25
Apr
yusuf tarafından gönderildi.
| YOLUNA KURBAN OLDUGUM
Günahlara dalmistim
Ben haddimi asmistim
Hesap yoktur sanmistim
Seni görünce anladim
Bile bile batiyordum
Yana yana ariyordum
Her gecene soruyordum
Seni hemen yanimda buldum
| Yoluna kurban oldugum Esigine bas koydugum
Tam hersey bitti derken
Yani basimda buldugum
Bosluklarda kayboldugum
Uzattigi ipe tutundugum
Yaralarim azdikca
Seni sarar buldugum
Gaflet uykusundan uyandiran
Kalbi Hakk’a baglattiran
Kirli pasli su kalbi
Zikrullahla cilalattiran |
|
Tam düserken tutuverdin
Seytani öte itiverdin
Günahlari hatirlatip
Ben pismanim dedirttin
|
|
Posted by MUSTAFA YOLCU on Mayıs 24, 2007 at 9:13 pm
YOLCU
ARILAR BAL YAPARLAR KOVANA
KARINCA TANE TAŞIR YUVAYA
BÖCEKLER İPEK ÖRER KOZAYA
SEN ÖMRÜ NASIL GEÇİRDİN YOLCU ?
X
KARUN HAZİNESİ SÖYLENİR DURUR
SÜLEYMAN KUŞLAR İLE KONUŞUR
LOKMAN DERTLERE DEVA BULMUŞTUR
ŞİMDİ NEREYE GİTTİLER YOLCU ?
X
YILLARCA YEDİN İÇTİN DOYMADIN !
AHİRET AZIĞINI KOYMADIN !
RABBİNE İYİ BİR KUL OLMADIN
HESAB GÜNÜNDE NE DERSİN YOLCU ?
X
HAK VE ADALET MÜLKÜN TEMELİ
YOLCU KUL HAKKINA DİKKAT ETMELİ
EMANETE HİYANET ETMEMELİ
BİR GÜN HESABA ÇEKERLER YOLCU.
X
AĞACA DAYANMA HAZANLA KURUR
VARLIK ELKİRİ ÇABUK KAYBOLUR
İNSANA GÜVENME BİR GÜN MEVT OLUR
SARIL ALLAHIN İPİNE YOLCU.
MUSTAFA YOLCU
ÖLÜM
KİM DEMİŞKİ YOK OLUŞ
YENİ BAŞLANGIÇTIR ÖLÜM
YALAN DÜNYADAN AYRILIŞ
GERÇEĞE DÖNÜŞTÜR ÖLÜM.
X
NE EKERSEN BU DÜNYADA
EKTİĞİNİ BİÇMEKTİR ÖLÜM
GEZMİŞ İSEN ZEVKİ SEFADA
HESABINI VERMEKTİR ÖLÜM.
X
OLMUŞ İSEN HAK AŞIĞI
MAŞUK’A KAVUŞMAKTIR ÖLÜM
FERHAT OLUP DELİP DAĞI
ŞİRİN’E KAVUŞMAKTIR ÖLÜM
X
KILDIN NAMAZ,ETTİN NİYAZ
SANA KORKU DEĞİL ÖLÜM
OLMUŞ İSEN SEN BEYNAMAZ
GAFLETTEYKEN GELİR ÖLÜM.
X
İNSANOĞLU GAFİL OLMA
GENÇ İHTİYAR DEMEZ ÖLÜM
SAKIN OLA MAĞRURLANMA
ZENGİN,FAKİR SEÇMEZ ÖLÜM.
MUSTAFA YOLCU
Posted by usluu on Mayıs 24, 2007 at 9:22 pm
@mustafa yolcu,
Ellerine, yüregine saglik.
Cok güzel bir siir.
Diger calismalarinizi da görmek isteriz.
Allah’a emanet olun.
Posted by MUSTAFA YOLCU on Haziran 1, 2007 at 5:21 am
GÜZEL İSTANBUL
BOĞAZDA BEYLERBEYİ SARAYI
OTUR ÖNÜNE SEYRET DERYAYI
BİR ÇAĞI KAPATIP YENİ BİR ÇAĞI
AÇAN ŞEHİRDİR GÜZEL İSTANBUL
X
HAYDİ EMİNÖNÜ’NE GİDELİM
TOPKAPI SARAYINI GEZELİM
SARIYERDE BÖREK YİYELİM
GEZİP GÖRELİM SENİ İSTANBUL.
X
ÇIKALIM GEL BOĞAZ TURUNA
BİNELİM ŞU DURAN VAPURA
BEYKOZ,SARIYER,TELLİ BABA’YA
GİDİP GÖRELİM SENİ İSTANBUL.
X
HALİÇ’E GİDİP KÜREK ÇEKELİM
ERENLER’İN MEKANINI GÖRELİM
EYÜP HAZRETLERİNE DUA EDELİM
EVLİYA YATAĞIDIR İSTANBUL.
X
ÇAMLICA SIRTINA ÇIKINCA
İSTANBUL’A TEPEDEN BAKINCA
UZANIR BOĞAZ BOYLU BOYUNCA
DOYAMAM SEYRE SENİ İSTANBUL.
MUSTAFA YOLCU
SELAM SANA AİLE
SEVGİNİN VE ŞEVKATİN
ÇABANIN VE ZAHMETİN
BIKILMAYAN HİZMETİN
KAYNAĞIDIR AİLE.
X
NEHİR OLUP FIRAT İLE
UÇUP GİDEN TURNA İLE
GURBETTE MEKTUP İLE
SELAM SANA AİLE.
X
TÜM DERTLERE İLAÇTIR
ACIKTIĞINDA AŞTIR.
HERKEZ ONA MUHTAÇTIR
SICAÇIK YUVA AİLE.
X
YORULUNCA DİNLENDİĞİN
HASTA İKEN İYİLEŞTİĞİN
DERDİNİ SÖYLEŞTİĞİN
SIRDAŞINDIR AİLE.
X
SEVGİ İLE DOLUŞUN
ANNE,BABA OLUŞUN
HERŞEYİNİ VERİŞİN
SEMBOLÜDÜR AİLE.
X
ORDA KÜSKÜNLÜK OLMAZ
ORDA RİYA BULUNMAZ
ORDA ÜCRET ALINMAZ
İŞTE ORASI AİLE.
X
HERŞEYİ PAYLAŞMAK ORDA
SEVGİYLE KAYNAŞMAK ORDA
MUTLULUK ARARSAN ORDA
İŞTE ORASI AİLE.
X
OLSANDA PAŞA,VALİ
BAKAN,MİLLETVEKİLİ
BİR AN UNUTAMAZSIN
SEVGİLİ AİLENİ.
MUSTAFA YOLCU
Posted by usluu on Haziran 1, 2007 at 12:36 pm
Allah cc. razi olsun Mustafa Yolcu kardesim, cok güzel bir siir, emeginize yüreginize saglik.
Istanbulu görmek pek nasip olmadi ama insaallah birkac hafta sonra niyet ettik gelip gezip, görmeye hayirlisiyla.
Calismalarinizin devamini beklerim, Allah’a emanet olun.
Posted by usluu on Haziran 1, 2007 at 12:38 pm
Aile siiriniz de cok güzel olmus, bu degerlerimizi kaybettigimiz bir cagda ne güzel yürege temas etmissiniz.Ellerinize ,yüreginize saglik…
Posted by baran on Haziran 28, 2007 at 8:17 pm
ısrafıl sura ufledığınde denızler dalgalandığında dağlar yurutulduğunde kul kuldan anne cocuğunda kactığı wakıt mahşerde nızam terazısı kurulup sırat köprusu gurunduğunde EY YUCE ALLAHIM BIZ UMMETI MUHAMMEDIZ BIZI AFFET SEVDIKLERIMIZIDE AFFET AMIN
Posted by ZARİFE on Temmuz 19, 2007 at 6:05 pm
ALLAH RAZI OLSUN SİİRLER COK GUZEL
BU ARADA KANDILINIZ MUBAREK OLSUN. HAYIRLI AKSAMALR
Posted by erhan on Temmuz 20, 2007 at 7:31 am
ÇOK BAŞARILI İŞLERE İMZA ATIYORSUNUZ BİZİ AYDINLATTINIZ İCİN ÇOK TEŞEKKÜR EDRİM BAŞARILARINIZIN DEVAMINI DİLERİM
Posted by cane on Temmuz 20, 2007 at 1:49 pm
siir cok guzel Allah razı olsun…….
ınsanlara bırsey anlatıyor. herzaman boyle guzel siirler ıstıyoruz.
Allaha emanet olun.
Posted by Betül on Ağustos 1, 2007 at 7:24 pm
Masallah Siirler cok güzel olmus ellerinize saglik. Herkeze yaksamlar allaha emanet olun
Posted by meliha on Ağustos 13, 2007 at 4:06 pm
şiirler çok güzel olmuş bende böyle şiirler yazmak isterdim yazanıda tebrik ederim allaha emanet olun.
Posted by usluu on Ağustos 14, 2007 at 8:10 am
@baran
@zarife
@erhan
@cane
@betül
@meliha
Siirleri begenmenize sevindim, Allah cc. razi olsun.
Allah’a emanet olun..
Posted by meliha on Ağustos 15, 2007 at 12:16 pm
MUSTAFA YOLCU KARDEŞ ÇOK GÜZEL ŞİİRLERİN VAR. TEBRİK EDERİM ALLAHA EMANET OL.
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 11, 2008 at 6:54 pm
A
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 11, 2008 at 7:07 pm
Şiir yazamadım.
Yazdıkladımı şiire benzetmeye çalıştım.
Şair olamadım.
Şaire benzemeye çalıştım.
Sadece duygularımı dile getirmeye , sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Ama sizler teveccüh edip benim duygularımı paylaştınız.
Bir satırla bile olsa sizinle aynı duyguları paylaşmak ne güzel.
Biliyorumki gülü sevmesek , bizde sevilmezdik.Rabbim diyorki ‘ BENİM SEVDİĞİMİ YARATTIKLARIMDA SEVER.’
Hepinize teşekkür ederim.
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 14, 2008 at 8:21 am
YAVRULARIMA
Yüzünde Gülücüğün
Dilinde Allah Sözün
Ömür Boyu Dürüstlüğün
Eksilmesin Yavrucuğum
X
Kötüye Kanma Sakın
Nefsine Uyma Sakın
Doğrudan Ayrılmayasın
Merhametli Yavrucuğum.
X
Yaratana Kul Olmak
Beş Vakit Namaz Kılmak
İnancını Yaşamak
Gereklidir Yavrucuğum.
X
Yaşadıkca Dünyada
Varlıkta Var,Yoklukta
Huzur ; Şükür Ve Sabırda
Şükret, Sabret Yavrucuğum.
X
Ana Baba Dünyadan
Hayırlı Evlat Bırakmadan
Giderse Sorar Yaratan
Hakka Kul Olun Yavrucuğum
X
Evladın En Hayırlısı
Okur Fatiha Üç İhlası
Bizim İçinde Hasenatı
Esirgemeyin Yavrucuğum.
Mustafa Yolcu
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 14, 2008 at 8:23 am
YARABBİ
Binbir Çeşit Çicekten
Ballar Verdin Yarabbi
Biz İsyankar Kullarına
Neler Verdin Yarabbi
Dağda Duran Kör Kurdun
Verdin Nasibini Yarabbi
Uyup Nefsin Hevesine
Azgın Etme Yarabbi
Dünya Telaşıyla Bizi
Şaşkın Etme Yarabbi
Vadettiğin Cennetini
Nasip Eyle Yarabbi
Cehennemin Ehlinden
Etme Bizi Yarabbi
Affeyle Günahımız
Ziyadedir Yarabbi
Sen Bizim Tövbemizi
Kabul Eyle Yarabbi
Fahri Alem Muhammede
Sadık Eyle Yarabbi
Ettiğimiz Duaları
Kabul Eyle Yarabbi,
Mustafa Yolcu
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 14, 2008 at 8:25 am
ŞEHİT MEHMET’im
Mehmet’im Asker Oldu
Korumak İçin Yurdu
Hain Düşman Kurşunu
Onu Bağrından Vurdu.
X
Mehmet’im Düşerken Yere
Haykırdı Allah Diye
İçti Şehadet Şerbetini
Göçtü Ebedi Aleme.
X
Gencecik Bir Çağında
Hayatın Baharında
Vatanının Uğruna
Şehit Oldu Mehmedim.
X
Onlar Ölü Değildir
Ama Siz Bilmezsiniz
Diyor Şehit Olana
Yüce Allah Kuranda.
X
Ey Mehmet’im Şimdi Sen
En Yüce Makamdasın
Görüyorum Seni Ben
Solmayan Gülüstandasın.
18.5.1994
Mustafa Yolcu
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 14, 2008 at 8:27 am
KARANLIK
Karanlık
Gözün Görmediği
Bilinmeyen Bir Yer
İşte Orası
Aydınlanmalı Artık
Kapkara Eller
Orayı Örtmemeli
Tanyeri Ağardığı Gibi
Önce Yavaş Yavaş
Sonra Apaydınlık
Olmalı Heryer
Bir Şey Gizlenmeden
Bilinmeli Herşey
İşte O Zaman
Hakem Olmalı Koca Millet
Sorgulanmalı Devirler
Eğer Varsa Suçlu
Cezası Verilmeli
Eğer Yoksa Suçlu
İlahi Adalet
Tecelli Etmeli
31.10.1994
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 14, 2008 at 8:29 am
İSKİLİP’ÇE
Biraz İskilip’çe Söyleyim Size
Unutmasın Kimse Kalsın Geriye
Büyükanne Ebe , Su Kabına Helke
Evet’ede Hee Denir İsikilipte
X
Lahana’ya İlahna,Elma’ya Alma
Salatalık’tır Zavza , Cacıktır Çırpma
Alışveriş Avsata , Mendil Mahrama
İnceye’de Yoha Denir İskilip’te
X
Dolu Kaba Sile,Değilmi İliye
Gözetmeye Dehle,Marmelat Pevrede
Pazar Giravu,Pazartesi Düşenbe
Salı’yada Deri Denir İskilip’te
X
Keşkek Çömleği Güdü , Sıpa’ya Kürü
Bitti’ye Başoldu , Hediye’ye Dürü
Söğütten Yapılan Düdüktür Höppü
Cekete’de Sahu Denir İskilipte.
X
Basamak Badal , Erkek Çocuğa Göbel
Avuç’a Hapaz,Yaramaza Feşel
Boş Kaba Kouz,Biraz Sonra Zizeel
Hindiye’de Culuk Denir İskilipte
X
Üzüm Salkımı’na Cınbıt,Sebet’e Çit
Pancara Kocabaş,Çekirdeğe Çigit
Çok Israra Tebelleş,Yeni’ye Cedit
Manda’yada Kömüş Denir İskilipte.
X
Patika’ya Cılga,Ayva’ya Hayva
Ezbere Tuymuna,Sohbete Horata
Bahçenin Parçasıdır Mayşalama
Kaygı’yada Husa Denir İskilipte
X
Rüzgar’a Örüsger,Nişan’a Tevkir
Fena Kokuya Yıryır,Nazarlık Silbir
Geçen Yıla Bıldır,Süzgeç’e İlistir
Paslı’yada Porlu Denir İskilipte
X
Nezleye Zükkem , Kabaya Hondum
Yetere Galan,Derindere Çobuldum
Baklavanın En Güzelidir Şıhırdım
Sırta’da Yağnım Denir İskilipte.
Mustafa Yolcu
Posted by usluu on Nisan 14, 2008 at 10:54 pm
Allah cc. razı olsun kurban, yine mısralar coşup taşmış yüreğinizden sayfamıza doğru.
Yüreğinize sağlık , hepsi birbirinden güzel şiirler
Posted by MUSTAFA YOLCU on Nisan 23, 2008 at 6:52 am
BOSNA DIRAMI
Bomba Yağıyor Bosnaya
Kopmuş Kollar Bacaklar
Dağılmış Tüm Pazara
Yaralı Bir İnsan Yerde
Sürünüyor Kopmuş Bacağıyla
Bir Yandan Bakıyor Çevresine
Adeta Sesleniyor!…
Nerde İnsan Hakları , Nerde İnsanlık
Nerde Birleşmiş Milletler?..
Nerde Balina’yı Kurtaranlar?..
Bosna’ya Bomba Yağıyor
Medeni Dünya Bakıyor
Sırp Canilerinin
Sırtını Sıvazlıyor
X X X
Füzeler Atılıyor
Bosna’ya Gorajde’ye
Hedef Narin Minareler
Camiler,Kütüphaneler
Çaresiz İnsanlar
İslama Ait Ne Varsa
Yansın,Yıkılsın
Hani İnsan Hakları Vardıya !…
Umurundamı Medeni Dünyanın
Onların Haçları Ayakta’ya!…..
X X X
Bir Çocuk Gördüm Bosna’da
Ablasının Kucağında
Çocuk Annesiz . Aç,Sahipsiz
Ya O Abla; Biçare Kimsesiz.
Yaşıtları Oynarken Sokakta
O Anne Olmuş
Sarılmış Sıkı Sıkı ,Ufacık Yavruya.
Cılız Kollarıyla Onu Tutmak İçin
Çabalıyor Ayakta Durmak İçin
X X X
Ya Çağdaşlar!…
İnsan Hakları Havarileri
Geçmişler Televizyon Başına
Ellerinde İskoç Viski Çikolata
Görmüyorlar Zulmü , Akan Kanı
Aç İnsanı,Yetim Çocukları
Zeytin Dalı Uzatıyorlar
Taşa,Kayaya,Oduna.
Bilmiyorlarmı Kaya Duymaz
Odun Uzanmaz Zeytin Dalına
Ama Taşlar Dayanmaz
Mazlumların Feryadına
20.4.1994
AYASOFYA
Fatih Ayasofya’yı
Cami Yaptı , Namaz Kıldı
Yıktı Köhnemiş Çağı
Bize Miras Bıraktı
X X X
Ayasofyam Minarenden
Ezan Sesi Susmasın Hiç
İnananlar Namaz Kılsın
Boynun bükük Olmasın Hiç.
X X X
Ayasofya İbadete
Elbet Bir Gün Açılacak
Miski Amber Kokuları
Her Tarafa Saçılacak.
X X X
Yadigar Ayasofya
Açılacak Nasıl Olsa
Bu Milletin İsteğine
Yönetenler Ah Bir Uysa
Mustafa Yolcu 3.3.1994
Posted by MUSTAFA YOLCU on Haziran 26, 2008 at 3:02 am
http://yolcusiiri.blogspot.com
Posted by MUSTAFA YOLCU on Eylül 1, 2008 at 7:19 pm
RAMAZANIMIZ MÜBAREK OLSUN
GÖNLÜMÜZ HUZURLA DOLSUN
CÜMLEMİZ SAĞLIK SIHHATLİ
EVİMİZ PÜR NEŞE OLSUN
Posted by yusuf on Eylül 5, 2008 at 12:39 am
INSAN GÖZÜ DUYMAZ INSAN DOGDUNDA CIPLAK DINYAYA GELIR;SONRADA MAL VE MILK KURMAK ISTER,ALLAH ICIN BISEY YAPMAZ ;CIPLAK KALACAGINI BILSE;?BIL TABUTUNDA CIPLAK KALACAKSIN:
Posted by hülya on Eylül 17, 2008 at 2:04 pm
slm ya bende yeni baktim bu siteye cok guzel seyler kib
Posted by hülya on Eylül 17, 2008 at 2:05 pm
hayirli ramazanlar
Posted by mustafa yolcu on Kasım 2, 2008 at 4:35 pm
İSKİLİPLİ İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİ
DÜZENLEYEN: YUNUS EMRE ERDOĞAN ( Lisans tezi)
İbrahim Ethem Gerçekoğlu 1303 Rumi yılında (1887) Çorum’un İskilip ilçesi Büyüktaş mahallesinde dünyaya gelmiştir. Babası Ahmet efendi İskilip’in yerlilerinden Kadıağalar ( Kadıoğlu) lakabıyla bilinen tanınmış bir ailenin mensubudur. Annesi Emine Hanım “Sülale-i Tahir edendir” Soyu Hz. Hüseyin’e dayanır.
Bu bahtiyar ana baba gördükleri bir rüyadan mülhem olarak çocuklarına İbrahim Ethem adını vermişlerdir.
İbrahim Ethem hazretleri Ahmet efendi ve Emine hanımın en büyük çocuğudur. İbrahim Ethem hazretlerinin Zahide Leblebici, Zeynep Karaman, Mehmet Gerçekoğlu adlarında üç kardeşi vardır. Baba bir anne ayrı en küçük kardeşi ise Bekir Gerçekoğludur.
İbrahim Ethem hazretlerinin Şerife hanım ile olan tek evliliğinden beş çocuğu olmuştur. İlk çocukları Cemaleddin adında bir erkek çocuk olup küçük yaşta vefat eder. Bu ilk çocuklarından sonra Ubudiyye ve Meliha ismini verdikleri iki kızları olur. Daha sonra Ali Rıza ve Ahmet Burhaneddin adında iki oğulları dünyaya gelir. Bu dört çocuğu da halen hayattadır.
İbrahim Ethem hazretleri, daha çocukken kendisini Allah yoluna ve ibadete vermiş, veliliğe ermiştir. 4-5 yaşlarında iken namaz kılmaya başlamıştır. Çok genç yaşlarında devamlı bir manevi huzur içinde, ilahi aşkın sarhoşluğu ile mest ve müstağrak yaşadı. Bu hal namaz kılarken de devam ettiğinden “ Ya rabbi. Bu hali benden namaz kılarken al, sonra tekrar iade et “ derdi.
Efendi’nin bu mest hali validesini endişelendirir. Oğlunun deli olacağı düşüncesine kapılır. Annesinin bu düşüncelerini fark eden efendi hazretleri “ oğlun deli değil veli olacak “ diye içinden mukabele edermiş.
İBRAHİM EDHEM HAZRETLERİNİN TAHSİL HAYATI:
İbrahim Ethem hazretleri daha küçük yaşlarda ilme merak sarmıştır. Sekiz yaşındayken “ Delahül Hayrat” adlı eseri okumaya başlamıştır. Eserin feyzinden cezbe haline geldiği görülürmüş.
Zahiri ve batini ilimleri bünyesinde toplayan İbrahim Ethem iyi bir medrese tahsili görerek şeri ilimleri, bir şeyhin terbiyesinden geçerek de manevi ilimleri tahsil etmiştir.
Efendi hazretleri medreseye devam ederek Müderris Mehmed efendi’den icazet alan, ledün ilmini şeriat ilmiyle birleştirerek “ Zülcenaheyn “ ( çift kanatlı olan) genç veli bu yolda kendilerinden faydalandığı Enbiya- Zade Mehmet Hilmi ve müderris Mehmet efendi gibi üstadlarına hayatları boyunca canı gönülden hizmet ve yardımdan geri durmamış, dua ve himmetlerini almıştır.
Gençliğinde Allaha olan aşkı ve ibadete olan düşkünlüğünden dolayı sürekli ibadet etmek isteyen ve geceleri uyumaktan şikayet eden efendi hazretleri bu durumu şöyle anlatıyor; Ya rab, neden geceyi yarattın sanki? Uyumayıp hiç durmadan sana ibadet etseydik derdim.
Ancak medreseye başladıktan sonda, Kur’an la olan meşguliyeti neticesinde gecelerin yaratılmasının hikmetini anlamış ve bu düşüncesinden vazgeçerek Allahın her yaptığının hikmetli ve yerinde olduğunu teslim etmiş ve tevekkülünü derinleştirmiştir. Son zamanlarında bazen uyuklar oluşunu gençliğindeki bu hadise dolayısıyla kendisine ilahi bir işaret olduğunu belirtmiştir.
İskilip’te ve Kastamonu’da uzun yıllar medrese tahsili gören İbrahim Ethem, Cıncıllı Mehmet hocanın ders halkasında bulunmuştur.
İskilip’te Şeyh Ethem diye bilinen İbrahim Ethem hazretleri, Gümüşhaneli ve Seydişehirli gibi büyük veliler ile görüşmüş olan büyük mutasavvıf Fazlullah Rahimi’den Mesnevi dersi almıştır.
İbrahim Ethem hazretleri, gençliğinde Mesnevi’yi okumayı çok istemiş, bunu kendisine okutacak ehil insanlar aramıştır. İbrahim Ethem hazretleri Allaha yalvararak ” Ya rab. Eğer bana mesneviyi okutacak kimse kalmadı ise, sen öyle bir kimse yarat. Sen her şeye kadirsin allahım “ diye dua eder.
Bu sıralarda İskilip’in mal müdürünün kayın pederi olan büyük mutasavvıf Fazlullah Rahimi hazretleri İskilip’e gelir.İskilip’te vakit namazlarını kıldığı Ulu caminin müezzinine :” oğlum buralarda sohbet yapılabilecek bir Allah dostu yokmu? “ diye sorar. Müezzin efendi Fazlullah Rahimi’yi tanıdığı meşahıyla görüştürür. Efendi bunların yeme içme şeyhi olduğunu, kendisinin ise gönül ehli birisini aradığını söyler.
Müezzin efendi: “ Buralarda İbrahim Ethem adında genç bir şeyh daha var. İsterseniz sizi onunla görüştüreyim “ der.
Fazlullah Rahimi Hazretleri teklifi kabul eder. Müezzinle birlikte İbrahim Ethem hazretlerinin evine gelirler. Fazlullah Rahimi Hz. Kapı açılıp İbrahim Ethem efendiyi merdivenin başında görünce müezzine “ ben aradığımı buldum “ diyerek gitmesini işaret eder. Fazlullah Rahimi yukarı baka baka merdivenleri çıkar. Efendi ile karşı karşıya gelince onu tepeden tırnağa kadar süzer; iki elini sonuna kadar açarak “ ohh işte ben böylesini arıyordum” diyerek Ethem efendiye muhabbet ile sarılır.
Bir süre konuşup görüştükten sonra Fazlullah Rahimi, Ethem efendiye “ Ben sana Mesneviyi okutmaya memurum, yalnız bana asla itiraz etmeyeceksin, hiç bir izahıma mukabelede bulunmayacaksın.“ der. Efendi ne zamandır arzuladığı şeye kavuşmuştur. Memnuniyetle “ tabi efendim “ mukabelesinde bulunur.
Okumaya başlarlar. İlk başlarda Fazlullah Rahimi’nin beyitleri şerh ederken verdiği manalar, efendinin hiç içine sinmez. Hep itiraz edesi gelir, kendisini zor zabdeder. Fakat zaman geçtikçe bu manalara kalbi yatışır, ruhu alışır. Aradan altı ay geçer. Mesnevinin son kısımlarına yaklaşmışlardır. Bir gün mesnevinin anlaşılması zor bir beyit’in olduğu noktaya gelip dururlar. Ethem hz. bu beyit hakkında “ efendim, buna şöyle bir mana verilebilir mi? “ demesi ile birlikte Fazlullah Rahimi birden bire susar, öylece kalır ve daha sonra “ tamam! Artık benim vazifem bitti! “ der. Ethem efendinin “” aman efendim ben öyle demek istememiştim, beni bırakıp gitmeyin” gibi çabaları sonuç vermez. Mesnevi dersi nihayete erer.
Ayrılık vakti geldiğinde, Fazlullah Rahimi hz. Ethem efendiye şunları söyler: “ oğlum ben bu asırda yaşamış beş büyük veli ile görüştüm. Beşincisi sensin. Sen zamanın feridi ( teki ) olacaksın. Tuttuğun bu yolun en yüksek mertebesine ulaşacaksın.” İbrahim Ethem hazretleri bu müjdeyi daha önce rüyasında Gavs-ı Azam’dan da ( Abdulkadir Geylani’den ) almıştır.
Mesnevi zevkine eren İbrahim Ethem hazretleri, sohbetlerinde Mevlana’dan beyitleri okur ve açıklamasını yaparmış. Ayrıca efendi Farsça ve Arapça’ yı iyi bilirmiş.
YAŞADIĞI YERLER VE İRŞAT FAALİYET’LERİ :
İbrahim Ethem hazretleri çocukluk ve gençlik yıllarını İskilip’in Büyüktaş mahalle’ sindeki iki katlı ahşap bir evde geçirmiştir. Bu ev oldukça büyüktür. Aynı zamanda tekke olarak kullanılmaktadır.
Evde misafirsiz gün geçmezdi. Kimi efendiyi görmek, kimi intisap etmek için, kimi sohbete katılmak için, görüp duasını almak için çeşitli vilayetlerden akın akın buraya gelirdi.
İbrahim Ethem hazretleri yaşadığı çevrede çok sevilen, güvenilen, inanılan ve hükmüne razı olunan bir insandı. Bu sebeple toplumsal barış ve huzurun sağlanmasında önemli bir yere sahipti.
İbrahim Ethem hazretleri gerek toplumsal huzuru sağlamak, gerek İstiklal mücadele’sine halkı teşvik etmek, gerekse irşat vazifesini yapmak üzere çeşitli vilayetlere ziyaretlerde bulunmuştur.
İbrahim Ethem hazretleri; milli Mücadele’nin başladığı sıralarda Çubuk ve Kızılca hamam taraflarına irşada gelmiş bulunmaktadır. Ankara vali vekili Yahya Galip Kargı ile o zaman Ankara müftüsü olan Rıfat Börekci’nin daveti üzerine Ankara’ya gelip kendileri ile görüşmüş sonra dönmüştür.Yayılma istidadı gösteren isyan kımıldanmalarını yumuşak ve tesirli öğütleri ile derhal yatıştırdığı ve halkı milli Mücadele’ye iştirak ettirdiği gibi; düşman istilasından korkanlara’da düşmanların bozulup gideceklerini haber vererek büyük bir kuvvet ve sükunet kaynağı olmuştur. O Milli Mücadelemizin adı bilinmeyen sayısız kahramanlarından birisidir.
Milli Mücadelenin başarıyla sonuçlanmasından sonra Ethem efendiye Hacı Bayram Dergahı Postnişinliği tevcih edilmek istenilmişse de kabul etmemiş ve serbestliği tercih etmiştir.
Menemen hadisesinden sonra olayın failleri bulunması için kurulan İstiklal mahkemesinin yanlış bir kararı ile İbrahim Ethem hazretleri tutuklanır ve Çubuk hapishanesinde üç ay kalır. Ethem efendi hamd ile irşat vazifesine burada da devam eder. Üç ayın sonunda Atatürk’ün durumdan haberi olur. Ankara valisi ve Emniyet müdürü ne kızarak “ efendiyi derhal serbest bırakmalarını, onun İstiklal harbinin kazanılmasında çok büyük hizmetlerinin olduğunu “ söyler. Bunun üzerine efendiyi hemen serbest bırakırlar.
Atatürk, Ethem efendi ile görüşmesinde ona gayrimenkul ile makam vermek teklifinde bulunmuş. Bunları kabul etmediğini görünce bir tekke açma teklifinde bulunmuştur. Efendi hazretleri ise teklifleri kabul etmemiş ve:“ İstemem Paşam, ben tekkelerin kapatılması için dua ediyorum, çünkü tekkeler iyice bozuldu, amacından saptı “ cevabını verir.
Gayrimenkul ve makam tekliflerine ise: “ Olmaz paşam, kabul edemem. Fakirin burada zerre kadar emeği yok. Milletin malını, hakkını, hak etmediğim bir şeyi nasıl kabul ederim. Hak etmediğim bir şeyi de sizde bana veremezsiniz demiştir. Ethem efendinin bu cevabı Atatürk’ü sevindirir. Efendinin bu hediyeleri kabul etmemesi karşısında hayretler içinde kalan Atatürk ; “ Madem öyle ben sana bir izin belgesi vereyim. Sen Türkiye’nin neresinde olursa olsun istediğin gibi faaliyet göster. Kimse sana dokunamaz “ diyerek mukabelede bulunur.
Daha sonraki değişik zamanlarda da Atatürk tarafından köşke çağrılarak kendisi ile dini konularda görüş alış verişinde bulunulmuştur. (1)
Milli mücadele yıllarından bu yana Ankara’ya sık sık gelen Ethem efendi 1951’de Ankara’ya geldiğinde buraya yerleşmeye karar verir. M. Asım Köksal beyin teklifi ile Keçiören’de bir arsa satın alır. Buraya üç katlı bir ev yaptırarak yerleşir. Asım Köksal beyde kendi arsasına bir ev yaptırarak Ethem efendiye komşu olur.
Efendi hazretlerinin İskilip’teki yaşam tarzı 1963 senesine rastlayan vefatına kadar bu evde aynen devam eder.
SİYASET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ:
İbrahim Ethem hazretleri günlük yaşantısında, mecbur kalmadıkça ehli dünya ile sohbet etmekten ve beraber olmaktan uzak dururdu. Dedikodu ve gıybet yapılan meclislerde oturmazdı.
Efendi hazretleri bir Cuma günü hacı bayram’da Said Nursi ile karşılaşır. Said Nursi’ye ; “ Evlen, otur, mazbut bir hayatın olsun. Hükümetle uğraşma, ibadetine devam et.” Diyerek tavsiyede bulunur. Said Nursi “ hapishaneden çıkamıyorum ki, halimi görüyorsun. Nasıl evleneyim.” cevabını verir.
Adnan menderes’in kurduğu partide aktif olarak çalışan bir müridi İbrahim Ethem hazretlerini ziyarete geldiğinde efendi hazretleri ona yaşadığı bir olayı şöyle anlatır. “ oğlum; geçen hafta Çankırı valisi ile Celal Bayar beni ziyarete geldiler. Seçimleri kazanmak için fakirin dua etmesini istediler. Bende İnşallah dedim. Onlar gittikten sonra iki halk partili geldi. Onlarda aynı istekte bulundular. Ben yine İnşallah dedim. Onları’ da gönderdikten sonra ikindi namazını kılıp, şöyle dua yapmayı düşünüyordum; Allah’ım hayırlı olanını ihsan et. İkindi namazını kılıp selam verir vermez aniden iki koluma iki kuvvet çullandı. Beni yüz üstü kapaklandırdılar. Yerimden kımıldayamıyordum. Ter içinde kalmıştım. Ölecek gibi oldum. Görmediğim bir el önüme bir ağaç tomruk koydu. Bir testereyi elimin üzerine koyarak şuradan mı keselim, şuradan mı keselim diye testereyi elimin üzerinde gezdiriyordu. Testerenin dişleri tenime batıp çıkıyordu. Önümde yere yakın bir pencere vardı. Zoraki başımı kaldırıp pencereden ufuklara bakar gibi oldum. Tam o sırada, Peygamberimiz ( S.A.V.) mübarek elleri ile işaret ederek; “ Bırakın bu kadarı Ethem’e yeter” dedi.O iki kuvvet ellerini üzerimden çektiler. Yavaş yavaş doğrulur gibi yapıp, sağ tarafıma baktım ki ne göreyim! Seyyid Abdul Gadir Geylani Hazretleri, sol tarafıma baktım ki Seyyid Ahmet Rufai Hazretleri dikiliyordu. Abdul Gadir Geylani hazretleri sert bir şekilde; “ oğlum, sen kime dua edecektin ?” deyip ikisi de gözden kayboldu. Tam kırk gün gece – gündüz ağladım. Az kalsın velayet elimden alınacaktı. Sen nasıl oluyor da bizzat politikanın içine giriyorsun diye beni uyandırdılar.
İbrahim Ethem hazretleri bir müridine: “ 27 Mayıs ihtilal’ından sonra,Adnan Menderes’in idam edilmemesi için gece, yüce alah’a duada bulunduğunu ifade ederek; şöyle devam ediyor. Ey Allah’ım Adnan senin Habib’inin atalarından birinin ismi. Onun hatırına Adnan menderes kulunu kurtar, onu bağışla, diyerek duada bulundum. Yüce rabbim kalbime; Kulum onun şehit olmasını, ahirete temiz gelmesini istiyorsan dua etme. Ben onu şehit yapacağım. Onun büyük bir hatası var. O hatanın affedilip temizlenmesi için, şehit olabilmesi için idam edilmesi gerekir. Fakir’de emr-i ilahi’ye boyun eğerek; Ya rabbi sen daha iyisini bilirsin dedim.
İbrahim Ethem hazretleri ile Atatürk arasında şöyle bir olay geçer: Atatürk İbrahim Ethem hazretlerini yanına çağırtır ve ona; “ Sen ne iş yaparsın?” diye sorar. Efendi hazretleri de hiç fütur etmeden; “ Paşam ben şeyhlik yaparım “ der. Atatürk “ Nasıl şeyhlik yaparsın, insanlara ne anlatırsın.” diye sorar. Efendi hazretleri “ İnsanlara doğruyu söyler, İslam’ın hükümlerini öğretir, Allah ve Resulünün istediği gibi yaşamalarını tavsiye eder, onlara zikir yaptırırım.” diye cevap verir. Peki, başka şeylere karışmaz mısın? Mesela devlet işleri, siyaset gibi şeylere.Efendide “ hayır Paşam. Ben öyle şeylerden anlamam. Bu gibi şeyler sizin işinizdir. Benim işim budur” der.
TASAVVUF ANLAYIŞI:
İbrahim Ethem hazretlerini gören ve tanıyan herkes, insanı hemen tesiri altına alıveren manevi heybetinden ve kendisi ile tanışan herkesi sarıveren sevimliliğinden bahsederler. Efendi’nin şahsiyeti ve vakarı karşısında her türden ve her kimlikten insan, ona ister istemez hürmet eder, sayısız insan onun sayesinde hidayete erer.
M. Asım Köksal, efendi hazretlerinin evindeki bereketi şu şekilde anlatıyor; “ Efendi’nin evine her zaman ziyaretçiler gelir, efendide onları daima en iyi şekilde ağırlamaya çalışırdı. Sofrası her zaman misafirler ile dolu olurdu. Ortaya bir miktar yiyecek gelir, ben “ acaba bu yiyecekler misafirlere yetecek mi? “ diye merak ederdim. Yemekler yenir ve doyulur, fakat sofradaki yiyecek pek azalmazdı.
Efendi hazretleri ders halkasına katılanlara şöyle derdi: “ Tasavvufa intisaplı olduğumuzu ne kadar gizli tutarsak o kadar iyi olur. Hatta evdeki hanımımız dahi bilmese daha iyi olur. Maneviyatımızı ne kadar gizlersek o kadar çabuk ilerler, yükselir ve derecemizi artırırız. Manevi hallerimizi gizlemezsek bu halleri taşıma gücü ve kuvvetini kazanamayız. Dışarı sızdırırız, manevi halimizi kaybeder daha ileri gidemeyiz. Bu sebepten dolayı keramet gösterme gibi olağanüstü haller görüntüsünü büyüklerimiz hoş görmemişler, müsaade de etmemişlerdir. Bizler ancak yokluk duygusu içinde, devamlı kalbimiz kırık, gözümüz yaşlı bir halde yüce Allah’a tevazu ve niyazda bulunarak Rıza-i ilah-iye’sini kazanmak için çaba göstereceğiz.
İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİ’NİN M. ASIM KÖKSAL İLE TANIŞMASI:
1951 Yılında Ankara’nın Cebeci semtinde oturmakta olan Pakize Hanım ( İbrahim Etem Hazretlerinin akrabası) , evinde mübarek bir insan olduğunu söyleyerek karşı evdeki komşusu Asım beyi evine davet eder. Davete icabet eden M. Asım Köksal bir kış günü efendi hazretleri ile karşılaşır. Oda küçük, sobalı ve basıktır, ancak içeri girer girmez Asım Köksal’ı büyük bir huzur ve ferahlık hissi kaplar. Efendinin huzurunda büyük bir manevi saadet duyar, daha ilk görüşmede, kalbinde ona karşı muazzam bir sevgi ve bağlılık duygusu belirir. Maneviyat ve muhabbet dolu beraberlik geç vakitlere kadar sürer.
Komşunun evinde efendi hazretleri ile Asım Köksal’ın buluşmaları 6-9 ay kadar sürer. Her gün geç vakte kadar başka birinin evinde oturmak sebebi ile Asım Efendi doğal olarak utanır ve sıkılır olmuştur. Yine bir gece evden ayrılırken yine bu his içindedir. Bu sırada efendi hazretleri elini omzuna koyar ve :” oğlum! Benim burada ve bu evde ne işim olduğunu zannediyorsun? Ben manevi bir işaretle, seni yetiştirmek için İskilip’ten Ankara’ya bu eve geldim. Sen buraya sıkılmadan her gün geleceksin.” buyurur.
Asım Köksal, İbrahim Ethem hazretlerine karşı derin bir muhabbet duymaktadır. Ancak gönlünde bir velinin muhabbeti daha vardır ki o da M. Sami Ramazan oğlu hazretleridir. Bu iki veli den hangisine intisap edeceğine bir türlü karar veremez. İstihare yapmaya karar verir. İstihareden sonra İbrahim Ethem hazretlerine intisap eder.
Efendi hazretleri 1951’de Ankara’ya yerleşir. Böylece Asım bey 12 sene boyunca efendi hazretlerinden ders alır.
Bir gün İbrahim Ethem hazretleri, Asım bey’e ;” oğlum! Bende her fani gibi bu dünyadan gideceğim. Ben vefat edince yerime sen geçeceksin. Vazifeyi sen yürüteceksin.” der. M. Asım Köksal:” Efendim, malumunuz ben çok meşgul bir kimseyim. Resmi ve ilmi çalışmalarım var. Eğer uygun görürseniz, ihvan kardeşlerimizden birisi uygun olur mu?” deyince efendi:” Oğlum bu benim elimde olan bir şey değil. Bana manen böyle emredildi.” Cevabını verir. Bunun üzerine Asım Köksal sukut etmek zorunda kalır.
İbrahim Ethem hazretleri, Dursun Güler beye şunları anlatmıştır. “ Oğlum Yüce Allah beni İskilip’ten Ankara’ya Asım Köksal’ı yetiştirmek için gönderdi. O çok güzel bir şekilde yetişti. Kendisinde üç güzel özellik vardı: İlim sahibi olması, cömert olması, güzel ahlak sahibi olması. Bu özellikleri olmayan kimse mürşit olamaz.
Kendisi çok zor imtihanlardan geçti. Bu imtihanlar sonunda üzerimizdeki görevin ona verilmesi işaret edildiğinden bir gece kendisine ‘ hilafet duası ‘ yaptık. Dua sonunda M. Asım Köksal yanıp tutuşmaya başladı. Bu hal kendisinde iki sene devam etti. Halk arasında hakk’a vuslata erdirildi. Dışı halk ile içi tamamen maneviyatla dopdolu olarak ‘ Halvet Der Encümen’ şeklinde yetişti. Görev kendisine verildi.
Asım Köksal, İbrahim Ethem hazretlerinin vefatına kadar 12 yıl boyunca yanından ayrılmadı. Bütün sıkıntılarını, efendi hazretlerinin tavsiye ve dualarıyla üzerinden attı. Efendinin maddi ve manevi sohbetinde yetişti, olgunlaştı ve kemale erdi.
İBRAHİM ETHEM HAZRETLERİNİN VEFATI:
Hayatının tamamını, gönüllere Allah ve Peygamber sevgisini aşılamak, ibadet zevk ve neşesini tattırmakla geçiren bu büyük veli, bu büyük ve kamil insan; 1382 yılı ramazan’ın 11’ine rastlayan 6 Şubat 1963 Çarşamba günü, acil tedavi için kaldırıldığı Ankara hastanesinde, teyemmüm ederek akşam namazını ima ile kıldıktan sonra Allah diye zikir çekerek dünyamıza gözlerini kapamıştır.
Efendinin vasiyeti üzerine cenazeyi veliyullahtan bir zat olan Kasım efendi yıkar.
Kasım efendi;” İbrahim Ethem hazretlerini yıkarken, evinde başucunda bulunan on iki kişinin orada da hazır bulunduğunu ve efendi’yi kabre koyup üzerini örtünceye kadar on iki Piran Hazerat’ı başından ayrılmadı.” diye yaşadıklarını anlatmıştır.
Perşembe günü ikindi namazını müteakip Hacı Bayram camii’nde cenaze namazı kılındı. İbrahim Ethem hazretleri Ankara’daki Asri mezarlığın 194 ada, 176 parselinde bulunan mezara defnedildi.
Gasledilirken ve defnedilirken yanında bulunanlar efendi hazretlerinden buram buram gül kokularının yayıldığını söylüyorlar.
Kabri başına Asım Köksal efendi tarafından şöyle yazılmıştır:
Meftun burada kamil insan
Mensup-i şah-i Gavs-i Geylan
İbrahim Ethem İskilipli
Allah deyip etti azm-i Yezdan
KAYNAKLAR:
- Eraydın, Selçuk Tasavvuf ve tarikatlar
- Pakalın, Mehmet Zeki Osmanlı tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü
- Şamil İslam ansiklopedisi
- Öztürk, Prof. Dr.Y. Nuri tasavvufun ruhu ve tarikatlar
- Kara, Mustafa tasavvuf ve tarikatlar tarihi
- Köksal, A.Cüneyt M. Asım Köksal hayatı ve hatıraları
- Güler, Dursun İskilipli İbrahim Ethem Gerçekoğlu Hz.( basılmamış eser)
- Köksal, M. Asım “ Kaybettiğimiz kamil insan İbrahim Ethem”
- Gerçekoğlu’nun mezarı başında – Diyanet aylık ilmi dergi C.2, S. 3-4
- Altundaş- Hayrani, tasavvuf tarihi ist. 1991
- (1) torunu İzzettin Galip karaman
Mustafa Yolcu- Ankara
28.10.2008
Posted by Melike on Kasım 22, 2008 at 5:07 pm
yaaaaaaaaaa bana haccla alakali bir siir lazim hatta 2 3 4 tane olsa daha iyi acil lütfen yardim
Posted by yakup on Aralık 7, 2008 at 7:46 pm
S.ENİS EROL. KONU:EDEB
Rahman ve Rahim olan yüce Kudretin adıyla …¦
Bugünkü sohbetimiz edep mefhumunun zarafeti ve tasavvuftaki önemine değineceğiz. EDEB başlı başına bir güzellik ve sahibini ayrıcalıklı kılan kemal bir haslettir.
Öyle ki diken gibi pek bir çekiciliği olmayan bir nesnenin gülle taçlanması durumunda, hoş görünmesine ve kabul olmasına vesile olur. İşte edepte aynen gül gibidir, sevildiği için sevdirir ve zarif olduğu içinde zarafet katar
Bu yüzdendir ki tasavvufta edebe çok önem verilmekte ve temel taşı olarak kabul edilmektedir, sevgili sultanımız seyyid Muhammed Raşit hz.leri rahmetullahi aleyhi şöyle buyurmuşlardır “Nakşibendi tarikatı edep üzerine inşa edilmiştir” temel edep vurgusundan sonra buradan çıkarmamız gereken ders çok önemli ve çok değerlidir., her adımımızın ve her hareketimizin temeli edep olması gerektiği noktası vurgulanmıştır. nasıl ki;temelsiz bir bina inşa edilemeyeceğini veyahut temelsiz yapıların ne kadar cılız ve zayıf olacağı idrak edebiliyorsak, yaptığımız her amelin de çürük yapılar gibi olmaması için sağlam bir zemin üzerine oturtmak gerekmektedir. öyleyse bizde Yolumuzun rehberlerinin işaret ettiği gibi her işimizi edep nakışıyla süslemeli ve ona göre hareket etmeliyiz ki murad olunanın hasıl olması için ; muratdan kasıt tam istifadedir Bu büyük kapıdan tam istifade için edeple girilmesi gerekir. Sitemizin sloganında da büyüklerimizin buyurduğu gibi “edeple gelen lütufla döner”
Hz. Mevlana çok daha derin ifade etmiştir edebi “kalbim”‘iman nedir’ diye aklıma sordu. Aklımda kalbimin kulağına ‘iman, edepten ibarettir.’diye fısıldadı.onun için edepsiz kimseler,yalnız kendisine kötülük etmiş olmaz.o belki edepsizliği yüzünden bütün dünyayı ateşe vermiş olur. Büyüklerden bir zat edebin önemini çok daha farklı bir boyutunu dile getirmiş çok güzel bir güzel vecizeyle şöyle buyurmuştur“edep bir taç imiş nur’i hüda dan giy o tacı emin ol her beladan”,demek ki insan günlük hayattaki yaşantısını edep kalkanıyla çevrelediği zaman daha güvenli ve daha rahat edeceğini ifade edilmektedir.Edep sırf insanın Büyüklerden bir zat edebin önemini çok daha farklı bir boyutunu dile getirmiş çok güzel bir güzel vecizeyle şöyle buyurmuştur“edep bir taç imiş nur’i hüda dan giy o tacı emin ol her beladan”,demek ki insan günlük hayattaki yaşantısını edep kalkanıyla çevrelediği zaman daha güvenli ve daha rahat edeceğini ifade edilmektedir.Edep sırf insanın uhrevi hayatını değil aynı zamanda dünyevi hayatınada faydası ve bereketi vardır.Bu nedenle insan mutlu ve rahat bir hayat istiyorsa ,edebi; dünyevi hayatının mutluluğu ve rahatı için hayatına tatbik etmeli ve ona göre hareket etmelidir.
Yunus Emre’nin şu sözleri konumuzun toparlanması açısından çok güzel bir dörtlük ”İlim meclisine vardım, kıldım talep/ İlim ta gerilerde kaldı, İlla edeb, illa edeb görüldüğü gibi illa edeb illa edeb” iki cihanda bahtiyar olmanın sırrı edebi hayatımızın her anına her tarafına yaymakla ancak mümkün olur.
Rabbim bizi edep ve takva sahiplerinden eylesin..
Posted by ömer on Aralık 8, 2008 at 9:36 am
Es- Selamün Aleyküm’
Menzili menzil kılıp giden ve gelen aşıklar, yazılarınızla, şiirlerinizle edebe ve adaba layık yanmışlar. .
Her daim hatta her vuslatta yüzünüze aşk meşrebini bulayan Allah a hamd ve senalar olsun. Allah sizden razı olsun.
—vesselam–
Posted by mustafa yolcu on Mart 28, 2009 at 8:16 pm
MUHSİN YAZICIOĞLU’NA
YİĞİT İNSAN
Artık üşümezsin
Artık düşünmezsin
Açlık yok uykusuzlukta
Artık ebedi alemdesin
Mamağın zulmü çok
Olanları unutmak yok
Askıda omzunda yastık
Artık sana zulüm yok
Bir nöbetti bu dünya
Senin nöbetin bitti
Onurla yaşadın burda
Uğurlar olsun dünya
İnsanoğlu bu dünyada
Her zaman imtihanda
Yiğit Muhsin imtihana
İman etti yiğit gitti
YİĞİT İNSANA
Bir alim demişki:
Gam değildir gide dünya kala din
Gam odurki kala dünya gide din.
Yiğit Muhsin Gam değildir gide dünya kala din’i seçenlerden idi.
MUSTAFA YOLCU – ANKARA