum odanın içinde yanan bir sobaya benzer. Soba devamlı yana yana boruların içi kurum bağlar, temizlenmezse zamanla boruları tıkar, dumanı geri teper, odanın içindekileri zehirler ve öldürür. Aynen bunun gibi, zikirde kalbin isini (kurumunu) temizler.

Gafletle vird çekmeyin, önce gafletten uyanın. Gafletle değil yirmi sene, yüz sene bile çekseniz hiçbir şey olmaz, fayda bulamazsınız. Tat da alamazsınız. Fakat hakiki vird çeken bir kimse öyle bir lezzet alırki, virdinin bittiğine üzülür.

Hakiki , gerçek rabıta ve zikir zulmeti atar, sofi başka türlü zulmeti atamaz. Gafletsiz zikir çekmek için evvela günlük yaşantınıza dikkat edin. Yediğiniz içtiğiniz şeyler, konuştuğunuz kişiler, namazınız, abdestiniz,  alış verişiniz dürüst olması lazımdır.

Virdi zor çekmenin veya çekememenin sebepleri şunlardır:
Haram nazar, günahlar, haram yiyecek, zulmetli gıda, gıybet, televizyon, kötü arkadaş, dünyaya meyil, ehl-i dünya ile ünsiyet, ailevi huzursuzluk, gafil birinin bulunduğu ortamda oturma, yirmidört saat dünya ile meşgul olma. Bunlar varsa ne kadar zikir yapılırsa yapılsın, istenen faydayı sağlamaz.

Zikir çekilmezse kalbe Allah’ın (c.c) nuru gelmez. Ya ne gelir? Şeytanın vesvesesi gelir ve Allah’ı unutturuncaya kadar (vesvese) devam eder.

Virdini bir gün çekmeyen sofi, 90 gün geriye gider. Yani üç ay önceki hali ne ise o hale döner. Bir de ne az ne fazla, verilen sayıda çekmek lazım. İlacı az alırsanız faydası olmaz çok alırsanız zararı olur.

Sofi üç gün zikir çekmezse kalbi hasta olur. Beş- on gün, bir- iki – üç ay, dört ay zikir çekmezse kalbi (iyice) hasta olur ve ölür. Zikir kalbin hakkıdır.

Kur’an okumak gibi ibadetler insana sevap kazandırır; ancak kalbin tedavisi zikirle olur. Lafza-i Cêlal zikri kalbi tedavi eder. “Uykum var, canım istemiyor, yorgunum” diyerek zikir çekmemek olmaz. Zikri devamlı, ara vermeden (her gün) ve yarımda bırakmadan gafletsiz çekmek lazım.

Vusulsüzlük, usulsüzlüktendir.

Sadatların himmeti yanında, okyanuslar bir zerredir.

Gavs-ı Sani Hazretleri (K.S)