gündem

gündem kategorisindeki tüm yazılar

Başkabahar 1 yaşında!!!

Şubat 12, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

artcafe.jpg

Selamün aleyküm Başkabahar- Menzil Yolu ziyaretçileri.

Bu gün bloglar alemine adım atalı tam bir yıl olmuş.

Yani bu gün blogun doğumgünü..

Sizlerle inşaallah daha nice hayırlı yıllar geçiririz.

Ne demiştik,

Niyet hayır, akıbet hayır…

AŞURE TARİFİ-AŞURE NASIL YAPILIR?

Ocak 18, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

MALZEMELER;

  • 1,5 su bardağı aşurelik buğday
  • yarım su bardağı nohut
  • yarım su bardağı kurufasulye
  • yarım su bardağı kuru üzüm
  • 10-15 adet kuru kayısı
  • 1 su bardağı yer fıstığı
  • 7-8 adet kuru incir (ben evdekiler yemediği için tercih etmiyorum)
  • 1 adet elma
  • 2 su bardağı şeker
  • tuz
  • 1 su bardağı iri çekilmiş ceviz yada fındık içi
  • tarçın

YAPILIŞI;

  1. Nohut ve kuru fasulyeyi 1 gece önceden aynı kapta ıslatın. Daha
    sonra suyunu süzüp, düdüklü tencereye aktarın. Üzerini iki parmak
    geçecek şekilde soğuk su ilave edip 30-35 dakika kadar kaynatın.
  2. Buğdayları güzelce yıkadıktan sonra suyunu süzün. Sıcak su ile
    akşamdan ıslatın. Bir tencereye aktarın. Buğdayların üzerine dört
    parmak geçecek şekilde soğuk su ile yumuşayana kadar kaynatın.
  3. Kayısı, üzüm ve inciri güzelce çöplerini ayıklayın ve yıkaın.
    Kayısılar ı tavla zarı büyüklüğünde doğrayın. Bir tencereye kayısı ve
    üzümleri aktarın ve bunların üzerlerini iki parmak geçen soğuk su ile
    10-15 dakika kadar kaynatın.
  4. Büyükce bir tencereye kaynatılmış nohut ve fasulyeyi, buğdayı ve
    kuru meyvaları sularıyla beraber aktarın. Suyu yeterli değilse
    yeterince kaynamış su ilave edin.( baklagillere sonradan ilave edilen
    soğuk su sertleştirir.Ben sulu yapyorum. Sebebi aşure piştikten 1 saat
    kadar sonra katılaşmaya başlıyor. Ayrıca biz sulu seviyoruz.)
  5. Tencerenin altını orta hararetli ateşe getirin. Kaynamaya
    başlayınca şekerini ilave edin. Şekerin mikaterını kendi damak
    zevkinize göre ayarlayabilirdiniz.)10-15 dakika kadar daha kaynatın.
  6. Altını kapatın. Tavla zarı büyüklüğünde doğranmış elmaları,
    incirleri ve yer fıstığını ilave edin. Bir çimdik tuz katın ve
    karıştırın. (koyu kıvamlı bir aşure isteyenler bu noktada 1 su
    bardağısoğuk su ile inceltilmiş 1 çorba kaşığınışasta ilave
    edebilirler)
  7. Tarçın ve cevizi servis tabaklarına koyduktan sonra üzerine serpin. Eğer cevizi tencereye karıştırırsanız aşureniz kararır.

Aşure ay’ ı geldi.. Bolluğu, bereketi ve paylaşımı çağrıştıran bir tatlıdır aşure.. tatlıların en şahıdır, en güzelidir ve ana malzemesi buğdaydır..

Hicrî takvimin ilk ayı olarak kabul edilirken, muharremin 10. günü ise aşure günü olarak kutlanır.. Kurban bayramından sonra gelen muharrem ay’ ının 10. günü pişirilip dağıtılır..
”Aşere ” sözcüğü arapçada 10 anlamına geliyormuş. İnanışa göre büyük tufanda Nuh peygamber ve yanındakiler gemiden 10 muharrem’de çıkmışlar. Karınlarını doyurmak için de gemide ne varsa arta kalanlardan bir güzel yemek pişirmişler.. Ve çok lezzetli bir şey çıkmış ortaya.. bize de bunu devam ettirmek kalmış..

Aşureye eski İstanbul evleride enaz yedi çeşit erzak konurmuş.. bazıları da kırk çeşit koyuyormuş ve kırkı tamamlayamayanlar da bir kaşık bal koyuyorlarmış nasıl olsa arılar kırk çeşit çiçegin tozunu almıştır diye..

Aşure piştikten sonra.. dagıtmadan önce, tencerenin önünde bir yasin suresi ve bir mülk suresi okunur.. Bir tabaga alınan ilk aşure dışarı gönderilmez, bereket getirsin diye evde alıkoyulur.

Eski bir Osmanlı gelenegine göre, pişirilen aşureden ilk kaşıga bakla tanesi isabet ederse..
bunu pek çok kimse ” bereket getirir ” diye ayırır.. siler, para kesesine koyarmış.
Bakla tanesi bir yıl kesede kaldıktan sonra, hükmü geçmiş sayılırmış..

Bugün evimize yiyecek maddeler alındıgında berektimizin de bol olacagı hadisi şeriflerde de geçmektedir..

Nasihatler.net

Aciz

Hicri yılbaşı, Muharrem ayı ve Aşure günü

Ocak 11, 2008 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

121vm0.jpg

10 Ocak 2008 / 1 Muharrem 1429 Tarihinde Yeni bir seneye ve Muharrem Ayı’na giriyoruz inşaallah..Hepiniz ve hepimiz için

iman, sıhhat, huzur, hayırlar ve mutluluk dolu

bereketli bir sene, bereketli bir ay

duası ile…

MUHARREM AYI VE AŞURE

“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.

Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir:

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)

Yine Tirmizi�de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur�(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşure Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.
HANIMLAR.COM

Terviye günü

Aralık 17, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

a900sr6.jpg

Arefe ve Terviye günü Zilhicce ayının 8. gününe Terviye günü denir.Terviye, Arefe gününden bir önceki güne denir.

O gün hacılar Mekkeden Minaya çıkarlar.

Terviye denmesinin sebebi, hacıların o gün Zemzem suyundan çok içip kanmalarındandır.

Terviye, tefekkür mânâsına da kullanılmaktadır.

İbrahim aleyhisselâm, Zilhicce ayının 8. gecesi, rüyâsında; *Kendi oğlunu keser hâlde* gördü.

Sabah olunca, *Rüyâ şeytanî midir, Allah tarafından mıdır?* diye terviye ve tefekküre dalıp, o günü tefekkürle geçirdi.

Arefe gecesi olduğunda kendisine; *Emrolunduğun şeyi yerine getir!* buyurulunca, Allahü teâlâ tarafından olduğunu bildi.

Bildiği için o güne, bilmek anlamına gelen Arefe, dendi.

Arefe, Zilhicce*nin 9. günüdür. Başka günlere Arefe denmez.

Terviye günü oruç tutmak çok faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, Terviye günü oruç tutan ve günah söylemeyen müslümanı elbette Cennete koyar.) [Ramuz]

(Terviye günü oruç tutmak, bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve cihad için gönderilen bin ata bedeldir.)
[Ebulberekat]

Terviye gününden sonra Arefe günü gelir.

Arefe gününün önemi
Kıymetli geceye kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Fakat Arefe ve Kurban bayramının üç gecesi böyle değildir. Bu dört gece, bugünleri takip eden gecelerdir. Arefe, yalnız Zilhiccenin 9. günüdür. Yani, kurban bayramından önceki güne denir. Ramazan bayramından önceki güne ve başka güne Arefe denmez.

Arefe günü yani bugün yapılacak işlerden bazıları şunlardır:
1- Arefe günü sabah namazından, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazına kadar, erkek-kadın herkes, cemaatle kılsın, yalnız kılsın, 23 vakit farz namazda selam verir vermez, (Allahümme entesselam…) demeden önce, bir kere, vacip olan teşrik tekbirini söylemeli, yani, (Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilahe illallahü vallahü ekber, Allahü ekber ve lillahil-hamd) demelidir.
Camiden çıktıktan veya konuştuktan sonra, artık teşrik tekbirini okumak gerekmez. (Halebi)

2-
Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmak sevaptır; fakat Arefe günü oruç tutmak daha çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sûr�a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.) [R. Nasıhin]

(Arefe günü tutulan oruç, bin gün
[nafile] oruca bedeldir.) [Taberani]

(Arefede tutulan oruç, iki bin köle azat etmeye, iki bin deve kurban kesmeye ve Allah yolunda cihad için verilen iki bin ata bedeldir.)
[T. Gafilin]

(Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.)
[Müslim] [Yani Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek bir senede yapılan tevbelerin kabul olmasına yarar.]

(Arefe günü
[Besmele ile] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebuşşeyh]

(Arefe gününden üstün bir gün yoktur. O gün Allahü teâlâ, yeryüzündekilerle iftihar ederek göktekilere,
“Ey gök ehli, kullarıma bakın, rahmetime kavuşmak ve azabımdan kaçmak için uzak yerlerden geldiler…” buyurur. Arefe günü Cehennemden o kadar çok kul azat edilir ki, başka günlerde bu kadar azat olmaz.) [Gunye]

(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.)
[Taberani]
(Şeytan, Arefe gününden başka bir günde daha zelil, rezil, hakir ve kinli görülmez.) [İ. Malik]

(Allahü teâlâ, Arefe günü kullarına nazar eder. Zerre kadar imanı olanı affeder.)
[Gunye]
(Arefe ne güzel gündür. O gün rahmet kapıları açılır.) [Deylemi]

İbadet olarak ilim öğrenmek en faziletlisidir. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun ilmihal okumalıdır.

3-
Bugünü fırsat bilip dua etmeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.) [Beyheki]

4-
Arefe gününü ibadetle, Allahü teâlâyı anmakla ve tefekkürle geçirmeye, insanlara iyilik etmeye çalışmalı! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür). [Deylemi]
(Hürmet etmek, günah işlememekle olur.)
(Arefe günü, kulağına, gözüne ve diline sahip olan mağfiret olur.)
[Taberani]

Kulağına sahip olmak, gıybet, çalgı gibi haram olan şeyleri dinlememektir. Eğer biz istemeden kulağımıza gelmişse, bize günah olmaz. Gözüne sahip olmak da, haram olan şeylere bakmamak ve mubah olarak baktığı şeylerden ibret almaktır. Diline sahip olmak ise, yalan söylememek, dedikodu etmemek, laf taşımamak, kötü söz söylememek, hatta boş şey konuşmamak, kimseyi dili ile incitmemek demektir. Bunlara riayet eden Arefe gününü değerlendirmiş olur.

Arefe gecesi, Arefe günü ile Kurban bayramının birinci günü arasındaki gecedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi.)
[İsfehani](Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi](Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olur.) [S. Ebediyye]

KURBANLA İLGİLİ FIKHİ MESELELER

Aralık 11, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

f0107df0016c11dbb01f0b6xd7.jpg

KURBAN İBADETİ VE KURBAN BAYRAMI

Dinî bayramlarımızdan olan Kurban Bayramı’nın arefe ve bayram günleri, İslâm dünyasının en seçkin günleridir. Çünkü arefe günü dünyanın her tarafından gelen hacı adayları; Mekke’deki Arafat alanında toplanarak, Allah’a yönelmekte ve O’ndan af ve bağış dilemektedirler. Oradaki bu manzara, İslâm’ın birlik ve kardeşliğe verdiği önemin bir simgesidir. Diğer taraftan malî bir ibadet olan ve sosyal yardımlaşmayı sağlayan “Kurban” da bu günlerde yerine getirilmektedir.Sözlükte; yaklaşmak, yakınlık peyda etmek anlamına gelen kurban, dinî terim olarak; ibadet niyetiyle kurban kesme günlerinde, belirlenmiş bir hayvanı Allah rızası için kesmektir. Buna “Udhiyye” de denir.

Mezheplerin çoğuna göre udhiyye kurbanın hükmü sünnettir.
Hanefi fıkhında tercih edilen görüş ise bunun vacip olduğudur.

Kurban ibadeti, Hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmış ve
Hz. Peygamber de vefatına kadar on yıla yakın bir süre hep Kurban (udhiyye) kesmiştir.(1)

Kurban ibadetinin tarihi oldukça eskidir. Hemen bütün semavî dinlerde kurban kesmek, insanı Allah’a manen yaklaştıran ve ulaştıran bir ibadet sayılmıştır. Biraz önce de belirttiğimiz gibi kurban, “kurbet” yani Allah’a yakınlık manasına gelmektedir.

Hz. Adem’in iki oğlunun kurban kesmelerinin Kur’an-ı Kerim’de söz konusu edilmesi, bu ibadetin ne kadar eskilere gittiğini gösterir. Konu ile ilgili olarak ayette şöyle buyrulmaktadır:

“Ey Muhammed! Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat! İkisi birer kurban sunmuşlardı da birinin ki kabul edilmiş; diğerinin ki ise kabul edilmemişti…”(2)

İslam’daki kurban ibadetinin Hz. İbrahim ve Hz. İsmail ile de yakın ilgisi vardır. Şöyle ki:

Hz. İbrahim, bir oğlu olursa, Allah yolunda onu kurban edeceğini adamıştı. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra oğulları olmuş, fakat o, adağını unutmuştu. Rüyadakendisini, oğlu İsmail’i kurban ediyor görünce, adağını hatırlamıştı. Konuyu oğlu İsmail’e açmış, oğlu da bu emre büyük bir teslimiyyet göstermişti. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:

”(İsmail) babası İbrahim’le birlikte yürüyüp gezecek çağa gelince:
‘Ey oğulcuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin? Dedi. (İsmail’de):
Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse beni sabredenlerden olduğumu göreceksin’ dedi. Böylece ikisi de Allah’a teslimiyyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca, Biz:
-Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın, işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız” diye seslendik. Doğrusu bu apaçık bir deneme idi. Ona, fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. Sonra gelenler için de ‘İbrahim’e selam olsun’ diye ona iyi bir ün bıraktık. İşte biz iyileri böylece mükafatlandırırız.”(3)

Çok eski zamanlardan beri sürüp gelen kurban geleneği hatta insanları kurban etme inancı Hz. Peygamber’in zamanına kadar devam etmiş, Abdülmuttalip, oğlu, Hz. Muhammed’in babası Abdullah’ı kurban etmeye teşebbüs etmiş, sonra vazgeçmişti. Bundan dolayı Sevgili Peygamberimiz: ”Ben iki kurbanlığın çocuğuyum.” (4) buyurmuştur.Kurban, gerek fert gerekse toplum açısından çeşitli yararlar taşıyan malî bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Mü’minler her kurban kesiminde Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in Yüce Allah’ın buyruğuna mutlak itaat konusunda verdikleri başarılı sınavın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu sembolik davranışla göstermiş olmaktadırlar.

Kurban, toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar, sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Özellikle et satın alma imkanı hiç bulunmayan veya çok sınırlı olan yoksulların bulunduğu ortamlarda onun bu rolünü daha belirgin biçimde görmek mümkündür. Zengine malını, Allah’ın rızası, yardımlaşma ve başkalarıyla paylaşma yolunda harcama zevk ve alışkanlığını verir, onu cimrilik hastalığından, dünya malına tutkunluktan kurtarır. Fakirin de varlıklı kullar aracılığıyla Allah’a şükretmesine, dünya nimetinin yeryüzündeki dağılımı konusunda karamsarlık ve düşmanlıktan kendini kurtarmasına ve kendini toplumun bir üyesi olarak hissetmesine vesile olur.
Ramazan Bayramı’nda fıtır sadakası, Kurban Bayramı’nda etle günlük rızık temin etme kaygısından kurtarılan fakirlerin, bir neşe ve sevinme günü olan bayramlara gerçekten ve gönülden katılmaları sağlanmış olur. Allah rızası ve fakirlere et ikramı şartları yerine getirilirse; bundan sonra, kurbanın etinden çoluk-çocuğun yediği kısım içinde insan sevap alır.

Kurban Bayramı sebebiyle milyonlarca hayvanın boğazlandığını ve geniş çapta mal varlığına kıyıldığını ileri sürüp, kurban kesmenin ekonomik bakımdan sakıncalı olduğunu söyleyenler bulunabilir. Ancak, kesilen kurbanların, tırnaklarına varıncaya kadar en küçük parçasını zayi etmemek pekala mümkündür, genellikle böyle de olmaktadır. Ayrıca, kurbanların kesildiği ayda kasapların kestikleri hayvanların sayılarında bir azalma olmaktadır. Zenginler her zaman et yediklerinden, kurban kesimi suretiyle et tüketiminde meydana gelen artış, daha ziyade, ya hiç et yüzü görmeyen fakirler veya yeterince et yiyemeyen orta tabaka lehinde olmaktadır. Zaten meselenin sosyal adalet ve yardımlaşma cephesi de budur.

Diğer taraftan, kurban kesme geleneğinin, besiciliği teşvik ettiği, işsizlere iş sahası açtığı, pazarlara hareket getirdiği, zenginlere kurban satan fakirlerin ve orta hallilerin durumlarının iyileştiği bir gerçektir.

Tekbir getirilerek kurban kesenlerle hacılar arasında bir benzerlik vardır.
Mekke’ye gidemeyenler, bu suretle hacıların ulvî duygularına ortak olurlar,
aynı hayatın bir örneğini yaşarlar.

Kur’an-ı Kerim’de: “Onların (kesilen kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece (iyi duygu ve niyetiniz) ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı, Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele.”(5)
buyurulmaktadır.

Buna göre kurban ibadetinde önemli olan, sadece kanı akıtmak veya et yemek yahut da dinî bir geleneği yerine getirnek değil, Allah rızası için maksadı ve hikmeti tahakkuk ettirecek şekilde kurban kesmektir.(6)

Kesim işlemi tamamlandıktan sonra çevre temizliğinin iyice yapılması, hayvanın artan parçalarının toprağa derince gömülmesi, mümkün olduğu ölçüde dışarıda hiçbir parçanın bırakılmaması gerekir. Bu husus, kurbanlık hayvana ve kurban ibadetine karşı gösterilecek saygının bir gereği olduğu gibi, özellikle büyük şehirlerde ve kalabalık yerleşim birimlerinde sağlık kuralları ve çevre temizliği açısından da son derece önemlidir.Kurban kesmenin ve etini ihtiyaç sahiblerine dağıtmanın ecrini, çevre kirliliği meydana getirerek ve kul haklarını ihlal ederek azaltmamak gerekir.

Kurban kesme yükümlülüğünün şartları nelerdir?

Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü sayılması için bulunması gereken şartlara vucub şartları denilir. Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenlere göre ise bunlar sünnet oluşun şartlarıdır.
Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için şu şartlar aranır:

a) Müslüman olmak
b) Akıllı ve ergenlik çağına girmiş olmak
c) Yolcu olmamak, yani mukim olmak
d) Dinen zengin olmak.

Buradaki zenginlikten maksat; kişinin temel ihtiyaçlarından başka 80.18 gr. altın veya bunun kıymetinde mal veya paraya sahip olması demektir. Zekattaki zenginlik ölçüsü ile, kurbandaki zenginlik ölçüsü aynı olmakla beraber, zekatta olduğu üzere, malın artıcı olması şart olmadığı gibi, üzerinden bir yıl geçmiş olması da gerekmez. Daha önce fakir iken, kurban kesme günlerinde, biraz önce bahsedilen zenginlik ölçüsüne ulaşan kimse, kurban kesmekle yükümlü olur.

Ailede bir kişinin kurban kesmesi yeterli mi? yoksa tüm aile fertlerinin kurban kesmesi gerekir mi?

İslâm dininde; ailede “mal birliği değil”, “mal ayrılığı” prensibi vardır. Yani bir aile içinde de olsa, herkesin malı kendisine aittir. Bir kimse, babasının, eşinin veya oğlunun servetiyle zengin sayılamaz. Baba fakir olduğu halde oğlu; koca fakir olduğu halde karısı zengin olabilir. Bu bakımdan, aile içinde, diğer şartlarla beraber kimler dinen zengin sayılırsa, sadece onlar kurban kesmekle yükümlü olurlar. Hepsi zengin sayılırsa, her birinin, ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir. Aile içinde zengin sayılan kimse yoksa, hiç biri kurban kesmekle yükümlü olmaz.

Hangi hayvanlardan kurban olur ve kurbanlık hayvanda bulunması gereken özellikler nelerdir?

Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bu hayvanların erkekleri kurban edilebileceği gibi, dişileri de kurban edilebilir. Bunlardan devenin beş, sığır ile mandanın iki, koyun ile keçinin bir yaşını doldunnuş olmaları gerekir. Ancak, koyunun semizlik ve gösteriş olarak bir yaşındakilerle aynı olması halinde altı ayını tamamladıktan sonra kurban edilebilir. Tavuk, kaz, ördek, deve kuşu, ceylan gibi hayvanların kurban olarak kesilmesi geçerli değildir. Koyun ve keçi sadece bir kişi için; deve, sığır ve manda ise yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kurban olarak kesilebilir. Yedi kişiyi geçmemek şartıyla , ortakların tek veya çift olmalarında bir fark yoktur.

Bir hayvanın kurban olmasına engel olan kusurlar nelerdir?

Kurbanlık hayvanın, kurban olmaya engel bir kusurunun bulunmaması gerekir. Kurban edilecek hayvanın sağlıklı, düzgün, azaları tamam, besili olması hem ibadetin gaye ve mahiyetine, hem de sağlık kurallarına uygun düşer. Kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bazı azaları eksik, mesela bir veya iki gözü kör, kulakları ve boynuzları kökünden kesilmiş, dili kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş, kuyruğu ve memesi kesik hayvanlar kurban olmaz. Ancak hayvanın doğuştan boynuzsuz, şaşı, topal, biraz hasta, bir kulağı delinmiş veya yırtılmış olmasında kurban açısından bir sakınca yoktur.

Kurbanlık hayvanın canlı olarak tartılıp kilogram fiatı üzerinden anlaşarak
veya kesildikten sonra eti tartılarak fiyatının belirlenmesi ile satın almak caiz midir?

Tane hesabı ile satın alınan hayvanın kurban edilmesi caiz olduğu gibi; alıcı ve satıcı arasında, sonunda anlaşmazlık çıkmamak şartı ile, bedeli kesildikten sonra, etinin beher kilosu için taraflarca önceden belirlenen fiyattan ödenmek üzere satın alınan hayvanın kurban olarak kesilmesi; yine, canlı olarak tartılıp beher kilosu için takdir edilen bedel karşılığında satın alınan hayvanın kurban edilmesi de caizdir. Kurbanlık hayvanın taksitle veya visa kartı ile satın alınmasında da bir sakınca yoktur.Kişinin kurbanını bizzat kendisinin kesmesi veya kesilirken başında bulunması gerekir mi? Bu iş için bir kimseyi ya da resmi veya özel bir hayır kurumunu vekil edebilir mi?

Kurban kesmekle yükümlü olan kişinin, keseceği kurbanı bizzat satın alması, kendisinin kesmesi veya kesilirken yanında bulunması -kurbanın sahih olması için-gerekli değildir. Bunlar vekalet yoluyla da yapılabilir. Çünkü kurban malî bir ibadettir. Malî ibadetlerde vekalet caizdir. Hiçbir mazeret olmadan da, kişi kendi adına kurbanını satın alıp kesmek üzere güvendiği bir kimseyi vekil tayin edebilir. Vekil, hakiki şahıs olabileceği gibi, hükmî şahıs, yani özel veya resmi bir kuruluş da olabilir. Buna göre, yurtiçinde veya yurtdışında bulunan kimselerden, isteyenlerin, önceden bedelini ödeyerek, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın müşterek organizesiyle, vekaleten kurbanlarını kestirmeleri ve bu kurbanların etlerinin yurtiçi veya yurtdışındaki muhtaç dindaş ve soydaşlara ulaştırılması dinen caizdir.

Kadın Ve Ehl-i Kitap, Kurbanlık Hayvanı Kesebilir mi? Ve Kestikleri Yenir mi?

Bir müslümanın, erkek olsun kadın olsun usulüne uygun olarak kestiği hayvanların eti yenir. Yine ehl-i kitap olan, yani peygamberlerden ve semavi kitaplardan birine inanmış olan (Yahudi, Hıristiyan) ların kestikleri hayvanların etleri de yenir. Bu bakımdan, müslüman bir kadının yahut ehl-i kitap kadın veya erkeğin kurbanlık hayvanı kesmesi caizdir. Bunların kestikleri kurbanın eti de yenir. Ancak, kurban, bir ibadet olduğundan -imkan varsa- onu müslümanın kesmesi daha uygun olur.

Kurban etinden, müslüman olan komşulara hediye etmek caiz olduğu gibi,
müslüman olmayan komşulara da vermek caizdir.

Kurbanın derisi satılabilir mi?

Kurbanın derisini seccade veya evde kullanılacak bir şey yapmak caiz olduğu gibi, bir fakire veya hayır işlerine hizmet eden bir kuruluşa vermek de caizdir. Kurbanın derisi, kurbanın bir parçası olduğundan, satılması caiz olmadığı gibi, kurbanı kesene kasap ücreti olarak verilmesi de uygun değildir.Ölü kurbanı diye bir şey var mıdır?

Bilindiği gibi, ölen bir kimsenin dini yükümlülükleri sona erer. Bu itibarla ölü kurbanı diye bir şey söz konusu değildir. Ancak, bir kimse, ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına sevabını bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere yardımda bulunabileceği gibi, kurbanda kesebilir. Ölen kimsenin kendisi için kurban kesilmesine dair vasiyyeti yoksa, bu kurban etini fakirler yiyebileceği gibi, kurban kesen kimse ve zenginler de yiyebilir. Ölenin vasiyyeti varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması gerekir. Böyle bir kurbanın etinden kurban kesen mirascılar ve dinen zengin sayılanlar yiyemezler. Ölen kimsenin vasiyyeti olmaksızın, sevabı onun ruhuna bağışlanmak üzere kesilen kurbanın herhangi bir zamanda kesilmesi caiz ise de, kurban kesme günlerinde kesilmesi daha faziletli ve daha sevaplıdır. Ölenin vasiyyeti gereğince kesilen kurban ise ancak, kurban kesme günlerinde kesilir. Vasiyyeti yoksa ölen kimse için mirascılarının kurban kesmesi gerekmez.

Teşrik tekbirleri nedir? Kurban kesmeyenlerde teşrik tekbirlerini getirir mi?

Bilindiği üzere kurban bayramı, kamerî aylardan Zilhicce’nin onuncu günü başlar ve dört gün devam eder. Bayramın dört gününe, Arefe günü de ilave edilince bu beş güne ”Eyyamı Teşrik” denilir ki, ”Tekbir Günleri” demektir. Bu tekbirlere de ”Teşrik Tekbirleri” denir. Teşrik tekbiri farz namazların peşinden şöyle alınır: “Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallahu vallahu Ekber, Allahu Ekber Velillahilhamd” Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmiüç vakit farz namazlarının peşinden, selamdan sonra bu tekbiri; bir defa getirmek vaciptir.
İster cemaatle, ister yalnız başına namaz kılan, kurban kesen veya kesmeyen yolcu olan veya olmayan kadın-erkeğin, farz olan her namazın peşinden Teşrik tekbirlerini getirmeleri gerekir.
Kurban Bayramını idrak etmek üzereyiz. Bu bakımdan biraz da Bayramların dinî ve millî hayatımızdaki öneminden bahsetmek yerinde olur.

Ötedenberi her toplumun ve din mensuplarının bayramları olagelmiştir. Bayram, neşe ve sevinç günü demektir. Belli günlerde, süslenmek, neşelenmek ve eğlenmek suretiyle dinlenmek, sıkıntıları atarak rahatlamak, üzüntüleri bırakıp topluca hoş vakit geçirmek bir ihtiyaçtır.

Bayramların millî ve dinî duyguların, inanışların pekişmesi, taze ve canlı tutulması fonksiyonu yanında, toplumun birlik ve beraberliğini sağlamada ve bunun bireylerin bilincinde yer etmesinde de büyük önemi vardır. Gerçekten dinî bayramlar, insanlar arasında kaynaşmanın, dostlukları ve ahbaplıkları ilerletmenin bir yolu olarak belli bir öneme sahip oldukları gibi, dinî his ve şuurun sosyal boyutta tazelenmesinin de bir vesilesidir.

Bayramlar, sosyal dayanışma ve barış şuurunun fertlere kuvvetle hakim olduğu günlerdir. Dargınların kucaklaşması, aralarında kin ve nefret bulunan kabile, aile ve şahısların, düşmanlık ve husumet duygularının sevgiye dönüşmesi, küçüklerin büyüklere saygı, büyüklerin küçüklere sevgi göstermesi, hastaların ziyaret edilmeleri, verilecek küçük hediyelerle çocukların gönüllerinin alınması, hısım ve akrabanın bir kere daha yeniden kaynaşması, genellikle bayram günlerinde mümkün olmaktadır.

Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettiklerinde, Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Hz. Peygamber: “Bu günler nedir? Diye sorduğunda Medineliler: Biz cahiliyetten beri bu günlerde eğleniriz” dediler. Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz: “Allah size, o iki gün yerine daha hayırlı iki bayram vermiştir.” (7) buyurmuştur. O günden beri kutlanagelen bu iki bayram, müslüman milletlerin aynı zamanda millî bayramları yerine de geçmiştir.

Bayram günleri mutlak ve halis ibadet günü olmadığı gibi, katıksız eğlenme günü de değildir.
Bu iki hususu bir arada toplayan günlerdir. Bayramları, ibadet ve taatten tecrit edip, sadece oyun, eğlence, zevk ve safâ günü olarak anlamak yanlış olduğu gibi, meşru oyunlardan ve mübah eğlencelerden tecrit edip, sırf bir ibadet ve taat günü olarak anlamak da hatalıdır. Çünkü insanın manevî varlığı yanında, maddî varlığının da beslenmeye ihtiyacı vardır. İbadet ve taatlarla ruh ve kalp gibi manevî varlığımız tatmin edildiği gibi çeşitli ikram ve ziyafetlerle, belli ölçüler içinde yapılan meşru oyun ve eğlencelerle de maddî varlığımız tatmin edilmiş olur. Meşru sınırlar içinde yapılan oyun ve eğlenceler, bayramların özünde mevcuttur.

Nitekim Hz. Peygamber, bir bayram günü habeşliler tarafından oynanan kalkan ve mızrak oyununu Hz. Aişe ile birlikte seyretmiş; yine Hz. Aişe’nin hane-i saadette muğanniye kızlara bazı ezgiler söyletmesine ses çıkarmamıştır.(8)ancak şurası unutulmamalıdır ki, herşeyin ifradı olduğu gibi oyun ve eğlencenin de ifradı iyi değildir. Bu sebeple oyun ve eğlence konusunda ölçülü hareket etmek, meşruiyet ve cevaz sınırlarına dikkatle riayet etmek gerekir. (9)

Bayram günlerinde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Kur’an-ı Kerim’de, Yüce Allah’a ibadetten sonra, anne-babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı ”öf ” bile demek yasaklanmıştır. (10)

Akraba ve komşularla tebrikleşerek karşılıklı sevgi ve saygı duygularımızı aktarmalıyız. Karşılaştığımız herkese selam vermeli, tanıdığımız ve tanımadığımız kimselerin bayramını kutlamalıyız. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek, hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerin ve kimsesiz çocukların başlarını okşamalı, onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız. Bizden dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek ruhlarını şâd etmeliyiz. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Çocuklara hediyeler dağıtmalı ve onları sevindirmeliyiz. Her zaman olduğu gibi, bayram günlerinde de yüce dinimizin emrettiği şekilde çevremizdeki insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplum fertlerini birbiriyle kaynaştırarak millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında; devleti ve milleti rahatsız eden ayrılık ve düşmanlıkların bertaraf edilmesinde etkili olan hususlardır.1- Bkz. Tirmizî, Edâhî, 11, Hadis No: 1507.
2- Mâide, 27.
3- Saffât, 102-110.
4- Aclûni, Keşfül-Hafâ, c. 1, s. 109.
5- Hac, 37.
6-Prof. Dr. Süleyman ULUDAĞ, İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti, TDV Yayını, s. 99, 100, 101.
7- Ebû Dâvûd, Sâlât, 245; Nesâî, Sâlâtü’l-İdeyn, 1; Tecrîd-i Sarih Tercemesi, c. 3, s. 157.
8- Bkz. Buhârî, İdeyn, 3; Müslim, İdeyn, 16.
9- ULUDAĞ; a.g.e, s. 101, 102, 103.
10- İsrâ, 23.

Kurbanla ilgili fıkhi meseleler Kurban Bayramı’nın yaklaştığı şu günlerde kurbanla ilgili fıkhî meseleler
Kurban, Arapça bir kelime olup sözlükte mânen yaklaşmak, yakın olmak gibi mânalara gelir. İslâmî ıstılahta ise, “Allahu Teâlâ’ya ibadet niyeti ile muayyen bir vakitte hususî bir hayvanı kesmeye kurban denir.” diye tarif yapılmıştır. (1) Resûl–i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz de kurban hakkında, “Kurban kesiniz; zira kurban, babanız İbrahim’in sünnetidir.” buyurmuştur. (2)
Kurbanın hükmü
Kurban bayramında ibadet niyeti ile kurban kesmek hür, mukim (yolcu olmayan), Müslüman ve zengin kimseye vaciptir. Zenginden maksat, temel ihtiyaçlarından başka artıcı olsun veya olmasın en az iki yüz dirhem gümüş değerinde bir mala sahip olan, fitre vermek ile yükümlü olan kimselerdir. Kurban kesme günlerin de (kurban bayramının ilk üç gününde) kurban kesmeye gücü varken kurban kesmeyip de sonra fakir olan kimsenin üzerinden vacip düşmüş olmaz.(3)

Kurbanın vakti
Hanefî mezhebine göre, kurbanın vakti kurban bayramının birinci günü fecrin dolmasıyla girer ve üçüncü gününün gün batımından az öncesine kadar devam eder, şehirde oturan kimse kurbanı bayram namazından önce keserse, sahih olmaz. Kestiği hayvanı sırf et olarak yer. Bayram namazı kişinin bulunduğu şehirde kılınmasa, namaz vakti geçinceye kadar beklenir. Namazın vakti de güneşin yükselmesinden itibaren başlar ve güneşin zeval noktasına gelmesine kadar devam eder. Köyde oturan kimse için bu şart geçerli değildir. Köylü, kurbanını bayramın birinci günü sabah namazı vakti girdikten sonra kesebilir. İnsanlar bayram gününün tespitinde hataya düşerek bayram namazını kılar ve kurbanlarını keserler, sonra da o gününün bayram olmadığı anlaşılırsa, namazları da kurbanları da geçerli olur. Bir kişi kurbanlık hayvanını kesmez, kesim vakti de geçer ise, onu canlı olarak sadaka vermesi gerekir.

Hangi hayvanlar kurban edilir?
Kurbanlar yalnız koyun, keçi, deve ve sığır cinsi hayvanlardan kesilebilir. Mandalar da sığır cinsindendir. Bunların erkekleri ile dişileri eşittir. Ancak koyun cinsinin erkeğini kurban etmek daha faziletlidir. Keçinin erkeği ile dişisi kıymetçe eşit olsalar, dişisini kesmek daha faziletli olur. Aynı şekilde devenin veya sığırın erkeği ile dişisi et ve kıymet bakımından eşit olsalar, dişinin kurban edilmesi daha faziletli olur. Koyun ve keçi ya birer yaşını doldurmalı veya koyunlar yedi sekiz aylık olduğu hâlde birer yaşındaymış gibi gösterişli olmalıdır. Deve en az beş yaşını, sığır da iki yaşını bitirmiş olmalıdır. Tavuk, horoz ve kaz gibi evcil hayvanlar kurban olamaz. Bunları kurban niyeti ile kesmek tahrimen mekruhtur. Etleri yenilen vahşî hayvanlar da kurban edilemez. Koyun ve keçiden her biri yalnız bir kişi adına kurban edilir. Bir deve veya bir sığır, bir kişiden yedi kişiye kadar kimseler için kurban edilebilir. Ancak bu ortakların hepsi Müslüman, her biri kendi hissesine mâlik olup, Allah rızası için ibadet niyeti taşımalıdır.

Kurbanın eti ve derisine yapılacak muamele
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ilk zamanlarda, “Sizden hiç kimse kurbanın etinden üç günden fazla yemesin.” (5) hadis–i şerifi ile kurban etinin üç günden fazla saklanılmasını yasaklamıştır. Ancak daha sonra “Zenginlerin fakirlere genişlik sağlaması için kurbanın etinden üç günden fazla yemelerini yasaklamıştım. Bundan sonra yiyin, yedirin ve saklayın.” (6) buyurarak üç günden fazla saklanılmasına da müsaade etmiştir. Hanefî fukahası, “Kurban kesen mükellef, kurban etinden kendisi yer misafirlere ve fakirlere ikram eder ve kavurma yapıp saklayabilir. Kurban etinin üçte birinden eksik olmamak şartı ile fakirlere tasadduk edilmesi müstehaptır.” hükmünde ittifak etmiştir. (7)

Resûl–i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Hz. Ali Radıyallahu Anh’a, kurbanlığın derisini, yularını ve çulunu fakirlere tasadduk etmesini emrettiği bilinmektedir. (8) Yine başka bir hadis–i şerifte, “Kim kurban derisini satar ise, kurbanı makbul değildir.” (9) buyurmuştur. Hanefî fukahası, “Mükellef kurbanın derisini ya tasadduk eder veya kendisi ev eşyası olarak kullanır.” hükmünde müttefiktir. (10) Dolayısıyla bu hususta titizlik göstermek şarttır. İslâmî esaslara göre kurulmamış olan veya toplanan deri parasıyla şampanya içirilen müesseselere kurban derilerini vermek kesinlikle caiz olmaz.

Kurban Bayramı’nın yaklaştığı şu günlerde hayvan kesimiyle ilgili konularda neler yapılır?
Hayvan kesimi boğazın başlangıcı ile göğsün başlangıcı arasındaki yemek borusunu, nefes borusunu ve boynun iki tarafında bulunan iki büyük damarı kesmekle olur. Bu dördünden üçünü kesmek de yeterlidir. Çünkü tümünün hükmü çoğunluğunun hükmü için de geçerli olur. Buna göre, iki damarla birlikte nefes veya yemek borusunu kesmek ya da yemek ve nefes borusuyla birlikte iki damardan birisini kesmek zorunludur. Bazıları da iki damardan biriyle beraber yemek ve nefes borusunun kesilmesini zorunlu görmüşlerdir. Kesim bu şekilde gerçekleşince seri olur. Kesilen etini yemek de helâl olur. Kesimin boğazdaki düğmen altından veya üstünden yapılması arasında hiçbir fark yoktur.

KURBANDA BULUNAN HANGİ ÖZÜR KURBANA MANİ OLUR
İki veya bir gözü kör olan, kemiklerinde ilik kalmayacak derecede zayıf olan, kesim yerine yürüyemeyecek kadar topal olan hayvanın kurban edilmesi sahih olmaz. Ama üç ayakla yürümede ondan destek almak için dördüncü ayağı yere koyan hayvan kurban için yeterli olur. Kulağı veya kuyruğu veya tenasül organı kesik olup, bu organlarının üçte birinden fazlası gitmiş olan hayvanların kurban edilmeleri de sahih olmaz. Ama üçte ikisi durup da sadece üçte biri gitmiş ise, kurban edilmeleri sahih olur. Dişleri dökülmüş hayvanın dişlerinin yarıdan fazlası kalmamış, yaratılıştan kulaksız, meme başları kesik, sütü kesilmiş, yaratılıştan tenasül organı olmayan, pisliklerle beslenip de cinsine göre değişen, bir süre hapsedilip temiz yiyeceklerle beslenmeyen hayvanın kurban edilmesi sahih olmaz. Yaratılıştan boynuzu olmayan veya boynuzunun bir kısmı kırık olan hayvanın kurban edilmesi sahih olur. Ama bu kırıklığı iliğine kadar ulaşan hayvan kurban edilmez. Deliliği otlamasına engel olmayan hayvanın kurban edilmesi sahihtir. Aksi takdirde sahih olmaz. (4)

KESİMİN ŞARTLARI:
1– Kurban kesen kişi, Müslüman veya Yahudi ve Hıristiyan gibi kitabî biri olmalıdır. Sabiîler Hz. İsa Aleyhisselâm’ı kabul ettikleri için Hıristiyanlardan sayılırlar. Samirîler de Musa Aleyhisselâm’ın şeriatıyla amel ettikleri için Yahudilerden sayılırlar. Bütün bu saydıklarımızın kestikleri hayvanların etini yemek helâldir. Bunlardan başka putperest, ateşperest ve mürtedlerin (dinden dönenler) kestikleri hayvanların eti haramdır. Hiçbir kitaba inanmayan Dürzîlerin kestikleri de haramdır.
2– Harem’de avlanan hayvan kesilmemelidir. Çünkü Harem’de avlanan hayvanı kesmek ihramda olmayan kimseler için bile haramdır.
3– Kesim esnasında besmelenin kasten terk edilmesi hâlinde kesilen hayvanın eti haram olur. Ama unutarak terk ederse, haram olmaz. Besmele ile ilgili şartlar şunlardır:

Besmele hâlis bir zikir olarak yapılmalıdır. Bu da Allah’ın isimlerinden birini zikretmekle olur. Bunun “Allahu Ekber”, “Allahu A’zam” gibi sıfatlarla beraber veya Allah ya da Rahman gibi sıfatsız olarak zikir edilmesi arasında bir fark yoktur. Allah adını tesbih (subhanallah) veya tehlille (lâ ilâhe illallah) zikir etmek de aynı hükme tâbidir. “Allah’ım beni affet” anlamına gelen “Allahümmeğfirlî” diyerek Allah adını dua ile beraber zikretme hâlinde kesilen hayvanın eti helâl olmaz. Keserken “Bismillahi Allahu Ekber” demek müstehabdır.
Kesilmesi şart koşulan damarları kesip kan akıtan şeylerden herhangi biriyle kesim yapmak sahih olur. Şu hâlde bıçakla kamış çubuğuyla bıçak gibi keskin kenarlı, ta ki tırnak ve diş dışındaki diğer âletlerle kesim yapmak caizdir. Diş ve tırnak vücuda bitişik olursa, onlarla kesmek caiz olmaz; ama vücuttan ayrı olursa, onlarla kesim yapılabilir. Ancak hayvana azap çektirdiklerinden dolayı kesimi bunlarla yapmakta kerahet vardır. Kör bıçakla kesim yapmak da mekruhtur. (11)

Dipnotlar:
1– “el–Bedâyi”, c.5, s.61
2– “el–Mebsut”, c.12, s.81
3– “Büyük İslâm İlmihâli”, Ömer Nasuhi Bilmen, s.388
4– “İslâm Fıkhı”, el–Cezîrî, c.3, s.1045
5– Müslim, c.2, s.1560
6– İbni Mâce, c.2, s.1055
7– “Lübab”, c.3, s.236
8– “Fethu’l–kadir”, c.2, s.325
9– “et–Tergib ve’t–terhib”, el–Münzirî, c.1, s.156
10– “el–Mebsut”, c.12, s.14
11– “İslâm Fıkhı” el–Cezîrî, c.3, s.1057
Kurban İle İlgili Merak Edilen Önemli Hususlar
(Hanefi Ulularının Mezhebi Esas Alınmıştır)Taksitle Kurbanlık Alınır Mı? Durumu Nedir?Evet, kendisine kurban vacip olan kişinin bu şekilde kurban satın alması caizdir. Çünkü taksit ile veya veresiye alınan kurban da peşin alınan kurban gibi kişinin mülkiyetine geçmiş olur.
(Hasip Asutayın Kurban Risalesinden İktibastır)

Kişi, mülkiyetinde bulunan ve kurbanlık vasfını taşıyan hayvanı, kurban olarak kesebilir. Bu itibarla ister peşin ister taksitle olsun satın aldığı hayvan kişinin mülkiyetine geçtiğinden, bu hayvanın kurban edilmesinde sakınca yoktur.
(Diyanet İşleri Başkanlığının Fetvasıdır)

Kurbanı taksitle almak yada başka bir yöntemle almaktan ziyade önemli olan onun almış olmak yani ona sahip olmaktır. Kişi sahip olduğu Kurban olma hüviyetine sahip hayvanını kurban edebilir.

Kurban Kesmek Yerine Parasını Hayır Kurumlarına Vererek
Kurban İbadetini Yerine Getirmiş Olur Muyuz?

Hayır, kurban kesmek yerine, bedelinin bir fakire veya bir hayır kurumuna verilmesi caiz değildir. Çünkü kurban kesme yükümlülüğünün kalkması ancak, Allah rızası için kanın akıtılmış olması ile gerçekleşir.
(Hasip Asutayın Kurban Risalesinden İktibastır)
Bazı hocalar tvlerde böyle söylüyorlar o yüzden yukarıdaki meseleyi de ekleyelim dedikHayır Kurumlarına Vekâlet Vererek Kurban Kestirmek:

Kurbanını bir hayır cemiyetine vermek isteyen kimse, parasını veya kurbanını götürüp, bu işle vazîfeli memûra teslîm ederken, “Allah rızâsı için, bayram veya nezir (adak) kurbanımı almaya, aldırmaya, kesmeye ve dilediğine kestirmeye ve etini ve derisini dilediğine vermeye seni umûmî vekîl ettim” demelidir.

Vekâlet, mektupla, faksla veya telefonla da verilir. Kurban parası, önceden verilebildiği gibi, daha sonra da gönderilebilir.

Vazîfeli kimse, gelen kurbana bir numara başlar. Bu numarayı ve kurban sâhibinin ismini deftere yazar. Kesilirken, sahiplerinin ismini söyleyerek kasapları vekîl eder. Ancak böyle kesilen kurbanlar sahîh olur. Etleri dilediği kimselere ve derileri bir fakîr vazîfeliye verir.

Bu fakîr, derilerin kıymeti ile, nisâb miktarına mâlik olmadan önce, elindekileri toptan, dilediğine hediye eder. Bu da satar. Paraları arzû edilen yere verilir. Fakîrin, kendisine verilen derileri satması veya hediye etmesi câizdir.
(Diyanet İşleri Başkanlığından)

Bu meseleyle ilgili fetvalar genelde bu yöndedir fakat hayır kurumlarının tümü bu şekilde vekâlet almak suretiyle bu işi yapmamaktadırlar. Bu şekilde vekâlet vermeden banka hesaplarına para yatırmalar vesaireler bağış olsa da Kurban yerine geçmiyor, Kurban olabilmesi için vekâlet şartlarının yerini bulması gerekiyor.

Bazı vakıflar az fiyat koyarak kurban bağışı yapabilirsiniz diyorlar burada da kişilerin niyetlerinin bu işi ucuz yoldan kapatmaya gitme ihtimali var, niyetler bozulabilir bu durum da sakınca teşkil etmektedir.

Kısacası hayır kurumlarına vekâlet vererek Kurban kestirmenin bazı sakıncaları vardır. Bunlara değinelim;

Niyet:

Kurbanın geçerli olması için niyet etmek şarttır.
Çünkü hayvan ibadet kasdıyla da et kasdıyla da kesilebilir.
(Hasip Asutayın Kurban Risalesinden İktibastır)

Hanefi Ulularının Mezhebine göre Kurbanın kurban olabilmesi için et yeme değil de ibadet niyetiyle kesilmiş olması lazımdır. Nitekim ortaklık meselesinde;

Ortaklıkla İlgili:
1-Bütün ortakların Müslüman olmaları,
2-Hepsinin kurban niyetiyle ortak olmaları.
(25 Şafiîlere göre sırf et için de ortak olunabilir. (Cemel, 5/225).)
(Hasip Asutayın Kurban Risalesinden)

Kurban ortaklığında hükme göre ortakların tümünün niyetinin Allah (celle celaluh) için Kurban Kesmek olması şartı vardır. Bir kişinin niyeti bu niyet dışında, et yeme yada başka bir niyet örneğin gösteriş olabilir bu şekilde batıl bir niyet olursa diğer ortakların da kurbanı Kurban olmaz.

Bunları vermemizin nedeni niyetin sağlam olması gerektiğinin önemini vurgulamak içindir.

Ek Olarak:

Bilindiği üzere Kurbanın Kurban olabilmesi için bazı şartlar ve sıhhati için bir takım şartlar vardır. Bizler ibadetlerimizi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Ve Selem) Efendimiz gibi yapmalıyız o bakımdan ibadetlerimizde ince davranmamız lazımdır. Sünnet-i Seniyye�ye tam olarak uyarsak ibadetlerimiz layık olduğu ölçüde değer kazanır.

Kurbanın Rukünleri

Kurbanın yalnız bir rüknü vardır, oda kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini kesmektir. Hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini fakire vermekle kurban yükümlülüğü yerine getirilmiş olmaz.(38 Hindiyye, 5/291; Durer, 1/266.)
(Hasip Asutay�ın Kurban Risalesi�nden İktibastır)

Kurbanın Sıhhatinin Şartları:

1-Kurban edilecek hayvanın kusursuz olması,
2-Vaktinde kesilmiş olması(39 el-Fıkhu’l-islâmî, 3/601.)
(Hasip Asutayın Kurban Risalesinden İktibastır)

Vekâleti verdikten sonra iş bizden çıktı diye düşünmek doğru değildir. Kesilecek hayvanın niteliklerini ve durumunu bilemeyiz. Binaenaleyh kesen kişinin nasıl kestiğini, gerektiği şekilde kesip kesmediğinden haberdar olmamız da mümkün değildir

İbadetlerimizin taktire şayan olabilmesi için sıhhatine ve sünnet-i seniyyeye uygun yapmamız lazım demiştik. O halde bu konu ile ilgili hükümleri göz önünde bulundurarak düşünelim.

Müstehapları

1- Kurban edilecek hayvanın bir müddet alı konup beslenmesi,
2- Kurbanlık hayvanın boynuna gerdanlık gibi süs türünden bir şey takılması,
3- Kurbanın semiz olması,
4- Kesimden önce veya sonra dua okunması,
5- Elinden geliyorsa sahibinin kesmesi,
6- Kesildikten sonra gerdanlığın tasadduk edilmesi,
7- Kurbanın kesilmesinden sonra iki rek’at namaz kılması,
8- Kurbanın etinden sahibinin yemesi,
9- Kurban etinden tasadduk edilmesi.
(76 Bedai, 5/78; el-Fıkhu ale’l-Mezahibi’l-Erbaa, 1/723; Evliya Efendi Kurban Risalesi, s. 31.)

Mekruhları

1- Kurbanlık hayvanın yününden veya sütünden yararlanılması,
2- Kurbanlık hayvanın değiştirilmesi,
3- Kurbanlık hayvana binilmesi,
4- Bulunması mekruh olan kusuru taşıyan hayvanın kurban edilmesi,
5- Kurbanın ehl-i kitaptan birine kestirilmesi,
6- Satın alınan kurbanlığa sonradan ortak olunması,
7- Kurban etinin veya derisinin satılması,
8- Kurban etinin nakledilmesi, (Bunu alt bölümde açıklamışızdır bakılabilir.)
9- Kurban etinin veya derisinin kasap ücreti olarak verilmesi.
(77 Bedai, 5/78; el-Fıkhu ale’l mezahibi’l-Erbaa. 1/723.)
(Hasip Asutayın Kurban Risalesinden İktibastır)

Son Olarak:

İbadetlerimizi usulüne göre, usullerine uygun bir şekilde yapmamız gerektiğinden dolayı ibadetlerimizde son derece titizlik göstermemiz gerekmektedir. Hayır kurumlarının bir kısmı yukarıda da ifade ettiğimiz gibi vekâlet dahi almıyorlar, kurbanı kime kestirdikleri belli değil hatta kesilip kesilmediği de belli değil. Az ücret istiyorlar, piyasanın altında ücret alıyorlar bu kişilerin ucuz yollu bu ibadeti kapatma şeklinde niyetlerini bozabilir o yüzden sakınca teşkil etmektedir.

Vekâlet verirken dikkat etmemiz gereken meseleler yukarıdaki hükümlerde belirtilmiştir. Vekâleti doğru bir şekilde verdikten sonra güvenilir bir hayır kurumuna kurbanımızı kestirebiliriz ancak en güzeli kendimizin kesmesi, etinden yememiz ve ihtiyaç sahiplerine kendi ellerimizle dağıtmamızdır.

Bazı kimseler artık Kurban Bayramını dört günlük yada uzatmalı dokuz günlük tatilden ibaret görmektedirler ve bu yola başvurarak kurbanın eziyetinden kurtulduk fırsat bulmuşken tatil yapalım anlayışını gütmektedirler. Bu anlayış niyetlere, amellere büyük ölçüde zarar verir ve dinimizin bu şekilde yozlaşmasına etken teşkil eder.

Hayır kurumlarının güvenilir olması mevzuunun içerisinde de elbette haram işlere karışmamış olması, ilim tahsil edilen yerler olmaları, fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine etleri ulaştırma noktasındaki durumu gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır

Özellikle Hacıların kurbanları ile ilgili bu mesele çok tartışılıyor yer verelim;Kurbanın Başka Bir Yerleşim Birimine Nakledilmesi:Kurbanın kesildiği beldeden başka bir yere nakledilmesi tenzihen mekruhtur. Ancak kişinin hısımlarına veya daha muhtaç olanlara göndermesinde sakınca yoktur.(69 el-Fıkhu’l-İslâmî, 3/633.)
(Hasip Asutayın Kurban Risalesinden İktibastır)

Kurbanda müstehap olan şeylerEyyâm-ı nahr’dan önce kurbanlığı bağlamak.Hayvana kurbanlık nişanı takmak, işaretlendirmek.

Kesilecek yere güzellikle, eziyet vermeden götürmek.

Yemek borusu, nefes borusu ve iki şahdamarını kesmek ve keserken acele davranmak.

Boğazlamayı enseden değil boğazdan yapmak.

Kendi kurbanını kendisi kesmek, kesemiyorsa müslümana kestirmek.
Ehl-i kitab’tan birine kestirmek mekruhtur.

Hayvanı kıbleye karşı kesmek. Hayvan kesilirken orada hazır bulunmak.

Dua etmek ve besmeleden önce veya sonra:

“Allahümme minke ve leke salatî nusukî ve mahyâye ve mematî lillahi Rabbil-Alemine lâ şerike lehu ve bizalike Umirtu ve ene mine’l-müslimîn.”

“Ey Rabbim bu senden ve yine sanadır. Namazım, kulluğum, kurbanım, ölümüm ve dirimim eşi benzeri olmayan âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ben bununla emrolundum ve teslim olanlardanım” demek.
Dua ile besmeleyi birbirinden ayırmak. Besmeleden önce veya sonra dua etmek,
Besmele ile beraber dua etmek mekruhtur.

Kurban olacak hayvanın imkan ölçüsünde en semizi, en büyüğü olması.

Eyyâm-ı nahr’ın ilk günü gündüzleyin kesmek.

Kurban bıçağının çok keskin olması.

Hayvanı kesildikten sonra soğumaya ve canın iyice çekilmeye bırakılması,
soğumadan ve can çekilmeden önce yüzmek mekruhtur.

Kurban sahibinin kurban etinden yemesi. Çünkü bu Allah’ın bir ziyafetidir.

Etinden başkalarına vermek.

Kurban Bayramında kesilmek üzere satın alınmış olan hayvan kesilmez ve bayram günleri geçerse, hayvanın tasadduk edilmesi gerekir. Bu konuda zengin ve fakir aynı hükme tabidir. Zengin olan kişi ise kurbanlık alsın veya almasın kurban kesmediği takdirde kurbanın kıymetini tasadduk etmesi gerekir. Ertesi yıla bırakamaz.

Ölüye kurban keseceğini söyleyen bir kimse, kurbanını bayram günlerinde kesmesi ona vacib olur.

Kaynak: Kurban, Saffet KÖSE, Şamil İslam Ansiklopedisi

ZİLHİCCE UMUMİ AF VE BAĞIŞLANMA AYIDIR.

Aralık 11, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

99f462130f17.jpg

Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:
“Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)

Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedeldir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.

Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söylemeliYine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:

“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)

Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir.

Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz.

Yukarıdaki hadisi destekleyen şöyle bir rivayet daha vardır: “Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevimli olsun…” (Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm: 52)

İbni Abbas’ın şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor:
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:

“Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce’nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur.”

Sahabeler, sordular:

“Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?”

Resulullah (s.a.v.) cevap verdi:

“Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka.” (İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119)

Buna göre, cihada çıkıp malını feda edip kendisi de şehit olan kimsenin ameli bu on gündeki amelden daha faziletlidir.
Arefenin yeri başkadırBugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.

Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)

Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona:

“Orucunu boz” dedi. Hz. Aişe:

“Resulullahın (s.a.v.), ‘Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur’ dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?” dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)

“Keffaret olur”, günahları örter, affettirir, demektir. Bizim gibi neredeyse bir günah denizinde yüzen ahir zaman Müslümanları için bundan daha büyük bir müjde olabilir mi? İşte af ve mağfiret fırsatı!

Başka bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle demiştir:

“Arefe gününün orucu bin gün oruç tutmak gibidir.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 460)

Demek ki, bir günlük arefe orucu, üç yıllık normal günlerde tutulan oruç sevabına denktir.

Efendimiz, bugünün faziletini şöyle anlatır:

“Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allah’tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.”

Yine konuyla ilgili bir hadis şöyledir:

“Arefe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahü Teala o gün, yer ehli ile meleklere karşı övünür ve (Arafat’taki hacıları kast ederek) şöyle buyurur:

‘Kullarıma bir bakın. Saçları başları dağınık, toz toprak içinde her uzak ilden bana geldiler. Bu hâlleri ile onlar, rahmetimi ümit etmekteler, azabımdan dahi korkmaktalar. Şahit olunuz, onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.’

Melekler derler ki:

‘Onların arasında biri var ki; yalancıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle.’

Allahü Teâla şöyle buyurur:

‘Onları da bağışladım.’

Arefe günü olduğu kadar, hiçbir gün cehennemden daha çok azat edilen olmaz.”

Bu arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce’nin ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce’nin onuncu günü Kurban Bayramı’nın birinci günüdür, bugün oruçlu olmak caiz değildir; ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramı’ndan önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramı’nın gecesi dahildir. Çünkü geceler önce gelmektedir.

Ayrıca Zilhicce’nin sekizinci gününe “terviye günü” dokuzuncusuna “Arefe günü”; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) “nahr=kurban günü”, ondan sonraki üç güne de “teşrik günleri” denilmiştir.

Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz?Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü, hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.

Hatta affa ve rızaya nail olmayı hedef kabul ederek, bu on günü sanki Ramazan’ın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler, hiç değilse arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle geçirmelidirler. On gece içinde, bilhassa terviye, arefe ve bayram gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır.

Arefe günü bin İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Bunun için Arefe gününün sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır.
Bugünlerde milyonlarca mü’min haccetmek için mukaddes topraklara gitmiş, kimi Kâbe’yi tavaf ediyor, kimi ağlayarak dua ediyor, kimi Medine’de Ravza-yı Mutahhara’da gözyaşı döküyor, kimi zikir ve dua ile sa’y ediyor, kimi Makam-ı İbrahim’de gözyaşıyla namaz kılıyor, kimi Mültezem’de af için yalvarıyor… Hepsi kendileri ve mü’minler için af, mağfiret, rıza, tevfik ve hidayet istiyor. Arefe günü ise, hepsi Arafat’a gelmiş, “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk” sadalarıyla asumanı inletiyor, gözyaşıyla kıldıkları namaz ve ettikleri dua ile Rabbimizin rahmetine sığınıyor.

İşte kendimizi hayalen hacda hissetmek, onları izleyerek kendimizi onların içinde saymak yoluyla manevî bir hâl kazanabiliriz. İnşAllah dua ve ibadetlerimizin hacıların yaptıkları ubudiyete dahil olmasını ümit ederek ibadet edelim.

Şunu da unutmayalım ki, hadislerde verilen müjdelere nail olmak için o günleri nicelik ve nitelik olarak en üst seviyede değerlendirmemiz gerekir. Böylece bambaşka bir halete bürünür, ibadetin hazzını yaşar, inşAllah Kurban Bayramı’na affedilmiş olarak girebiliriz.

-“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)

- Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. Bu mübarek ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.

- Bu on günde beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.

On Günlük İhyanın Püf Noktaları- Birçok insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin:

- Bu yılki miladî takvime göre, 11-20 Aralık arasına rastlayan Zilhicce’nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.

Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin.

- Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun.

- Bugünlerde sağlığınıza özel bir önem verin ki, ibadet ve zikirden geri kalmayın. Ameliyat ve uzun tedavileri bugünlere denk getirmeyin.

-Eğer ev hanımı, emekli, yaşlı gibi mesaiye bağlı bir işiniz yoksa bu on günü sanki i’tikafa girmiş gibi dolu dolu geçirin.

- Öğrenci, memur, işçi gibi belirli bir uğraşınız varsa, mümkün olduğu kadar izin ya da tatil günlerinde oruç ve ibadete ağırlık verin.

- İş, okul vs. sizi mutlaka meşgul etse bile aralardaki “ölü zamanları” değerlendirin. Bunlardan kastımız, iş ve okula gidip gelirken, teneffüs, sıra bekleme gibi durumlardaki boş zamanlardır. Bu zamanları Kur’an, salavat, dua, istiğfar ve zikirle değerlendirin.

- Yanınızda sürekli küçük ebatlı bir Kur’an veya bir evrad kitabı taşıyın. Boş zamanlarda birkaç sayfa bile okusanız kârdır.

- Kur’an okumasını bilmeseniz bile, ezberinizde olan sureleri defalarca okumanız büyük sevaptır.
- Bu on gecede daha az uykuyla idare edin ve uykunuzu kaçıracak çay, kahve gibi içecekleri daha çok tüketin.

- On günün tümünde oruçlu olamadıysanız fırsat bulduğunuz gün Cuma’ya denk gelse bile yine oruç tutun. Çünkü, başka günlerde tutmaya imkanı olduğu halde Cuma günü tutmak mekruhtur. Öyle bile olsa, mekruh sevabından biraz eksilir demektir, yoksa hiç tutmayan zaten hiç sevap kazanmamış olur.

- Zaman kazanmak çin bayramlık ve kurbanlık alış verişini önceden yapmaya çalışın.

Zilhicce ayının ilk on günü:Muhteşem bir fırsat.

Aralık 11, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

kuranikerim.jpg

Muhteşem Bir Fırsat: Zilhicce’nin On Günü

Oruç ayı Ramazan’ın ayrılığının hüznünü yaşayan müminler Kurban Bayramı’ndan önceki Zilhicce’nin ilk on günü ile teselli bulurlar.

“Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…” ya da

Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…” diye yanan gönüllerimize muhteşem bir fırsattır bu on gece. Kur’an-ı Kerim’de “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz.

Ramazanın yarısından sonra başlayan ayrılık hüznü, Kadir Gecesi’nden sonra artar ve son teravih-son oruçla birlikte zirveye çıkar. Artık rahmet ve mağfiret ayı bitmekte, bire bin verilen geceler veda etmektedir. Maneviyata duyarlı nice mü’min gözyaşı döker, hatta bayramı buruk geçirir.Şevval ayında tutulan altı oruç acılı yüreklerimizi bir derece teskin eder.

Sanki Ramazan’ın küçük bir uzantısını yaşarız. Kurban Bayramı’ndan önceki Zilhicce’nin ilk on günü ise, Ramazandaki bol sevaplı ve çok feyizli ibadetlerden ayrılan mahzun gönüllerimize âdeta bir “teselli armağanı”dır. “Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…” ya da “Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…” diye yanan gönüllerimize muhteşem bir fırsattır bu on gece.Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Bu seneki takvime göre bu on gün 11-20 Aralık tarihleri arasıdır.

KADİR GECEMİZ MÜBAREK OLSUN.

Ekim 7, 2007 Tarihinde usluu Tarafından yayımlandı

kand_c4_b0l.jpg

Sevgili menzil yolları ziyaretçileri,

Kadir gecemiz mübarek olsun hayırlara vesile olsun inşaallah.

Bu gece inşaallah kadir gecesidir yani bu ongece içerisinde olması büyük bir ihtimaldir.

Bizleri de dualarınızda unutmamanız temennisiyle..

774699031_small.jpg

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 79 takipçiye katılın