Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatleri

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah(cc) Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğügibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlıyı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.

 

www.dervisler.net

Marifetnameden.İnsanın şekli karakterini nasıl ele verir?

bebek04up6.jpg
Baş ve boyun şekil ve biçimleriyle, bunlara bağlı huy ve tabiatlarını bildirir

Ey aziz, hikmet ehli demişlerdir ki:

- Boyu uzun olanların kalbi saf ve temiz olur.
- Kısa boylu olanların hileleri, aldatmaları çoktur.
- Orta boylu olanlar akıllı ve hoş huylu olurlar.
- Saçları sert olan kimse, akılla atılganlığı bulur.
- Saçları yumuşak olan saf ve utanması az olur.
- Saçı sarı olanın işi, kibirlenme ve kızgınlıktır.
- Siyah saçlı olan sabırlıdır, onu ara.
- Kumral saç güzeldir, sahibi bedelsizdir.
- Saçı az olan lütufkar, anlayışlı ve nazik olur.
- Başı küçük olanın aklı azdır, gizli şeyin varsa ona söyleme.
- Başının tepesi yassı olan keder çekmez.
- Başının derisi ince olan, hayır yapar, zarar vermez.
- Kel adama yaklaşma, kötü huylu olur, ondan sakın.
- Alnı dar olanın, İçi de dar, sıkıntılı olur.
- Alnı yumru olan, çirkin ve kalın kafalı olur.
- Alnı enli olan kötü huylu olur, çünkü hastadır.
- Alnı normal olanı emin bil.
- Alnı buruşuksuz olan, şüphesiz tembel olur.
- Alnı uzun olan anlayışlı, az ise cömert olur.
- Kaşlarının arası buruşuk olan, üzüntü yükünü taşır.
- Kulağı çok büyük olan, bilgisiz ve tembel olur.
- Küçük kulaklı eğri, orta (normal) kulaklı doğru olur.
- Kaşının ucu ince olanın, işi gücü fitnedir.
- Kaşının kılları çok olanın, üzüntüleri de çok olur.
- Kaşı açık olan doğrudur, çatma olan eğridir.
- înce kaşlı güzel olur, uzunu ise kibirli olmanın delilidir.
- Kaşı yay gibi olan, her zaman güzel olur.
- Göz çukuru az olursa, o kibirli olmaya delildir.
- Siyah gözlüler itaatli, kızıl gözlüler cesur olurlar.
- Gök gözlü olan zeki, ela gözlü olan edepli, terbiyeli olur.
- Küçük gözlü hafif, büyük gözlü zarif, narin olur.
- Gözü yumru olan kıskanç, orta olan dost olur.
- Yarı kapalı göz ayıp, bakışı miskince olur.
- Köre yakın olma, sık bakan, emniyetli olmaz.
- Gözü şaşı adama bakma, çünkü o sana eğri bakar.
- Güleç gözlü olan güzeldir, kirpiği sık olan bedelsizdir.
- Büyük yüzlü olan illetlidir, küçük yüz kibirlenmeye delildir.
- înce yüzlü sevimli, kalın yüzlü hor (sevimsiz) olur.
- Uzun yüzlü olanlar yalancı olurlar.
- Ekşi yüzlü, somurtkan olanların, sözlerinin çoğu acı olur.
- Yuvarlak yüzlüler, ay’dan daha nurlu olur.
- Böyleleri çok güleç olur, onu gören muradını alır.
- Benzi kızıl olan terbiyeli, esmer olan da zeki olur.
- Benzi sarı olan illetli, siyaha çalan da tevekkelli olur.
- Burnu uzun olanın idraki (anlayışı) az olur.
- Kısa burunlu olanlar fazla korkak olur.
- Burun ucu top olan, neşeli olur.
- Burun ucu ağzına yakın olan adamdan sakın.
- Burun delikleri geniş olanın içi kibir ve kıskançlıkla doludur.
- Burun kanatları dar olan kişide küsme ve inat çok olur.
- Burnu enli olan kimse şehvete tutkundur.
- Burnu eğri olan kimsenin düşüncesi, işi başarıya ulaştırmaktır.
- Küçük ağızlı olan güzel ve fakat çok korkak olur.
- Büyük ağızlı cesur, eğri ağızlı kötü olur.
- Genizden söylenen sözler, kibirlenmeden olsa gerek.
- ince sesli erkeklerin işi, kadına şehvet duymaktır.
- Erkek sesli kadınların çoğu yalan söyler.
- Çabuk konuşan, ince anlayışlıdır.
- Kaba sesli olanın gayreti ve yardımseverliği fazladır.
- Çatal sesli olan, halktan kötülük geleceğini sanır.
- Yüzü güleç, sözü tatlı olan insan azizdir, sevilir.
- ince ve kırmızı dudaklı kimse, söyleneni iyi anlar.
- Bil ki kalın dudaklının kızgınlığı ağırdır.
- iri dişliler, çok defa yaman işler yapar.
- Normal dişi olanların, işi hoş ve doğrudur.
- Kokusu hoş olanın, huyu da güzeldir, hoştur.
- Çene kemiği ince olanın, aklı da hafif olur.
- Enli çenenin sahibi kaba olur.
- Çenesi normal olan, akıllı ve güzel olur.
- Uzun sakallı kişi hünersiz olur.
- Sık sakallı kişi kabadır, sohbetini de uzatır.
- Siyah ve az sakallı olmak zekaya delildir.
- Hiç kılı olmayan köse adamın hilesi çok olur.
- Sakalı değirmi olanın kemali de çoktur.
- Kafası enli olan ahmaklık illetine tutuktur.
- Boynu çok uzun olanın olgunluğu az olur.
- Boynu ince olan cahil olur.
- Boynu kalın olan gece gündüz yiyici (obur) olur.
- Boynu kısa olanın hilesi çok olur.
- Boynu normal olanın işi iyilik yapmaktır.
- Her uzvu normal olan, şüphesiz ki güzel olur.

Erzurumlu İbrahim Hakkı HZ - MARİFETNAME-

SÖYLİYEYİM Mİ?

Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hz.lerinin (K.S.A) sofilerinden birisi ziyarete
gider.Bir müddet kaldıktan sonra dönmek için Sultan Hz.lerinden izin
ister.Sultan Hz.leri de İstanbul’a giden kafile başkanını çağırarak ;

-”Bu sofiyi sana emanet ediyorum.Onu gideceği yere kadar götürün” buyurur.

Emaneti alan kafile başkanı sofiyi otobüse bindirip en arkadaki boş bir yere
 oturtur.
Otobüs yola çıkar ve bir müddet yola alır.Namaz molası vermek için
durduklarında başkan arkaya bakar ki emanet sofi yok.. Ona sorar yok buna
sorar yok, sanki sofi buhar olup uçmuş.Sofi emanet olduğu için panik olup
geri dönmeye karar verirler ve Menzil’e geri dönerler.

Başkan köyde her yeri aramaya başlar ve Markad’ın arkasında sofiyi bulur ve
sorar ;

-”Kurban, seni ben otobüse bindirip oturtmadım mı?”

-”Evet oturttun”

-”Peki, senin burada ne işin var?”

-”Sadat bilir kurban”

-”O zaman gidip Sadat’a soralım” der başkan.

İkisi de Sultan Hz.lerinin huzuruna gelirler ve başkan ifade vermeye başlar;

-”Efendimiz, siz bize bu sofiyi emanet ettiniz biz de onu arabaya bindirdik
ama sonra birden yok oldu geri döndük onu yine burada bulduk” der. Bunun
üzerine Sultan Hz.leri sorar;

-”Siz sofiyi nereye oturttunuz ?”

-”Efendim, arkada boş bir yer vardı oraya oturttuk”

-”Hımm…”

-”Yalnız nasıl kaybolduğunu ve buraya geldiğini anlamadık”

-”Eh, Allah bilir” der Sultan Hz.leri.

Emanet sofi bu arada lafa karışıp;

-”Söyliyeyim mi?” diye Sultan Hz.lerini sıkıştırmaktadır.

Bu sıkıştırmalar bir kaç defa daha tekrar edince Sultan Hz.leri sofiye
dönerek;

-”Sofi, Allah razı olsun ne söyleyeceksen söyle” der. Sofi de;

-”Hani otobüs Maraş’a yaklaştığında sen gelip arka kapıyı açmadın mı? Sonra
da beni eteğine bindirip buraya getirme din mi?”

Başkan yaptığı hatayı anlamıştır.Sofiyi baştacı etmesi gerekirken en arkaya
atmış ve bu da Sadat’ın gücüne gitmiştir.

DÜNYA, YOL,YOLCULUK,HAN(Gavsi Sani)

Gavs-ı Sani Hazretleri buyurdular ki:

“Bu dünya bir han gibidir. Ahiret yolcusu bütün hazırlığını bu handa
yapmalıdır. Yolda tedarik görülmez. Zira kervan yola çıkmıştır. Ölümle
başlayan bir yolculuğun geri dönüşü yoktur. Yola çıkan kimsenin hedefine
ulaşması için belli bir yol ve usül takip etmesi gerekir. Başıboş ve
hedefsiz yol giden kimsenin hedefine varması mümkün değildir. Onun nereye
varacağı da belli olmaz. Allah yolu da böyledir. O yolda Hz. Resulullah’ın
-aleyhissalatü vesselam- izinden başka Allah’a giden bir yol ve kapı yoktur.
Hz. Resulullah’ın -aleyhissalatü vesselam- hayatını yaşamak için de ulu
sadatlara uymak gerekir. Hz. Peygamber’e -aleyhissalatü vesselam- hakkıyla
uymanın en güzel yolu sünnet üzere yaşayan sadatları takip etmektir.
Sadatlar sünnet-i seniyyeyi kal olarak değil hal olarak yaşar ve yayarlar.
Onlara uymakla iman selameti ile ölmek nasip olur. Böylece ebedi ahiret
yolculuğu iman ile başlamış olur. En büyük saadet de budur.”

VELİ KİMDİR???

Şah-ı Nakşibend’e (ks) sormuşlar:
“Efendimiz, bazı havada uçan kimseler var. Onların durumu nasıldır? Onlar
için ne söylüyorsunuz?”

Hazret cevaben buyurmuş:

“Onlar benim nazarımda veli değiller. Havada uçmak hüner değil. Havada uçan
bunca kuşlar var. Veli mi oldular ki havada uçuyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Peki efendimiz, suda yürüyenler için ne buyuruyorsunuz?”

Şah-ı Nakşibend (ks) şöyle buyurmuş:

“Onlar da benim nazarımda makbul değildir. Gece gündüz suda dolaşan bunca
balık var. Onlar da veli midir ki suda geziyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Öyleyse efendimiz, bir saatte bütün dünyayı dolaşan, doğu ile batı arasında
mekik dokuyan kimseler için ne söyşüyorsunuz?”

Hazret cevaben:

“benim nazarım da bunlar da veli değiller. Şeytan ism-i azam duasını
okuyarak bir saniyede doğudan batıya gidip geliyor. Ama kafirdir şeytan.
Dergah-ı ilahiden atılmıştır. İmanı reddedilip kabul edilmemiştir.”
buyurmuş.

Soranlar bu cevapları aldıktan sonra:

“Öyle ise efendimiz, lütfen bize kimlere veli dendiğini, kimlerin veli
olduğunu söyler misiniz? Vallahi biz kimlerin veli olduğunu bilemiyoruz”
diyerek rica etmişler.

Şah-ı Nakşibend (ks) bunun üzerine şöyle buyurmuş:

*”Ben, Peygamberin (sas) şeriatına mutabat eden, onun şeriatinden ayrılmayan
kimselere veli derim. Böyle kimseler benim gözümde velidir.”*

*Sohbetler, Seyda Hz.*

Gavsi Sani -Hepsi Gaye Budur!!!

20052006013sy5bq5ks4.jpg

HEEEPSİİİ ĞAAAYEEE BU DUUUR Size bir kaç şey söyleyeceğim…
Bu Nakşibendi tarikatının gayesi Allah-u Teala’nın rızasıdır…Bu tarik-i alanın gayesi , emri bil maruf nehyi anil münkerdir….
Allah-u Teala’nın emrini yerine getirmek ,Allah-u Tealanın yasak ettiği hareketlerden uzak kalmaktır….Hepsi gaye budur….
Bu da insanın gaye kalbini nakşetmektir…Bu da ibadettir…Allahu Teala Kur’an- ı Kerimde böyle buyurmuş : “Ya ademoğulları,
şeytana tabi olmayın. O sizin düşmanınız , zahiren düşmanınızdır.Bize ibadet edin…”Bu ibadet etmek Tarikat-ı Müstakimdir….
Hepsi gaye odur…Gaye Allahu Tealanın emrini yerine getirmek , Allahu Tealanın yasak ettiğinden uzak kalmaktır…Hepsi gaye odur.
Bunu insan yaparsa Ameli Salih olur…Ameli Salih ise Allahu Tealanın rızasıdır…İşte bu Tarikat-ı Ala üzeinde duruyoruz….Bu tarikat-ı ala
nın gayesi Allahu Telanın rızasını almaktır…Ve Allahu Tealanın emrini yerine getirmektir…Bunun için de insan , üzerinde çalışması lazım…
Niyet koymak lazım….Sonra bütün ameller de niyetle olur.Niyet olmazsa o amel olmaz.İnsan abdest alırken niyet olması şarttır.İbadet
yaparken niyet olması şarttır…Bütün ameller de kalben olmalıdır.Gavsımız kaddesallahu esrarahum aliyye bu niyet üzeinden sohbet yapmıştı:
İnsan sabahleyin kalkarken , elbiseyi giyerken , bir iki dakika kalbinden niyet olması şarttır.Yarabbi , ben sizin için gidip çalışacağım , sonra insan mesleği neyse gidip çalışmak lazımdır,dünya işi de şarttır.Allahu Teala şart koymuş ama hayır yollarına gitsin şer değil.Sonra şer olursa insan mahvolur,
zarar görür ,felaket olur ve işte niyette lazım , hayr olmak için…Yarabbi ben sizin için gidip çalışacağım . Gayemiz bizim rızasını almaktır. Gaye bu çalışmak kendi rızkım için değildir..Razıkı mutlak sensin. Çalışsam çalışmasam bana vaadetmişsin  ben rızkını vereceğim diye söylemişsin. Aile efradımızı üzerimize vacib etmişsiniz Yarabbi bu ailemin ihtiyacını görmek için gidip çalışıyorum Yarabbi , bir de sevaplarımı arttırmak için gelen sevaplar için bu sevaplar için çalışıyorum Yarabbi. Böyle bir niyet ederse kalbinden sanki o insan camiye gidip ta akşam oluncaya kadar Allahu Tealaya ibadet yapmış olur. Doğru bu da ibadettir dünya değil , sonra dünya olursa Allahu Teala lanet getirir ona.

Hadisi şeriftir Peygamber aleyissalatu vesselam buyurmuş :”Eddünya vema fiha melune illa zekerallahu” dünya ve bütün dünyanın içerisindekiler melundur . Allahu Teala lanet getirmiş. İnsan niyet ederse Allah rızası için bu hariçtir.İşte bu niyet onun içindir. Dünyanın melanetinin altın girme sakın. Daima kalbinden niyetini sağlam sürmek daima kontrol etmek daima  Allah rızası için yapmak , ki ibadet olsun. Ki o çalışmasını menfaat almak için lazımdır. Onun için niyetini kontrol etmek için niyet şarttır.Allahu Teala şartı koşmuş. Bunun için bizde daima kontrol altına alalım kalbimizi. Şeytana bırakmayalım nefse bırakmayalım. Sonra onlar düşmandır. Düşman düşmana acımaz. Düşmandan düşmana hayır gelmez. Daima kötülük ister.

Sonra Allahu Teala Kur’an-ı Kerimde : “inne nefse leemmaretün bissui” diyor. Nefsi emmare insadan daima kötülük ister. Hayr istemez. Sonra düşmandır o da…E.. Allahu Teala insan bir dönerse Allahu Tealaya , Allahu Teala onun kademesine gelir . Bir insan Allahu Tealaya bir kademe gelirse … Allahu Teala ona on kademe gelir…

Sonra dünya çok pistir. İnsana çok zarar verir…Hatta Hazreti Aleyhissalatu Vesselam “…dünyanın mihnetini günahların anasıdır.” Bütün günahlar ondan kaynaklanıyor dünyadan kendini muhafaza etmek şarttır. Dikkatli olacaksınız.

Niyetini Allah rızası için gidip çalışmak lazım. Sonra çalışmakla çok büyük menfaat olur. Özellikle bu zamanda. Özellikle bu asırda gündüz gece çalışmak lazımdır. Çünkü biz gaye Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın keyfini yerine getirmek içindir.

 Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam kendi ümmetini çok severdi. Başka peygamberler gibi değildi. Sonra kıyamet günü bütün peygamberler ,sonra kıyamet günü Allahu Teala insan eziyet görmezse cennete giderse o cennet hoşuna gelmez. Eziyet görünce yorulunca insan rahat oturunca o rahatlık insanın hoşuna gider. Kıyamet günü Allahu Teala cehennemin gemlerini bırakıp bütün insanların üzerine geliyor. Gelince peygamberler arşı alaya arşın kendine ( sarılıp ) Yarabbi beni kurtarın ,Yarabbi beni kurtarın , diye bağırıyorlar.

 Sadece bizim Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Muhammed Aleyhissalatu Vesselam kalkıp Yarabbi benim ümmetimi kurtar diyor. Kendi nefsini istemiyor kendi ümmetini istiyor. Biz de onun için çalışmalıyız. Sonra çok sever. Başka ümmetler gibi değil. Bunun için onun keyfini getirelim.

Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Allahu Tealaya dua etti : Yarabbi benim ümmetimin ömrünü en kısa vermişsiniz Yarabbi. Sonra kıyamet yaklaşıyor. Ne kadar kötülük varsa kıyametin yaklaşmasından oluyor. Hem dünya çok kötü olmuş hem de zamanı çok kısadır , kısa zamanda vefat ediyorlar gidiyorlar sevabı da azdır. Kıyamet günü Peygamberlerin bazısından benim ümmetimin sevabı azdır diye utanıyorum Yarabbi. İsterizki ümmetimiz de biraz fazla olsun diye Yarabbi istiyorum. Hem onların zamanı kısa hem de en kötü zamanda yaşıyorlar hem de sevabı az oluyor ben utanıyorum diye dua etmiş. Onun için Allahu Teala Peygamber Aleyhissalatu Vesselam için ya da öteki Peygamberlerde bir günaöh bir günah idi.Bir hayır bir hayır idi. Bir hayır yaparsa bir hayır yazıyordu Allahu Teala buna da bir günah bir günah idi ama Peygamber Aleyhissalatu Vesselam hayrını fazlalaştırmak için Allahu Teala ona mükafat vermiş. Bir sevap on sevap yazdırır en az. Bazı sevaplar vardır bin sevap yazdırır binbeşyüz sevap yazdırır bir trilyon sevaplar da vardır.Bu sevaplar çoktur.O da Allahu Teala büyük nimet Peygamber Aleyhissalatu Vesselama vermiş. Onun için mesela insan  Mekke’de bir sevap yaparsa bir Lafzai Celal söyler sanki yüzbin sevap Allahu Teala ona yazdırıyor yani bire yüzbindir…Mekke’de Medine ‘de bir bindir o kadar sevap oluyor. Bir kelime Lafzai Celal söylerse mekke de sanki yüzbin kelime söylemiştir. Allahu Teala yazdırıyor.Normal bizim herkes kendi memleketinde bir söylerse on yazdırıyor.

Bir de Allahu Teala mesela kalp Allahu Tealaya mahsustur. Allahu Teala insanın kalbine bakar. Bu kalbe düşünce haram düşünceler olursa kötü düşünceler kalbine girerse Allahu Teala yazdırmaz. Sevap olursa yazdırır hayır olursa yazdırır ama günah olursa yazdırmaz. Sonra kalp Allahu Tealanın azametinin eliyle yazdırıyor kendi eliyle yazdırıyor. Bunun için Allahu Teala haram niyeti de yazdırmaz. Hayır sevabı yazdırır.

Mesela insan niyet ederse Yarabbi ben sizin için bu şeyi yapacağım bu cami yapacağım bu Mekkeye gideceğim yahut hacca gideceğim böyle bir sevap niyet ederse yaparsa on yazdırır yapılmazsa bir yazdırır. Ama bir insan günaha niyet ederse ben filan adamı haşa öldüreceğim harekkette ediyor ama vuruşma olmuyor vuruşma olmazsa melekler yazmaz. Niyet ediyor ben filan adamı öldüreceğim filan adama zulm yapacağım filan adamı şöyle yapacağım harekette ediyor. Ama Allahu Teala yazdırmaz yaparsa da yazdırır yapmazsa yazdırmaz. Ama sevap olursa hemen niyet ederse yazdırır. Yaparsa on yazdırır yapmazsa bir yazdırır. Daima insanın kalbinde niyet olması şarttır. Yaparsa Allahu Teala sevabını verir yapmaza Allahu Teala onu mahrum etmez.

Gavs k.s.a her sene hac niyeti yapıyoruz.  Daima niyetimiz ;kalbimiz bu sene gelince ben hacca gideceğim. Eğer Allahu Teala bize nasib ederse onu Allahu Teala yazdırır sevap. Nasib de olmazsa gene hac sevabını alır. Daima o niyetle insan bir şey yazdırır.

Sizin geldiğinize çok memnun kaldık. Allah razı olsun. Yalnız sizden ricamız şudur : daima Allah rızası için çalışalım Allah rızası için yola gidelim. Allah rızası için kalpten niyet edelim. Ki Allahu Teala bu iyi şeyleri bize nasib etsin. Yani Türkiye’nin her yerinden geldiniz Allahu Teala her kademden Allahu Teala on sevap size yazdırır. Sonra bu niyet Allah rızası içindir. İnşallah başka şeyler olmasın . Bunları silip atmak lazım yani Allahu Tealanın rızası için olmayanları kaldırıp atalım ya da hayır olsun. Yalnız çalışmanızı istiyoruz ki Peygamber Aleyhisselatu vesselamın keyfi gelsin.Peygamber ( s.a.v) beyaz yüzle onun huzuruna gidelim beyaz yüzle onun keyfini getirelim.

 Allahu Teala Peygamber (s.a.v) için çok şeyler vermiş sonra büyük Peygamberlerden biridir…Sonra Allah-u Teala çok büyük bir makam vermiş. Böyle insanlardan böyle peygamberlerden onun gibi Allahu Teala makam vermemiş. En büyük peygamberlerden birisidir. Onun için ümmeti de böyle sadık olsun .

Sonra bu Tariki Nakşibendi çok büyük bir atılımdır. Müstakimdir.Sonra en sadık yolsa Eba Bekir-i Sıddık (r.a)dur. O sıdkıyla gidiyor.  O sıdkıyla sadık olmak şarttır. Sadık olalım biz menfaat görelim Peygambe Aleyhissalatu Vesselamın….Allahu Teala bu Tarikati Müstakimden bizleri nasib etsin . Bu Tarikati Müstakim devam etsin ta kıyamete kadar. Bizi Aleyhisselatu Vesselamın şefaatinden ayırmasın. Bu Saadat-ı Nakşibendiye nin gölgesinden ayırmasın Peygamber Aleyhisselatu vesselamın yolundan ayırmasın. Saadatı Naksibendinin yolundan Tarikati Müstakimden ayırmasın. Allah yardımcınız olsun.İnşallah bizlerde sizlerde Peygamber (s.a.v) yolundan gidelim. Hepsi gaye odur onun için çalışalım hepsi onun için ileri götürelim zira biz çok büyük bir zarardayız.

Kıyamet gününün en dehşetli en zahmet en tehlike zamanındayız. Bu tehlikeli zamanda çalışmak şarttır. Gündüz gece çalışacağız  sonra çalışmak Allahu Teala çok seviyor Saadatlar da seviyor.Onun için dünya değil de ahiret için çalışacağız Allahu Tealanın keyfine gitmek için nazarlarını beraber olmak için Allahu Teala bu yolu bu tarikati insanımıza nasib etsin. Yetmiş milyonu nasib etsin. Allah yardımcınız olsun. Allah muhafaza etsin. İnşallah kıyamet günü birlik beraberlik içinde oluruz. Allah yardımcınız olsun….

Bilvanis.net

SIBYAN KARDESIN PAYLASIMI

Gavsi Sani Hz.(k.s.) Zikir Hakkindaki Sohbetleri -Yeni

ah_menzil.jpg

 

 


Gavs hz.lerinin zikir hakkindaki Bütün sohbetleri

Buyurdular…

-Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’ın zikrini çok yapmalıdır. Günah işleyenler, kalplerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar. Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur. Onun için haramlardan uzak durmalıdır

-Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?

-Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar, sonra ölür.
Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur. Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir. Rabbü?l-Alemin:
/(Dikkat edin, uyanık olun; kalpler ancak Allah?ın zikriyle huzur bulur,)* buyurmuştur.? Ra’d 28
-Yüce Allah’i zikre devam ediniz.Zikir çekerken uyanik olunuz.Allah zikrini kalbinizin içine yerlestiriniz. Zikir kalbe yerlesince siz istemesenizde kalp Yüce Allah’i zikreder.Midenizi düsünün;o,siz istemesiniz de kendi isini görür.Siz uyurken bile işine devam eder.Içine zikir yerleşen kalp de böyledir.”
–Zikr cekmeyen sofi avamdir. Naksi listesine sadece zikir* ceken sofiler yazilir.
*Nefis nefy isbat ile müslüman olur.
*Sofiler bize dünya sikayeti ediyorlar.Ama bir sofi gelip zikr ile soru sormuyor.
*Dünya dertleri hep gafletten geliyor. Zikri sürekli cekin,günahlara meyl etmeyin. Yoksa zikr uzar gider.”

-Gavs hz.lerine bir sofi gelip “Zikrimi cekemiyorum “deyince mübarek celalleniyor. Mübarek* yok hastayim,yok yapamiyorum gibi dertlerin zikre mani olmadigini buyurmus ve her türlüsünün gafletten meydana geldigini buyurmus. Illaki zikri cekmek gerektigini buyurmustur.

Gavs sani yine (zikr cekmeyen rabita yapmayan kisiyi tanimadiklarini) buyurmustur

Gavs - ı Sânî -
-Hazretleri, Divan’daki görevlilere ve korumalara buyurmuşlar;
“Virdinizi çekmezseniz, 100 sene de hizmet etseniz; işe yaramaz.”

- Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan
kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”

Gavs-i Sani (k.s) virdi şöyle anlatmış:

Düşünün sobayı nasıl ki soba yanar sonra sobayı temızlemesseniz ne olur

bilirmisiniz der sobayı yakmaya kalkarsanız soba tıkanır dumanı gerı teper

o zaman buğulursunuz zehirlenir ölürsünüz Gavs (k.s) devam edıyor virdi

cekmesenız kalbe Allah cc nuru gelmez Allahın nurunun gelmedigi kalp ne

olur olur Allah cc anmayan kalp olur ve Allah’ın nuru Kalbine girmez o zaman

kalbe seytanın vesvesesı girer Allahı unutmaya kadar gider, virdınızı çekin

gafletsız dıyor sonra gavs-ı Sani hz. gıdın hesap verın gorevlılere der.

Gavs-ı Sani Hz.lerinin vird üzerine yaptığı sohbetin bir kısmını

-”Siz hastasınız ve bir doktora gittiniz.Doktor sizin hastalığınıza iyi gelecek bir ilaç tavsiye etti.
Bu ilacı alırsanız iyileşeceksiniz.Ancak ilacı almıyorsunuz ve hastalık da geçmiyor.
Vird kalbin ilacıdır, eğer gafletsiz çekilirse lezzet alınır ve derdinize derman olur. Vird gaflet ile
çekilirse bitmek bilmez.İnsan bir an önce kalkmak ister, sıkıntı basar.
Allah dan başka bir şeyi vird esnasında düşünmek gafletdir.Gaflet ise şeytandandır.
Bu yolu bitirmek lazımdır”

Şöyle bir soru soruldu;

-”Efendim, biz virdi gafletsiz çekmek istiyoruz ama olmuyor”. Cevaben buyurdular ki;

-”Çok çalışmak lazımdır, virde başlandığında bir kerede çekmek gerekir. Vird esnasında sadece Allah’ı düşünmek gerekir”

Gavs’ımızın Sohbeti
*
*Şah-ı Nakşibend Hz. (ksa) bir gün vird çekiyordu. Bir ses işitti. Ses dedi; ey kulum ben senden razıyım. Geçmiş günahlarını ve gelecek günahlarını affettim. Yeter artık vird çekme dedi. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dikkat etti, ses tek noktadan geliyordu. Baktı sağından, solundan, arkadan, önden, alttan ve üstten gelmiyor. Sadece tek bir noktadan geliyordu. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri Şeriat ilmine vurdu, dedi ey iblis sen şeytansın, şeytan; nerden anladın, şeytan olduğumu, Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dedi;

(Benim Rabbimin sesi her yönden ve aynı anda gelir.) seninki tek bir noktadan geliyor. Sağ elini yukarı kaldırıp, elindeki vird tesbihini bir vurdu, şeytanın arşını kırdı, tuz budak etti, ilmi sayesinde. İlim nurdur, ışıktır. Onun için herkes ilim yapacak, okuyacak, öğrenecek. Bir taksinin her şeyi olsa farı olmazsa yol gidemez. İşte insanda da ilim olmazsa her yer karanlıktır. Kısa zamanda tepe takla gider. İşte Şah-ı - Nakşi - bend - (ksa) Hz.leri denilmesindeki sebep budur. İlmiyle şeytanın levhini kırmasından sonra, Allahu-Teala Azimüşan Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.lerinin kalp kulağına, Ey kulum ilmin ile öyle bir sed çektinki, iblis bu seti kıyamete kadar aşamaz. Gavs?ımız açıkladı; ?Şahı, en ulu yüksek, Nakşi gizli, Bend set, yani maneviyattan yapılmış gizli aşılmayan yüce, ulu sed anlamına gelir. Bu sed Allah (cc ) Seddidir.

Münacaat-i GAVS-I SANI

MÜNACAAT-I  GAVS-I SANİ
Esselam-u Aleyküm alemlerin rahmeti,
Esselam-u Aleyküm Rabbimin Habibi,
Esselam-u Aleyküm Anamız Fatıma’nın babasın Esselam-u Aleyküm dedelerimin dedesi
Esselam-u Aleyküm Ya Resulullah Nuri Arşillah.

Cümle günahlarımla, isyanlarımla geldim Senin kapına.Sultan-ı Melül bu günah benim günahım değil,
Ya Resulullah ümmetinindir; sofilerinindir. Ya Rasulullah sen nasıl ki arşa ümmeti- ümmeti dedin, şimdi ben senin kapında sofilerim-sofilerim…
Ya Resulullah, eğer Habibimin sana verdiği vaat gibi, sen de bana, bu evladına söz vermez isen Arş-ı ala günü bayrağının altına almaz isen ben evliyalığı neyleyim. Ben sofilere ne söyleyim, hangi yüzle döneyim.

Şefaatin Ya Ceddil Hasan’ı Şefaatin Ya Habibillah… Sen söylemişsin evliyaları seven bizi sever, bizi seven Allah’ı sever.

Bizleri sevmişsin, bizi siz evliya etmişsiniz, onlar için aflarını, müjdelerini vermezsen kölen (kasva) gibi başımı vurur ben gitmem bu kapından…

İlla af Şefaatillah…

Sofilerin af şefaati Ya Ebu Kasım Muhammed (A.S.V.)

Seyyid M. Saki Erol-Rehbersiz akil felakettir

merkatsevgiyolcusuva5.jpg

M.Saki EROL(REHBERSİZ AKIL FELAKETTİR)

 


Eğer gerçek müminler iseniz Allah’a ve Resulü’ne itaat edin’ (Enfal / 1)Allahu Tealâ Hazretlerinin insanoğluna lutfettiği en önemli nimetlerden biri de akıldır. İnsanı diğer canlılardan ayıran bu özellik sayesinde iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırt ederiz. Medeniyetler kurmada, savaşta, barışta; işte, evde, okulda, kısacası hayatın her safhasında kullandığımız, yararlandığımız bir dayanaktır akıl. Doğru kullanılırsa insanlığa hizmet eder, yanlış kullanıldığında ise insanlık için felakettir.

Hem tarihe, hem de günümüze göz attığımızda görülen manzara o ki; insanlar, akıl nimetini yeterince doğru kullanamamışlar. Aslında geçmişe dönmeye pek gerek yok, yaşadığımız dünyanın hali ortada. Cinayetler, tecavüzler… Gerek ferdi planda, gerekse toplumsal bünyelerde yaşanan türlü yıkımların altında eziliyor insanoğlu. Bugün insanlığın içinde bulunduğu bunalım ve karmaşa, hayranlık uyandıran teknolojiyi üretmiş olsa bile, aklın tek başına yeterli olmadığını açıkca gösteriyor.

İnsanoğlunun bu zaafını ezeli ve ebedi ilmiyle bilen Allahu Tealâ, onu yeryüzüne gönderdiği andan itibaren hak ile batılı ayırdedip, doğru yolu bulsunlar diye kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Cenab-ı Mevla, peygamberleri vasıtasıyla insanlara, güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü, doğruyu-eğriyi ve hayrı-şerri öğretmiş ve insanın dünyadaki vazife ve haklarını açık olarak bildirmiştir. Böylece hem dünya hayatında, hem de sonrasında huzur ve mutluluğa ulaşmanın yolunu göstermiştir. Allahu Tealâ insanları yarattıktan sonra kendi başına bırakıp, mükemmel birer model olarak peygamberleri göndermeseydi, insanlık doğru yolu bulamazdı.

İlahi mesajın sonuncusu Kur’an-ı Kerim, son elçi de Hz. Peygamber (A.S.) Efendimizdir.

O Peygamberler Peygamberi’nin gönderildiği döneme bakılırsa; insanların kendi elleriyle yapıp ilah diye taptıkları putlar ve bu temel yanlış üzerine kurulu bir hayat modeli. Ticari meta gibi görülen kadınlar, diri diri gömülen kız çocukları. Kölelik ve daha nice vahşetle dolu bir hayat…

Bugün olduğu gibi o gün de akıl vardı elbette. Eğer akıl tek başına iyiyi, güzeli bulabiliyor idiyse, bütün bunlar niçin oluyordu?

O gün insanlık, yaşadığı vahşet ve karanlıktan Allah’ın Rasulü etrafında kenetlenerek nasıl huzur ve aydınlığa ulaştıysa, bugün ve her devirde yine aynı şekilde kurtuluşa erebilecektir. Eğer bunun dışında bir yol olsaydı, bunca zamandır insanlık bunu bulur, aradığı huzura kavuşurdu. Oysa bugüne kadar hangi felsefe, hangi fikir ve İslam’ın dışında hangi din bunu sağlayabildi? Ve niçin bugün fertler ve toplumlar böylesine bir bunalımın pençesinde kıvranıyorlar?

Dün olduğu gibi bugün de İlahi Mesaj’a ve o mesajı hayatla bütünleştiren şefkatli elçinin yoluna hava kadar, su kadar muhtacız. O sebeple Sünnet kavramı büyük önem taşıyor. Şu veya bu sebeple bu kavramı eleştirmek yerine, ancak ona sarılarak, öğrenip bugüne taşıyarak, iki cihanda huzura erebiliriz. Peygamber ahlakını model, o modeli yaşayabilmek için de Sünnet’i esas almadıkça yeryüzünde huzur, ahirette mutluluk bulma imkanı yok!

Allahu Tealâ: “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah’a ve Rasulüne uyun” (Enfal, 24) buyuruyor.
Şimdi hayat bulma zamanı. Yaratıcımıza, O’nun içimizden seçip gönderdiği rahmet peygamberine sımsıkı sarılma zamanı. Peygamber varisi rabbani alimler etrafında Allah’ın rızasına yol bulmak için kenetlenme zamanı.

Hepimizi kovalayıp durmakta olan ölüm bizi yakaladığında çok geç olacak!..

Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

Muhammed Saki Erol

Ya Resulallah- Muhammed Rasid Erol (K.s)

132m_nebevi1.jpg

Em zelilem pür fakirem
Ya RasulALLAH medet
Daimen pür zaifem
Ya RasulALLAH medet

Herçi sofi evrat hilan bun
Heri alim ilmün hilan bun
Radyo televizyon hilan bun
Ya RasulALLAH medet

Heçi sofi bu ne zalim
Herşi zalim bu ne kaim
Yevm-ül beter din ne lazım
Ya RasulALLAH medet

Gıyreta namus nemaye
Gıyzu pıyzu çenke maye
Dost kesiran nemaye
Ya RasulALLAH medet

Dinime dinek pehaye
Kaidu Mustafa’ya
Pur sebep Şeyh’u Mollaya
Ya RasulALLAH medet

Ya Rabbi Ez Raşidu Dinu Dinem
Ya Rabbi daim hazinem
Hukmu Şur’a debisinem
Ya RasulALLAH medet.

Zelil,fakir ve zaifem Ya RasulALLAH medet.

Sofiler virtlerin terk ettiler.Alimler de ilimlerinin hilafına hareket ettiler (maddiyat için) artık kalpler ALLAH sevgisi yerine radyo-televizyon sevgisi işgal etti.

Sofiler zalim oldu.Bunu gören zalimlerin zalimlikleri daha da arttı.Dinin ne lazım diye görüldüğü çok kötü günlerde yaşıyoruz.

Kimse namusa gayret etmiyor.Artık kadın ile kız seçilmez oldu.Dostluklar maddiyata dayalı.Hakiki dost bulunmaz oldu.

Dinim ppaha biçilmez çok kıymetli bir dindir.Çünkü Rasulullah Efendimiz (sav) Hz.lerine dayalıdır.Bugünkü hale gelmesine maddiyat peşinde koşan sahte şeyh,molla ve alimler sebep olmuştur.

Ya Rabbi Ben Raşit kulun dinimin delisiyem .Bugünki durumdan da daima üzgünüm.Senin hükmünün razısıyım.Ya RasulALLAH medet.

SEYYİD MUHAMMED RAŞİD EROL (K.S)
1974 Medine-i Münevvere

alinti

« Önceki girişler