Muharrem ayi ve Asure günü orucu ve faziletleri

Aralık 7, 2009 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı
Muharrem Ayı ve Aşure Günü
“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.

AŞURE GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ;
(Müslümanlara ALLAH’u Teâlâ Hazretlerinin Lütfu Keremi)

CEHENNEM’E HARAM KILINMAK İSTEMEZMİSİNİZ?
AŞURE GÜNÜ ORUCU VE İBADETLERİNİN FAZİLETLERİ:

“ALLAH’u Teâlâ (Celle Celalühu); Aşure gününü oruçlu geçirene 1000 Hac, 1000 Umre ve 1000 Şehid sevabı yazar ve kendisine doğu ile batı arasındakilerin ecri verir. Bu kişi Hz. İsmail’in (A.S.) çocuklarından 1000 köle azad etmiş gibi olur. Kendisi adına Cennet’te 70.000 köşk kaydedilir.Ve ALLAH C.C. ONUN CANINI CEHENNEME HARAM KILAR.

Rivayete göre “Aşura gününü oruçlu geçirene 10.000 Melek sevabı verilir. O gün, İhlâs Sûresini 1000 kere okuyana ALLAH’u Teâlâ C.C. Rahmet nazarı ile bakar ve o kişi Sıddıklardan yazılır”
Her kim aşure gecesini (ibadetle) ihya ederse, ALLAH C.C. onu dilediği kadar ihya edecek. Hadis-i Şerif
“Her kim aşure gecesini ibadetle geçirir ve ertesi günüde (yani aşure gününü) oruçla geçirirse o kişi ölürken nasıl öldüğünü bilmeden ölecektir.”Hadis-i Şerif
Her kim Aşure gecesi ve gününde bir alimin sohbetine giderse veya ALLAH’ı C.C. zikreden bir cemaatin arasında 1 saat oturursa ALLAH’u Teâlâ’nın onu Cennete sokması ALLAH C.C. üzerine hak olur.
Aşure günü gusleden, ALLAH C.C. indinde günahlarından anasının onu doğurduğu gündeki gibi temiz olur.

Aşure günü iki kere gusledenin ebedi gözü ağrımaz göz ağrısı çekmez ve yine aşure günü gusledenin bir daha seneki güne kadar ölüm hastalığından başka hastalık çekmeyeceği rivayet ediliyor.
Muharrem ayındaki, Aşura günü orucu geçen senenin küçük günahlarını örter.
(“Geçen seneye keffarettir.” Hadis Şerif / Müslim)

Aşure gününde 10 Müslüman’a selam veren bütün dünyadaki Müslümanlara selam vermiş gibi olur.
Aşure günü orucunda bir kişiye iftar ettiren bütün Müslümanları iftar ettirmiş gibi olur.
Aşure günü bir yetimin başını okşayana başındaki kıl sayısınca ALLAH C.C. ona Cennette derece ihsan eder.
Aşure gecesi ve Aşure günü zerre kadar sadaka verene Uhud dağı kadar sevap verilir.
Ulema buyuruyor; Aşure günü çoluk çocuğuna, evine bolluk yapan bir sene boyunca bolluk bereket görür.
Aşure günü görüşmediği akrabalarıyla mutlaka görüşmeli, onları arayıp sormalıdır.
Aşure günü ve her zaman ALLAH’u Teâlâ dille ve kalple devamlı zikredilmelidir. ALLAH’u Teâlâ’yı zikretmek en büyük ibadettir. Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın Adıyla ” “ALLAH’I ANMAK ELBETTE EN BÜYÜK (İBADET) TİR.” ANKEBUT/45 “

AŞURE GÜNÜ GERÇEKLEŞMİŞ OLAN ÇOK ÖNEMLİ HADİSELER:
İbrahim A.S. aşure günü doğdu, nemrut’un ateşinden de aşure günü kurtarıldı.
Musa A.S. firavunun elinden aşure günü kurtarıldı, firavun aşure günü boğuldu.
ALLAH’u Teâlâ C.C., İdris A.S. Peygamberi aşure günü 4. kat semaya kaldırdı.
ALLAH’u Teâlâ C.C., Eyyüb A.S. hastalıklarına aşure günü şifa verildi
ALLAH’u Teâlâ C.C., Adem A.S.’ın tevbesini aşure günü kabul etti.
ALLAH’u Teâlâ C.C., Davud A.S.’ın tevbesini aşure günü kabul etti.
ALLAH’u Teâlâ C.C., Mü’minlerin tevbelerini de aşure günü kabul edecek İNŞAALLAH.
Nuh A.S.’ın gemisi aşure günü karaya oturdu. Yunus A.S. balığın karnından aşure günü çıkarıldı.
ALLAH’u Teâlâ C.C., Yusuf A.S.’ı Yakub A.S.’a 40 sene sonra aşure günü kavuşturdu.
Arş, Kûrsi, Kâlem, Yerler ve Gökler, Cebrail A.S., Mikail A.S., İsrafil A.S., Azrail A.S., Adem A.S., Havva anamız, aşure günü yaratıldı. Ve kıyamet Aşure günü kopacak. (Vahşi hayvanların bile aşure günü otlamadıkları rivayetleri vardır.)

AŞURA GECESİ VE GÜNÜNDE KILINACAK (ÇOK FAZİLETLİ) NAMAZLAR:
Peygamber Efendimiz SAV buyuruyor (Hz Aişe RA’den rivayet): Aşure gecesi yada kılınamıyorsa günü, her rekatta Fatiha Sûresinden sonra 3 İhlâs-ı Şerif okuyarak 100 rekat namaz kılınırsa, (Gece kılınırsa 2 rekatta, gündüz 4 rekatta bir selam verilecek) arkasından 70 SübhenALLAHi velhamdülİLLAHi vela ilahe illALLAHu VALLALU ekber vela havle vela kuvvete illa bİLLAHil Aliyyil Aziym, 70 EstağfirULLAH, 70 Salavat-ı Şerife okursa;
Bu kişi öldüğü zaman ALLAH’u Teâlâ o kişinin kabrini misk-ü amber doldurur ve kabre konan herkesin saçı başı kaşı kirpiği her tarafı kılları dağılır, bu namazı kılanın kabrinde saçları tüyleri dağılmaz. Mahşere çıktığında yüzü ayın ondördü gibi parlar, yeni gelinin kocasının evine gönderildiği gibi Cennete gönderilir.

Aşure günü şu 4 rekat namaz kılanın (ALLAH’u Teâlâ Hazretlerinin mahşer günü hasımlarını razı etmesi niyetiyle)
1.Rekatta; Fatiha’dan sonra, 11 İhlâs-ı Şerif
2.Rekatta; Fatiha’dan sonra, 3 Kâfirun, 11 İhlâs-ı Şerif
3.Rekatta; Fatiha’dan sonra, 1 Tekâsur, 11 İhlâs-ı Şerif
4.Rekatta; Fatiha’dan sonra, 3 Ayet-el Kûrsi, 25 İhlâs-ı Şerif
Bu namazı kılan kabir şiddetlerinden korunacak, ALLAH’u Teâlâ C.C. mahşer günü hasımlarını rıza edecek İNŞAALLAH.
Aşure gecesi teheccüd namazı ve mümkünse tesbih namazı kılınmalıdır.

Ayrıca kılabilen aşure gecesi teheccüd vaktinde ve aşure günü öğle ile ikindi arası, her rekatta Sure-i Fatiha’dan sonra 50 İhlâs-ı Şerif okuyarak 4 rekat namaz kılınmalı. Yine aşure günü kuşluk vakti aynı namaz 2 rekat olarak kılınmalı. Namazdan sonra 70 İstiğfar, 70 Salavat-ı Şerife, 70 La havle vela Kuvvete illa BİLLAHil Aliyyil Aziym söylenmeli.

Aşura günü şu dua 10 defa yapılmalı: “SübhenALLAHi mil’el-mizân.Ve müntehe’l-îlmi ve mebleğa’r-rıza ve zinete’l-Arş”

Önemli not: Dinimize göre gece önce gelir, gün sonra gelir. Hesaplarımızı ona göre yapalım. Yani Perşembe günü akşam ezanı okunduğunda Cuma gününe giriyoruz, ertesi gün akşam ezanı okununca Cuma günü bitiyor.

“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:

1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir.
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.
1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.


AŞURE GÜNÜ TUTULAN ORUCUN FAZİLETİ:Resulullah (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğu anlatılmıştır “Bir kimse, muharrem ayında bir gün oruç tutar ise onun için her güne otuz günlük oruç sevabı vardır.” Bir rivayete göre; İbn-i Abbas (R.A.) Resulullah (S.A.V.) efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır: “Bir kimse, muharrem ayında, aşure günü oruç tutar ise onun için on bin melek sevabı verilir. Bir kimse, muharrem ayında aşure günü oruç tutarsa onun için on bin şehit sevabı, on bin hac eden ve umre eden sevabı verilir.

Bir kimse, aşure günü bir kimsenin başını okşar ise o yetimin başındaki tüylerin sayısı kadar o kimsenin cennette derecesini arttırır.
Bir kimse, aşure gecesi, oruçlu bir mümine iftar ziyafeti verir ise Muhammed ümmetinin tümüne iftar ziyafeti vermiş ve hepsinin karnını doyurmuş kadar olur.”
O gün, siz de oruçlu olunuz. O günde, çoluk çocuğunuza bolluk gösteriniz.
Her kim, aşure günü, malından bolca harcar ise Allah-ü Teala, senenin diğer günlerinde ona bolluk ihsan eyler.
Bir kimse, aşure günü oruç tutar ise kırk senelik günahına kefaret olur.
Bir kimse, aşure gecesini ihya eder de; gündüzünü dâhi oruçlu geçirir ise ölüm acısını anlamadan ölür.”
AŞURE GÜNÜNÜN FAZİLETLERİ
Bu arada, sahabe Resulullah (S.A.V.) efendimize şöyle buyurdu:
“Evet, öyledir.
Allah-ü Teala, semaları aşure günü yarattı.
Dağları aşure günü yarattı.
Denizleri aşure günü yarattı.
Kalemi aşure günü yarattı.
Levhü aşure günü yarattı.
Âdem Aleyhisselamı aşure günü yarattı. Âdem Aleyhisselamı aşure günü cennete koydu.
İbrahim Aleyhisselam, aşure günü doğdu. Allah-ü Teala onu aşure günü ateşten kurtardı. Oğluna kurban fedaisini aşure gününü yolladı.
Firavun, aşure günü suda boğuldu.
Allah-ü Teala Eyüp Aleyhisselamı hastalık belasından aşure günü kurtardı.
Allah-ü Teala Âdem Aleyhisselamın tövbesini aşure günü kabul buyurdu.
Allah-ü Teala, Davut Aleyhisselamın günahını aşure günü bağışladı.
İsa Aleyhisselam, aşure günü doğdu.
Kıyamet de aşure günü kopacaktır.”
Bu sırada, Hz. Ömer (R.A.) şöyle dedi:
“Ya Resulullah, Allah-ü Teala aşure gününü vermekle bize üstünlük ihsan eyledi.”
Bundan sonra, Resulullah (S.A.V.) efendimiz şöyle buyurdu:
“Allah-ü Teala, semaları ve yeri öyle bir aşure günü yarattı.
Yıldızları da öyle bir aşure günü yarattı.
Arşı aşure günü yarattı. Kürsiyi dahi onun gibi bir aşure günü yarattı.
Cebrail Aleyhisselamı aşure günü yarattı; melekleri dahi, onun gibi bir aşure günü yarattı.
İdris Aleyhisselam, aşure günü semaya yükseldi.
İsa Aleyhisselam, aşure günü semaya yükseldi. İsa Aleyhisselamın doğumu dahi, aşure günü olmuştu.
Allah-ü Teala, Süleyman Aleyhisselama mülkünü aşure günü verdi.
Yüce Rahman Rabbin arşa istivası, aşure günü olmuştur.
Semadan ilk yağmur, aşure günü yağmıştır.
İlk rahmet, aşure günü nazil olmuştur.
Bir kimse, aşure günü boy abdesti alır ise ölüm hastalığı hariç; hiç hasta olmaz.
Bir kimse, aşure günü gözlerine sürme çeker ise sene boyunca göz ağrısı görmez.
Bir kimse, aşure günü bir hastayı ziyaret eder ise Âdem’in oğlunu ziyaret etmiş gibi sevap alır.
Aşure günü birine bir içimlik su veren kimse göz açıp kapayıncaya kadar zaman dahi, Allah’a asi olmamış gibi olur.
AŞURE GÜNÜ KILINACAK NAMAZIN FAZİLETİ
Bir kimse, aşağıda anlatılacak şekilde dört rekât namaz kılar ise Allah-ü Teala onun elli senelik geçmiş; elli senelik de gelecek günahını bağışlar. Mele-i Alada dahi, onun için nurdan bir köşk yapar:
a.Her rekâtında bir kere Fatiha suresi okunur.
b.Elli bir kere (51) İhlâs suresi okunur.”
Bir başka rivayette ise, bu namaz şöyle anlatılmıştır:
Her rekâtta, bir kere Fatiha suresi okunur.
Her rekâtta, bir zilzal suresi okunur. (90. suredir)
Her rekâtta, bir kere kafirun suresi okunur. (109. suredir)
Her rekâtta, bir kere ihlâs suresi okunur. (112. suredir)
Namaz bittikten sonra da, Resulullah (S.A.V.) efendimize 70 kere salâvat okunur.”
AŞURE GÜNÜ VE BOLLUK
Anlatıldığına göre: İbrahim b. Muhammed b. Münteşir; zamanında Küfe’de görülen en faziletlilerdendi.
O şöyle anlatmıştır:
“Bir kimse, çoluk çocuğa aşure günü bolluk gösterir ise Allah-ü Teala, senenin kalan günlerinde ona bolluk ihsan eyler.”
Süfyan şöyle dedi:
“Anlatılan durumu, elli sene denedik; bolluktan başka bir şey görmedik.”
Anlatıldığına göre: geçmişteki büyük zatlardan biri şöyle demiştir:
“Bir kimse, zinet günü sayılan aşure günü oruç tutar ise senenin içinde kaçırdığı nafile oruçlara yetişmiş olur.
Bir kimse aşure günü sadaka verir ise sene içinde kaçırdığı sadaka verme sevabına yetişmiş olur.”
Kaynak: Abdulkadir Geylani/Gunyet’üt Talibin

AŞURE GÜNÜ İLE İLGİLİ HADİSİ ŞERİFLER

1.AŞURE GÜNÜNÜN FAZİLETİNE KAVUŞMAYA ÇALIŞINIZ.ÇÜNKÜ O;ALLAHU TEALANIN GÜNLER ARASINDAN SEÇTİĞİ MUBAREK BİR GÜNDÜR.O GÜNDE ORUÇ TUTANA ALLAH NEZDİNDE BULUNAN MELEKLERİN,PEYGAMBERLERİN,ŞEHİTLERİN VE SALİHLERİN İBADETLERİ KADAR SEVAP VERİLİR.
2.RAMAZANI ŞERİFTEN SONRA EN FAZİLETLİ ORUÇ,AŞURE ORUCUDUR.
3.AŞURE GÜNÜ BOY ABDESTİ ALAN,ÖLÜM HASTALIĞINDAN BAŞKA HASTALIK GÖRMEZ.OGÜN BİR HASTAYI ZİYARET EDEN BÜTÜN İNSANLARI ZİYARET ETMİŞ GİBİ OLUR.AŞURE GÜNÜ BİR KİMSEYİ SULAYAN HİÇ İSYAN ETMEMİŞ GİBİ AFFOLUNUR.
4.BİR KİMSE AŞURE GÜNÜ ÇOLUK ÇOCUĞUNA İYİLİK YAPSA ONLARI SEVİNDİRSE, ALLAHU TEALA ONA SENENİN GÜZEL GEÇMESİNİ MÜYESSER KILAR.O GÜN ORUÇ TUTANIN ORUCU KIRK YILLIK GÜNAHINA KEFFARET OLUR.AŞURE GECESİNİ İHYA EDİP SABAHINDA ORUÇLU OLAN KİMSE VEFAT EDERKEN ÖLÜM ACISI ÇEKMEZ.
5.AŞURE GECESİNİ İHYA EDENİ ALLAHU TEALA DİLEDİĞİ GİBİ DİRİLTİR.

__________________

Reklamlar

Muharrem ayi ve Asure günü orucu ve faziletleri” üzerinde 18 yorum

  • ALLAH RAZI OLSUN COK AMA COK GÜZEL BIR COGUNU NOT ALDIM SOHBETTE ANLATACAM İNŞ RABBİM CÜMLEMİZİN YARDIMCISI OLSUN SELAM VE DUA İLE İNŞ

  • Orucun Anlamı, İşlevi, Faziletleri
    İnsanların çoğu kendilerinin sadece nefsaniyetten oluştuklarını düşünürler. Aslında bu durum düşünceden öte bir şeydir. Yaşantı, gerçeklik gibi bir hal almıştır. Yani insanların çoğu, kendilerinin nelerden oluştuklarını sorgulamazlar bile. Nefisleri ile bütünleşirler. Onun dışına çıkamazlar. Yüce Allah (c.c.) oruç nimeti ile insanın nefsaniyetini aşmasını, başka bir gerçekliğine, yani ruhuna ulaşmasını murat etmiştir.

    Bir ay süre ile tutulan oruçla insan, en kuvvetli içgüdüleri ile karşı karşıya gelir. Onların kuvvetli çekimleri ve arzuları ile savaşım verir. İşte bu içgüdülerin isteklerine karşı koyma ile insan, kendisinin dışında bulunan nefis gerçeği ile karşı karşıya kalır. Gerçi nefis, sadece susama, acıkma, cinsel içgüdülerden oluşmamakta, ama bu içgüdüler nefsin en önemli damarlarıdır. İnsan en çok bu noktalarından imtihana tabi tutulmaktadır. Buralardan yapılacak bir mücadele nefsi önemli bir oranda tanımayı sağlayacaktır. Bu da insanı büyük bir marifete götürecektir. Onun için peygamberimiz (s.a.s) ‘Nefsini bilen Rabbini tanır.’ diye buyurmuşlardır.

    Marifetlerin en büyüğü insanın nefsini tanıması, onun en büyük düşmanı olduğunu bilmesidir. Peygamberimiz (s.a.s) nefisle yapılan savaşı ‘büyük cihat’ olarak adlandırmıştır.

    Maalesef insanoğlu bu dünyada o kadar büyük bir gaflet içerisinde ki, çoğu kişi kendisi ile nefsini özdeşleştirmekte, bir görmektedir. Bu ise insanın kendisine yapacağı en büyük zulümdür. Ona bu konuda verilecek kitabi bilgiler her zaman eksik kalacaktır. Çünkü olgunun temelinde yaşantı gereklidir. Yani kişi nefsi ile bir olmadığı, nefsiyle savaşmak gerektiği, hatta onu egemenliği altına almanın zorunluluğu konusunda bilinçlenmenin ötesinde pratik yapmalı, bunları yaşantı süreçleri ile anlamalıdır. Ayrıca nefisle savaşım yanında ruhunun varlığını da hissetmelidir. Asıl özünün, ruh olduğunu bilmelidir. Ruhuna ulaşmalı ve onu hâkim kılmalıdır. İşte bunlara bir ölçüde olanak sağlayan şey, Ramazan ayındaki farz olan oruçtur.

    Ramazanda tutulan oruç nefisle savaşa hazırlık, bir nevi tatbikattır. Gerçekte, yani reel hayatta asıl mücadele haram olan şeyleri yememekte ve içmemektedir. Bunlar çoğu kez kul hakkına girdiği için büyük birer afattır. İnsanı, Allah göstermesin, ebedi bir pişmanlığa götürebilir. Çeşitli hadis-i şeriflerde belirtildiği üzere, nuru yok eden, bereketi alıp götüren, insanın ömrünü kısaltan, işleyenlere şayet tövbe nasip olmazsa ölümden sonraki hayatta, cehennemde bir kat ayrılan zina da, çeşitleri ile beraber gerçekte, yani reel hayatta asıl haram olan bir şeydir. Oruçta buna karşı da büyük bir tatbikat var. Dikkat buyuralım, oruçta haram olan şeyler değil, helal ve mubah olan şeyler yasaklanıyor. Onunla nefse uygulamalı bir eğitim veriliyor. Tam da nefsin anlayacağı bir dille bir pratik yaptırılıyor. Helal olan şeylerin yasaklanması ile de hal dile ile asıl yasak olan şeylerin haramlar olduğu ifade edilmiş olunuyor.

    Bu ne güzel bir tatbikattır! Askerde sonbahar aylarında kışlalarda bir tatbikat yapılır. Amaç askerleri gerçek bir savaş durumuna hazırlıklı ve zinde tutmaktır. Oruç da yılda bir kez bir ay boyunca nefse yaptırılan böyle bir tatbikattan ibarettir. Oruçlarını tutup da Allah’ın haramlarına yaklaşan insanları da tabii anlamak imkânsız. Bunlar ya orucun anlamını bilmiyorlar ya da haramların ne büyük birer afat olduğundan habersizdirler.

    Nefis entelektüel bilgilerle eğitilemez. Nefis ancak yaşantı dili ile eğitilebilinir. Nefse oruçla adeta şöyle bir ders veriliyor: ‘’Gerçi sen yemeye, içmeye, cinsel münasebete karşı büyük bir aşkla, içgüdülerle yönelmektesin. Ama bunları bir ay süre ile Allah (c.c.) sana yasakladı. Gerçekte, diğer aylarda bunlar yasak, haram olan şeyler değil. Ama yüce Allah’ın emri bunların üstündedir. Onları tanımalısın. Bir de bundan sonra asıl haram olan şeylere karşı daha ihtiyatlı, dikkatli olmalısın.’’

    Oruçla nefse verilen dersi şu cümlelerle devam edebiliriz: ‘’Bende olan ruh, irade gücü ile nefsimi bir ay boyunca helal olan şeylere karşı alıkoyduğuma göre, haram olan şeylere karşı hayli hayli koruyabilirim. Çünkü ben sadece nefisten oluşmamaktayım. Bende yüce Allah’tan gelen bir de ruh gerçeği var. Ruhum benim asıl özümü meydana getirmektedir. Ruh Allah’ın emrine uymaktan büyük bir haz alır. Ruhum nefsime egemen olduğu oranda ben bir insanım. Şayet oruç tutmamış olsam bu durum nefsimin, içgüdülerimin bana hâkim olduğunun bir göstergesi olacaktır. Bu da, Allah göstermesin, hayvansal bir varoluşa işaret eder. Nefis ise şeytanların elinde olan bir oyuncak gibidir. Nefsime uyarsam şeytanların arzularını yerine getirmiş olurum. Elbette böyle bir şeyi ben kendi hayatımda hoş göremem.’’

    İşte oruç böyle büyük bir dersi, daha doğrusu tatbikatı tüm Müslümanlara her yıl uygular. Kişiyi nefsinin ve şeytanların hilafına olarak bir mücadeleye sevk eder. Ona manevi bir güç verir. Ruhani bir gerilimle dinsel ve manevi anlamda sağlıklı ve dinç tutar. Metafizik bir gerilimle sair zamanlarda haramlara ve günahlara karşı teyakkuz haline sokar.

    Oruç tutan pek çok Müslüman bilirim de onlar ne yazık ki namaz kılmadıkları gibi Allah’ın pek çok haramını da açıkça işlerler. Bu kişilerin orucun anlamını bilemedikleri açıktır. Elbette yüce Allah (c.c.) kimsenin emeğini, ibadetini boşa çıkarmaz. Tuttukları orucun mükâfatını ahrette alacaklardır. Ama yalnız bu mükâfat onların ebedi hayatlarını cehennemden kurtarmaya yetebilecek midir, o bilinmemektedir. Böyleleri orucun anlamını bilse idi daha başka olurlardı diye düşünüyorum.

    Hapishaneler de bir çeşit mahrumiyet yerleridir. Oralarda insanlar özgürlükten yoksundurlar. İnsanlar sabırla ıslah edilmeye çalışılır. Gönül ister ki, insanlar nefsaniyetlerin esiri olarak hiç suç işlemesinler. Oralara düşmesinler. Nasreddin Hoca’nın bir fıkrası vardır: Bir gün oğluna su doldurması için testiyi eline verir. Arkasından da ensesine bir tokat aşk eder. Görenler itiraz ederler. Hocayı kınarlar. Hocaya, suçsuz oğluna niçin tokat vurduğunu sorarlar. Hoca, onlara testiyi kırdıktan sonra cezalandırmanın anlamsız olduğunu söyler. İşte oruç nefsi asıl büyük günahlara karşı onları daha işlemeden cezalandırma yolu ile yapılan bir eğitimdir. Orucun en göze çarpan anlamı budur.

    Oruç görünüşte nefsi cezalandırmaktır. Bu olaya nefis açısından bakınca böyledir. Hakikatte oruç bir aşk ifadesidir: Yüce Allah’ı kışın güzel, tatlı yemeklerden daha çok sevdiğinin; yazın da soğuk sudan daha fazla sevdiğinin hal dilidir. Bunu, insan nefsi değil de ruhu hisseder. Çünkü nefis şehvetin kaynağıdır, aşk ise ruhtan gelir. Onun için insanların bir kısmı orucu bir çeşit cezalandırma olarak görürler, bunlar oruç tuttuklarında oflayıp puflayıp oruç ayının ne zaman biteceklerini bekler dururlar. Orucun yüce Allah’a bir aşk hali olduğunu düşünenler, oruçtan büyük bir manevi haz alırlar. Oruç ayının bitmesini, günlerinin azalmasını hüzünle karşılarlar.

    Ramazan ayı boyunca gerçek âşıklar bayram yaparlar. Bir çeşit bayram havası içerisinde bulunurlar. Orucu nefsiyle tutanlar ise Ramazanın sonunda, yani Şevval ayının ilk gününde bayramlarını kutlarlar.

    Oruç aslında Ramazan ayının süsüdür. Yani oruçla bir zaman dilimi kutsanmaktadır. Ki yüce Allah (c.c.) bu ayda Kuran-ı Kerim’in de inmeye başladığına dikkat çekerek bu ayın sadece oruç tutarak değil Kuran-ı Kerim okuma, namaz kılma ile de süslenmesini dolaylı bir şekilde işaret buyurmuştur: ‘O Ramazan ayı ki, insanları irşat için hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kuran onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya yetişirse onda oruç tutsun (Bakara suresi, 185)’

    Oruç, kulun bir ibadetidir. Kusurlarla dolu olabilir. Ama zaman Allah’ın yarattığı bir şeydir. Allah (c.c.) Kuran-ı Kerim’de pek çok zaman kavramına, anına, dilimine yemin etmiştir. Dolayısıyla zaman içerisinde kutsal anlar ve dilimler vardır. İşte Ramazan böyle bir aydır. Yani kişi oruç tutarken şunun bilincinde olacak: ‘Ramazan ayı, Kadir gecesi hürmetine ben bu ayda oruç tutuyorum. Ama sadece oruçla ben bu kutsal ayın, mübarek gecenin hakkını veremem. Namaz kılma, zekât ve sadaka verme, Kuran-ı Kerim okuma ile de bu kutsal ayı ve mübarek geceyi süslemeliyim.’ Tabii oruç böyle bir çerçevede anlamlı olur. Yoksa kişi dikkatini ayın ve mübarek gecenin hürmetine vermediği zaman orucun sıkıntısına takılarak büyük bir manevi hazdan mahrum kalabilir. Bu kutsal ayda mübarek Kadir gecesinin gizli olması da Ramazan’ın her gününün ve gecesinin ibadetle geçirilmesinin istenmesindendir. O Kadir gecesi ki, Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle bin aydan hayırlıdır (Kadr suresi, 3). Aklı başında olan bir insan nasıl böyle bir mükâfattan uzak kalmak isteyebilir? Meleklerin bayramı olan bir gecede (Kadir gecesinden) Hak âşıkları nasıl uyuyabilir? Bu büyük, akılları alan müjde Ramazan ayına bir aşk hali katmaya yetmiyor mu?..

    Ramazan ayı bir ruhaniyet taşır. Aslında her ayın bir çeşit ruhaniyeti vardır. Ama Ramazanınki tamamen ümmetin hayrına dönüktür. Ramazan ayının ruhaniyetine ibadetlerle ulaşılabilir. Bu ayda yapılacak ufacık bir günah, bu ruhaniyeti kişinin üzerinden alabilir. Onu ruhani havadan uzaklaştırabilir.

    Peygamberimiz (s.a.s) buyurdular ki bu ay, ümmetimindir. Yani bu ayda ümmetin bütün manevi sıkıntıları üzerinden kalkabilir. Kişi tuttuğu oruçlarla, kıldığı teravih namazları, verdiği zekât ve sadakalar ile üzerinde büyük bir ağırlık olan günahlardan kurtulabilir. Bu aya ulaşmak için peygamberimiz (s.a.s) Recep ve Şaban ayları boyunca şu duayı yapmışlar ve ümmetine de tavsiye etmişlerdi: ‘Allah’ım Recep ve Şaban’ı mübarek kıl, bizi Ramazana ulaştır.’ Peygamberimiz (s.a.s) Ramazana ulaşıp da günahlarını affettiremeyenlere ‘Burunları sürtünsün!’ diye ikazda bulunmuşlardır. Elbette beddua, rahmet peygamberimize (s.a.s) yakışmamaktadır. O bu ifadesiyle bedduadan çok ümmetine bir ikazda bulunmuş, bu ayda yüce Allah’ın (c.c.) kullarına daha çok rahmet sahibi olduğunu, onun için tövbe ile günahlardan uzaklaşmanın fırsatı olduğunu vurgulamışlardır.

    Orucun yaza yaklaşması, daha doğrusu artık yazın ortasına düşmesi oruç tutan insanların sayılarında git gide bir azalmayı da beraberinde getirdi. Demek ki oruç miladi takvimle yaz ayında sabitleşseydi bazı kişiler hiç oruç tutamayacaklardı. Bu, anlaşılmış oldu. Yüce Allah (c.c.) engin rahmetiyle ay takvimini güneş takvimi içerisinde döndürüyor da bu sayede oruç ayı olan Ramazan, her mevsimde dolaşmaktadır. 33 yılda bir devir tamamlanmaktadır.

    Şayet insanlar orucun anlamını gerçekten bilselerdi, tutmak için daha bir gayretli olurlardı. Kışın, ilkbaharda, sonbaharda oruç tutup da yazın sıcaklığında nefislerine uyanlar, kendilerini toparlarlar, her türlü sıkıntıya rağmen yaz oruçlarına da büyük bir önem verirlerdi, Allah’ın emrini çiğnemezlerdi.

    Orucun manasını bir kez daha yineleyelim: ‘Oruç, yüce Allah’ı (c.c.) sevdiğini vücut ve hal diliyle ifade etmektir.’ Bu yaz sıcaklığında, uzun günlerde oruç tutan kişi ise, ‘Allah’ım ben Seni soğuk sudan daha çok seviyorum.’ demektedir. Yüce Allah’ın (c.c.) bu sevgiye ahrette vereceği cevap çok önemlidir. Çünkü yüce Allah (c.c.) engin keremi ve lutfuyla böyle içten sevgileri karşılıksız bırakmayacaktır.

    Tekrar dirilme günü çok uzun sürecektir. Arasat meydanında insanlar günlerce, aylarca, belki yıllarca bekleyeceklerdir. Ahretin bir günü dünyanın bin yılına denktir. O gün insanlar çok perişan bir duruma düşeceklerdir. Nasıl dünya hayatında güneşin konumu ve uzaklığının değişmesi ile yeryüzünde sıcaklık ve mevsimler farklılık gösteriyorsa ahret gününde cehennem bir ara yaklaştırılacaktır (bk. Tekvir suresi, 12). O gün insanlar ne yapacaklarını şaşıracaklardır. Korkularından ayaklarını bağları çözülecektir. Yürümeye, kaçmaya takatları kalmayacaktır. Olduğu yerde diz üstü çökeceklerdir (bk.Meryem suresi, 68). İşte oruç en çok bu zamanda yardıma gelecektir. Hadis-i şeriflerde özellikle vurgulanan orucun cehennem ateşine kalkan olması bu zamanda tahakkuk edecektir. Bu yazın sıcaklığında oruç tutanlar, orada rahata erecekler, cehennemin sıcaklığından zarar görmeyeceklerdir. Çünkü onlar yazın sıcaklığında Allah için, Allah sevgisi ve aşkıyla sıkıntıya düşmüşlerdi. Yüce Allah (c.c.) çok vefakârdır. Hadis-i şerifte de ifade edildiği üzere aynı sıkıntıyı hem dünya hem ahret hayatında göstermeyecek kadar hayâ sahibidir.

    ‘İnsanlar yalnızca iman ettik demekle hiç imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? And olsun ki, biz onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ederek) doğru söyleyenleri de yalancıları da bilir (Ankebut suresi, 2-3).’

    Peygamberimiz (s.a.s), ‘Sabır, imanın yarısıdır.’ diye buyurmuşlardır. Başka bir hadiste ise ‘Oruç, sabrın yarısıdır.’ demiştir. Buna göre oruçlarını tam olarak tutan bir kişi imanın dörtte birine sahip olmaktadır. İmanlı kişi ise günahkâr olarak ölse bile sonunda mutlaka cennete ulaşacaktır.

    Orucun çok büyük sırları vardır. Yüce Allah (c.c.) kullarının sıkıntı çekmelerinden zevk almaz. Gün boyunca, hele bu sıcak ve uzun günlerde yemeden içmeden sabretmek kolay değildir. Allah (c.c.) kullarına bu konuda bir sıkıntı vermişse mutlaka bunun kulun menfaatine dayanan pek çok hikmeti vardır. Şüphesiz bu dünya bir imtihan yurdudur. İmtihan ise genellikle sabırla ölçülür. Belki ileride bedene gelebilecek eziyetler, hastalıklar oruç nimeti ile ya hafifletilmektedir ya da tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Orucun ‘sağlığa yararlı olduğu’ yönündeki hadis-i şerifleri bu şekilde anlamak dinin ruhuna daha uygundur.

    Elbette aç ve susuz kalmanın sağlığa yararları tıpta bilinmekte ve bunlar tavsiye edilmektedir. Ama bu, konuya çok yüzeysel bir bakış açısıdır. Yüce Allah (c.c.) kulun kaderini elinde tutan, yazandır. İnsanları Kendi rızasına, cennet gibi büyük nimetlere erdirmek için sabırla imtihan edendir. Tutulan oruçların yüce Allah (c.c.) tarafından büyük bir ihsanla karşılanacağını, Müslümanların ağır imtihanlarına karşı kefaret olacağını, böylelikle onların dünya hayatlarının sağlık ve afiyet içerisinde geçmesine vesile olacağını düşünebiliriz. Yani oruç tutmayan Müslümanların dünya hayatında ağır bela ve musibetlerle imtihan edilip sabırlarının derecesi başka şeylerle ölçülebilir.

    Allah (c.c.) kulunu terbiye etmeyi, cennete koymayı dilediği zaman dünyada ona imtihan için bela ve musibet kapılarını açar. Onun için oruç kolay yoldan sabırla imtihan edilmeyi, sabır nimetini kolay yoldan elde etmeyi sağlar; bu sayede dünyada ömrümüzü sağlık ve afiyet içerisinde geçirmemize vesile olabilir. Bu açıdan kaza oruçları da bir nevi sağlık ve afiyet sigortasıdır. Geçmişteki hataları telafi etme, geleceğimizi emniyet altına almayı sağlar.

    Nasıl bu dünyada bela ve musibetler bizlere cehennem azabı gibi görünürse orucun ahrette en çok yararlı olduğu konu da budur. Pek çok hadis-i şerif orucun ‘cehennem ateşine karşı koyduğunu, kalkan vazifesi gördüğünü’ belirtmektedir. Her insan mutlaka cehenneme uğrayacaktır (bk. Meryem suresi, 7). Çünkü sırat köprüsü cehennem üzerine kuruludur. Cennete girmek için bu köprüden geçmek gerekecektir. Bu sıkıntılı zamanlarda bizlere en çok yardım edecek ibadet ise oruçtur. Onun için geçmişte çeşitli nedenlerle veya nedensiz olarak tutamadığımız oruçları kaza etmek Allah’ın izni ile hem dünya hem ahret hayatımızdaki büyük sıkıntıları da ortadan kaldıracaktır.

    Pazartesi ve perşembe günlerini oruçlu geçirmek peygamberimizin (s.a.s) çok önem verdiği sünnetleridir. Şayet üzerimizde oruç borcu yoksa bu günleri sünnet niyeti ile oruçlu geçirmek çok yararlıdır. Oruç sevabı yanında zor zamanlarda peygamberimizin (s.a.s) şefaatine vesile olabilir. Ayrıca bu ahir zamanda onun bir sünnetini ihya etmenin yüz şehit sevabı kazandırdığını da unutmamak gerekir. Tabii yine de bu pazartesi ve perşembe günlerini sünnet niyeti ile oruç tutma ile kaza oruçlarını mukayese edemeyiz. Zira orucun kazası farzdır. Farz olan bir ibadet ise İmam- ı Rabbaninin ifadesiyle binlerce nafile ibadetten daha çok üstündür. Onun için üzerlerinde oruç borcu olanlar bu günlerde oruçlarını kaza niyetiyle tutmalıdırlar.

    Allah (c.c.) bu uzun, sıcak yaz günlerinde oruçlarımızı aşk ve şevkle tutmayı, bu sayede rızasını nasip eylesin. Âmin.
    Muhsin İyi

  • ALLAH RAZI OLSUN COK AMA COK GÜZEL BIR COGUNU NOT ALDIM SOHBETTE ANLATACAM İNŞ RABBİM CÜMLEMİZİN YARDIMCISI OLSUN SELAM VE DUA İLE İNŞ

  • Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logosu

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Twitter resmi

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Facebook fotoğrafı

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Google+ fotoğrafı

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Connecting to %s

    %d blogcu bunu beğendi: