Besmele den cikarilacak incelikler

igrakirmizisu097gd7Birinci Nükte: Mûsâ (a.s.) hastalandı ve karnının ağrısı iyice şiddetlendi de hâ­lini, Cenâb-ı Allah(cc)‘a arzetti. Allah(cc) da ona, sahradaki bir otu gösterdi. O da, on­dan yedi de, Allah(cc)‘ın izniyle şifa buldu. Sonra, bir başka zaman bu hastalık ona tekrar musallat oldu. Bunun üzerine, aynı otu yedi. Fakat hastalığı arttı. Hastalığı, artınca şöyle dedi: “Ya Rabbî, ilk önce bu otu yedim ve ondan faydalandım. İkin­ci defa onu yediğimde ise, hastalığım arttı.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: “Çünkü sen, birincide seni ota sevkeden Ben idim, böylece onda şifa meydana geldi. İkincisinde ise, sen kendin ota gittin de, bunu müteakip hastalığın arttı. Bilmiyor musun ki, bütün dünya öldürücü zehir, onun panzehiri de benim ismimdir.”

İkinci Nükte : Rabiatü’l-Adeviyye, bütün geceyi teheccüd ve namaz ile geçirdi. Tan yeri ağarınca, uyudu. Derken, evine hırsız girdi. Elbiselerini aldıktan sonra, kapıya doğru yöneldi. Fakat kapıyı bulamadı. Bunun üzerine elbiseleri bıraktı, kapıyı da buldu. Bu işi üç defa tekrarladı. Bunun üzerine, evin köşe-bucağından, “Kumaşı bırak ve çık. Şayet seven uyuduysa. onun Sultanı uyanıktır” diye nida edildi.

Üçüncü Nükte : Anlatıldığına göre Firavun, Tanrılık iddiasında bulunmazdan ön­ce, bir saray yaptırttı. Ve, sarayın dış kapısına da, besmelenin yazılmasını emret­ti. Ulûhıyyet iddiasına kalkışıp da, Hz. Mûsâ peygamber olarak ona gelip, O’nu hak dine davet edince, onda doğruya ulaşma istidadı görmedi. Bunun üzerine Hz. tylûsâ şöyle dedi: “Ya Rabbî, onu ne kadar dine davet ettimse de, onda her hangi bir hayır görmedim.” Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: “Ey Mûsâ, belki de sen, onun küfrüne bakarak, onu helak etmemi istiyorsun. Halbuki Ben, onun sarayının dış kapısının üzerine yazmış olduğu besmeleye bakıyorum.” Bu­radaki incelik şudur: Kâfir de olsa, kim bu kelimeyi dış kapısının üzerine yazarsa, helak olmaktan emin olur. Kim bu kelimeyi, ömrünün başından nihayetine kadar, kalbine yazarsa, onun durumu nasıl olur, var sen düşün!

Dördüncü Nükte : Cenâb-ı Hakk kendisini Rahman ve Rahîm diye adlandırdı. O halde, nasıl merhamet etmesin? Anlatıldığına göre, bir dilenci zengin bir kimse­nin kapısında durarak, bir şeyler istemişti. Bunun üzerine kendisine çok cüz’î bir şey verildi. İkinci gün, elinde bir baltayla geldi ve kapıyı kırmaya başladı. Ona, “Ne yapıyorsun?” denilince, şöyle cevap verdi: “Ya kapı, bahşedilene uygun ve­yahut da yapılan bağışın kapıya uygun olması gerekir.” Ey Rabbımiz! Merhamet denizleri, senin rahmetine nisbetle, zerrenin senin Arşına olan nisbetinden daha küçüktür. Kitabının başında rahmetinin sıfatını, kullarına bildirdin. Binâenaleyh, bizi rahmetinden ve lütfundan mahrum bırakma.

Beşinci Nükte : “Bismi” kelimesinde ki “bâ” harfi, “Berrü” kelimesinden müştaktır. “Berr” kelimesi de, dünya ve ahiretteki çok çeşitli ikramları ile, müminlere iyilik yapan manasınadır. Cenâb-ı Allah(cc)‘ın iyilik ve ikramının en yücesi, kıyamet günü müminlere kendi Cemâlini göstermesidir.

Birisinin, Yahudî olan komşusu hastalandı. Bu zat şöyle anlatıyor: Ziyaret için, hastanın yanına girdim ve ona. Müslüman olsana, dedim. O da bana, niçin Müs­lüman olayım, dedi. Cehennem korkusundan emin olman için, dedim. O da, ce­henneme aldırış etmiyorum, dedi. Ben de, öyleyse cennete kavuşman için, Müs­lüman ol. dedim. O, cenneti istemiyorum, dedi. Ben de. öyleyse ne istiyorsun, dedim. Yahudî, Cenâb-ı Allah(cc)‘ın, kerim yüzünü bana göstermesini istiyorum, de­di. Ben de, bu arzuna nail olmak için Müslüman ol, dedim. O, bunu yazı ile yaz, dedi. Ben de. bunu onun için yazdım. Bunun üzerine o. Müslüman oldu ve he­men öldü. Cenazesini kıldık ve defnettik. Onu rüyamda, sanki gururlanır bir du­rumda gördüm ve ona: “Şemon! Rabbin sana nasıl muamele etti9″ diye sordum. O da cevaben: “Allah(cc) beni bağışladı ve bana, Bana olan şevkinden dolayı Müs­lüman oldun, dedi.”  kelimesindeki “sîn” harfi, Cenâb-ı Allah(cc)‘ın “Semî” (hak­kıyla duyan, işiten) isminden gelmektedir. AHahu Teâlâ, Arş’tan toprağın altına ka­dar, bütün mahlûkatın duasını duyar.

Rivayet edildiğine göre, Zeyd b. Harise (r.a.), bir münafık ile beraber Mekke1 den Taife doğru yola çıktı. Bir harabeye vardıkları zaman, münafık şuraya girip istirahat edelim, dedi. Girdiler ve Zeyd {r.a.) uyudu. Münafık, Zeyd’in elini ayağını iyice bağlayarak, onu Öldürmek istedi. Bunun üzerine (uyanan Zeyd), beni niçin öldürmek istiyorsun? dedi, Münafık, çünkü Muhammed  seni seviyor. Ben ise, O’na buğz ediyorum, dedi. Zeyd (ra.),”Ya Rahman! Bana yardım et!” diye yakardı. Mü­nafık, “Yazıklar olsun sana, onu öldürme!” diyen bir ses duydu. Dışarı çıktı, sağa sola bakınca hiç kimseyi göremedi. Tekrar geri dönüp, Zeyd’ı öldürmek istedi. Bu sefer, “Onu öldürme!” diyen ve öncekinden daha yakından seslenen birisini işitti. Tekrar dışarıya bakınca, kimseyi göremedi. Üçüncü defa dönüp, Zeyd (r.a.)’ı öldürmek istedi. Onu öldürme! diyen ve çok yakından gelen bir ses işitti. Bunun üzerine dışarı çıkınca, mızraklı bir süvari gördü. Süvari mızrağı ile, bir vuruşta, münafığı öldürdü. Ve, harabeye girerek, Zeyd’in iplerini çözdü. Ona, “beni tanıyor musun, ben Cebrailim, sen Allaha dua ettiğinde, ben yedincı semada bulu­nuyordum.AllahTeala kuluma yetiş dedi. İkinci defa öldürmek istediğinde en yakın semadaydım. Üçüncüsünde münafığa yetiştim.” dedi.

deki “mim” harii de, Arş’dan toprağın aHına kadar olan her şevtn, Al­lah’ın milki ve mülkü olduğunu ifade eder.

Süddî, şöyle demiştir: Süleyman (as.) zamanında insanlar, kıtlık belâsına uğ­radılar. Süleyman (a.s.)’a gelip. “Ey Allah(cc)‘ın peygamberi, insanlarla yağmur dua­sına çıksana!” dediler. Bunun üzerine, hep beraber yağmur duasına çıktılar. Birden, ayakları üzerine kalkmış ve ellerini açmış bir karıncanın, “Ya Rabbî, ben se­nin yaratıklanndanım. Senin lütfundan müstağni olamam” diye dua ettiğini gör­düler. Bunun üzerine, Cenâb-ı Allah(cc) onlara bol yağmur indirdi. Bu durumu gö­rünce Hz. Süleyman, insanlara: “Haydi, geri dönün! Başkasının yakarmasıyla, sizin talebinize karşılık verildi.” dedi.

Allah(cc)” lâfzına gelince: Ey insanlar, biliniz ki, ben bütün hayatım boyunca, “Allah(cc)” dedim. Öldüğüm zaman, Allah(cc) diyeceğim. Kabirde sual sorulduğunda, Allah(cc) di­yeceğim. Kıyamet gününe vardığım zaman, Allah(cc) diyeceğim. Amel defterimi al­dığımda, Allah(cc) diyeceğim. Amellerim tartıldığında, Allah(cc) diyeceğim. Sıratı geçer­ken, Allah(cc) diyeceğim. Cennete girerken, Allah(cc) diyeceğim Ve Cenâb-ı Allah(cc)‘ı gör­düğümde, yine Allah(cc) diyeceğim.

Altıncı Nükte : “Besmelede” bu üç ismin zikredilmesinin hikmeti, Kur’ân-ı Kerim’de, muhatap alınanların üç kısım olmasındandır.

Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Onlardan, nefsine zulmeden vardır. Onlardan orta yolu tutan vardır. Ve onlar­dan, hayırlarda, en önde olan vardır” (Fatır, 32) Bu ayette Cenâb-i Hakk, sanki şöyle: buyurmaktadır: “Ben, hayırlarda en önde olanların Allah(cc)‘ıyım. Orta yolu tutanla­rın Rahmânı’yını. Zulmedenlerin de Rahîm’iyim.”

Aynı şekilde “Allah(cc)” lütuflarda bulunan; Rahman, seçkin kullarının (evliya) zel-lelerini (küçük hatalarını) bağışlayan; Rahîm de, kabalığı (cefa) bağışlayandır. Rah­metinin kemâlinden dolayı, Cenâb-ı Allah(cc) âdeta şöyle diyor: “Ey kulum! Ben se­nin öyle durumlarına muttaliyım ki, eğer anne ve baban onları bilmiş olsaydı, se­ni terkederlerdi. Eğer hanımın onları bilseydi, sana cefa ederdi. İnsanlar bilseydi, hemen senden kaçarlardı. Komşun bilseydi, evini yerle bir etmeye çalışırdı. Ben bütün bunları biliyorum ve fakat, benim Kerîm bir Rabb olduğumu bilesin diye, lütfumla onları örtüyorum.”

Yedinci Nükte : Hz. Peygamber (ş.a.s.) şöyle buyurmuştur

“Kim, üzerinde besmele yazılı bir kâğıdı Allah(cc)‘a saygısından dolayı yerden kaldı-nrsa, Allah(cc) katında sıddîklerden yazılır, ana babasının, müşrik de olsalar azabla-n hafifletilir.” Bu konuda Bişru’l-Hâfi’nin hikayesi meşhurdur. Ebu Hureyre (ra)’den, Peygamberimiz (s.a.s.)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Ya Ebâ Hureyre, abdest aldığında “Bismillah” de. Zira, abdestini tamamlayınca­ya kadar senin Halaza Meleklerin sana sevab yazmayı bırakmazlar. Hanımınla münasebette bulunduğunda “Bismillah” de. Zira, sen gusledinceye kadar, Hafaza Meleklerin sana sevab yazarlar. Eğer bu münasebetten bir çocuk olur ve o çocu­ğun da nesli devam ederse, hiç bir istisna olmaksızın, soyundan gelenlerin nefesleri sayısınca sana sevap yazılır. Ey Ebû Hureyre, bir hayvana bindiğinde, “Bismillah, elhamdülillah” de. O zaman, hayvanın adımları sayısınca sevap yazılır. Bir gemi­ye bindiğinde de “Bismillah, elhamdülillah” de. O zaman, ondan ininceye kadar sana sevab yazılır. Enes b. Mâlik (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (as.) şöyle buyurmuştur:

“İnsanların elbiselerini çıkardıkları zaman “Besmele” çekmeleri, insanların mahrem yerleri İle cinlerin gözleri arasında perde olur.” Bu hadiste şuna işaret edilmiştir: Besmele, bu dünyada senin ile cinlerden olan düşmanların a-rasında perde olursa, ahırette de senin ile zebaniler arasında perde olmaz mı?

Sekizinci Nükte : Bizans İmparatoru, Hz. Ömer (r.a.)’a, devamlı bir baş ağrısı olduğunu, bunun için kendisine bir ilaç göndermesini yazmıştı. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) bir fes gönderdi. İmparator bu fesi başına koyduğunda, başağrı-sı duruyor, çıkarınca başı yeniden ağrımaya başlıyordu. Bunun üzerine İmpara­tor hayret ederek, fesi kontrol etmeye başladı. Fesin içinde “Besmele”nin yazılı olduğu bir kâğıt buldu.

Dokuzuncu Nükte : Hz. Peygamber (s.a,s.) şöyle buyurmuştur:

“Kim abdest alır da besmele çekmezse, sadece yıkadığı azaları temizlenmiş olur. Kim de abdest alır ve besmele çekerse bütün vücûdunu temizlemiş olur.”

Abdestte besmele çekmek, bütün bedeni temizlediğine göre, o besmeleyi sa­mimî kalb ile çekmenin, kalbi küfür ve bidatlardan temizlemesi evlâ olur.

Onuncu Nükte : Hz İsâ (a.s.), bir kabrin yanından geçerken azap melek­lerinin bir ölüye azab ettiklerini gördü. İşini görüp tekrar döndüğünde, aynı kab­re uğradı. Bu sefer de, yanlarında nurdan tabaklar bulunan rahmet meleklerini gördü ve bu hale taaccüb etti. Bunun üzerine Hz. İsâ (a.s.) namaz kılıp Allah(cc)‘a dua etti de, Cenâb-ı Allah(cc) ona şunu vahiy ile bildirdi: Ey İsâ, o, âsî ve günahkâr bir kul idi. Öldüğünden beri azabımda idi. Geride hanımını hâmile olarak bırak­mıştı. Hanımı bir çocuk doğurdu ve büyüyünceye kadar onu terbiye etti. Daha sonra onu mektebe verdi. Hocası ona besmeleyi öğretti. İşte bu nedenle, oğlu yer yüzünde Benim adımı söylerken. Ben, yerin altında kuluma ateşimle azab etmekten haya duydum.”

Onbirinci Nükte : Ariflerden birisi besmeleyi yazdı ve bunun kefenine konul­masını vasiyet etti. Bunun üzerine ona, “Bundan ne umuyorsun?” denildi. O da: “Kıyamette şöyle derim: Allah(cc)ım! Sen bir kitab gönderdin ve başına besmeleyi koydun. O halde bana. kitabının bu başlığına göre muamele et.”

Onikinci Nükte : Besmelenin harflerinin ondokuz tane olduğu söylendi. Bun­da iki fayda vardır.

Birincisi: Zebanîler de ondokuz tanedir. Böylece Cenâb-ı Allah(cc), bu ondokuz harfe karşılık, zebanilerin azabını savuşturur.

İkincisi: Cenâb-ı Hakk, gece ve gündüzü yirmidört saat olarak yarattı. Sonra beş ayrı saatte beş vakit namazı farz kıldı. Binâenaleyh besmelenin bu ondokuz harfi, yirmi dört saatten geriye kalan ondokuz saatte meydana gelen günahlar için kefaret olmuş olur.

Onüçüncü Nükte : Tevbe Sûresi, savaş emrini ihtiva ettiği için, başına bes­mele yazılmadı. Yine bir hayvanı keserken uyulması gereken sünnet de böyledir, denilirde, denilmez. Zira savaş ve öldürme zamanında, Rahman ve Rahîm kelimelerini söylemek uygun olmaz. Her gün bes­meleyi, farz namazlarda onyedi defâ söylemeye muvaffak kıldığına göre, bu, Allah(cc)‘ın seni, öldürmen ve azab etmen için değil, merhamet, iyilik ve lütufta bu­lunman için yaratmış olduğunu gösterir. Allah(cc) Teâlâ doğru olana götürendir.

Fahruddîn Er-Razî. Tefsîr-i Kebîr/ Sahife: 235 ilâ 241

Hz Muhammed sav hayati sesli kitap

« : 08-Ocak-2009:Perşembe 22:00:50 »
Bu mesajı alıntı ile cevaplaAlıntı Mesajı değiştirDeğiştir Mesajı SilSil Konuyu bölKonuyu böl TeşekkürlerTeşekkürler

Hz. Muhammed ‘in (s.a.v) Hayatı Sesli Kitap
Size: ~ 529 MB

Hz. Muhammed ’in Hayatı çağdaş bir ’siret’tir. Çağdaş müslüman yazarın taşıması gereken sorumluluk bilinciyle kaleme alınan bu değerli eser, köklü bir araştımanın ürünü olması yanısıra, yazarının bir ‘edib’ oluşuyla kazandığı ayırıcı bir niteliğe sahiptir. Esere hakim olan üslup bir taraftan konusunun gerektirdiği yoğunluğu rahatça sürdürebilmektedir. Kitabın anlatım biçimiyle kazandığı bu edebi değer, Arapça ilk kaynakları esas almasıyla kazandığı ilmi değerle birleşince kendisini emsallerinden ayıran temel nitelik, iddialı bir tarzda ortaya çıkmaktadır.

İngiliz asıllı müslüman yazar Martin Lings (Ebubekir Siraceddin) üç yılını verdiği bu değerli araştırmasıyla, ’siyer’ bilimiyle uğraşan ciddi çevrelerin haklı takdirlerine mazhar olmuş ve eseri ‘Siret Ödülü’ne layık görülmüştür.

16 cd den oluşan eserin her cd sinin içerikleri konunun devamında verilmiştir.

Hz Muhammedin Hayati
Martin Lings
Seslendiren: Mustafa Demirci
Ceviren: Nazife Sisman

CD1
01 Allahin Evi
02 Bir Buyuk Kayip
03 Vadideki Kureys
04 Bir Kaybin Tekrar Bulunusu
05 Bir Ogul Kurban Etmeye Icilen And
06 Bir Peygamber Duyulan Ihtiyac
07 Fil Yili
08 Col

CD2
01 Iki Kayip
02 Rahip Bahira
03 Hilfü’l-Füdul
04 Evlilik Teklifleri
05 Yuva
06 Kabenin Yeniden Insasi
07 Ilk Vahiy
08 Namaz

CD3
01 Aileni Uyarip Korkut
02 Kureys Karsi Cikiyor
03 Evs ve Hazrec
04 Ebu Cehil ve Hamza
05 Kureys’in Teklifleri ve Istekleri
06 Kureys’in ileri Gelenleri
07 Korku ve Umit
08 Ailelerde Bolunmeler-1

CD4
01 Ailelerde Bolunmeler-2
02 Es-Saa (Kiyamet)
03 Uc Soru
04 Habesistan
05 Omer
06 Boykot ve Kaldirilisi
07 Cennet ve Ebediyet

CD5
01 Huzun Yili
02 Senin Yuzunun Nuru
03 Huzun Yilindan Sonra
04 Yesrib’in Cevabi
05 Gocler
06 Bir Suikast
07 Hicret-1

CD6
01 Hicret-2
02 Medine’ye Giris
03 Ahenk ve Uyusmazlik
04 Yeni Yuva
05 Savasa baslangic
06 Bedir’e Dogru – 1

CD7
01 Bedir’e Dogru – 2
02 Bedir Savasi
03 Yenilenlerin Geri Donusu
04 Esirler
05 Beni Kaynuka

CD8
01 Olumler ve Evlilikler
02 Duzensiz Saldirilar
03 Savasa Hazirliklar
04 Uhud’a Yuruyus
05 Uhud Savasi – 1

CD9
01 Uhud Savasi – 1
02 Intikam
03 Sehitlerin Gomulmesi
04 Uhud’dan Sonra
05 Intikam Kurbanlari
06 Beni Nadir

CD10
01 Savas ve Baris
02 Hendek
03 Kusatma – 1

CD11
01 Kusatma – 2
02 Beni Kurayza
03 Kusatmadan Sonra
04 Munafiklar
05 Gerdanlik
06 Iftira

CD12
01 Kureys’in Yasadigi Ikilem
02 Apacik Bir Zafer
03 Hudeybiye’den Sonra
04 Hayber

CD13
01 En Cok Sevdigim Kim?
02 Hayber’den Sonra
03 Umre ve Sonrasi

CD14
01 Olumler ve Bir Dogum Vaadi
02 Anlasmanin Bozulmasi
03 Mekke’nin Fethi

CD15
01 Huneyn Savasi ve Taif Kusatmasi
02 Uzlasmalar
03 Zaferden Sonra
04 Tebuk
05 Tebuk’ten Sonra

CD16
01 Dereceler
02 Gelecek
03 Veda Hacci
04 Secim
05 Cenazenin Gomulmesi ve Hilafet

http://rapidshare.com/files/164921703/Hz.Muhammedin_Hayati._up_by_maksudsahin.part1.rar
http://rapidshare.com/files/164936398/Hz.Muhammedin_Hayati._up_by_maksudsahin.part2.rar
http://rapidshare.com/files/164953882/Hz.Muhammedin_Hayati._up_by_maksudsahin.part3.rar
http://rapidshare.com/files/164970017/Hz.Muhammedin_Hayati._up_by_maksudsahin.part4.rar
http://rapidshare.com/files/164986391/Hz.Muhammedin_Hayati._up_by_maksudsahin.part5.rar
http://rapidshare.com/files/164991423/Hz.Muhammedin_Hayati._up_by_maksudsahin.part6.rar

Dosyalarda rar şifresi: maksudsahin

Huzur-un-da Serdar Tuncer

Kapının önündeyim. İçimde kelebekler. Aylardan sonra.
Korkuyor muyum, belki. Seviyor muyum, sana belki yok, bilirsin. 

 Boynumu uzatıyorum kapı aralığından. Sen geldin diyen aşık geliyor aklıma.
Şükür ki kapın aralık. Yoksa ben hiç sana seni getiremezdim. 

 Bekliyorum, gözlerim ayaklarımın ucunda.
Bir bakışın yetecek, sonrası dizlerinin dibi. Bekliyorum.
Bir bakışın nelere yetmez ki.
Gel diyor gözlerin. Bir de kal dese gözlerin, ol dese…
Sustum. İşine  karışmam. Fark etmez beklesem sonsuza dek.
Dizlerinin dibindeyim işte.
İçim bir kelebek.

     Bir tebessüm etse cihan gülüyor. Yürüse yıldızlar peşi sıra, dursa hayat duruyor.
Hele bir de konuştu mu…
O söyleyince söz başka bir şey oluyor.
Su dese su akıyor, ateş dese ortalık yangın yeri, gül dese gül kokuyor kainat.
Kelimeler canlanıyor yar dilinde, yar elinde dirilmeyene söz neylesin?
Dil susar, o kolay. Gönlüm susuverse bir de.
Babam haklı, ben işime bakayım.
Yap dediğini yap, yapma dediğini yapma.
Susturmak onun işi, dilsiz dudaksız konuşmak onun.
Bir şeyler söyleyecek, işte, dur dinle.
Sevgiye dil olmadınsa, kulak kesil sevgiliye.

     Zalim olmayın diyor. Yaptığım zulümler dikiliyor karşıma bir bir.
Terslediğim dilenci, kızdığım çocuk, kopardığım çiçek.
Zalimim ben.
Terliyorum. 
Zulüm ne ki sahi?
Hakikati örtmek zulümdür, diyor. Gönlüm deprem yeri.
Başkasından hakikati gizlemek zulüm. Peki ya kendimden gizlediğim?
Allah en güzel şekilde yarattı, kalp O’nun mekanı. Ruhundan içti ruhum.
Aşağılara düştüm sonra. Kurak bir çöl oldum.
Gönlüm ağyara mekan, varlığım yare perde şimdi.
Benim benden gizlediğimi kim kimden gizleyebilir?
Alev alıyor içimde kelebekler. Aşka uçarsan kanatların yanar.
Oda kararıyor birden, kapılar kapanıyor sanki. Aşka uçmazsan kanat neye yarar.
Gece balık ve deniz oluyor her yer. Yunus peygamberin duası açıyor üç perdesini karanlığımın. ‘Senden başka ilah yok, sen en yücesin, ben nefsine zulmedenlerden oldum’. Tövbe ediyorum zalimliğimden,
söz veriyorum zulmetmemeye ve biliyorum;
tövbem tövbeye muhtaç,
sözünde durmak erkek işidir.
     
     Elleri ne kadar güzel. Nasıl bir ahengi var ellerinin sözleriyle.
Kimyası mı bir sevgili, pamuk mu her ikisi de.
Sözler şekil bulurken dudaklarında eller dile döküyor şeklin anlatamayacaklarını.
Mazlum olun diyor, Adem peygamber de mazlumdu efendimiz de.
Anlamaya çalışıyorum. İlk insan da ilk yaratılan son sultan da mazlumsa mazlumluktan nasibini almayan kişi ne güzel olabilir ne de insan.
Öyleyse mazlum olmalı.
Zalimlikten vazgeçerek başlamalı mazlum olmaya.
İnsan zalim değilse mazlumdur.
Efendimizin sevgisi gönlüne düşen kişi bu mazlumluktan pay almadan ölmez ki.
Gariplerden ol ki müjdelesin seni de yar.
 Mazlum ol canım mazlum ol.
Ölmeden ölebilene ölmek yok, sonsuzluk var.

      Dizlerinin dibindeyim. Gözlerim yere mıhlı.
Her yer dizlerinin dibi olsa keşke.
Olur mu bir gün? Bilmem.
Olmazsa  zulüm olmaz mı?
Sus kalbim sus. Sev  kalbim sev.
Allah c.c. diyor, mazlumları çok sevmiş sanki. Yutkunuyorum. Mazlumların ne güzel kaderi var. Cehennemi burada yaşıyorlar sonrası saadet, sonrası yar. 
Zalimler hesabına ağlamak geçiyor içimden.
Onlar hakikatte kendilerine zulmediyorlar.
Bir bilseler…Allah onları sevmeyecek.
Dünyaları cennet olsa ne çıkar.

     Kalbim bir Arasat. Dudaklarım bir pamuk. Gitme vakti.
Bir gün sana bensiz gelsem. Giden kim olurdu kalan kim?
Hayal kurmak güzeldir derdi babam. 
Aralanmış kapılar ardına kadar. Oda bomboş ne gelen var ne giden.
Yükledi sırtıma derdi babam.
Ben bana zulmediyorum. Bir yarım diğer yarımın zalimi.
İki kişi olmadan olmaz diyenin hatırına içimdeki mazlumu çok sev.
 “Levra” utanırım senin sevdiğine zulmetmekten.

Beni benden kurtar. Bana bir şey ver.
Gönlünden çıkardığın incileri aklımda tutuyorum.
Aklımda tuttuğum incilerini gönlüme sakla.
Bana bir şey ver.
Korkarım bir gün beni avutmaz bu şekerler
.

Sevval ayi orucu

Ramazan-ı Şerif’ten sonraki Şevval ayında oruç tutmak öteden beri sevimli bir adet olarak gelmiştir.

Bir ay boyunca oruca alışmış olan insanlar, şevval ayında da altı gün oruç tutmaya büyük bir ilgi göstermiş, hatta teravih gibi sıcak bir ilgiyle şevval ayı orucunu sürdüre gelmişlerdir… Elbette bu sıcak ilgi sebepsiz değildir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, şevval ayı orucunun bir sene oruç tutmuş gibi sevaba vesile olacağını duyurmuş, bu yüzden de bir ay Ramazan orucu tutanlar, şevvalde altı gün oruç tutmakla bütün seneyi oruçlu geçirmiş olma sevabını kaçırmak istememişlerdir. Bu konudaki hadisi ve yorumunu şöyle ifade edebiliriz:

“Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!.”(Riyazü�s-Salihin, C.2,S.510,2.)

Demek ki, bir aylık Ramazan orucundan sonra Şevvâl’de de altı gün oruç tutarak orucunu otuz altıya çıkaran kimse, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevap almaktadır.

Âlimlerimiz, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi sevap almanın izahını şöyle yapmaktalar:

Ramazan boyunca oruç tutan insan her orucuna on sevap almışsa yekûnu üç yüz eder. Şevvâl ayında tuttuğu altı orucuna da onardan altmış sevap alınca, eder üç yüz altmış. Yani bir sene.. Dolayısıyla hadîsin işaret ettiği sırra nâil olur. Bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi mânevî kazanç elde edebilir.

Aslında bu gibi mânevî konularda esas olan, o işi ihlasla yapmak, büyük bir gönül arzusu ile talip olmak mühimdir. Bâzen öyle oruçlar olur ki, tutanın gönlünde beslediği derin ve sâfî ihlas yüzünden 360 gün değil, belki 360 senelik nâfile oruç sevabını alabilir.. İhlas ile kim ne isterse Rabbimiz onu verebilir. Bu bir niyet ve yorum meselesidir.

Tıpkı yolun kenarına uzaklardan bir taşı yuvarlayarak güç bela getirip yerleştiren adamla, bu taşı oradan aynı güçlükle uzaklaştıran bir başka adamın niyeti ve yorumu gibi.

Biri düşünmüş ki:

- Bu çölün ortasında yaşlı bir adam yolda giderken bineğine binmek istese, üzerine çıkıp da hayvana binebileceği yüksek bir yer yoktur. Öyle ise şu taşı yuvarlayıp yolun kenarına getireyim de, yolda gitmekte olan yaşlı ve çocuklar hayvanlarına binmek istediklerinde taşın üstüne çıkıp bineklerinin üzerine kolayca atlasınlar, sevabı da bana olsun. Adamın bu hâlis niyetine bakan Rabbimiz ondan razı olmuş, istediği sevabı ihsan eylemiş.

Böyle güzel niyetle getirilen taşı oradan öfke ile yuvarlayıp uzaklaştıran adam ise şöyle düşünmüş:

- Bu taşı buraya getiren kimse ne kadar da yanlış bir iş yapmış. Hiç düşünmemiş ki, gözleri görmeyenler, karanlıkta fark edemeyenler taşa takılıp yere düşerler. Şu taşı buradan uzaklaştırayım da kimse takılıp yere düşmesin, sevabı da bana olsun.

İşte bu adam da taşı buradan uzaklaştırdığından dolayı Allah(cc) rızasını kazanmış, ümit ettiği sevaba nail olmuş. Her ikisinde de niyet hâlis, yorum makul…

Biz de sâfi bir niyetle altı gün orucumuzu tutarsak, belki Rabbimiz bu niyetimize, bu bağlılığımıza bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaplar ihsan edebilir, hatâlarımızı affedebilir.. Rabbimizin hudutsuz rahmetine kimse sınır çizemez. Kimse kendi cimriliğini O’ na da şâmil kılamaz.

Bu orucun arka arkaya olması şart değildir. şevvâl ayı içinde olması yeterlidir.

Bir de Ramazan içinde tutulamayan oruçlar varsa, önce o borç olanı tutmak da makul ve meşru olur. Bir an önce borçtan kurtulmayı düşünmek elbette çok yerindedir. Ancak borcu sonra da tutabilirim diye de düşünebilir.. Bu bir tercih meselesidir. Her ikisi de caizdir.

Bir diğer husus da, Şevval ayında iki bayram arası nikah yapılmaz iddiası vardır ki, artık bu batıl iddia etkisini kaybetmektedir. Çünkü Aişe validemizin nikahı Şevvalde olmuş, yani iki bayram arasında yapılmış, ne uğursuzluk, ne de bir başka dinî yasak söz konusu olmuştur. Bu yanlış yorum şuradan da beslenmiş olabilir. şayet bayram cuma gününe rastlarsa, bayram namazı ile cuma namazı arası iki bayram namazı arasıdır. Böylesine dar bir vakte nikahı sıkıştırmayın, iki bayram namazının dışında yapın nikahınızı, tavsiyesini, Ramazan ve Kurban Bayramı arası gibi geniş zamana yayanlar, böyle bir yanlış anlamaya sebep olmuşlardır, diye de düşünülebilir.

Bir Menkîbe

Süfyanı Sevri anlatıyor:

- Ben Mekke-i Mükerreme’de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Harem-i şerife gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana selam verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki:

-Ben öldüğüm vakitde kendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece beni terk etmeyip kabrimde gecele. Mükireyn suali anında bana Tevhid’i telkin et!, dedi.

Ben de o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana emrettiğinin aynını yaptım: Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanıklık arasında iken :

-Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkinine ihtiyaç kalmadı, diye bir ses işittim.

O zaman:

-Ne sebeple bu lütfa eriştin, diye sordum

Bana cevap olarak:

- Ramazan-ı şerifin orucunu tutup şevval’den altı gün daha eklemem sebebiyle, dedi.

O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu Rahmanîdir; şeytandan değildir. O zaman da kabrin yanından ayrıldım ve “Ya Rabbi! Beni Ramazanın orucuna ve şevval’den altı gün orucuna muvaffak kıl” diye dua ettim. Allah(cc)ü Teala Hazretleri beni de muvaffak kıldı.

Mehmet Paksu

BAYRAM OLA

bayram10083gh8qf6

 

Bayram Ola

Bayram, sevinilecek bir şey varsa yapılır. Biz Ramazan ayı biter bitmez bayram yapıyoruz. Acaba bizi sevindiren Ramazan ayının bitmesi midir? Ayların sultanı bilip başımızın üstünde tuttuğumuz Ramazan ayı bitti diye mi seviniyoruz, yoksa işin içinde başka şeyler mi var?

Bayramdır, sevinelim.
Bayramdır, eğlenelim.

Bayramdır, eşi dostu, akrabayı, konu komşuyu ziyaret edelim. Gönül alalım. Sevincimizi, sevgimizi paylaşalım. Değer verelim, ikramlarda bulunalım. Güler yüzle, sıcak gönülle karşılayalım ve karşılaşalım. Ama haramlardan sakınarak…

Bayram böyle bir şey işte… Hem seviniyoruz eğleniyoruz, hem de sevap alıyoruz. Bayramlarda sevinip eğlenmek, sevindirmek, gönül almak sünnettir, hepsi birer ibadettir. Sevinerek, eğlenerek sevap kazanmak ne hoş…

İLK BAYRAM VE MÜSLÜMAN BAYRAMLARI

Peygamber s.a.v. Efendimiz ve Mekke’deki ilk müslümanlar Medine’ye hicret edinceye kadar bayram nedir, bilmediler. Çünkü bayram edebilecek rahatlık bulamadılar; sevinçlerini birbirleriyle paylaşabilecek fırsatları hiç olmadı. O sıralarda Mekke’de müslüman olmak demek, itilmek, kakılmak, horlanmak, eziyet çekmek, işkence görmek demekti. Hayat imkanı bile tanınmayan bir insan bayramı nasıl düşünsün?

Nihayet Medine-i Münevvere’ye hicret başladı. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz de Medine’ye ulaştı. Medine’nin yaşadığı en büyük bayram da o gün gerçekleşti. Sevinçlerin en büyüğünü Medine o gün yaşadı.Böyle bir sevinç, böyle bir bayram, sadece bu mübarek şehre ve orada yaşayanlara nasip oldu. Bu bayram, dünyada bir kere gerçekleşti.

Günler geçmeye, aylar birbirini kovalamaya başladı. Medine-i Münevvere’de, Allah(cc)’ın Peygamberi s.a.v.’in şekillendirdiği bir hayat kuruluyordu. Dolu dolu, canlı, dünya ve ahiretin bir arada, bir dengede yaşandığı bir hayat… Güzel ve iyi olan gelenekler devam ediyordu, eksikleri olanlar tamamlanıyor, yanlış adetler, alışkanlıklar ise iyi olanlarla değiştiriliyordu.

Medine ahalisinin İran kültüründen etkilenerek uzun zamandan beri yapageldikleri iki bayramları vardı. Rasulullah s.a.v. bu bayramların yapılmış olduğunu duyunca bundan hoşlanmadı ve onların yerine Ramazan sonunda ve hac ibadetinin bitiminde bayram yapılmasını ilân buyurdu. (Ebu Davud, Salât 246). O günden sonra Medine-i Münevvere’de bayramlar, Ramazan ve hac ibadetinin sonunda büyük bir sevinç ve neşe içinde kutlandı.

HAYRA ERMENİN SEVİNCİ

Bayramlar toplumların sevinç günleridir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz de her toplumda bulunan bu geleneği müslüman için anlamlı bir hale getirip, tamamen İslâm’ın değerleri ve sevinçleri üzerine inşa etti.

Ramazan ayı özel olarak Allah(cc) tarafından seçilmiş bir aydır. Allah(cc) Tealâ’nın ezelî ve ebedî sözleri demek olan Kur’an-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. İnsan ve insanlık için hayat ölçüsü olsun, hayat onunla kıymet bulsun diye lütuşarın en büyüğü olarak gönderilmiştir.

Yüce Mevlâ içinde Kur’an-ı Kerimi indirdiği Ramazan ayını ayların en bereketlisi kılmış; özellikle onu indirdiği geceyi de bin aydan hayırlı eylemiştir. Ramazan ayında güzelce orucunu tutan ve gecelerini elinden geldiğince değerlendiren kulunun kalbine takva hassasiyetini yerleştireceğini de müjdelemiştir.

fiimdi bir insan Kur’an’ı hayatına uygular, onun gereğince bir hayat yaşamaya çalışırsa binlerce insandan daha hayırlı olmaz mı? Böyle bir müslüman Ramazan ayına ulaşmış, güzelce orucunu tutmuş ve gecelerini değerlendirmeye çalışmışsa, doyasıya bayram etmeye hak kazanmaz mı? İşte bu, bayram edilecek çok büyük bir nimettir.

O halde Ramazan bayramı için şunu da söyleyebiliriz: Bu bayram bir müslüman için takvayı elde etme ve bin aydan daha hayırlı olan bir gecenin bereketinden faydalanmış olma bayramıdır.

HÜRRİYETİN, HUZURUN, KARDEŞLİĞİN BAYRAMI

Esirler bayram yapamazlar. Çünkü onlar bir yokluk ve yoksunluk hali yaşamakta, iradeleri başkalarınca kontrol edilmektedir. Bayram ise ancak özgür irade sahiplerine ait bir haldir. Müslüman da Yaratıcısı’nın emrini dinleyip insanı esir yapan tesirlere karşı koymuş ve nefsin ve şeytanın zulmünden diğer müslüman kardeşleriyle birlikte özgürlüğe kavuşmuştur. Kul olma özgürlüğüyle ibadetlerini yerine getirebilmiş olma nimetine karşı şükredip bayram yapmaktadır.

Nefsine ve şeytana karşı sabrederek hayır çerçevesinde kalabildiği için bir sabır bayramı yaşamakta, onların tahakkümünden kurtulmanın sevincini kutlamaktadır.

Oruç ibadeti ve diğer hayırlı işlerin daha yoğun yaşandığı bu ayda bütün günahlara ve hatalara daha çok tevbe etmek de, Peygamber s.a.v. Efendimiz’in tavsiyelerindendir. Ramazan ayının sonuna ulaşan bir müslümanın kalbi, ibadetler ve tevbe ile iyice yumuşamış, yanlışlardan ve günahlardan nefret etmeye başlamıştır. Bayram sabahına bu duygularla ulaşan bir müslüman için bu bayram, aynı zamanda günahlardan ve yanlışlardan kurtulma bayramıdır.

Ayrıca, sosyal hayatta en ciddi hastalıklardan biri kabul edilen dargınlıkları küskünlükleri sona erdirme imkanı sunduğu için, her bayram bir sosyal huzur bayramıdır aynı zamanda.

Hayatın yoğunluğu içinde insan görüşme fırsatı bulamadığı akrabalarıyla, dostuyla, arkadaşıyla bu mübarek ayın sonunda, bayram vesilesiyle bir araya gelmekte, sevincini paylaşabilmektedir. Farz olan sıla-i rahim bu vesile ile gerçekleşmektedir. Bu açıdan bakıldığında bayram, fertler arası bağların güçlendiği bir sıla-i rahim bayramıdır bir taraftan da.

Bütün bunlar bir araya gelince, bayram edilmez de ne yapılır? Müslümana da böyle bayramlar yakışır. İşte Ramazan ve Kurban bayramları müslüman bayramı. Sevinmenin, eğlenmenin, izzet ikram etmenin ibadet olduğu bayramlar…

Kutlu olsun, mübarek olsun.

YIL BOYUNCA ORUÇLUYMUŞ GİBİ

Şevval ayının birinci günü Ramazan bayramıdır. Bayram gününden sonra Şevval ayı bitinceye kadar altı gün oruç tutmak, Rasulullah s.a.v. Efendimiz tarafından tavsiye edilmiş sünnet bir ibadettir. Efendimiz s.a.v., “Kim Ramazan orucunu tutar, sonra Şevvâl ayından altı gün ona eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm 39) buyurmuşlardır.

Şevval ayında tutulacak altı günlük oruca bayramdan hemen sonra başlayıp ara vermeden tamamlamayı daha faziletli kabul eden âlimlerimiz olduğu gibi, ayın içine yayarak tutmayı daha faziletli bulanlar da vardır. Hangisi istenirse tercih edilebilir.

Mehmet IŞIK • SEMERKAND

Kadir Gecesi duası…

Müminlerin annesi Hz.Aişe radıyallahu anha şöyle diyor :Şöyle buyurdu:

“Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.”

(Ahmed, İbn-i Mace ve Tirmizî)

Duanın okunuşu:

Allahumme inneke ‘afuvvun kerîmun tuhibbul ‘afve fa’fu annii.

Bu çok önemli, şu son günlerde bu duaya devam edelim inşaAllah kardeşler..

Buradaki Afuv isminin Gafur isminden ayrılan bir özelliği var:

Han duada diyor ya ” İnneke Afuvvun Tuhibbul afve”

Afuv isminin özelliği, tamamen siliyor herşeyi..

Yani en büyük günahları bile işlesen, çok günahkar da olsan eğer Kadir gecesine rastlarsan Afuv olan O, herşeyi siliyor ve ötede sana vereceği yeni hafızayla sana bile unutturuyor işlediğin günahı,

  
solda günahları yazan meleklere de unutturuyor,
bembeyaz bir sayfa sanki yeni doğdun!
  
İşte öyle oluyor..

Bu hatalardan kişi sorumlu değildir!
 
İşte Ğafur böyle; mağfire var ama sayfa mevcut.. 

Afuv isminin Tevvab ismiyle alakasına ve Afuv’vun, Kadir Gecesi ile alakasına bakarsak;

Afuv ismi, alır Tevvab’a götürür insanı..İşte Rabbimiz bunu istemiyor..Özel bir gece vermiş bize ve diyor ki :

“Bu gece Afuv gecesi..Kişi ne işlediyse; hatta zina, hatta kumar, hatta..hatta.. hatta hepsini siliyorum! Sanki hiç işlememiş tüm bunları , sanki yeni doğmuş annesinden tertemiz…”

İşte Afuv’vun, Kadir Gecesi ile alakası da bu..

O yüzden Efendimiz aleyhisselam, özellikle Kadir gecesi bu duanın okunmasını istiyor..

Senelik temizlik..

Çünkü O, dünyayı ıslah için yaratılan insanın sürekli yenilenmesini istiyor..

Çünkü günah içinde, Rabbinden umudunu kesmiş insan üretici olamaz, ne kendine ne başkasına faydalı olamaz! Kaybolur gider..

Afuv’ la siliyor ve Tevvab’a çağırıyor insanı..

Yeni bir umut, aradaki hacizin kalkması..

Kapıların açılması..

Yeni bir insan olarak hayatı yeniden kucaklamak..

 
Kadrini bilenlerden eylesin Rabbim cümlemizi..
 
muhabbetle
Ayşe Reşad

Nasıl?

Kişi günah işler, tevbe eder..Sonra yine işler yine tevbe eder…

Bu böyle devam eder, belki 10 kez aynı işlem tekrarlanır..

Sonra kişi artık utanır Rabbinden ve O’na gidemez olur, tevbeyi bırakır..

Aynı günahı işlemeye devam eder..

”Yüzüm kara, gönlüm kara” der, kendine güvenini kaybetmiştir..

Ve.. Kişiyle Rabbi arasında bir haciz, set, bir duvar oluşur bu merhalede..

Kişi “ nasıl olsa battım ben, Rabbimin karşısına da çıkmaya yüzüm yok” der ve günah işlemeye devam eder..

Duvar gittikçe kalınlaşır, kalınlaşır..

Kişi Rabbinden uzaklaştıkça uzaklaşır..

Ama Afuv; o dopdolu sayfa yırtılıp atılmış ya da tamamen silinmiş ve herkese unutturulmuş..Kişi tertemiz, annesinden doğduğu gibi..

SubhanAllah! Ne büyük bir lutuftur bu..

Devam edelim inşaAllah bu duaya, olur ki rastlarız Kadir Gecesine..

Ama diğer isimler farklı mesela Ğafur, bunda unutturma yok, sadece hesaba çekilmiyor kişi..

Şöyle bir örnekle izah edebiliriz;

Mesela kişinin hatalarını gösteren bir sayfa var; yaptığı bütün hatalar, günahlar yazılı orada, dopdolu, ama altına not düşülmüş;

“Ya Resullullah, Kadir Gecesi’ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim?”

sevgisiz kalamıyorum diyorsanız

1z2draq

Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız…

Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru..

 Kapatın gözlerinizi..

Aydınlığınız gönlünüzdeki O’na olan sevginiz olsun..

Göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza..

Yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

 Işte dost nedir bilmek mi istersiniz..

Menfaatsiz..

 Korkunuz olmayacak..

Acaba demiyeceksiniz..

 Acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmayacak Yüreğinizde..

Çünkü O vaat ediyor..

Severseniz severim..

 Severseniz severim..

 Severseniz severim..

Ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak..

 Sevginizin karşılıksız kalmayacağını bilmek..

 Şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta..

Onca sevgiliye bir çare bir derman..

Yürek yakmayan..

Yüreğe serinlik veren bir dost..

Vedud olan bir dost..

Rahman olan bir dost..

 Rahim olan bir dost..

Gafur olan bir dost..

Sözünde sadık olan bir dost..

Surete değil sirete bakan bir dost..

Dost.. dost.. dost..

diye inleyene

Gel.. gel.. gel..

diye nida eden bir dost..

 Ben seni sevdim diyene

Gel kulumsun diyen bir dost..

 Suretimle..

 maddemle değil..

yüreğimle acziyetimle geldim diyene

Rahmetinle..

şefkatimle..

 inayetimle karşılandın diyen bir dost..

 Haydi Yandıysa yüreğiniz..

Yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi..

Sevginiz hep sevgisiz kaldıysa..

Yüreğinize değer verilmediyse..

Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız

Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru.

 Kapatın gözlerinizi..

 Aydınlığınız gönlünüzdeki O’’göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.

Yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız..

O dost ise yürekte serinlik var

 O dost ise yürekte huzur var

O dost ise yürekte coşku var

O dost ise yürekte yürek var…

Ve O..

 eğer O sevgili ise aşık olunan ise..

İşte o zaman yürekte olana tarif yok..

İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok..

İşte o zaman yürekte olanı söyleyecek dil yok..

 İşte o zaman O var..

Ve O var ise..

Haydi artık sözler sükut etsin..

 Bırakın yürekleriniz konuşsun..

Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..

Göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..

Yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..

Sevgilinin size nasıl tecelli ettiğiniz işte o zaman..

İşte o zaman anlayacaksınız..

Ve işte o zaman anlayacaksınız

 O dost ise her şey dost

O sevgili ise her şey sevgili…

www.bilvanis.net

Beraat kandiliniz mübarek olsun.

774699031_small

foton kuşağı-Ahmet Maranki ile

Müslüman olan Avusturalyalı gencin hikayesi