Biraz mola inşaallah….

Selamün aleyküm, sevgili ziyaretçiler.

Tatil dolayısıyla biraz mola veriyoruz inşaallah.

Allah’a emanet olunuz….

:)

Semerkand Gençlik kolunun düzenlemiş olduğu Kutlu Gece….

Sevgili ziyaretçiler.

Bu gün Semerkand Gençlik kollarının düzenlemiş olduğu Kutlu Gece proğramındaydık.

Efendim kimler vardı kimler…

Sayın ilahiyatçı Yazar Dr Dilaver Selvi hocamız, Muhabbet dolu Serdar Tuncer abimiz ve seviyeli esprileri ile bizlerin yüzünü güldüren Recep Demirkaynak vardı.

Bir de ev sahibi olarak  muhabbet dolu ilahileri ile Hacegan ilahi grubu.

Allah cc. bu proğramı düzenleyenlerden ve iştirak edenlerden binlerce kez razı olsun.

O kadar güzel ve hoş bir gün geçirmemize vesile oldular.

Serdar Tuncer’in sunumu ile renklenen proğramda herkes çok hoş bir gün geçirdi.

Bu arada hayranlıkla takip ettiğm , neredeyse bütün kitaplarını okuduğum Dr. Dilaver Selvi hocamızdan da kendi ismimize hitaben duası ile imzalamış olduğu bir kitabı da kütüphanemize kazandırdık elhamdülillah :)

Ve Serdar Tuncer’in de imzalı cd’si de cabası..

 

 

Dünyametre-Dünyada şu an neler oluyor?

Kutlu Doğum

Deniz Hoca:Türbanın kazası olur mu? :)))

Safer Ayı

BELALARIN 1. KAT SEMAYA ÝNDÝÐÝ AY”SAFER AYI”

(Efendimiz SAV bu ayda ölüm hastalýðýna tutulmuþtur)

Safer ayýnda Levhi Mahfuz’dan birinci kat semaya 320.000 bela inmektedir. Bu belalar ve kazalar sene içine yayýlmaktadýr. Bir dahaki safer ayýna kadar bu 320.000 beladan birinin size isabet etmesinden korunmak isterseniz, aþaðýda tarif edilen namazlarý kýlýnýz, tesbihatlarý yapýnýz. Aile efradýnýza ve çevrenize de tavsiye ediniz. Bu namazlarý kýlanlarýn, bir dahaki sene ayný güne kadar (üzerine kat’i yazýlmýþ yani ALLAH’ýn Teâlâ’nýn C.C., senin üzerinde gerçekleþmesine kesin hüküm verdiði kazalar müstesna) kazalardan korunacaðý rivayeti vardýr.

Safer ayýnýn ilk ve son çarþamba gününün gecesinde, yani salý gecesi kýlýnacak namazdýr;
(ÝSLÂM’da gece günden önce gelir. Yani Cuma günü, Perþembe Günü akþam ezaný okunduðunda giriyor)
1 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 17 Kevser Sûresi
2 Rekât : Fatiha’dan Sonda; 5 Ýhlâs Sûresi
3 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 1 Felâk Sûresi
4 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 1 Nâs Sûresi

Safer ayýnýn ilk ve son çarþamba günü, öðlen ve ikindi namazý arasýnda kýlýnacak namazdýr;
1 Rekât : Fatiha’dan Sonra ; 11 Ýhlâs Sûresi
2 Rekât : Fatiha’dan Sonda; 11 Ýhlâs Sûresi
Bu namazdan sonra 100 kere “Yâ dâfia’l-belâyâ, idfâ anna’l-belâyâ, fallâhü hayrun hâfizan ve hüve Erhâmü’r-Râhimin, inneke alâ külli þey’in kadir” okunmalý ve dua edilmelidir.


Yine Korunmak için;
Ayet-el Kûrsi:
Evden çýkarken ve eve girerken Ayet-el Kûrsi okunmalýdýr: Evden çýkarken okuyan her iþinde muvaffak olur ve hayýrlý iþleri baþarýr. Evine gelince okursan iki Ayet-el Kûrsi arasýndaki iþlerin hayýrlý olur ve fakirliðin önlenir. Bir kimse evinden çýkarken Ayet-el Kûrsi’yi okursa, Hakk Teâlâ yetmiþ Meleðe emreder, o kimse evine gelinceye kadar ona dua ile istiðfar ederler.

Evden çýkarken üç kere: “BÝSMÝLLAHÝ HASBÝYALLAHÝ LAÝLAHE ÝLLA HÛ ALEYHÝ TEVEKKELTÜ VE HÜVE RABBÝL ARÞÝL AZÝYM” söylenmelidir.

Safer ayýnda her gün mutlaka 100 kere “LA HÂVLE VELÂ KUVVETE ÝLLA BÝLLAHÝL ALÝYYÝL AZÝYM” denilmelidir. Günde 100 kere söyleyenden, en hafifi fakirlik olmak üzere 70 çeþit bela, musibet kaldýrýlýr.

Ayrýca yine safer ayýnda (ve her zaman) her gün mutlaka günde 100 kere salâvat getirmek lazýmdýr. salâvat çok bela ve musibetleri çevirir, dünya ve Ahirette kurtuluþuna sebep olur. En EFDÂL Salâvat’ý Þerife: “ELLAHÜMME sâlli âla seyyidina Muhammedin ve ve âla âlihi ve sahbihi efdâle salevatike ve adade me’lumatike ve bârik ve sellim”

ALLAH’u Teâlâ’yý devamlý zikretmek lazýmdýr. Zira ALLAH’u Teâlâ’yý zikretmek en büyük ibadettir, belalarý musibetleri çevirir. En efdal zikir “LA ÝLAHE ÝLLALLAH” dýr.

Enes bin Mâlik’e RA Peygamberimizin SAV öðrettiði çok tesirli bir dua:
Bu duayý sabah (mümkünse güneþ doðmadan) 3 kere ve akþam güneþ battýktan hemen sonra okuyan, korkmaya tek layýk olan yalnýz ALLAH’tan C.C. korksun . Baþta zalim devlet baþkaný , þeytan, cin ve insanlarýn þerrinden, büyü ve efsunlardan hiçbiri ALLAH’ýn C.C. izniyle hiçbir þekilde zarar veremez. Hz Osman’dan RA bildirildiðine göre ani belalardanda korunur. Ayrýca Zehir verilse tesir etmez ALLAH’ýn izniyle(hergün okumak lazýmdýr):
“Bismillahillezi Lâ Yedurrü meâs mihi þey-ün fil-erdi ve lâ fissemai ve hüves semiül âliym”

KUÞLUK NAMAZI VE KORUNMA (iki,dört,altý,sekiz yada oniki rekât kýlýnabilir):
-”Her gün, sizin her bir mafsalýnýz için bir sadaka terettüp etmektedir. Her tesbih bir sadakadýr. Her tahmîd bir sadakadýr, her bir tehlîl bir sadakadýr. Emr-i bi’l-ma’ruf bir sadakadýr. Nehy-i ani’l-münker de bir sadakadýr. Bütün bunlara, kiþinin kuþlukta kýlacaðý iki rek’at namaz kâfi gelir.” Hadis-i Þerif / Müslim, Müsâfirîn 84, (720); Ebu Dâvud, Salât 301, (1286).

-”Ýnsanda üçyüzaltmýþ mafsal vardýr. Her bir maf sal için bir sadakada bulunmasý gerekir. Mescidde topraða gömeceði bir balgam, yoldan bertaraf edeceði, bir engel… Bunlarý bulamazsa, kuþluk vakti kýlacaðý iki rek’at namaz!” Hadis-i Þerif / Ebu Dâvud, Edeb 172; (5242).

-ALLAH Teâlâ hazretleri buyurdu ki: “Ey Ademoðlu! Günün evvelinde benim için dört rek’at namaz kýl, ben de sana günün sonunu garantileyeyim. ” Hadis-i Þerif / Tirmizî, Salât 346, (475).

-”Kim kuþluðun bir çift (namaz)ýna devam ederse, deniz köpüðü kadar çok da olsa, ALLAH günahlarýný affeder.” Hadis-i Þerif / Tirmizî, Salât 346, (476). (Sadaka Cehennem ateþine perdedir.)

Çok önemli not: Safer ayýnda inen belalardan ve musibetlerden korunmak için daha fazla tesbihat için aþaðýdaki link’i týklayýnýz. Bu sayfada yazanlarý dikkatle okuyun,amel edin. Ailenize, sevdiklerinize ve çevrenizdekilere onlarý birazcýk düþünüyorsanýz mutlaka okuyun ve okutun!

Cennet’in anahtarlarý ve Koruma Dualarý!

Soru: Safer ayına girmiş bulunuyoruz. Safer ayı, bazı felâketlerin sıklaştığı bir zaman dilimi, binaenaleyh uğursuz bir ay olduğu söyleniyor. Bu hususta bir açıklama yapar mısınız?

Cevab: Bismillâhirrahmânirrahîm.

Safer, kameri ayların ikincisinin adıdır. Resmi vesikalarla hususî mektuplarda ve takvimlerde “Saferu’l-hayr” şeklinde yazılır ve (s) rumuzuyla gösterilirdi. Bilindiği gibi kamer (ay)ın doğuş ve batışına tabi olan ay hesabına “kamerî aylar” denilmektedir ki şunlardır: Muharrem, Safer, Rebîu’l-evvel, Rebîu’l-ahir, Cemaziye’l-evvel, Cemaziye’l-ahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce. Bu hususta Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

Hakikatte ayların sayısı ALLAH katında, ALLAH’ın kitabında -ta gökler ve yeri yarattığı günden beri- on iki aydır. Onlardan dördü haram olanlardır. İşte bu, en doğru hesaptır. O halde bilhassa bunlarda, o haram aylarda nefislerinize zulmetmeyin. Bununla beraber müşrikler sizinle nasıl topyekûn harb ederlerse, siz de onlarla topyekûn harb ediniz. Bilin ki ALLAH, haramlardan, fenalıklardan sakınanlarla beraberdir.” (Tevbe Sûresi: 36)

Ebû Bekre (R.A.)den rivayete göre, Veda haccında okuduğu hutbesinde:

Takvim düzeni açısından zaman, ALLAH’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki ilk durumuna dönmüştür. Artık sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü peşi peşinedir ki, Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir. Bir de Cemaziye’l-âhir ile Şaban arasında yer alan Müdar’in Receb’idir.” (Buhari, Tefsir (9) 8, Bed’ül’l-Halk: 2, Megazi: 77, Edahi: 5, Tevhid: 24, Müslim, Kasame: 29, Ebu Davud, Menasik: 67, Ahmet b. Hanbel, 4/37,73) buyuran Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz haram ayların: “Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb” ayları olduğunu belirtmiştir. Araplar daha İslâmiyet gelmeden önce Haram ay denilen bu ayları kutsal tanır ve bu aylarda savaştan, yağmacılıktan kaçınırlardı.

Çünkü müşrik de olsalar, inanç ve yaşantılarında “Hak Din”den kalıntılar vardı. Haram aylara hürmet, Kâbe’yi tavaf etmek ve hac yapmak gibi. Tabii bütün bunlar da tahrif edilerek, aslından uzaklaştırarak yapıyorlardı. Aslında bütün batıl dinler, hep “Hak Din”den uzaklaşma neticesinde oluşmuşlardır. Hiçbir batıl din, birileri tarafından kurulmamıştır. Bu bakımdan dinimizi, olduğu gibi dosdoğru öğrenmek ve yaşamak mecburiyetindeyiz.

Araplar her yıl kendi adetlerine göre gelip hacceder, ALLAH’a iman ile putlara tapmayı birbirine karıştırıp içinden çıkılmaz garip bir inanç sistemi meydana getirirlerdi. Ama her şeye rağmen mal ve can güvenliği yoktu. Mekke’ye hac mevsiminde gelebilmek bile başlı başına bir problem idi. O yüzden kabile reisleri hac aylarından olan Zilkade ile Zilhicce’de bir de onu izleyen Muharrem’de savaşmayı kaldırırlar ve bu ayları hürmetli sayıp kesinlikle uyulmasında ısrarla dururlardı. Böylece uzak yerlerden hac için gelenler bu üç ayda hem ibadetlerini yerine getirirler, hem de güven içinde evlerine dönme imkanı bulurlardı.


Cahiliyye devrinde, birbiri ile çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara fasılasız üç ay güvenlik ve sulh içinde yaşamak çok ağır geliyordu. Onun için Hz. İbrahim (A.S.) ve Hz. İsmail (A.S.)dan beri devam ede gelen bu tertibi canlarının istediği gibi bozmaya, mesela Muharrem ayındaki haramlığı Safer ayına çevirmeye, diğer haram ayları da ileri geri götürmeye başladılar ve hadis-i şeriflerde de belirtildiği üzere:

Muharrem ayını Safer diye isimlendirerek”, (Bak. Buhari, Hacc: 34, Menakıbu’l-ensar: 26, Müslim, Hacc: 198, Ebu Davud, hacc: 80) Muharrem’i haram ayı olmaktan çıkarıyorlar, haram ayındaki yasakları işliyorlardı. Böylece, Muharrem’in haramlığını Safer ayına tehir ediyorlardı. Maksatları ardarda gelen üç haram ayı ikiye indirmek, üçüncüyü bir ay geriye bırakmaktı. Çünkü üç ay üst üste, savaşmak, yağmalamak ve öldürmek gibi alışkanlıklardan uzak kalmak onlara zor geliyordu. Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de:

Haram ayları ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. ALLAH’ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O’nun haram kıldığını helal kılmak için haram ayını bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. Böylece onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. ALLAH kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe Sûresi: 37) buyurarak, onların bu nesi’ tatbikatlarını “küfürde artış” olarak değerlendirmiştir.

Bu hal hicretin 10. yılına kadar devam etti. Veda Haccında Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ayların o sene tam yerini bulduğunu açıkladı.

Binaenaleyh, Safer ayının uğursuzluğu hakkında söylenenlerin asıl menşei işte bu cahiliyye devri davranışlarıdır. Öyle ya! Bir adamın yurdunda ve ailesi yanında rahatça oturmasını ve dağda, bayırda serbestçe gezip-dolaşmasını değiştiren, şehirlileri gurbete çıkarıp bedevilerden bir kısmını savaşa gönderen, bir kısmını da sakınmaya, korunmaya, korkmaya mecbur eden bir ay; uğursuz sayılmaz da ne yapılır? İşte Arabistan çöllerinde meydana gelen bu hadiseler, Safer ayının “Saferu’l-hayr” diye vasıflandırılmasına rağmen uğursuz sayılmasına sebep olmuştur. (Geniş bilgi için bak. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 3/89-90)

Safer; ayrıca cahiliyye devri arablarının inandığı bir uğursuzluk çeşididir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bunu reddetmiştir. Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

Hastalığın, sahibinden bir başkasına kendi kendine sirâyeti yoktur, eşyâda uğursuzluk yoktur. Ükey ve baykuş ötmesinin te’sîri ve kötülüğü de yoktur. Safer ayında uğursuzluk yoktur. Bunlar Cahiliyet hurâfeleridir. Fakat ey mü’min! Sen cüzzâmlıdan, arslandan kaçar gibi kaç!” buyurdu. (Buhari, Tıp: 19)

Hadis-i şerifte geçen “Safer” iki şekilde te’vil edilmiştir. Birinci te’vile göre bundan maksat: “Safer ayı”dır. Yukarıda da izah edildiği gibi, Cahiliyyet devrinde Araplar Nesi’ usûlüne göre, Muharrem ayının haram ay oluşunu Safer’e naklederlerdi. Ve bu sûretle Safer, haram aylardan sayılırdı. Resûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bunu da men edip: “Artık Safer ayı için hürmet yoktur!” Buyurmuştur.


Asr-ı Saâdet’ten zamanımıza kadar devam edip gelen halk inanışına göre, bu ayda akdedilen nikahı devamsız sayarlar. Hatta halk arasında bu aya boş ayı derler. Çünkü “Safer” lûgatta boş demektir. Dilimizdeki Sıfır kelimesi de buradan gelir. Araplar bu ayda birbirlerine yağmada bulunurlar ve evlerini eşyadan hâli ve boş (Safer) bırakırlardı. Bu sebeple yağma ayına Safer denmiştir. İşte bu hadis-i şerif ile, Safer ayının uğursuz kabul edilmesi men olunmuştur. Çünkü Safer ayının diğer aylardan hiçbir farkı yoktur. Diğer aylar zamanın bir dilimi olduğu gibi Safer ayı da zamanın bir dilimidir. Bu batıl akide cahil halk arasında yaşamakta ve Safer ayında nikah yapmanın uğursuzluk getireceğine inanılmaktadır. Bu batıl inancı yıkmak için İslâm alimleri mücadele etmişler, hatta pek çok alim özellikle bu ayda nikah kıymışlardır. Buharî’nin bir rivayetine göre, Hz. Âişe (R.Anha) validemiz: Benim nikahım da, zifâfım da Safer ayında idi, buyurduklarına göre, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz bu hurâfevi fikrin izâlesine fiilen de çalışmıştır.7 Bu bakımdan safer ayında evlenilmez, yoksa devam etmez; safer ayında doğan çocuklar uğursuz olur v.b. inanışlar tamamen batıldır, hurafedir.

İmam Malik’e, hadis-i şerifte geçen: “La safere” sözünün manası soruldu da: Cahiliye halkı Safer ayını helâl aylardan sayarlardı. Sonradan onu bir sene helâl, bir sene de haram saymaya başladılar. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de onların bu âdetini kaldırmak için: “Böyle bir sene helâl, bir sene de haram sayılan bir Safer ayı yoktur” buyurdu, cevabını verdi. (Ebu Davud, Tıp: 24, No:3914)

İkinci te’vile göre Safer karında yaşayan bir takım kurtlardır. Câhiliyet devri itikatlarından biri de budur. Araplar karın boşluğunda yılana benzeyen bir hayvanın yaşadığına, insan acıktığı zaman o hayvanın heyecanlanıp, çok defa sahibini ısırıp öldürdüğüne inanırlardı. Hatta bunu uyuz hastalığından daha bulaşıcı sayarlardı. Bunun, insan veya havyan karnında bulunup, bulaşıcı bir hastalık olduğuna da inanırlardı.

Cahiliyyet devrinde bulaşıcı hastalıkların ilâhî bir te’sîre tâbi olmaksızın bizâtihi, yani kendi kendilerine sirâyet edip geçtiklerine inanılırdı. Halbuki her şeyde hakîkî müessir, ALLAH’ın irâdesidir. Bu irâde de hastalıkların geçmesinde bir takım sebepleri vasıta kılar. Bunlardan biri, hasta olan kimselerle temâstır. Hadisteki “Cüzâmlıdan kaç!” emri, hastalığın başkasına geçme sebeplerinden birini en açık şekilde belirtmiştir.

İşte Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, “Yok” diye buyurmakla her iki manaya gelen Safer’in batıl ve asılsız olduğunu belirtmektedir. Hadis-i şerifte işaret buyrulan cahiliyye devrinin diğer batıl inançlarından bazıları:

a- Tıyere: Bir yolcunun sefere çıktığı sırada önünden bir kuşun uçması uğursuzluk sayılırdı ve böyle bir durumla karşılaşan yolcu yolculuğundan vaz geçerdi.

b- Hâme: Hâme, baykuştur. Bu kuşun bir evin üzerine konup da ötmesinin uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Bugün bile cahil halk arasında böyle bir endişe vardır.

c- GûI: Cahiliyye Araplarının inancına göre Gûl, tenha ve ıssız çöllerde insana değişik suretlerde görünerek yolunu şaşırtır, sonunda onu helâk eder. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bunların aslının olmadığını, cehalet devri Araplarının batıl inançları arasında yer aldığını bildirmiş ve bunlara itibar edilmemesini öğütlemiştir.Safer ayı
Mehmet Talü 26.02.2007
Kaynak: İtibar-Haber


Başkabahar 1 yaşında!!!

artcafe.jpg

Selamün aleyküm Başkabahar- Menzil Yolu ziyaretçileri.

Bu gün bloglar alemine adım atalı tam bir yıl olmuş.

Yani bu gün blogun doğumgünü..

Sizlerle inşaallah daha nice hayırlı yıllar geçiririz.

Ne demiştik,

Niyet hayır, akıbet hayır…

AŞURE TARİFİ-AŞURE NASIL YAPILIR?

MALZEMELER;

  • 1,5 su bardağı aşurelik buğday
  • yarım su bardağı nohut
  • yarım su bardağı kurufasulye
  • yarım su bardağı kuru üzüm
  • 10-15 adet kuru kayısı
  • 1 su bardağı yer fıstığı
  • 7-8 adet kuru incir (ben evdekiler yemediği için tercih etmiyorum)
  • 1 adet elma
  • 2 su bardağı şeker
  • tuz
  • 1 su bardağı iri çekilmiş ceviz yada fındık içi
  • tarçın

YAPILIŞI;

  1. Nohut ve kuru fasulyeyi 1 gece önceden aynı kapta ıslatın. Daha
    sonra suyunu süzüp, düdüklü tencereye aktarın. Üzerini iki parmak
    geçecek şekilde soğuk su ilave edip 30-35 dakika kadar kaynatın.
  2. Buğdayları güzelce yıkadıktan sonra suyunu süzün. Sıcak su ile
    akşamdan ıslatın. Bir tencereye aktarın. Buğdayların üzerine dört
    parmak geçecek şekilde soğuk su ile yumuşayana kadar kaynatın.
  3. Kayısı, üzüm ve inciri güzelce çöplerini ayıklayın ve yıkaın.
    Kayısılar ı tavla zarı büyüklüğünde doğrayın. Bir tencereye kayısı ve
    üzümleri aktarın ve bunların üzerlerini iki parmak geçen soğuk su ile
    10-15 dakika kadar kaynatın.
  4. Büyükce bir tencereye kaynatılmış nohut ve fasulyeyi, buğdayı ve
    kuru meyvaları sularıyla beraber aktarın. Suyu yeterli değilse
    yeterince kaynamış su ilave edin.( baklagillere sonradan ilave edilen
    soğuk su sertleştirir.Ben sulu yapyorum. Sebebi aşure piştikten 1 saat
    kadar sonra katılaşmaya başlıyor. Ayrıca biz sulu seviyoruz.)
  5. Tencerenin altını orta hararetli ateşe getirin. Kaynamaya
    başlayınca şekerini ilave edin. Şekerin mikaterını kendi damak
    zevkinize göre ayarlayabilirdiniz.)10-15 dakika kadar daha kaynatın.
  6. Altını kapatın. Tavla zarı büyüklüğünde doğranmış elmaları,
    incirleri ve yer fıstığını ilave edin. Bir çimdik tuz katın ve
    karıştırın. (koyu kıvamlı bir aşure isteyenler bu noktada 1 su
    bardağısoğuk su ile inceltilmiş 1 çorba kaşığınışasta ilave
    edebilirler)
  7. Tarçın ve cevizi servis tabaklarına koyduktan sonra üzerine serpin. Eğer cevizi tencereye karıştırırsanız aşureniz kararır.

Aşure ay’ ı geldi.. Bolluğu, bereketi ve paylaşımı çağrıştıran bir tatlıdır aşure.. tatlıların en şahıdır, en güzelidir ve ana malzemesi buğdaydır..

Hicrî takvimin ilk ayı olarak kabul edilirken, muharremin 10. günü ise aşure günü olarak kutlanır.. Kurban bayramından sonra gelen muharrem ay’ ının 10. günü pişirilip dağıtılır..
”Aşere ” sözcüğü arapçada 10 anlamına geliyormuş. İnanışa göre büyük tufanda Nuh peygamber ve yanındakiler gemiden 10 muharrem’de çıkmışlar. Karınlarını doyurmak için de gemide ne varsa arta kalanlardan bir güzel yemek pişirmişler.. Ve çok lezzetli bir şey çıkmış ortaya.. bize de bunu devam ettirmek kalmış..

Aşureye eski İstanbul evleride enaz yedi çeşit erzak konurmuş.. bazıları da kırk çeşit koyuyormuş ve kırkı tamamlayamayanlar da bir kaşık bal koyuyorlarmış nasıl olsa arılar kırk çeşit çiçegin tozunu almıştır diye..

Aşure piştikten sonra.. dagıtmadan önce, tencerenin önünde bir yasin suresi ve bir mülk suresi okunur.. Bir tabaga alınan ilk aşure dışarı gönderilmez, bereket getirsin diye evde alıkoyulur.

Eski bir Osmanlı gelenegine göre, pişirilen aşureden ilk kaşıga bakla tanesi isabet ederse..
bunu pek çok kimse ” bereket getirir ” diye ayırır.. siler, para kesesine koyarmış.
Bakla tanesi bir yıl kesede kaldıktan sonra, hükmü geçmiş sayılırmış..

Bugün evimize yiyecek maddeler alındıgında berektimizin de bol olacagı hadisi şeriflerde de geçmektedir..

Nasihatler.net

Aciz

AŞURE GÜNÜNÜZ MÜBAREK OLSUN!

getattachment.jpg

Hicri yılbaşı, Muharrem ayı ve Aşure günü

121vm0.jpg

10 Ocak 2008 / 1 Muharrem 1429 Tarihinde Yeni bir seneye ve Muharrem Ayı’na giriyoruz inşaallah..Hepiniz ve hepimiz için

iman, sıhhat, huzur, hayırlar ve mutluluk dolu

bereketli bir sene, bereketli bir ay

duası ile…

MUHARREM AYI VE AŞURE

“Şehrullahi’l-Muharrem” olarak meşhur olan, yani “Allah’ın ayı Muharrem” olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah’ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah’ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem’in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan “On geceye yemin olsun” ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem’in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)

Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne “Âşura” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Hz. Âişe’nın belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine’ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
“Bu ne orucudur?” diye sordu.
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.
Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” ‘Buhari, Savm: 69.

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.

Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir:

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:

“Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)

Yine Tirmizi�de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur�(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, “Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir” demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem’in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü’minin aile efradına Âşure Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem’ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin’i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.

Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah’ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü’min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir “yas merasimi” haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savın: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8) İhyâ, 1:238
9) et-Tergîb ve’l-Terhİb, 2:116.
HANIMLAR.COM

« Önceki girişler