GAVSİ SANİ K.S.NİN DÜNYA , ÖLÜM, KIYAMET HAKKINDAKİ BİR SOHBETİ

camiov2co9.gif
Gavs (K.S.A.) bir sohbetlerinde buyurdular ki: Bir zamanlar bir ağa varmış. Dokuz - on günlük mesafedeki bir
şeyhi ziyaret edip duasını almayı murad etmiş ve kalkıp yola koyulmuş. Nihayet şeyhin huzuruna varmış.
Kendini takdim ederek ben falan memleketten falan ağayım. Duanızı almak için huzurunuza geldim. Lütfen
bana dua ediniz, diyerek dua talebinde bulunmuş.

Şeyh cevaben, “Allah canını alsın. Allah seni dünya yüzünde
bırakmasın. Tez canını alsın ki, çabuk nail olup gidesin” diyor. Ağa şaşırıyor. “Efendim, ben buralara kadar
duanızı almak için geldim. Sen ise bana beddua ediyorsun” diyor. Şeyh: “Hayır, hayır oğul, ben sana beddua
etmiyorum. Sana dua ediyorum. Senin dünyada kalışın zararınadır. Dünyada kaldığın müddetçe zulüm ve
hakaretine devam edeceksin. Onun için benim sana söylediklerim aslında sana dua mahiyetindedir. Sen de
benden dua talep etmiyor muydun? Senin dünyada fazla kalıp günahını çoğaltarak, kıyamette perişan olmanı
istemediğimden sana bu duada bulundum” buyuruyor.

Evet işin aslı böyledir, insan dünyada çok kalıp da Allah’ın maşım tahsil için az çalışırsa, böyle kimsenin kalmasından ise gitmesi daha iyidir. Rabbü’l-Âlemîn
insanı dünyaya, âhiret için çalışıp büyük menfaatler temin etsin diye göndermiş. Onun için de âhirette büyük
mükâfatlar hazırlamış insanlara. Cenneti hazırlamış, Cemalüllah’ı hazırlamış insana. Dünyaya da insanı, bunları
kazanabilmek için göndermiş. Rabbü’l-Âlemîn dünyayı, (emrine muhalefet edilsin, namaz kılınmasın, zulüm
edilsin, haram mal yenilsin) diye yaratmamıştır. Keyf ve sefa sürülsün diye de dünyayı halk etmemiştir. Eğer
dünyayı keyif ve sefa için halk etmiş olsaydı, dünyayı harap etmezdi Rabbü’l-Âlemîn. Zevâli olmazdı dünyanın.
İnsan, onun içinde ebedî olarak kalırdı. İhtiyarlık ve hastalık da olmazdı. Kığın sıcağı yazın soğuğu olmaması
icab ederdi.

Eğer dünya ebedî olmuş olsaydı, Öyle bir hâl üzere olması icab ederdi ki, insan içinde devamlı
keyif ve sefa üzere bulunurdu. Halbuki hiç de Öyle değil. Demek dünyayı bunlar için yaratmadı Rabbü’l-
Âlemin. Zâtını tanısınlar diye emrine uysunlar diye yarattı dünyayı. Yani dünyayı bir imtihan sahası olarak
yarattı Rabbü’l-Âlemîn. İnsanları tecrübe etmek için halk etti. Öyle ise yüzünü Allah’a döndürmeyen, namazını
kılmayan, orucunu tutmayan, dünyaya kapılıp da Allah’tan hiç haberi olmayan insandan, Allah’ın mahlûkları
arasında daha ahmak bir yaratık bulmak mümkün olamaz. Bugün için dünya keyif ve sefasında ise, bedeninin
rahat ve huzuru yerinde ise, bu böyle devam etmez. Sonunda ölüp yerin altına girecek, vücudu çürüyüp
gidecektir. Ne zaman ki dünyadan nakil olup giderse o zaman gerçekleri görecektir. İnsan akıllı olmalı, aklını
başına toplamalı, bu dünya hayatının ebedî olmadığını, dünyanın harap olup insanın Haşir’de Rabbü’1-
Âlemîn’in huzurunda toplanacağını, yaptıklarından Rabbü’l-Âlemin’in hesap soracağını düşünmelidir. Öldükleri
sonra dirilip Haşir’de toplanacağımızı Rabbü’l-Âlemin senede bir defa nebatat üzerinde haşrın bir örneğini
vererek göstermektedir. Otların ağaçların buğday ve arpa gibi hububatın bilcümle nebatatın senede bir defa
kıyametini koparıp sonra haşrini yapmaktadır.

Evet kuruyan otlar, senede birkaç gün yağmur yağmasıyla yavaş
yavaş yeşermekte, hayat bulmakta, büyümekte ve kemâle ermektedir. Kemâle ermesinden sonra sararıp
solmakta, esen kuvvetli bir rüzgârla dağılıp her bir parçası bir yere gitmektedir. Yerin altında sabit kalan kökü
yeni baha geldiğinde Rabbü’l-Âlemîn’in inzal ettiği yağmurlarla tekrar hayat bulup başını topraktan çıkarmakta,
yavaş yavaş eskisi gibi büyüyüp kemâle ermektedir. Aynen eski hâlini almasıyla, bir evvel seneki durumunu,
şeklini, muhafaza etmesi ile, eskisinden hiç fark edilmemektedir. İnsanın durumu da aynen böyledir. Otların
dağılıp tekrar hayat bulması gibi, insan da öldükten sonra bütün kemikleri çürümekte, etleri dağılmakta, toprağa
karışmaktadır. Fakat insanın kökü mesabesinde olan, asla çürümeyen esas (us-us) kemiği, toprağın altında kalan
nebatatın kökleri gibi hiçbir şey olmadan kalır, tâ sûr üflenince ye kadar (*). O zaman tekrar hayat bulup
hayyolur. İsrafil isimli meleğin elinde kaval şeklinde olan, bu sûru İsrafil (A.S.) ağzına götürmüş vaziyette,
üflemeye hazır olarak emir beklemektedir. Kitaplarımız sûra üç defa üfürüleceğini haber vermektedir. Birinci
sûr insanları korkutmak içindir. Ondan çıkan müthiş bir ses insanları o kadar korkutacak, ki hamile kadınlar
korkularından çocuklarını zayi edecekler. Emzikli kadınlar yavrularını emzirmekte oldukları halde atacaklar.
Denizler bile o sesin dehşetinden coşup yataklarından taşacak. İkinci sûra üfürüldüğünde bütün mahlûkat helak
olup ölecekler.

İnsanlardan, cinlerden meleklerden geriye hiç kimse kalmayacak. Ancak Azrail, Cebrail, İsrail,
Mikâil ve Şeytan müstesna. Daha sonra Rabbü’l-Âlemîn Azrail’e Şeytan’ın da canım almasını emredecek.
Şeytan kaçmaya çalışacak. Azrail kovalayacak, şeytan kaçacak, kurtulamayacağını anlayınca yerin altına girip
gizlenmeye çalışacak. Azrail orada da kovalayacak, kurtulamayacağını anlayınca şeytan bu sefer gökyüzüne
kaçıp kurtuluş çareleri arayacak. Fakat Azrail arkasını bırakmayacak. Gökyüzünde yakalayıp canını almak için
kovalayacak. Şeytan son çare olarak kurtuluşu denizlerde bulacak. Denizlere iltica edip gizlenecek. Azrail
(A.S.) çok aradığı halde bulamayacak. Rabbü’l-Âlemîn’e iltica edip, Yarabbi ben bulmaktan aciz kaldım, ne
emir ediyorsunuz diye arzedecek. Rabbü’l-Âlemîn Azrail’e “Cehenneme git, Cehennem bekçisi Mâlik’i gör,
sana yetmişbîn tane Cehennem köpeği versin, onlarla şeytana bak, ara bul!” diye ferman edince Azrail hemen

Cehennemden yetmişbin köpek alıp şeytanın arkasına salacak. Fakat yetmişbin Cehennem köpeği de şeytanı
bulamayınca, Azrail tekrar Rabbü’l-Âlemîn’e arzedip almış olduğu emirle Cehennemden yetmişbin köpek
daha.alıp şeytanı arayacak. Yine de bulması ve yakalanması mümkün olamayacak. Bir defa daha Rabbü’l-
Âlemin’e iltica ederek durumu arzedecek, almış olduğu yeni bir emirle, Cehennemden üçüncü defa yetmişbin
köpek çıkararak şeytanın peşine salacak, artık şeytan kurtuluş yolu bulamayınca kendini Hazret-i Adem’in
mezarına atarak yüzü koyun secde edercesine Hazret-i Adem’ in mezarına kapaklanacak, bütün köpekler üstüne
üşüşecek ve Azrail yetişecek. Bakacak ki şeytan Hazret-i Adem’in mezarına kapanmış. Diyecek ki: “Ey mel’un
Allah (C.C.) emrettiği zaman secde etmedin de şimdi mi secde ediyorsun?” Şeytan, “Hayır ben şimdi secde
etmiyorum. Ben nerede ne zaman secde ettim ki?” diye cevap verecek, Azrail, “İşte baksana başını Adem’in
mezarına koymuş secde etmişsin, başını kaldırınca, Azrail derhal vurup ruhunu alacak ve Cehennem Mâlik’ine
teslim edecek.

Şeytanın canını alırken, şeytandan öyle bir nara, öyle bir ses çıkacak ki, şayet insanlar sağ
olsalardı o sesin dehşetinden hepsi helak olurlardı. Daha sonra Rabbü’l-Âlemîn Azrail’e diğer meleklerin de
canını almasını bildirecek. Azrail emri yerine getirecek. Geriye birtek Azrail (A.S.) kalacak. Rabbü’l-Âlemîn
ona da “Öl!” diye emredince Azrail hemen orada ölüverecek. Rabbü’l-Âlemin’in Zatından başka hiçbir şey
kalmayacak. Aradan bir zaman geçtikten sonra, Rabbü’l-Âlemîn İsrafil’i sûra üfürmesi için tekrar diriltecek.
Daha sonra Arş-ı Âlâ altında bulunan suyu (insan menisine benzeyen) hayat denizinden kırk gün müddetle
yeryüzüne sağnak halinde yağmur yağacak (*). însan kökü sayılan Us Us kemiği, otun büyüyüp boy atıp
yeryüzüne fışkırması gibi çürüyüp dağılmamış olan o-Us Us kemiği kırk gün içinde boy atıp vücud bulup
kemâle erecek. Daha evvelden diriltilmiş olan İsrafil, bütün mahlûkatın ruhlarının içinde bulunduğu sûra
üfürünce, ruhlar çıkıp dağılacak.

Her ruh kendi cesedini bulup içine girecek. O zaman uykudaki bir insanın
uyanması gibi insanlar dirilecek. Bu diriliş bir odada uyumakta olan birkaç kişiye seslenildiği zaman nasıl hepsi
birden uyanırsa, aynen onun gibi insanlar bir defada dirilecekler. Yeniden diriltildikten sonra, Rabbü’l-
Âlemîn’in halk edeceği bir ateş bütün insanları ve melekleri kuşatıp önüne katarak mahşer yerine getirecek.
Hâşâ, bunlar Rabbü’l-Âlemîn’in yanında zor değildir, insanı tekrar bir tohumdan halk etmesi hiç de Rabbü’l-
Âlemîn’e zor olmaz, İnsanları bir damla meniden halk etmesinin zor olmadığı gibi. Evet insanı bir damla sudan
hâlk etti. O bir damla su ana rahmine dökülünce orada kan oldu, kana inkilâp etti. Rabbü’l-Âlemîn o kandan
kemik meydana getirdi. Daha sonra kemiklere et sardı. Et parçası haline gelen insan teninde göz, kulak, el,
ayak, ağız meydana getirdi.

Zamanla, onu da inkişaf ettirerek vücud teşekkül ettirdi, Daha. sonra ruh verdiği o
vücud, dokuz ayda ana rahminde canlı olarak kalıp nihayet dünyaya gelmesine müsaade edildi. Şimdi yeniden
diriliş mi zordur? Yoksa darı tanesi gibi olan insan tohumuna hayat vermek mi zordur? Şüphesiz ki hiç yoktan
meydana getirilen insan vücudu daha zordur. Fakat Allah’ın yanında zor hiçbir şey yoktur. İnsan akıllı olup
aldatılmamalıdır.

İnsanın kurtuluşu, samimî olarak Allah’a yönelmekle ancak mümkündür., (*) Us-üs Acb
(kuyruk sokumu) da denilen küçük kemik. Herseyin kuyruk dibi ve nihayeti. Fâtîha-i hilkat olan küçük kemik
Acb-üz zeneb diye hadîs-i şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik olup hiç
çürümez… Nâşir. (*) Bahr-i mescur (mescur; Memlü. dolu) Arş altında bir deryadır. Bana bahr-i hayvan dahi
derler. Hak Teâlâ ölüleri ba’setmek (diriltmek) murad edince o deryadan kırk gün gece/gündüz yağmur yağdırır,
yerden nebat hâsıl olur gibi ölüler onunla dirilir. Ondan sonra sûr nefholunur, kabirlerden çıkarlar. Bahr-ı
mencura Heykâîl adında bir melek müvekkeldir. Diğer melekler onun emrine tâbidir Heykâil çok muazzam bir
melektir… Nâşir.

menzil.net

Gavsi Sani Hz(ks) Buyurdu ki

duvar_kagitlari-63.jpg

Gavs-i Sanİ’den İncİler


Yüce Allah’in rahmeti çok genistir. O, bu rahmetini kullarina vermek istiyor, bunun için ufak bir bahane ariyor. Siz bu rahmete ermek için
bir bahane bulun. Küçük-büyük demeden Allah rizasi için önünüze gelen
hayirli isleri yapin. Önceki büyükler zamaninda söyle bir hadise anlatilir:

Ibn-i Asfur diye birisi vardi.Bu zatin hayirli ameli azdi. Bu zat birgün
bir kusu yakalayip onunla oynayan bir çocuk gördü.Çocuk kusla oynuyor,
oynarken de kusa eziyet ediyordu. Bu zat, Allah rizasi için su kuşu çocu-
ğun elinden kurtarayim diye niyet etti. Biraz para çikardi,çocuga verdi.

Çocuk parayi görünce kusu ona verdi. Ibn-i Asfur da kusu salip azat etti.
Bu zat bir zaman sonra vefat etti. Bunun Allah dostlarindan bir komsusu
vardi. Bu veli bir gün onun kabrine gitti. Ona dua ve istigfar etti. Sonra gözlerini yumdu, murakebeye girdi. Yüce Allah’tan onun kabirdeki halini
göstermesini istedi. Yüce Allah onun kabir halini bu veliye gösterdi.

Adam evliyalar gibi güzel bir haldeydi. Ona, ” bu halin ne güzel,bu hali
nasil elde ettin,sana ne muamele edildi?” diye sordu.

Adam: ” Bu ise ben de sasirdim fakat çok memnunum. Bana, sen bizim
rizamiz için gücün yetti bir kusu azat ettin; biz de seni günahlarindan azat
edecegiz, bizim de buna gücümüz yeter. Sen bizim rizamiz için o çocugu
ve kusu sevindirdigin gibi, biz de seni sevindirecegiz, dendi ve iste bu güzel nimetler bana verildi.” dedi

Sen niyetini Allah için yap, gerisi güzel gelir.Allah kuluna kafidir.”
” Benim Allah’in rizasindan baska bir derdim ve Rasulullah ( a.s)
in sünnetini ihyadan baska bir isim yoktur.”

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadiklarla beraber olun.”
ayetini okuyarak basladigi bir sohbetinde buyurdu ki : “Sadiklarla
beraber olan kimse,onlarla birlikte hasretilir. Baksaniza,Ashab-i
Kehf’in köpegi necisül ayn oldugu halde onlarla birlikte bulunmasi
bereketiyle cennete girecektir. Insan ne olursa olsun sadik kullarla
kamil mürsitlerle birlikte bulunmalidir.Zahiren beraber olamayan
kimseler manen (kalb ve hayali ile) onlarla birlikte olmaya çalismalidir.
Gavs hz. leri buyurdu ki : “iki gün hirsizla gezersen üçüncü gün sen de hirsiz olursun.” Bunun için Rasulullah( a.s) : ” Kisi arkadasinin dini ( hal
ve gidisati) üzeredir.” buyurmustur.

” Baskalarina hizmet etmek isteyenler, kendilerini islah etsin yeter.
Çünkü nefsini islah eden kimse baskalarina fayda verebilir ve güzel
seyleri temsil edebilir.Sadat-i Kiram,nefislerini islah edip güzel ahlaki
elde ettikleri için Allah yolunda insanlara büyük fayda vermislerdir.
En büyük hizmet,güzel ahlakli ve edepli bir insan olmaktir.”

” Kalbin gidasi zikirdir.Günahlar ise, seytanin gidasidir.Kalbini diriltmek
ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’in zikrini çok yapmalidir.
Günah işleyenler,kalplerini zayiflatip seytani kuvvetlendirmis olurlar.
Seytani kuvvetli olanin dini zayif olur.Onun için haramlardan uzak durmalidir.

” Bu dünya bir han gibidir; ahiret yolcusu bütün hazirligini bu handa yapmalidir.Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çikmistir. Ölümle baslayan bir yolculugun geri dönüsü yoktur. Yola çikan kimsenin,hedefine ulasmasi için belli bir yol ve usul takip etmesi gerekir.Basi bos ve hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varmasi mümkün degildir. Onun nereye varacagi da belli olmaz. Allah yolu da böyledir. O yol da Hz. Rasulullah (s.a.v) in izinden baska Allah’a giden bir yol ve kapi yoktur. Hz. Rasulullah’in ( s.a.v) hayatini yasamak için de ulu Sadatlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e (s.a.v) hakkiyla uymanin en güzel yolu,sünnet üzere yasayan sadatlari takip etmektir. Sadatlar, sünnet-i seniyyeyi kal olarak degil,hal olarak yasar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasib olur. Böylece ebedi ahiret yolculugu iman ile baslamis olur. En büyük saadet te budur.”

Gavs-i Sani Hz. :Insanin kalbi yumruk kadardir.Bunun içinde muhabbetullah olmasi lazimdir…Sonra orda yanan isigi göstererek;Su anda isik yaniyor,etraf aydinlik.Bu isik sönerse etraf karanlik olacak.Ayni anda hem isik hem karanlik olmaz.Isik yanarsa aydinlik olur;sönerse karanlik olur.Kalbin durumu da böyledir.Onun içinde muhabbetullah/Allah sevgisi olmasi lazimdir.Muhabbetullah yoksa baska seyler vardir.Baska seyler olunca kalbe Allah muhabbeti girmez.Allah muhabbetini elde etmek için su dört seye sofi devam etmesi gerekir;Mürsidi ziyaret,Mürsid sohbeti,Rabita,Vird…

”Bir insan sabah kalkinca,güzelce abdestini alsa,evinden isine giderken:
”Ya Rabbi!sen Rezzaki Mutlaksin/bütün yarattiklarinin rizkini verirsin.Biz çalissak da çalismasak da sen bizim rizkimizi verirsin.Lakin rizik için çalismayi bize sen emrettin.Biz senin emrine uyup rizkimizi aramaya gidiyoruz”diyerek niyet etse ve bu niyetle işe başlasa bütün gün boyunca başini secdeden kaldirmayip nafile namaz kilan kimse gibi sevap kaznir.Insan için bunu yapmak çok kolaydir.Bu sevabi kazanmak için güzel niyet etmesi yeterlidir.”

”Yüce Allah’i zikre devam ediniz.Zikir çekerken uyanik olunuz.Allah zikrini kalbinizin içine yerlestiriniz. Zikir kalbe yerlesince siz istemesenizde kalp Yüce Allah’i zikreder.Midenizi düsünün;o,siz istemesiniz de kendi isini görür.Siz uyurken bile işine devam eder.Içine zikir yerleşen kalp de böyledir.”

Ne anne, ne baba, ne arkadaş insana fayda vermesi mümkün değildir. Insana ancak SADATLARDAN fayda vardir..

Gavsi Sani hz´nden -3

glfc1do0.jpg

Gavsi Sani hz ´nden-2

gavssz1jk91lu2.jpg

Gavsi Sani hz nden

gului7kq3.jpg

Gavsi Sani Hazretleriden

tree_1_t2.jpg


” Bu dünya bir han gibidir; ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa yapmalıdır.Yolda tedarik görülmez.Zira kervan yola çıkmıştır.Ölümle başlayan bir yolculuğun geri dönüşü yoktur. Yola çıkan kimsenin,hedefine ulaşması için belli bir yol ve usul takip etmesi gerekir.Başı boş ve hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varması mümkün değildir. Onun nereye varacağı da belli olmaz.Allah yolu da böyledir. O yol da Hz. Rasulullah (s.a.v) ın izinden başka Allah’a giden bir yol ve kapı yoktur. Hz. Rasulullah’ın (s.a.v) hayatını yaşamak için de ulu Sadatlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e (s.a.v) hakkıyla uymanın en güzel yolu,sünnet üzere yaşayan sadatları takip etmektir. Sadatlar, sünnet-i seniyyeyi kal olarak değil,hal olarak yaşar ve yayarlar. Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasib olur. Böylece ebedi ahiret yolculuğu iman ile başlamış olur. En büyük saadet te budur.”